“Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.”[1]

Sizce kokusu güzel Müslüman nasıl olmalı?

Pahalı parfümler, şık elbiseler ve buna benzer şeyler… Hayır böyle bir şeyden bahsetmiyorum. İman ettikten sonra nasıl güzel bir Müslüman oluruz, bundan bahsediyorum. Zira olduğu yerde sayan, azıcık yol alan veya gerisin geriye giden Müslümanlar da çoktur. Bu geri gidiş insanı müşrik bile yapabilir. Dolayısıyla gaflet etmememiz gerekir. İsteyelim veya istemeyelim iman edenlerin hepsi bu dinin birer temsilcileridir. O halde dikkat etmemiz gereken birçok husus olacaktır.

Öncelikle ‘Güzel bir Müslüman olabilmek’ için değişime açık olmalıyız. Güzel hasletlerimizi geliştirmek iyidir ancak esas önemli olan haramları, mekruhları yani kötü alışkanlıkları bırakmaktır.

Halimizden memnun olmamalıyız! Ne bilirsin belki şu anki amelin seni cennete götürmeye yetmeyecek. Risk almazsan, konforunu bozmazsan da bir şey değişmez.

Bir Müslüman, olumlu değişime açık olmalı ve iman ettim dediği kitap ile değişmelidir. “Değişemem” diyen yalan söyler! Dikkat edin, elinizdeki fikir kitapları da bir zamanlar odundu; değişti ve kitap oldular.

Öncelikle güzel bir Müslüman olmak için sahih bir itikada sahip olmak gerekir. Tevhidi bilip dört elle yapışmış, şirkin her türlü şeklinden beri olmuş kimsenin temeli oluşmuş demektir. Temel olmadan üst katların süslü, güzel olmasının bir anlamı yoktur. Çünkü kişide iman olmadan birçok güzellik barındırması kendisini ateşten kurtarmaz. İman varken de kişinin güzelliklerini artırmaması veya korumaması düşünülemez.

O halde kardeşlerim! Kokusu güzel bir Müslüman olabilmek için çok fazla madde olsa da özellikle şunlara dikkat edelim:

1) Her şey O’nun adıyla başlar: Niyet ve İhlas

“Ameller, niyetlere göredir...”[2]

Ameller ne kadar güzel olurlarsa olsunlar, onlara esas değerini kazandıran şey taşıdığı niyettir. Güzelliğin yolu niyetten geçer. Çünkü niyet, amelin ruhudur. Eğer yaptığımız işin içine "Allah rızası" dışında bir beklenti sızarsa o amelin nuru söner.

Gerçek mümin, riyadan son derece uzaktır. Çünkü riya ecri yok ettiği gibi, ameli kılar ve riyakarın da kıyamet günü rezil olmasına sebep olur. Bu dinin özü, söz ve amelde Allah için samimi ve ihlaslı olmaktır.

İbn Ömer’e (ra) bir grup geldi ve “Biz sultanlarımızın yanına gireriz ve onlara yanlarından çıktıktan sonra söyleyeceklerimizin tersine şeyler söyleriz” dediler. Abdullah da şöyle cevap verdi:

“Biz Rasulullah (sav) zamanında bunu nifak sayardık.” [3]

Ey kardeşim, riyakâr sözlerden ve davranışlardan kaçın! Muhatabın yüzüne iyi, arkasından kötü konuşma. Bu hareketin Müslümana yakışmayacağını anlamış olman lazım.

2) Kur’an’dan kopuk bir hayat, manevi yönden hasta bir hayattır.

“Kur'an okuyan Mümin turunçgiller gibidir; kokusu hoş, tadı güzeldir. Kur'an okumayan Mümin hurma gibidir; kokusu yoktur ama tadı güzeldir. Kur'an okuyan münafık fesleğen gibidir; kokusu hoş fakat tadı acıdır. Kur'an okumayan münafık Ebû Cehil karpuzu gibidir; kokusu yoktur ve tadı da acıdır.”[4]

Bu hadiste Kur’an okuyan, ezberleyen ve amel eden kimsenin faziletine değinilmiştir. Bizzat Rasûlullah’ın (sav) övgüsüne mazhar olmuştur. Güzel Müslüman olmak isteyen birisi muhakkak Kur’an ile kuvvetli bir bağının olması gerekir. Tefekkürü, ameli ve azmi yaşadığı sürece hep yanında olmalı.

