İslam dini bizlere vasat bir ümmet olduğumuzu haber vererek işlerimizde sürekli itidalli olmayı nasihat etmektedir. Orta halli ve itidalli olmak insan ilişkilerinde, evlilikte ise özellikle mühimdir. Bir önceki yazımızda kadınların cahiliyeden kötü etkilenmesinin ve İslama uygun düşmeyen anlayışlarına değinmeye çalıştık. Bu ayki yazımızda ise erkekler açısından bu konuyu ifade etmeye çalışacağız.
Birçok akım ve anlayış etkiye bir tepki olarak ortaya çıkmaktadır. Erkeklerin kadınlarına ilişkilerinde itidalli olmayıp toplumsal olarak bir dönem yanlış davranışlarına ve haddi aşmalarının neticesinde buna tepki olarak başka bir anlayış ortaya çıkmıştır. Bu anlayış kadın haklarını savunma adına kadını, şeriatın belirttiği yerden daha da sözde yücelterek aslında hem erkeğe karşı hem de kadına karşı zulmün ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.
Aslında kadın haklarını savunma adına ortaya çıkan akım erkeklerin ilk olarak haddi aşmalarından kaynaklı olarak ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Dolayısıyla evlilikte erkekler şeriat ölçüsü ile orta halli olmadığında, itidali yakalayamadığında sürekli fıtratlarında, hayatlarında ve ilişkilerinde sorunlar ortaya çıkacaktır.
Erkekler kadınlara şeriat nazarıyla haklarını verip, sorumluluklarını yerine getirdiklerinde kadınları savunmak adına herhangi bir ölçü ortaya konulmaya çalışılmayacak sadece şeriatın nazarıyla kadının hakkı verilmeye çalışılacaktır. Ancak erkek bunu yapmayıp bir de üstüne zulmettiğinde, kadına bir köle misali yaklaştığında kadının hakkını savunmak adına kadın haklarında aşırılık yani şeriatın belirlediğinin üstüne çıkılacaktır.
Şu an ne kadar kadınların cahiliyeden etkilenerek kocalarına göstermeleri gereken anlayışların bozulduğundan bahsetmek mümkünse erkekler içinde aynı şekilde bu husus geçerlidir. Erkeklerde kadınlarına davranma noktasında sorumluluklarını ihmal etmekte ve cahiliyeden etkilenerek hareket etmektedirler.
Örneğin erkekler kadınlarını evlerde bir birey olarak görmemekte ve hesap etmemektedirler. Ev ile ilgili ya da çocuklar ile ilgili bir karar alınacağında istişare ederek bir fikri alınıp sonrasında erkeğin yine neticeyi bağlaması kadına bir birey olduğu ve aile için önemsendiği fikrini verecektir. Ancak geçmişten cahiliyeden kalan dürtülerimiz bize kadının bir bireyden ziyade bir eşya mesabesinde değersiz bir meta olduğuna sevketmektedir.
Ya da erkek sadece kadını evin temizliği, yemeği ve şehevi arzuları tatmin eden bir bireyden ibaret olarak tanımlarsa bu takdirde erkek kendi işlerini gören bir hizmetçi muamelesi yapmaktan ileriye geçemeyecektir. Halbuki evlilik kulluk adına yapılan bir eylemdir. Kulluk adına yapılan yerde de islam kaynaklı olarak tarafların sınırları ve sorumlulukları belirlenir. Burada da cahiliyeye ya da nefsimizden kaynaklı yönlendirmelere başta kulluğumuzu sonrasında da evliliğimizi zedeler. İşte bunların tamamı evlilik ilişkisini zora sokacak olan anlayışlardır. Dahası cahili kalıntılardır.
Kadınlar üzerine düşen yapmaları gerektiği gibi erkeklerde üzerine düşeni yaptığında evliliklerdeki problemler en asgari düzeye indirilecektir. Kadınların ev işleri ile ilgili olarak fikirleri alınması gerekir derken bu söz kadın evin otoritesi olmalıdır maksadıyla söylenmiş bir söz değildir. Kadın fikir verir, istişare edilir ancak son söz kocanındır. Kadın da bunun akabinde hayıflanmamalı, kocasına ise itaat etmelidir.
