Boşanmak Bu Kadar Kolay Olmamalı!
Her işi kendiniz yaptığınız, bir yanınızın hep eksik olduğu yalnız bir hayat mı? Yoksa her şeyi paylaşıp mutlu olup sükûn bulduğunuz huzurlu bir hayat mı istersiniz?
Elbette akıllı ve fıtratı bozulmamış bir kimsenin evlilik hayatını seçmesi gerekir. Evliliğin en büyük güzelliği, insana manevi bir sığınak sunmasıdır.
Bu sığınağın yani toplumun çekirdeği olan ailenin ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunu ve şeytanın onu yıkmak için nasıl çalıştığını, Nebi (sav) şu hadisiyle açıkça ortaya koymaktadır:
"İblis, tahtını su üzerine kurar. Sonra ordularını (vesvese vericileri) gönderir. Onların rütbece en yakını ve ona göre en büyüğü, en büyük fitneyi çıkaranıdır. Onlardan biri gelir ve 'Onu, karısıyla arasını ayırıncaya kadar bırakmadım' der. Bunun üzerine İblis onu kendine yaklaştırır ve şöyle der: 'Sen ne iyisin! (Ne güzel iş yaptın!)' [1]
Şerh:
Bu hadis, şeytanın en büyük hedefinin aile birliğini yıkmak olduğunu çok net bir şekilde ortaya koyar. Şeytan, huzurun ve sükûnun merkezini hedef alarak insanlığı temelinden sarsmayı amaçlar.
"Kaynaşmanız için size kendi cinsinizden eşler yaratıp aranıza sevgi ve merhamet koyması da O'nun (varlığının) delillerindendir..."[2]
Eşin yanında bulunmak, dünyadaki koşturmacanın ve stresin ardından ruhun dinlendiği bir limandır.
Erkek açısından baktığınız zaman, sizin evde yapamadığınız yemeğinizi yapan birisi var. O, size yemek hazırlayan, çocuklarınıza canla başla bakan, çamaşırınızı yıkayan ve evinizin düzenini koruyan değerli bir ortaktır. Meşru ihtiyaçlarınızı gideren, haramdan uzaklaştıran en büyük nimettir.
Kadın için de evlilik, büyük bir kolaylık ve güvencedir. Dış hayat çoğu zaman çetin, rekabetçi ve acımasızdır. Erkeğin çalışması, kadına bütün bu zorluklardan sıyrılma, evinde sükûnetle eşini bekleme ve temel vazifelerine odaklanma konforunu sunar. Kadınlar ise bütün bu zorluklardan sıyrılmış halde mükellef olmadan evlerinde kocalarını beklerler. Bu konfor değil de nedir?
Sağlam Ahit (Mîsâk-ı Galîz)
Yüce Allah, evliliği sıradan bir ilişki olarak tanımlamaz. Kur'an-ı Kerim'de Nisa Suresi’nde şöyle buyrulur:
"Eğer bir eşin yerine diğer bir eşi almak isterseniz, onlardan birine (önceki eşinize) yüklerle mehir vermiş de olsanız, ondan hiçbir şeyi geri almayın. Ona iftira ederek ve apaçık bir günah işleyerek mi geri alacaksınız? Hem onu nasıl geri alırsınız ki, birbirinizle kaynaştınız (birleşip içli dışlı oldunuz) ve onlar sizden kuvvetli bir ahit (Mîsâk-ı Galîz) aldılar."[3]
Bu ayet, evlilik bağının ne kadar ciddi, ağır ve sağlam bir ahit olduğunu net bir şekilde ortaya koyar. Evlilik, geçici bir hevesle bozulabilecek kadar basit değildir; tarafların birbirine karşı taşıdığı manevi bir emanettir.
Örf, dinde önemli bir yere sahiptir. Yerine göre kadınların hakları, ailenin geçimi ve fakirlere yardım gibi konularda örfe başvurulabilir. Ancak bu, her durumda geçerli değildir.
Kur’an, kadınlara “kocalarınızla örfe göre geçinin” dememiştir. Çünkü örf, kimi zaman kadınlara karşı mesafeli durmayı hatta sert davranmayı meşru gösterebilir. Örfler, toplumdan topluma hatta aynı toplum içinde zamana göre değişkenlik gösterebilir.