Maalesef çoğu Müslümanın insanları davet ettiği kitapla arası iyi değil; okuma, tefekkür ve amel noktasında ciddi zaafları var. Kur’an’a karşı bir görevini yapsa diğer bir görevini unutuyor. Ey kardeşim! En başta Kur’an’ı yavaş yavaş oku ki aklına bir şeyler girsin. Amacın, okuduğun sûrenin sonuna ulaşmak iken, kalbin nasıl yumuşar. Yani, sen hiç kitabı kalbini yumuşatmak için açtın mı? Bu soruyu kendine sorup, muhasebe yapmalısın.

Malik b. Dinar şöyle derdi: "Ey Kur'an'ı taşıyanlar! Kur'an kalplerinize ne ekti? O Kur'an ki, mü'minin baharıdır. Tıpkı yağmur yüklü bulutların yeryüzüne bahar getirdiği gibi. Allah, gökyüzünden yeryüzüne yağmur indiriyor, bu su otlara değiyor, tane canlanıyor. Değdiği yer titriyor, yeşilleniyor... Ey Kur'an'ı taşıyanlar! Kur'an sizin kalplerinize ne ekti? Sûre ashabı nerede? Nerede o iki sûredeki ashab! Bu sûrelerle ne kadar amel ettiniz?"

Ebu Hamza dedi ki: İbni Abbas’a (ra) "Ben Kur'an'ı hızlı okuyorum. Bir oturuşta Kur'an'ı baştan sona okuyorum" dedim. Bunun üzerine İbn Abbas (ra) "Bakara sûresini yavaş bir şekilde okuman ve düşünmen, bana dediğin şekilde Kur'an'ın tamamını okumandan daha hoş gelir" dedi.

3) Geçmişin İzleri; Cahiliye

Müslüman olmak sadece bir "kabul" değil, aynı zamanda güçlü bir reddediştir. İslam "Lâ" (Hayır) sözüyle başlar. Allah’tan başka ilah kavramlarına ‘hayır’ diyen mümin, eski alışkanlıklarına, batıl anlayışlarına ve arkadaşlarına da ‘hayır’ diyebilme iradesi göstermelidir.

"Kişi arkadaşının dini üzeredir. Öyleyse her biriniz kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat etsin."[5]

Eskisi gibi onlarla gezmelere, sefa sürmeye ve muhabbet etmeye gerek yoktur. Eski çevrelerle dostluğu sürdürmek, eğer bir ıslah ve tebliğ amacı taşımıyorsa büyük bir risk barındırır. Eğer o çevreler düzelmiyor, aksine sizin manevi hassasiyetlerinizi köreltmek istiyorlarsa onlarla samimiyeti sürdürmek "cahiliyeyi" tam manasıyla terk edememek demektir.

Unutulmamalıdır ki terk edilen kötü alışkanlıklar, bedende sönmüş bir virüs gibi pusuda bekler. Ne zaman kendisini besleyecek uygun bir ortam bulursa o zaman yeniden filizlenir ve kişiyi eski karanlığına geri çeker.

Siz, kendinizi en iyi bilensiniz. Lütfen, mayınlı arazilerde gezmeyin! Cahiliyeyi terk ettikten sonra âdeta özleyip geri dönmek ne kötü bir durumdur.

“İyi arkadaşla kötü arkadaşın misali, misk taşıyanla (attar) körük üfleyen kimse gibidir.”[6]

Bu tehlikeden korunmanın yolu, salih arkadaşlar ve samimi ortamlar bulmaktır. İyi bir çevre, bilmediklerinizi öğretir, bildiklerinizi ise kolayca yaşamanıza vesile olur. Salih bir dostun varlığı kalbe şifadır ve birlikte yapılan amellerin lezzeti bambaşkadır. “Misk taşıyan ya sana ondan ikram eder yahut sen ondan satın alırsın ya da ondan güzel bir koku duyarsın.”