Bu takdirde erkeklerinde kadınlarında haklarını net olarak ortaya koyup sorumluluklarını belirleyecek olan şeriatın kendisidir. Şeriat erkeğe söz hakkını vermek ile birlikte hem de sorumluluk yüklemektedir. Normalde koca sınırsız söz hakkına sahip gibi anlaşılabilir. Ancak İslam erkeğe böylesi bir hak verirken hem hanımının hem de çocuklarının sorumluluklarını da erkeğin boynuna yüklemektedir.
Evin otoritesi erkektir. Ancak kadının bakımını üstlenecek, onun ihtiyaçlarını karşılayacak, eğitimini üstlenecek olan yine kocasıdır. Allah’ın kendisini hesaba çekeceği kocanın kendisidir. İstediğini söyleyip sana itaat bekleyebilirsin ancak o emrettiklerinden, yaptıklarından ve ihmal ettiklerinden sorgulanacaksın.
Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır;
“Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet reisi de bir çobandır ve sürüsünden sorumludur. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın, kocasının evinin ve çocuklarının çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Köle, efendisinin malının çobanıdır; o da bundan sorumludur. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve güttüğünüz sürüden sorumlusunuz.”[1]
Çoban koruyucu olan, kendisine bir şeyin emanet verildiği kimsedir. Çoban gözetimi altındakilerin salahiyetini korumak ve gözetmek ile sorumludur. Allah azze ve celle, erkeklere emanet olarak kadınları ve çocukları vermiştir. Dolayısıyla onları korumak ve muhafaza etmek zorundadır. Çünkü onlar ile alakalı olarak hesaba çekilecektir. Bir çoban nasıl ki dağa kendisine verilen sürüyü otlatmaya götürdüğünde onları kayalıklardan düşmekten, kurdun yemesinden ya da buna benzer tehlikelerden korumak zorunda isen erkek de ailesini hem dünyalık hem de ahiretlik olarak tehlikelerden muhafaza etmek zorundadır. Hem hanımını küfre girmekten, şirke düşmekten hem de dünyalık olarak göreceği zararlardan, aileyi dağıtıp yıkacak hususlardan da hanımını korumalıdır.
Kadınlar ve çocuklar erkekler için kullukları adına birer imtihandır. Bu imtihan onların erkeğe emanet olmasından kaynaklanmaktadır. Onlara nasıl davrandığımız, sorumlulukları yerine getirip getirmeme hususunda birer imtihandır. İmtihan olmasından dolayı da zorluklar vardır. Zorluk olmasa imtihan olmaz.
Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır;
“Kadınlara hayır üzere muamele edin. Siz onları Allah’ın birer emaneti olarak aldınız. Ve Allah’ın kelimesi ile namuslarını kendinize helal kıldınız.”[2]
DİNİNİ MUHAFAZA ETMESİ
Erkeğin ilk olarak çobanlık etmesi gereken husus hanımının dinidir. Kadının daha iyi bir kul olabilmesi, Allah’ın razı olduğu amelleri yapabilmesi ve cehenneme götürecek olan amellere karşı mesuldür. Bunları öğretmeli, bunları yaşamasını sağlamalıdır.
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah'ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.”[3]
Yine başka bir ayette Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;
“Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç, Allah'a karşı gelmekten sakınmanındır.”[4]
Bu ayetlerden de anlaşılacağı üzere erkeğin ilk önem göstereceği sorumluluk adına yükleneceği şey kadının dinidir. Dininin istikamet üzere olması, ahlakının güzel olması için çalışmalı, kadını bilinçlendirmelidir. Bu saydıklarımız dini adına en asgari yapması gerekenlerdir. Ayrıca dava kadını olması için uğraşmalı, nasihat etmelidir. Çocuklarını güzelce eğitmesi için, davasına, dinine kocası olsa olmasa da sahip çıkması için eğitmelidir.
Evin reisi olan erkek, onların geçimini sağlamak, onlara iyi davranmak, onları eğitmek ve terbiye etmekle görevlidir. Kocasının evindeki kadın, kocasının evinin idaresinden ve çocuklarının yetiştirilmesinden sorumludur.
