Allah’a hamd, Rasulüne salât ve selam olsun.
Rasulullah (sav), Mekke’den Medine’ye hicret ettikten birkaç ay sonra Ensar ile Muhacir arasında bir kardeşlik tesis etmek istemiştir. Ve yaklaşık olarak kırk beş kadar Ensarı kırk beş Muhacire kardeş kılmıştır. Bu kardeşliğin neticesinden Ensar malının yarısını hatta sahip olduğu şeylerin yarısını kardeşlerine vermek istemişlerdir. Rasulullah’ın (sav) huzuruna çıkarak fedakârlıklarını gösteren şu teklifte bulundular;
“Yâ Rasulullah! Hurmalıklarımızı da Muhacir kardeşlerimizle aramızda bölüştür!”
Ancak, Muhacirler o ana kadar ziraatla meşgul olmamışlardı. Ziraat işlerini pek bilmiyorlardı. Bunun için Peygamberimiz (sav), Muhacirlerin yerine Ensarın bu teklifini kabul etmedi. Netice olarak ise şu hususta karar kıldılar. Ensar ekip, biçme işini yapacak. Muhacirler ise sulama ve tımar işleriyle ilgilenecekti.
Yine birbirlerine kardeş kılınanlardan iki kişi de Abdurrahman İbni Avf ile Sad bin Reb’i idi.
Abdurrahman İbni Avf şöyle anlatmaktadır;
“Biz Medineye hicret edip geldiğimiz sıralarda Rasulullah (sav) benimle Sad bin Reb’i arasında kardeşlik kurmuştu. Bunun üzerine Sa’d bin Reb’i; “Ben mal bakımından Ensarın en zenginiyim. Malımın yarısını sana ayırdım. Sonra bak hanımlarımdan hangisini istersen O’nu senin için boşarım. İddeti geçince onunla evlenirsin.” dedi. Bende O’na; “Allah hanımını ve malını sana mübarek ve hayırlı eylesin. Benim onlara ihtiyacım yok. Sizin alışveriş yaptığınız çarşı nerededir? Sen beni yarın sabah oraya götür yeter.” dedim. Sa’d da beni Kaynuka çarşısına götürdü. Orada yağ ile keş alıp satmaya başladım. Çok geçmeden epeyce bir kazanç sağladım.”[1]
Rasulullah (sav), Abdurrahman İbni Avf ile ilgili bereket ve hayır dua ettiğinden çok geçmeden yüklü bir kâr elde etmişti.
Kardeş olanlardan bazıları ise şunlardı;
Zübeyir bin Avvam, Ka’b bin Malik ile
Musab bin Umeyr, Ebu Eyyub el Ensarî ile
Sad bin Ebi Vakkas, Sad bin Muaz ile
Abdullah İbni Mesud, Muaz bin Cebel ile kardeş olmuştur.
Bu olaylardan çıkarılabilecek dersleri şu şekilde sıralamamız mümkündür.
1) İnsanın gurbet diyarında, yabancılık çektiği ortamlarda en fazla ihtiyaç duyduğu hususlardan birisi bir destekçinin ve dostunun olmasıdır. Yukarıdaki zikredilen hususlardan anladığımız gibi Efendimiz Medine’ye yerleşir yerleşmez ilk yaptığı iş kardeşliği tesis etmek olmuştur. Çünkü insan gittiği memlekette yol, yordam bilen bir kişinin rehberliğinde hayatını daha kolay idame ettirebilir. Gurbet diyarındaki garipliğini bir nebze daha azaltabilir.
Çünkü kişinin kendi memleketinden çıkarılması ya da orayı terk etmek zorunda kalması kendisi için bir imtihandır. Eğer bu husus imtihanlardan sayılmayacak olsaydı, Allah Teâlâ, peygamberlerin kıssalarında yurtlarından çıkarılmaya çalışan peygamberlerin durumunu bizlere anlatmazdı.
Yurdunu terk etmek zorunda kalmak bir imtihandır ve zorluktur. Ancak insanın bir dost veya kardeş ile bunu biraz hafifletmesi mümkündür.
Nitekim Efendimiz Mekke’den çıkarıldığında memleketi için üzülmüştür.
2) Efendimiz kardeşliği tesis ettikten sonra hiçbir kardeş kardeşi olduğu kimseyi istismar etmeye çalışmamıştır. İnsanlar kendilerine bir başka kardeşinden kardeşlik beklerken çok fazla beklenti içerinse girerken, kardeşliğini sergileme hususunda ise cimri davranmaktadırlar.
Kardeş ilan edildikten sonra bir kardeş diğerine sahip olduğu şeylerin yarısını teklif ederken diğer kardeşi bunu kabul etme noktasında çekimser davranarak onu reddetmektedir. Zaten veriyor diye muhatabını hesap etmeksizin mala girişmemiştir.
Bu onlar arasındaki kardeşliğin ne kadar seviyeli ve dengeli olduğunu göstermektedir. Bunun bir benzer örneği ise Efendimiz ile Ebubekir (ranh) arasında meydana gelmiştir. Birlikte hicret edeceklerini Efendimiz haber verince Ebubekir (ranh), binek hazırlığına girişti ve hazırladı. Yola çıkacaklarında ise Efendimiz bineğin parasını verdi ve bu konuda ısrarcı oldu.
