İnsanlarla olan ilişkilerimizde nelerin doğru yada yanlış olacağına çoğu zaman kendi mantığımızla karar vermeye kalkmamız, belki de yaptığımız en büyük hatalardan biridir. Basit bir hadise olsa bile Bir mümin yaşadığı her hadisede dinini ön planda tutmalı, söyleyeceği sözleri atacağı adımları hatta en küçük bir davranışını bile İslam şeriatının ölçüleri dairesinde tutmalıdır. Umursamadan söylediğimiz bazı sözler veya yapılan hareketler vardır ki bizleri Allah katında mesul duruma düşürür. Allah c.c şöyle buyurur:
“Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Hâlbuki bu, Allah katında çok büyük (bir suç)tur.” (Nur suresi 15)
Ayet-i Kerime’de Aişe (rha) annemize yapılan iftiradan sonra bazı müminlerin bu iftira hakkında konuşmaları ve her yerde dile getirmeleri,olayın vehametini idrak etmeseler bile çok büyük bir günah olarak ifade edilmiştir. Ashab-ı Kiramdan (rhum) bazıları konuştukları sözün nereye varacağını kimin hakkında kimlerin nasıl entrikalar peşinde olduğunu, münafıkların Rasulullah (sav)’i itibarsızlaştırmak için hangi dolapları çevirdiğini belki de idrak etmeden konuşuyorlardı ama bu ayet onlara önemsemedikleri sözlerin başlarına neler getireceğini çarpıcı bir şekilde ortaya koymuş oldu.
İslam’ı müşrik bir toplum içinde yaşamaya çalışan müminler olarak bazen müşriklerle girdiğimiz diyaloglarımızda veya onlarla birlikte oturduğumuz mekanlarda belki de bizim de hiç aklımıza gelmeyen dikkatimizi dahi çekmeyen bazı sözlerimiz veya davranışlarımız olabilmektedir. Vela ve Bera inancına aykırı düşen davranışlardan biri de işte böyle yerlerde müşriklere saygı ve hürmet ederek ayağa kalkmak ve onları başköşelere oturtmaktır. Böyle bir davranış onları üstün görmek anlamına gelme ihtimali olduğu için haramdır. İmam Karrafi şöyle der: “Onlar bizim meclislerimize geldiklerinde onlar için özel bir yer açmak onları yüceltmek amacı gözeterek ayağa kalkmak ve onları üstün sayan ifadelerle buyur etmek haramdır.”
İslam’ın koyduğu ölçüleri göz ardı ederek kafir, müşrik, laik, demokrat veya günümüzde çoğalmaya başlayan deist ve ateistleri özel olarak ağırlayanları onların küfür ve şirklerini daha rahat ifade edebilmeleri için söz sahibi yapanları ve mikrofon uzatıp uzun uzun onlara tam bir saygı içerisinde dinleyenleri gördüğümüzde vermemiz gereken tepki Allah ve Rasulü (sav)’in koyduğu ölçüler içerisinde olmak zorundadır. Allah (c.c) şöyle buyurur: “Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet (güç ve şeref) mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah'a aittir.” (Nisa 139)
Yahudi ve Hristiyanlarla din diyaloğu peşinde olan ve kafir ve müşrikleri bazı meziyetleri ile gözünde büyütenlerin aksine İslam’la şereflenmiş bir mümin şerefini ve yaratılış gayesini önemsemeyenleri ne baş köşeye oturtur, ne de önünde diz çöküp el pençe divan durur. Kendi değerinin imanından kaynaklandığını İslam’la şereflendiğini ve başkalarına sadece inancı ve takvasıyla değer verdiğini öyle bir hissettirmelidir ki karşılaştığı kâfir izzet ve şerefiyle tir tir titretmelidir.
Allah c.c kitabında sadece mümin’leri İman ve İslam esası üzere kardeş ilan etmiştir. “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz.” (Hucurat, 10) günlük koşturmacalarımızın içerisinde karşımıza çıkan müşriklere kardeşim sözcüğünü belki de bu hassasiyeti aklımıza dahi getirmeden kolayca kullanıveriyoruz. Aramızda bir nesep bağı olmaksızın alışılagelmiş bu sözü bile müşrikler için kullanmamız Vela ve Bera akidemize aykırıdır. Burada üzerinde durmak istediğimiz nesep kardeşliği değil din kardeşliğidir. Nesep yönünden aynı anneden veya babadan dünyaya gelmiş olanların veya sütkardeşliği ile kardeş olanların birbirine kardeşim demesiyle zaten din kardeşliği kastedilmez.