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;
“Siz de Allah'tan başka dilediğiniz şeylere ibadet edin!" De ki: "Şüphesiz hüsrana uğrayanlar, kıyamet gününde kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. İyi bilin ki bu, apaçık hüsranın ta kendisidir.”[5]
İYİ GEÇİNMEK ve GÜZEL MUAMELE
Erkekler olarak kadınlarımıza davranırken yumuşaklığı tercih etmelidirler. Çünkü güç sahibi olan taraf istediğini, istediği zaman yapabilecek olandır. Yumuşaklık ise en çok güç ve otorite sahibine yakışır. Yumuşaklık tercih edildiğinde güzeldir. Zoraki güç yetmediğinden gösterilen yumuşaklık murad edilen yumuşaklık değildir.
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;
“Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir. Açık bir hayasızlık yapmış olmaları dışında, kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur.”[6]
Peygamber aleyhisselamın ömrünün son zamanında veda haccı sırasında ümmetine en son verdiği nasihatlerden birisi de kadınların haklarını korumak, muhafaza etmek ve onlara zulmetmemek hususunda olmuştur.
İLETİŞİM-SEVGİ DİLİ
Eşler arasındaki en büyük problemlerden birisi de birbirlerinin hassasiyetlerini ve anlayışlarını ve sevgi dillerini anlamamalarıdır. Erkek bu hususta yuvanın hem otoritesini hem de devamlılığını sağlamak adına daha büyük vazifeleri üstlenmelidir.
Bazen iki kişinin anlayışları birbirinden farklı olabilir. Ya da önem verdikleri ve hassas oldukları konular farklılık gösterebilir. Birisi evin düzeni ya da yemeği daha sade severken birisi daha şaşalı ve cafcaflı sevebilir. Ancak burada her iki kişinin birbirlerinin anlayış farklılıkları olduğunu bilmek ve buna göre hareket etmek lazımdır. Özellikle belli bir yaşın üzerinde evliliklerde bu sıkıntı daha fazla önümüze çıkmaktadır. Çünkü belli bir olgunluğa ulaşan insanların hassasiyetleri, anlayışları, karakterleri oturmuş olmakta ve değişimi nerede ise mümkün olmamaktadır.
Yine insanların sevgi dilleri birbirlerinden farklı olabilir. Yani her bir fert sevgisini karşısındakine farklı gösterebilir. Erkek karısının sevgi dilini tespit edemediğinde de evliliklerinde problem olacaktır.
Bu konuyu bir örnek ile şöyle izah edebiliriz; Karşınızda Almanca bilmeyen bir kişi var. Ancak siz karşınızdaki insana sürekli Almanca olarak güzel sözler kullanmaktasınız. Onu övmekte, ona teşekkür etmekte ve methiyeler dizmektesiniz. Ama bunların hiçbirisinin fayda etmediğini gözlemlemektesiniz. Ne yapmanız gerekir? Muhatabınızın hangi dili konuşup, anladığını bilmeniz gerekir.
Eğer muhatabınız İngilizce konuşup anlayan birisi ise o zaman onunla İngilizce konuşmanız gerekmekte. İngilizce bilmiyor iseniz iletişim kuracak kadar kendinizi buna zorlamanız veya komple bu dili baştan aşağı öğrenmeniz lazım.
İnsanların iletişimlerinde özellikle de karı koca ilişkilerinde sevgi dili psikolojinin literatürüne girmiş olan bir kavramdır. İlişkilerde bunun bilinmesinin önemi ise çok büyüktür. Ailede ise hem tarafların daha iyi anlaşmaları hem evliliğin istikrarı içinde mühim bir husustur.
Genel ailelerin sıkıntılarında karşılaşılan yaygın sıkıntılardan biri tarafların bunu çözememiş olmalarıdır. Her iki tarafta kendince sevgisini kendine has sevgi dili ile göstermesine rağmen tarafların birbirlerine değer vermediği her iki taraftan da sanılmaktadır.