Bu nedenle ayet, daha kapsayıcı ve evrensel bir ilkeyi esas alarak Müslüman erkeklere şöyle seslenmiştir: “Onlarla iyi geçinin!”[4]
Gerçek erkeklik, toplumun ne dediğine göre değil, hakikatin neyi emrettiğine göre hareket etmektir. “El âlem ne der?” kaygısıyla değil, iyilik ve güzellikle yaklaşmakla sorumluyuz. Öfke ve şiddetten uzak duran, sabır ve merhametle davranan kimseler, ailelerinde gerçek huzuru bulabilirler.
Evlilik Sadaka-i Cariye midir?
"Hüzünlü bir şekilde Peygamber'in (sav) yanına geldim. Bana "Neyin var ey Rebia?" diye sorunca:
"Ey Allah'ın Rasûlü! Ben cömert bir kavmin yanına gittim ve beni evlendirdiler. Mehri de sormadılar. Oysa benim yanımda mehir verecek bir şey yoktur" dedim.
Peygamber (sav) "Ona bir nevât (5 dirhem) ağırlığında altın toplayın!" buyurdu.[5]
Fakir birinin evlenmesine yardım etmek, en büyük hayır kapılarından biridir. Çünkü evlilikle bir erkek ve bir kızın iffetine sahip çıkılır, bir aile kurulur ve fıtrat korunur. Bu, uzun yıllar boyunca devam eden iyiliklerden biridir!
Bu evlilikten gelecek her salih evlat da, onlarca nesil sonra bile olsa sizin de payınız vardır. Düşünün, hiç secde etmediğiniz halde, terazinizde kaç secde olacak? Kaç tesbih, kaç sayfa Kur'an, kaç sadaka... Hatta oğlunun evlenmesine yardım etmek bile sadakadır, kızın mehrini hafif tutmak da sadakadır.
Neslin Muhafazası ve Salih Evlat Yetiştirme
Evlilik, insan neslinin meşru ve sağlıklı bir şekilde devam etmesinin yegâne yoludur. Evli çiftler, topluma faydalı, ahlaklı ve dindar bir nesil yetiştirme gibi yüce bir ortak sorumluluğu üstlenirler. Bu, dünyevi bir güzellik olduğu kadar, sadaka-i cariye (sürekli akan iyilik) kazandıran büyük bir ibadettir.
Allah'ın En Sevmediği Helal
Rasûlullah (sav) boşanmanın helal olduğunu, ancak bu helalin taşıdığı ağırlığı şu sözüyle bildirmiştir:
"Helal kılınan şeyler içerisinde Allah’ın en sevmediği şey, boşanmadır."[6]
Bu hadis, bize bir uyarıdır: Boşanma, son çaredir. Tüm kapılar kapandığında başvurulacak en zor karardır. İlişkideki ufak tefek pürüzler, anlaşmazlıklar veya geçici sıkıntılar, bu ağır kararı meşrulaştırmaz. Öncelikle sabır, anlayış ve af yolunu denemek gerekir.
Sevmediğin bir huyu varsa sevdiğin bir huyu da vardır
Boşanmanın kolaylaşmaması gerektiğinin en çarpıcı ve uygulamalı derslerinden biri, Ömer’in (ra) hilafeti döneminde yaşanmıştır.
Halk arasında adaleti ve sert mizacıyla bilinen Ömer (ra) bir gün evinde, eşinin kendisine karşı yüksek sesle konuştuğunu ve hatta nasihat ettiğini duyuyordu. Tam o sırada, bir adam telaşla kapısına geldi. Adamın niyeti, kendi karısının sık sık kendisine karşı gelmesinden ve yüksek sesle konuşmasından şikâyetçi olmaktı.
Adam, kapıda durdu ve evden gelen sesleri duydu. Koca Halife Ömer'in evinde bile eşinin kendisine sesini yükselttiğini ve konuştuğunu işitince, kapıyı çalmaktan vazgeçti. Kendi kendine "Müminlerin emiri bile bu durumda ise benim durumum ne ki?" diye düşündü ve geri dönmeye başladı.