4) Takva Elbisesi En Güzeli

Bazen "Bu sadece mekruh" der geçeriz. Ama unutmamak gerekir ki küçük delikler koca gemiyi batırır. Takva, sadece haramdan değil, şüpheli olandan da kaçınmaktır. Müslümanlar küfür değilse kolayca yapabilmekte, şüpheli ise umursamamaktadır. Halbuki sahabeleri, sahabe yapan şey şüpheli şeylerden kaçınmaktı.

“Kim şüpheli şeylerden sakınırsa dinini ve ırzını (namus ve haysiyetini) korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur.”[7]

Günah ve boş işlerden, zaman tüketmekten/öldürmekten uzak dur. Hayırlı bir yolda yavaş da olsa ilerle. Çünkü kendi seçtiğin hayırlı bir mücadelenin peşinden koşarken yorulmak da büyük bir nimettir.

Haramları Terket ki Zahid Olasın!‎

 “Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.”[8]

Şirki terk edip Müslüman olmak kolay değildir. Buna rağmen Müslümanların sayısı da hiç olmadığı kadar artmıştır. Ama toplumda çoğalan bazı günahlar artık Müslümanlara da sirayet eder duruma gelmiştir. Madde bağımlılığı, sabah namazını kılmama veya vaktinden sonra kılma, sigara, içki vb… Güzel Müslüman olmak için haramları terk etmek gerekir. Bir salih ameli yaparken kötülüğü de bırakmaya çalış. Çünkü “Onlar, yaptıkları kötülükte bile bile ısrar da etmezler.”[9]

Dolayısıyla;

• Tesbihat önemlidir ama kumarı bırakmak daha ‎faziletlidir.‎

• Kumarhane sahibi cami yaptırabilir ama haram ‎mekânı kapatmak Allah katında daha sevimlidir.‎

• Düğün yapmak güzeldir ama haramlardan kaçınmak ‎suretiyle.‎

• Misvak sünnettir ama gıybeti bırakmak daha ‎ehemmiyetlidir.‎

• Namaza dikkat et! Sigaraya, içkiye ve madde bağımlılığına uzak dur. Kötülükle ‎iyiliği aynı anda bünyende barındırma.‎

• Sosyal medyayı kullan ama haramlardan, gıybet ve ‎iftiralardan uzak dur. ‎

• Helalinden kazan ve harca.Ama haramı geçtim, ‎şüpheli kazançlardan bile kaçın. ‎

• Aile kurmak, çocuklarının olması güzeldir ama Allah’a ‎kulluk beraber yapılırsa güzeldir. ‎

Salih amellerle birlikte kötülüğe dikkat edilmezse hepsinin hesabı vardır!‎ Haramlar hem kişinin hem de toplumun temelini bozar. ‎

Namazın sıradanlaşmasın. Arada bir niyetlerini tazele; ne okuduğunu ne yaptığını yeniden gözden geçir. Sahi, Fatiha’da ne okuyoruz/ne diyoruz? Niçin rükûya varıyor, neden secde ediyoruz? İbadetin, tavuğun yem yemesi gibi ruhsuz ve zoraki olmasın. Unutma ki ibadeti gönül rızasıyla yapabilmek de büyük bir nimettir.

Namaz, amellerin en üstünüdür; çünkü o, kul ile Rabbi arasındaki kopmaz bağdır. O halde namaza dikkat edin, onu dosdoğru ikame edin ve huşu içinde kılın.

Yüzü güzelleştiren, secde izidir. Bu iz, sadece fiziksel bir belirti değil ibadetin yüze yansıttığı o derin dinginlik ve manevi nurdur.

Baktığın her şey kayıt altında!

“Ey Ali! İlk bakışa ikinci bakışı ekleme. Çünkü birincisi senin lehinedir, ikincisi ise senin lehine değildir.”[10]

Erkekler kendilerine haram olan kadınlara bakmasınlar. Aynı şekilde kadınlar da erkeklere bakmasınlar. Başları çevirin, göz kapaklarını indirin. Haram olan şeyler karşınıza çıkma ihtimali varsa girmeyin, çıkmayın, bakmayın. Kalbinizi kirletmeyin, koruyun.

5) Ahlakın Ödülünü Bilir misiniz?