“Nuh Rabbine dua edip dedi ki: Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vaadin ise elbette haktır. Sen hâkimler hâkimisin. Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim. Nuh dedi ki: Ey Rabbim! Ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, ben ziyana uğrayanlardan olurum.” (Hud, 45-47)
Bu ayetlerden anlaşılıyor ki insanlar arasındaki bağın asıl sebebi din bağıdır. İman edenler birbirlerinin manevi akrabası, yakını ve kardeşleridir. Bunların aralarında manevi bir birlik vardır. Müminlerle kâfirler ırk bakımından birbirlerinin akrabası olsalar bile, bu akrabalığın Allah c.c katında hiçbir değeri yoktur. Nitekim Nuh (a.s)’ın oğlu babasına inanmadığı için, Allah Teala onu Nuh Peygamber’in ailesinden saymamıştır.
Allah c.c ın kitabında kardeşlik hukuku bu kadar aşikar ifade edilmişken vatan, millet kardeşliği, taraftar, takım kardeşliği, meslektaş, hobi kardeşliği gibi, sonradan insan icadı uyduruk kardeşlik söylemlerinin tamamen İslam akidesinin dışında olduğu hemen anlaşılır. Durum böyle iken Çağımızın en büyük İslam alimleri diye tanınan Buti, Hassun, Habeş, Akkam soyadlarıyla bilinen, birçok bidatci ve saptırıcı belamlar Yahudi ve Hristiyanları, laik ve komünistleri ve Rafızi Şiileri, vatancılık veya başka adlarla kardeş ilan etmişlerdir. Dünyanın en muteber şeriat üniversitesi sayılan el-Ezherin bazı şeyhlerinin ihvan cemaatine müntesip hocaların hatta Hamas şeyhleri ve komutanlarının da aynı taifeleri kardeş ilan ettikleri artık çok aşikar bir hale gelmiştir. Uzun yıllar boyunca İslam alimleri heyeti ve benzer adlarla bir araya gelmiş nice belam taifeleri dinsizleri, şeytanın kullarını ve aşağılık Rafızi taifelerini kardeş ilan eden beyanatlar yayınlıyorlar. Aslında hakiki İslam kardeşliğini ortadan kaldırıp yerine beşer odaklı kardeşlikler icad edilmesinde firavunların yandaşları olduklarını ifade etmiş oluyorlar. Ortaya attıkları bu iddiaya göre Rasulullah (sav)’in ve Mekke’de kendisine iman etmiş bütün ashabı kiramın hepsi, Ebu Cehil, As bin Vail, Velit bin Muğire gibi küfrün önderleriyle Mekke vatandaşlığında kardeş olması gerekir. Kuran ve sünnetten hiçbir delil getirmeksizin böylesi bir iddiayı ortaya atanlar kendilerini gülünç duruma düşürmekten ve sefihliklerini ortaya koymaktan başka bir şey yapmış olmazlar.
“İbrahim'in dininden kendini bilmezlerden başka kim yüz çevirir? Andolsun ki, biz onu dünyada (elçi) seçtik, şüphesiz o ahirette de iyilerdendir.” (Bakara, 130)
İşte böyle kendi ülkelerinin firavunlarına kalpleri, dilleri ve mideleriyle uyum sağlamış belamlar tarafından ortaya atılacak İslam dışı bütün görüş ve fetvalar Kuran’ın ve Sünnetin eleğinden geçirildiği zaman kendilerini sefih duruma düşürecek ve bütün müminlerin hakikati kolayca idrak etmesine yarayacaktır.
Müşriklerle arasında Bera uygulayan müminler mesafelerini hangi düzeyde tutacaklarının bilincinde olurlar. İzahı üzerinde olduğumuz konular konuşarak kurduğumuz irtibatlarla ilgili olunca bir de müşriklere Allah’tan bağışlama dileme ifadesi olan kelimelerden sakınmamız gerektiğine değinmek gerekir. Hiçbir müminin özellikle küfür üzere ölmüş birine Allah rahmet eylesin, Allah onu af etsin gibi dua cümlelerini kullanması kesinlikle caiz değildir.
“Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra yakınları da olsalar Allah’a ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır ne de müminlere.” (Tevbe, 113)
Rasulullah (sav) annesine istiğfar dilemek için Rabbinden izin istediğinde kendisine izin verilmemişti.[1] Bir kâfir tevbe etmeden küfrü üzere öldüğü zaman hiç şüphesiz cehennemde olacaktır. Böylelerinin ateşte olduklarına şahitlik etmemiz sünnettendir. Çünkü Rasulullah (sav) “Ne zaman bir Müşrik’in kabri yanından geçersen onu ateşle müjdele”[2] diye buyurmuştur. Hiç şüphe yok ki Şirk üzere ölmüş bir kimsenin cehennem ateşinde ebedi kalacağı ve kendisine cennetin haram kılındığı muhkem ayetlerle sabittir.
Allah c.c şöyle buyurur: “Andolsun ki ‘Allah, kesinlikle Meryem oğlu Mesih’tir’ diyenler kâfir olmuşlardır. Hâlbuki Mesih "Ey İsrail oğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk ediniz. Biliniz ki kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcılar yoktur" demişti.” (Maide, 72)
Bu ve birçok ayette müşriklerin ebedi cehennem ehli oldukları ve oradan çıkamayacakları hiçbir tereddüde mahal bırakılmaksızın açık seçik belirtilmişken müminlerin herhangi bir müşrik için istiğfarda bulunması sarih ayetlerle çelişki ifade eder, haram işlemiş olduğunda şüphe olmaz. Müşrik olduğu aşikâre belli olanın yine de Allah (c.c) tarafından affedileceğini iddia etmek veya cennete gideceğine inanmak Allah (c.c)’ın hükmüne itiraz demek olacağından dolayı küfür olur.
Geçmişte hiçbir mümin insanlar üzerine bir zamanın gelip de kendisine Müslüman diyenlerin kâfir olarak ölüp gidenlerin ardından rahmet okuyacağını tahmin bile edemezdi. Dünyanın en büyük alimleri diye bilinen kimselerin kafirlerin ardından (Allah ecir ve mükafat versin, aff-ı mağfiret eylesin diye) dua edeceğini ise aklının ucundan dahi geçirmezdi.
Misyonerlik faaliyetleriyle birçok Afrikalıyı Hıristiyanlaştırma faaliyetlerinde çok çalışmasıyla ün kazanmış Papa Yuhanna öldüğü zaman Yusuf el Kardavi denilen belam, katıldığı bir televizyon programında Papa için şu sözleri sarf etmişti: “Hıristiyanlara taziye ziyaretimizi gerçekleştirmemiz bizlerin görevlerindendir. Vatikan’daki ve Vatikan dışında dünyanın her bir yanındaki bütün Hristiyan papazlara taziyelerimizi sunuyoruz. Papa Yuhanna dininde samimi biriydi. Temsil ettiği mesajı yayma konusunda en başarılı kimselerdendi. Salih amellerine kaydedilecek siyasi bir duruşu vardı. Bu adam bir barış adamı ve davetçisiydi. Onun için şöyle dua etmekten başka elimizden bir şey gelmiyor. ‘Allah ona rahmet etsin, insanlığa sunduğu iyiliklerden dolayı ecir ve sevaba nail olsun.’ İşlediği salih amellerden ve geriye bıraktığı temiz eserlerden dolayı kendisine Allahtan rahmet diliyoruz Allah’tan Hristiyan ümmetine ondan daha hayırlısını diliyoruz.” İşte bu habis belamın söyledikleri burada sona eriyor.
Allah (c.c) Rasulüne ve iman edenlere kâfirlerin arkasından rahmet okumayı en açık ifadelerle yasaklarken Rasulü (sav)’e kendi annesi için bile istiğfar dilemesine izin vermezken kendilerini İslam ümmeti diye tanıtanların önderi mesabesindeki zatın küfrün önderlerine yaptığı övgüler ve dualar böyle gözler önüne seriliyor.
Allahın açık emirlerine karşı gelenlere, kâfirlere vela gösterenlere, kendilerini ve sözde islam dünyasını saptıranlara Allahtan en acıklı azabı, gazabını ve lanetini diliyoruz.
[1] Müslim, Cenaiz, 106; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 77; Nesai, Cenaiz, 101; ibnu Mâce, Cenâiz, 48; Müsned, 2/44
[2] Bezzar, Taberani ve Beyhaki. Hadisin senedi Buhari ve Müslimin şartlarına göre sahihtir.