Tam o sırada, Ömer kapıyı açtı ve adamın geri döndüğünü gördü. Seslenerek ne için geldiğini sordu. Adam utangaç bir şekilde:
"Ya Emire’l-Müminin! Karımın bana karşı olan tavırlarından, bazen yüksek sesle konuşmasından şikâyetçi olmak için gelmiştim. Ama kapınızda, sizin de aynı durumu yaşadığınızı işitince geri döndüm" dedi.
Ömer (ra) tebessüm etti ve adamı içeri davet etti. Şöyle buyurdu:
"Kardeşim! Eşim bana bazı haklar borçlu olsa da, ben de ona karşı yükümlülüklerimi düşünüyorum. O, benim yemeğimi pişiriyor, elbisemi yıkıyor, çocuklarımı büyütüyor ve evimi çekip çeviriyor. Hem de bütün bunları yaparken onu dinlenmekten ve haramdan koruyorum. Bu hizmetleri karşılığında biraz yüksek sesle konuşmasına veya beni eleştirmesine katlanamaz mıyım?"
İşte bu kıssa, evliliğin bir fedakârlık ve karşılıklı tahammül sığınağı olduğunu gösterir. Küçük pürüzleri, eşimizin bize sunduğu büyük hizmetlerin ve beraber kurulan yuvanın hatırına görmezden gelmek, mümince bir erdemdir.
Küçük bir teşekkür, içten bir takdir sözü, iyiliklerin ve fedakârlıkların devamını sağlayan en güçlü motivasyondur. Sadece bir sözü esirgemekle, eşinize ve yuvanıza ihanet etmeyin. Unutmayın ki, şeytanın en sevindiği iş, takdirin ve sevginin bittiği an başlar. Şu ayete dikkat: Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler yoksa şeytan aralarına girer.[7]
Ayeti tefekkür ettiğimizde; şeytanın araya girmesi için büyük bir fitneye gerek olmadığını, sadece güzel sözün terk edilmesinin bile ona davetiye çıkardığını açıkça görmekteyiz. Yuvanızın sükûnetini korumak için sözlerinize dikkat edin.
Unutmayalım ki aile, toplumun temel direğidir. Evlilik ise basit bir sözleşme değil, Rabbimizin kitabında "Mîsâk-ı Galîz" (sağlam/güçlü bir ahit) olarak nitelendirilen kutsal bir bağdır.
Evlilik Sabır İşidir
Hiçbir ev kusursuz değildir. Rasûlullah’ın (sav) evinde bile zaman zaman huzursuzluklar yaşanmıştır. Aynı evin içinde yıllarca tartışmadan, gül gülistanlık bir hayat sürmek beklenemez. Çünkü insanın olduğu yerde problemler kaçınılmazdır.
Bu durum bize evlilikte sabrın ne kadar önemli olduğunu öğretir. İlk tartışmada pes etmek doğru değildir. Öfke anında sünnete sarılmak gerekir. Bağırarak, kırıcı sözlerle sorun çözülmez.
O halde kardeşim: Yerini değiştir, evden çıkıp biraz hava al, bir abdest al ve Allah’a sığın. Bir süre sonra göreceksin ki, her şey yumuşamış, değişmiş olacak.
Kadınlar bazen aceleci davranıp hemen boşanmayı gündeme getirebiliyor. Oysa sabır, dilini tutmak ve yangına körükle gitmemek en doğru yoldur. Erkekler kadar kadınlar da sabırlı olmalı, öfkeyi kontrol etmeli ve çözüm aramalıdır.
Ver ki Alasın!
Herkes karşı taraftan şikâyet ediyor. Birini tek taraflı dinlediğinizde “Kesin haklı!” diyorsunuz. Ancak karşı tarafı da dinleyince işler değişiyor. Genelde kimse tamamen haklı çıkmıyor; çoğu zaman iki taraf da kimi az, kimi çok hakka girmiş oluyor.
· Sevilmek isteyen, önce sevmeli.