Acını ve ihtiyacını hissediyorsan yaşıyorsun demektir. Başkasının acısını ve ihtiyacını hissediyorsan insansın ‎demektir.‎

İnsanın ilk önce ahlak okuması gerek. Diplomalar meslek içindir. Ahlakı en mükemmel mümin, en güzel olandır. Nebi (sav) şöyle buyurdu: “Ahlakı güzel olan kimseye de cennetin en yüksek yerinde bir köşk verileceğine kefilim.”[11]

İnsanlar güldüğünde gül, üzüldüğünde onlarla sevin, düğünlerinde onlarla neşelen. Ahlaklı olmak onlarla birlikte benzer bir hali gerektirir.

Ticaret yaparken kaba davranma! Hayatında bir defa göreceğin insanlar olsalar da kibar olmak, dürüst davranmak sana bir şey kaybettirmez. Hatta güzel davranışların sende bir karakter olur.

Çünkü iyi davranan kimse zamanla iyi olacaktır. Kaba davranan bir kimse yıllar sonra nasıl rıfk ehli olabilir ki! Ahlak bir elbise gibidir. Bu elbiseyi giyen güzelleşir.

“Müminlerin iman bakımından en mükemmeli, ahlakı en güzel olanıdır. Sizin en hayırlınız da kadınlarına karşı en hayırlı olanınızdır.”[12]

İbn Kayyım dedi ki: "Dinin tamamı ahlaktır. Kim ahlakta seni geçerse dinde de seni geçmiş demektir."

Çok etkileyici değil mi? Çünkü ahlakın insanı kuşatan ve güzelleştiren bir tarafı vardır. Ahlak, sizinle gelen hem iç elbise hem de dış elbise gibidir. Trafikte sabırlı ve saygılı olmakla, komşuluk ilişkilerinde güven vermekle, ortak kullanım alanlarının (lavabo tuvalet vb.) temizliğinde, konuşurken seçilen kelimelere varıncaya kadar güzel ahlak, size nice ecirler kazandırır; kötü ahlak ise birçok vebale sokar.

Şaka Tadında Güzeldir!

Nebi (sav) “Şaka bile olsa yalan söylemeyi terk eden kimseye cennetin ortasında bir köşk”[13] verileceğini vaat etmiştir. Şakayla karışık, insanları güldürmek için yalanlar söylenir. Ancak kişi, uyanık olur, bundan vazgeçerse büyük bir iş yapmış olur.

Tartışmadan Galip Çıkmadığın Zamanların Olsun!

Nebi (sav) “Haklı bile olsa tartışmayı terk eden kimseye cennetin kenarında bir köşk”[14] vaat etmiştir. O halde kalp kıracak, uzayıp gidecek tartışmaları sürüklemek niye? Kime ne faydası var? Kaşlar çatıldı, sesler yükseldi ise sana bir işaret geliyor, hatırla: Tamam sen haklısın kardeşim de ve geri çekil. Vaat edilen güzelliği hatırlamak sana güç ve kuvvet verecektir.

Dolayısıyla Müslüman dilini tutmalıdır. Ağzına her geleni düşünmeden söyleyen bir kişi, güzel Müslüman olamaz. Hatta başka bir hadiste “yüzü üstü cehenneme sürükleyen, dilleriyle kazandıklarından başka bir şey midir?” diye buyrularak dilin dikkat edilmediğinde insanları en çok cehenneme sürükleyen etken olduğunu anlıyoruz.

Tartışmalarla, polemiklerle vakit geçirme! Kur’an, sünnet Müslümanı; namaz ve tebliğ ile vaktini değerlendir. Hak ile vakit geçirmezsen ya günah ile ya da boş uğraşlarla vakit geçireceksin. Bunlar ise güzel Müslüman olmana engeldir.

Elinden ve Dilinden İnsanlar Emin mi?

“Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların emin olduğu kimsedir.”[15] Elinden ve dilinden emin olunmayan kimse güvenilir bir mümin değildir. İnsanların cebine el atan, kandıran, emanete hıyanet eden, namuslarıyla oynayan kimse asla güzel Müslüman olamaz.

Mümin güvenilir olmak için çok çalışmalıdır. Sözünü yerine getirmeli, vaktinde dediği yerde olmalı, borç alırken verirken vaadini vaktinde yerine getirmek için çalışmalıdır. İslam davası yolunda terlemelidir. İnsanlarda yıllar içinde böyle bir kimseden zarar görmedikçe, dava yolunda azmine şahit oldukça, ticaretinde, arkadaşlığında ve komşuluğunda çevresinde güvence verdikçe ‘emin’ bir kimse olarak anılır.