Abdurrahman İbni Avf (ranh) da kardeşine tekliflerine karşılık olarak pazar yerini sorma ile işe başlamıştır. Kardeşini istismar etmemiştir. Aslında kendisine verilen teklif ile çok daha rahat edebilirdi.
Velhasıl buradan çıkan netice bizler kardeşlerimize karşı bize düşen sorumlulukları yerine getireceğiz. Ancak bunu yaparken bir minnet içerisinde ve beklenti içerisinde olmayacağız. Kardeşlerimiz bize kardeşliklerini sergilediklerinde ise onları düşünmeksizin hareket etmeyeceğiz.
3) İnsanların ellerindekine karşı zahit olmak insanı hem insanların gözünde hem de Rabbinin gözünde yükseltir ve yüceltir. Nitekim bir hadiste şöyle geçmektedir;
Bir adam Rasulullah’a (sav) geldi ve şöyle dedi; “Ey Allah’ın Rasulü! Bana bir amel öğret ki onu yaptığımda Allah ve insanlar beni sevsinler. Rasulullah (sav) şöyle dedi; “Dünyaya karşı zahid ol (rağbet etme) ki seni Allah sevsin. İnsanların sahip oldukları şeylere karşı zahid ol (rağbet etme) ki insanlar seni sevsin.”[2]
İnsanlar kardeşliklerinin gereği olarak her ne kadar sana bir şeyler teklif etseler de senin onlara rağbet etmeyerek zühd sahibi olman kardeşinin sana olan rağbetini de artıracaktır. Ancak kardeşlik hukuku içerisinde sürekli kardeşine yük olan ve sorumsuz davranan kişiye karşı kardeşinin sevgisi de azalacaktır.
4) Sahabe neslinden ve Efendimizden kardeşliğin nasıl yapılacağını da öğrenmekteyiz. Kardeşliğin belki de en önemli yapı taşı kişinin kardeşini kendi nefisine tercih etmesidir. O’nun sahip oldukları ve kazandıklarından ötürü O’nu kıskanmamasıdır.
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;
“Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine'ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”[3]
Rasulullah (sav) ise şöyle buyurmaktadır; “Nefsimi elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, bir kişi hayırdan kendisi için istediğini, Müslüman kardeşi için de istemedikçe mükemmel bir şekilde iman etmiş olmaz.”[4]
Bu hadiste zikredilen husus ise kişinin kardeşini kendi nefsine tercih etmesinin en asgari şeklidir. Çünkü kendisine verilmesini istediği şeyin kardeşine de sadece verilmesi temenni etmesi, irade etmesidir.
Kendisi için istediğini kardeşine isterken dua ederse bununla duasına hemen icabeti elde eder. Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur;
“Kardeşinin gıyabında dua eden hiçbir mü'min yoktur ki melek de: 'Bir misli de sana olsun.' demesin.”[5]
Ebu Davud’un rivayetinde ise şöyle geçmektedir; “Melekler: "Âmin, bir misli de sana olsun!" derler.”
4) Elinin emeğinin ve çalışmanın karşılığını almanın da faziletini bu zikredilenlerden anlıyoruz. Rasulullah (sav) birden fazla hadisinde insanlardan bir şey istememe, insanlara el açmama noktasında bizlere nasihat etmektedir.
İnsanlara el açmak suretiyle onların üzerlerinden geçinmek, onlara yük olmak bir Müslümanın kişiliğine ve karakterine hesap edilmesi mümkün olmayan yaralar açar. Bu durum Müminin onurunu ve şahsiyetini zedeler.
Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır;
“Müslümanın şerefi, gece kıyamındadır. İzzeti/onuru ise, insanlara muhtaç olmamasındadır.”[6]
Bir başka hadisinde ise şöyle buyurmaktadır;
“Canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, sizden birinizin eline ip alıp sırtında odun taşıması, birisine varıp el açmasından daha hayırlıdır.”[7]
5) Bereketin önemini yine zikredilen hususlardan anlayabiliriz. Efendimiz sahabesine dua ettiğinde kısa sürede malının ne kadar arttığını ve bereketlendiğini anlıyoruz. Çok kazanmak mesele değildir. Bir işte bereketin olması önemli olandır. Bereket ise bir işte ya da bir meselede ilahi yardımın ve desteğin var olmasıdır.
Bereketi sadece kazançta değil, ömürde, vakitte de gözetmek gerekmektedir. İnsanın vakti bereketlenirse birden fazla işi yapmaya güç yetirir. Herkesin vakti aynıdır. Ancak vaktinde bereketi olan kişi bereketsiz bir 24 saatten daha fazla iş yapabilir. Kişinin ömrü bereketli ise kendisinden daha yaşlı olan insanlardan daha fazla ameli, amel defterine yazdırmış olacaktır.
Kazançta da bereket önemlidir. Bereket ise Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etmek ile kazanılabilir.
Rabbim vaktimizi, ömrümüzü bereketlendirsin.
Selam ve dua ile…
[1] (Buhari)
[2] (İbni Mace)
[3] (59/Haşr 9)
[4] (Ahmed bin Hanbel)
[5] (Müslim)
[6] (Beyhakî)
[7] (Buhari)