· Güvenmek isteyen, önce güvenilir olmalı.
· İlgi görmek isteyen, önce ilgi göstermeli.
Vermediğiniz bir şeyi istemeyin! Hayat, karşılıklı fedakârlık ve anlayış üzerine kurulur. Ne ekerseniz, onu biçersiniz. Sevgi ekerseniz sevgi bulursunuz; güven ekerseniz güven kazanırsınız.
Aile saadeti ve iç huzur, karşılıklı anlayış ve fedakarlıkla inşa edilir. Bu yolda kadınların dikkat etmesi gereken temel prensipler şunlardır:
· Dili ve Üslubu Güzelleştirin: Kelimeleri özenle seçin, yıkıcı eleştirilerden kaçının. Sorumluluklarınızı sevgiyle yerine getirin.
· Zarafeti Elden Bırakmayın: Temizliğinize, bakımınıza ve güler yüzünüze özen gösterin. Sizi karşılayan eşinize tebessümle bakmak, en büyük ikramdır.
· Kanaat Edin, Şükredin: Elinizdekinin kıymetini bilin. Nankörlükten sakınmak, rızkı ve huzuru artırır. “Cehennemliklerin çoğunun kadınlar olduğunu ve bunun sebebinin nankörlükleri olduğunu” aklınızın bir köşesine yazın. Rasûlullah’ın (sav) tehdidine nasıl kulak vermezsiniz!
· Uyum ve Sabır Gösterin: Evin huzuru için uyumlu olun. Nefsinize ağır gelen durumlarda sabırla hareket edin; unutmayın ki sabretmeye niyet edene Allah sabır ve kolaylık verir.
· Hoşnutluk Kazanın: Eşin rızasını ve sevgisini kazanmak, manevi bir kazançtır. Hadis-i Şerif’te buyurulduğu üzere: "Bir kadın, kocası kendisinden razı olarak vefat ederse cennete girer."[8]
Unutmayın: Hiç kimse dört dörtlük değildir. Kendi kusurlarımızı fark ettiğimizde, karşımızdakinden kusursuzluk beklemenin haksızlık olduğunu anlarız. Allah'ın sizin için kolaylaştırdığı huzur yolunu, kendi ellerinizle zorlaştırmayın.
Nasihatler ve Çözüm Yolları
Boşanmayı kolaylaştıran etkenlere karşı durmak için yapmamız gerekenler şunlardır:
Tahammül ve Affetme Kültürü: Ömer (ra)'in yaptığı gibi eşinizin olumsuz gördüğünüz bir yönüne karşı, onun size sunduğu güzel hizmetleri hatırlayın. Küçük kusurları büyüterek yuvayı yıkmak yerine, affetmeyi ve görmezden gelmeyi öğrenin.
Hakem Yolu (Arabuluculuk): Allah Teâlâ, çözülmeyen anlaşmazlıklar için hemen boşanmayı emretmez. "Eğer karı kocanın aralarının açılmasından endişe ederseniz, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar barıştırmak isterlerse Allah aralarını bulur."[9] Evlilikteki zor anlarda ailenin büyüklerini devreye sokmak, İslami bir çözüm yoludur.
Dua ve Sabır: Yuvanızı korumak için samimi dua edin. Şeytanın en büyük hedeflerinden birinin evlilikleri yıkmak olduğunu unutmayın. Zor zamanlarda "Sabır" zırhını kuşanın.
Öfkenizi kontrol edin. Evliliklere en büyük zararı veren şey öfkedir. Öfke anında konuşmak, hüküm vermek, tartışmak en sıkıntılı şeydir. Öfke anında doğru karar veremez insan. Dolayısıyla yerinizi değiştirin, kalkın bir hava alın, eûzu besmele çekin ve abdest alın. Şeytana kapı aralamayın.
Dilinizi tutun! En büyük yaraları kılıçlar değil, dil açar. Nice derin yara zamanla iyileşirken, dil ile açılan bazı yaralar ömür boyu kapanmaz. Çünkü dilde kemik yoktur ama dikkat edilmezse kemikleri bile kırar! Ağzınıza her geleni söylemeyin. Bağırarak konuşmayın. Unutmayın, işitmeyen birine seslenmiyorsunuz. Rencide olan birinden düzgün karşılık almanız da beklenemez. Sakin olun.