Maalesef zamanımızda dilinden emin olunan Müslüman azdır. Herkes herkesin arkasından rahatlıkla konuşabilmektedir. Ey kardeşim bir düşün! Konuştuğun kimse yanındaki duvarın arkasında seni dinliyor olsa idi acaba yine aynı şekilde mi konuşurdun! Bunu yapamıyorsan konuşmaya devam etme, aleyhine delilleri çoğaltma.

İnsanlara Eziyet Etmekten Kaçın!

“Herkesin insanlara mutlaka bir faydası olacak” diye bir kaide yoktur. Her şey güç nispetindedir. Kimisi bilemez, kimisi gücü yetmez, kimisi insanlarla bir arada yaşamayı beceremez. Ancak en azından şuna dikkat eder:

Ebu Zer (ra) sordu: 'Ya Resulallah, hiçbir amel yapamazsam?' Resulullah (sav) buyurdu: “İnsanlara kötülük yapmaktan sakınırsın. Şüphesiz bu, senin için kendi kendine verdiğin bir sadakadır.”[16]

Günümüzde kimseye hiçbir faydası dokunmadığı gibi etrafındaki insanlara sürekli eziyet eden pek çok kişiyle karşılaşıyoruz. Bu tür insanlar bazen aileden biri, bazen bir iş arkadaşı ya da bir şekilde hayatımızın içinde olan yakın birileri olabiliyor. Adamın ne bir faydası var ne de bir işe yarıyor; üstelik sözüyle, sigara dumanıyla, ahlakıyla, tuvalet kullanımıyla, yemek yiyişiyle; kısacası yaptığı her şeyle çevresindekileri rahatsız ediyor. Yahu, bari faydan yok, zarar verme! İnanın bu bile gerçekten çok büyük bir iyiliktir. Diğer türlü, yıllarca süren bu eziyetler kul hakkına girecektir ve kimse de hakkını öyle kolay kolay helal etmeyecektir. Hiç kimsenin, bir başkasının hayatını zindana çevirmeye hakkı yoktur ve herkes bunu böyle bilmelidir.

Binaenaleyh, güzel Müslüman velev ki insanlara fayda veremiyor olsa bile en azından zarar da vermez. Bu da bir ibadettir.

6) Kaliteli Müslüman Kendisini İlgilendirmeyen Şeyleri Terk edendir!

“Kendisini ilgilendirmeyen (faydasız) şeyleri terk etmesi, kişinin Müslümanlığının güzelliğindendir.”[17]

Sözün muhalifini düşünürsek; kendisini ilgilendirmeyen işlere müptela olan Müslüman, ne kötüdür. Müslümanlığı güzel değildir, örnek de değildir.

7) İffetini koru!

Ey kardeşim! Mayınlı arazi de gezme! Şöyle ki; yüce Allah “Zinaya yaklaşmayın” buyurdu, “zina yapmayın” buyurmadı. Yani zinanın yanına bile yaklaşma, ihtimalleri bile değerlendir ve en başında kaç. En başında kaçmak, en sonunda kaçmaktan kolaydır. Zinanın eşiğine gelmiş bir kimse oradan girmesi de kuvvetle muhtemeldir. Rabbim cümle Müslümanları ve çocuklarını korusun.

İffet ne ile korunur? Elbette evlilik ile… Ey Müslümanlar! Yakınınızdaki her bir evliliği kolaylaştırma adına adımlar atın. Beklentilerin yüksek olması evliliği zorlaştırır. Garip zamanlardayız!‎“Aman zina etme, sabret” diyen yok;‎“Aman evlenme, bekle” diyen çok. ‎Allah’ın helalini zorlaştıranlar, farkında olmadan haramı ‎kolaylaştırıyor.‎

Çözüm bellidir: Helali kolaylaştırın, harama giden yolları ‎kapatın. Gençleri korumak, sadece nasihatle değil, imkân ‎sunmakla mümkündür. Unutmayın, iffet bir değer değil; bir ‎zarurettir.‎

8) Örnek Müslüman

İnsanlar size bakıp Müslüman olmaya özenmiyorlarsa ‎imanınızı gözden geçirin!