Sevgi dilleri ise fiziksel temas, olumlu sözler, anlamlı hediyeler, yardım ve hizmet, kaliteli zaman geçirmedir. Bir eş fiziksel bir temas ile dokunarak sevgisini gösterirken ya da güzel bir hitap ile gösterirken, diğer eş hizmet etmek ile sevgisini gösterebilmektedir. Bir erkek belkide aylarca, yıllarca eşinize hizmet eder, onun her istediğini alır, mutfakta ona yardım eder, bulaşıkları dahi yıkar ancak bir güzel söz söyleyip, güzel hitap etmediğin ötürü hanımı kendisine değer verilmediğini zannedebilir. Ama güzel bir hitap ile ve bunu sürekli hale getirerek yaptığı bunca işi yapmasına gerek dahi kalmayabilir.
Sevgi dillerini anlamak için kişinin muhatabını dikkatlice gözlemlemek gerekir. Hangi davranışlar veya ifadeler onları mutlu ediyor? Açık iletişim kurarak, onların tercihlerini sormak lazım. Empati ve anlayışla daha sağlam bağlar kurulabilir.
Kendi sevgi dilimizi anlamak için, hangi davranışların bizi mutlu ettiğini ve sevgi ifadesinde bize en çok dokunan unsurları düşünmek gerekir. Fiziksel temas mı, olumlu sözler mi, yoksa anlamlı hediyeler mi bize daha çok hitap ediyor? Kendi tercihlerimizi anlamak, ilişkilerimizi güçlendirebilir.
İLGİ GÖSTERMEK
Erkeklerin kadınlarına davranışları hususunda dikkat etmeleri gereken hususlardan biri de evlilikte ilgili ve alaka göstermektir. Vakit ayırmadan, hastalığında ve sıkıntı anında onunla ilgilenmeden, evin işlerine özen göstermeden, çocuklara vakit ayırmadan bir evlilik sürdürmek evlilikte problemlere yol açacaktır.
Erkeğin evliliğe, kişinin hanımına vakit ayırması gerekir. Çocuklarının eğitimini ve ilgilenmesini tamamen hanımına yıkmamalıdır. İşi gereği böylesi bir zorunluluk söz konusu olursa da hanımını rahatlatacak şekilde ona vakit ayırması gerekir. Vakit ayırmak külfetli şeylerden değildir. Kaliteli zaman ayırmak, ufak bir akşam yürüyüşü ya da karşılıklı bir kahve muhabbeti kadın için bu hususta rahatlamasına yetecek olan şeylerdendir.
İlgisizlik, önemsememe, vakit ayırmamazlık, evin ve çocukların problemlerini bir kadına yüklemek belli bir süre sonra onda bir doluluğa dolayısıyla da bir çöküşe neden olacaktır.
FITRATLARINI TANIMAK
Kadınlarını fıtratlarını bilmek gerekir. Kadınlar zayıf yaratılmış ve duygusaldırlar. En önemlisi ise yaratılışlarında eğrilik vardır. Bunu bize Efendimiz haber vermektedir. Onları düzeltmeye kalktığımızda kırmadan bunu yapamayacağımızı haber vermiştir. Onların karakterlerini ve genel huylarını ya da özelde kocası hanımının kendi vasıflarını bilip ona göre davranmalıdır. Bu göz ardı edildiğinde yüzde yüz kesin olarak benim istediğim gibi olsun denildiğinde bunda başarılı olma ihtimali çok düşüktür.
Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır;
“Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum. Vasiyetimi tutunuz. Zira kadın kısmı kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğri yeri üst tarafıdır. Eğri kemiği doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi haline bırakırsan, yine eğri kalır. Öyleyse kadınlar hakkındaki tavsiyemi tutunuz.”[7]
Bir başka rivayette de şöyle geçmektedir;
“Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Hep seni hoşnut edecek şekilde davranamaz. Eğer ondan faydalanmak istersen bu haliyle de faydalanabilirsin. Şayet doğrultayım dersen kırarsın. Kadının kırılması da boşanmasıdır.”[8]
[1] (Buhari,Müslim)
[2] (Buhari, Müslim)
[3] (66/ Tahrim 6)
[4] (20/ Taha 132)
[5] (39/ Zümer 15)
[6] (4/ Nisa 19)
[7] (Buhari, Müslim)
[8] (Müslim)