İslam’ın sınırlarını gözetin: Üç talakı aynı anda vermeyin. Velev ki vermişseniz bu tek sayılır. Çoğu kimse pişman olup, sonra dönüş yollarına bakmaya çalışıyor. En başından acele etmeyin, diğer insanların düştüğü hataya siz de düşmeyin. Şayet günaha düşmüşseniz hemen tövbe edin. Rabbimiz Gafur ve Rahim’dir.
Kadın, iddet süresi boyunca kocasının evinde kalmaya özen göstermelidir. Bu süre zarfında annesinin veya başka birinin yanına gitmemesi tavsiye edilir. İslam hukukuna göre boşanılan kadın iddet bitene kadar kocasının evinde kalır; koca onu çıkaramaz, kadın da kendi isteğiyle ayrılamaz. Aynı evde kalan eşler, zamanla öfkelerini yatıştırır ve daha sağlıklı düşünebilir. Çoğu zaman bu süreç, aradaki buzların erimesine ve evliliğin devamına vesile olur. Bu nedenle Allah’ın hikmet dolu hükümlerine riayet etmeye gayret edin. Biz anlayalım veya anlamayalım, Allah’ın hükümleri bütünüyle bereket ve hayırdır.
Kol Kırılır Yen İçinde Kalır!
Yaşanan problemler mümkün olduğunca ailenin içinde çözülmelidir. Özel durumların ilgisiz kişilere duyurulmaması gerekir.
Rasûlullah (sav), Fatıma'nın evine geldiğinde Ali'yi evde bulamadı.
Fatıma'ya "Amcanın oğlu nerede?" diye sordu.
Fatıma "Aramızda bir şey geçti, o da bana öfkelendi. Çıkıp gitti, evde uyumadı!" dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sav), adamın birine: "Ali'nin nerede olduğuna bak!" buyurdu.
Adam bir süre sonra geldi ve: "Ey Allah'ın Rasûlü! Ali, mescidde uzanmış" dedi. Peygamber (sav) geldiğinde Ali'nin uyuduğunu gördü. Yanaklarında toprak vardı. Yüzündeki toprağı silerken ona: "Kalk, ey toprağın babası! Kalk, ey toprağın babası!" diyordu.[10]
Binaen aleyh, evde olan sorunlar evde kalmalıdır. Eğer, Nebi (sav) Fatıma’yı ziyarete gelmeseydi, bu olaydan haberi olmayacaktı. Hatta Fatıma, tartışmanın detaylarını da anlatmadı, sadece “aramızda bir şey geçti” dedi.
Şu ana kadar da Ali ile Fatıma’nın (ranhum) arasında ne geçtiğini veya ne olduğunu bilen kimse bulunmamaktadır.
Dolayısıyla ne kendinizin ne yakınınızın ne de bir başkasının kirli çamaşırlarının ortalık yere dökmeyin! Aranızda olan biten ne varsa, evde kaldığı sürece küçük kalır. Evin dışına çıkarsa büyür. Mahremiyet, aile huzurunun temelidir. Rabbim bizlere basiret versin.
Son olarak; Boşanma, kapıyı vurup çıkmak kadar kolay bir karar olmamalıdır. Karı koca, onların anne ve babaları, çocuklara varıncaya da herkesi derin bir şekilde sarsar, etkiler. Yuvamızı koruyalım, eşimize karşı sorumluluklarımızı hatırlayalım ve bu sağlam ahdi (Mîsâk-ı Galîz) sonuna kadar yaşatma gayreti içinde olalım.
Rabbim, yuvalarımıza huzur, eşlerimize karşılıklı sevgi ve tahammül nasip eylesin. Âmin.
[1] Müslim.
[2] Rûm, 21
[3] Nisâ, 20-21
[4] Nisâ, 19
[5] Müsned
[6] Ebu Davud.
[7] İsrâ, 53
[8] ibn Mâce.
[9] Nisâ, 35
[10] Buhari ve Müslim.