“İnsanları Allah’a çağıran, sâlih ameller işleyen ve “ben Müslümanlardanım” diye ilan eden kimseden daha güzel sözlü kim vardır?” [18]

İktisat önemlidir, stresten uzak Müslüman, güzel olan Müslümandır.

· Eski telefonun, borçlanarak aldığın telefondan daha iyidir.

· Eski araban, borçlanarak aldığın arabadan daha iyidir.

· Masrafsız bir düğün, masraflı bir düğünden daha güzeldir.

· İşleri büyütmeyip idare etmen, borçlanarak büyümenden daha iyidir.

Borçlar kambur olur, insanlar stresli hayatların içinde ezilir. O halde yükünü çoğaltma!‎ Yeni aldığın ne olursa olsun, isteğin ne olursa olsun onu ‎aldıktan sonra çabucak sıkıldığını fark etmiyor musun?‎

Kendine de acı, insanlara daha çok acı!

“Peygamber Efendimiz (sav) bazen namazda kıraati ‎uzatmayı niyet etse de bir çocuğun ağlamasını ‎duyduğunda, annesine sıkıntı vermemek için namazı kısa ‎keserdi.”[19]

İnsanları ibadetten nefret ettirmeyin. Konuşmayı ‎uzatarak bıktırmayın. ‎Sadece kendi huzurunuz için değil, başkalarının huzuru da ‎önemlidir. ‎Her şeyin bir tadı vardır; ibadetin bile.‎

Beden uykulu, yorgun veya yılgın olabilir.‎ Namazda arkanda yaşlı, hasta veya bitap düşmüş biri olabilir. ‎

Merhamet, ibadetin ruhudur. Rasûlullah’ın (sav) insanları nasıl gözettiğini hatırla. Yeri gelir ‎namazı uzatmak, bazen hutbelerini kısa tutardı. Öğretirken ‎yumuşak davranırdı. Bir iş kişinin gücünü aşıyorsa, ya ona ‎vermez ya da ona yardım ederdi. Hayvana bile merhamet ‎eden, ona aşırı yük yüklemeyen, insanlara nasıl davranabilir ‎ki!?‎

İnsanların maddi ve manevi durumlarını gözetin. İnsanlara yük olmayın, aksine yüklerini hafifletin. Madem namazı uzatmak istedin, bunu gece yapsana! ‎Nasihat etmek istediğinde bunu bir ana değil de haftaya ‎yaysana. Her şeyi bir anda anlattığında hiçbir şey kalmayacağını bilmez ‎misin? ‎

Örnek Müslüman olmak isteyenler, kendilerinin değil başkalarının da kapasitelerini düşünsünler.

İbn Mes'ûd'dan (ra) nakledildiğine göre, Peygamber Efendimiz (sav) ashabını usandırmamak, bıkkınlık vermemek ve öğütlerin daha etkili olmasını sağlamak amacıyla vaaz ve nasihat için özel günler/zamanlar kollardı.

Hülasa bu dile getirdiğimiz hususlar güzel Müslüman olma adına azdır. Ancak Rabbimizin rahmeti geniştir ve birkaç hususa ciddi manada dikkat etsek bile bizi rahmetiyle kuşatacak bir Rabbimiz vardır.

Rabbimize duamız, bizleri ihlası kılması, iman üzere yaşatması ve iman üzerine nice güzel amellerle birlikte vefat ettirmesidir. Allah’ın kolay kıldığından başka kolay yoktur. Hiç şüphesiz O’nun her şeye gücü yeter.


[1] Müslim.

[2] Buhari ve Müslim

[3] Buhari

[4] Muttefekun aleyh

[5] Ebu Davut ve Tirmizi

[6] Buhari ve Müslim

[7] Müslim

[8] 5/Mâide 90

[9] 3/Âl-i İmrân 135

[10] Ebu Davud ve Tirmizi

[11]‎ Ebu Davud ve Tirmizi)

[12] Tirmizi

[13] Ebu Davud ve Tirmizi

[14]‎ Ebu Davud ve Tirmizi)

[15] Buhari ve Müslim

[16] Buhari ve Müslim

[17] Tirmizi

[18] 41/Fussilet 33

[19] Buhari