Hamd müminlerin mevlası Allah’a, salat ve selam Rehberimiz Muhammed Mustafa (sav)’in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.

Kâfirlere karşı sergilenmesi gereken berâ akidesine dair bazı açıklamalara yer verdikten sonra kâfirlere gerektiği gibi berâ uygulamayan aksine onlara vela gösteren kimselerin hükmüne dair bazı konulara temas etmek istiyorum.

Müminler olarak üzerimize vacip olan davranış kâfirleri sevmememiz, onlara buğzetmemiz, düşman olmamız ve onları kerih görmemizdir.

Bu amellerin tam aksini yapan kimselerin İslâm şeriatı açısından hükmü nedir? İşte bu bölümde bu sorunun cevabı üzerinde durulacaktır.

Müminin velası Allah’a, Rasulüne ve müminleredir. Allah’ın kesinlikle yasakladığı velayet ilişkisi; bir müminin velayetin hangi şekliyle olursa olsun, kâfirlere vela uygulamasıdır. 

“Ey iman edenler! Eğer benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi göstererek, gizli muhabbet besleyerek onları dost edinmeyin. Oysa onlar, size gelen gerçeği inkâr etmişlerdir. Rabbiniz Allah'a inandığınızdan dolayı Peygamber'i de sizi de yurdunuzdan çıkarıyorlar. Ben, sizin saklı tuttuğunuzu da, açığa vurduğunuzu da en iyi bilenim. Sizden kim bunu yaparsa (onları dost edinirse) doğru yoldan sapmış olur.” (Mumtehine, 1)

“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin! Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.” (Maide, 51)

“Ey iman edenler! Kendilerine Allah'ın gazap ettiği bir kavmi dost edinmeyin. Zira onlar, kâfirlerin kabirlerdekilerden (onların dirilmesinden) ümit kestikleri gibi ahiretten ümit kesmişlerdir.” (Mumtehine, 13)

Yukarıdaki ayetlerden açıkça anlaşılıyor ki Allah (c.c) kâfirlerin hangi çeşidi olursa olsun onlara muvâlât ilişkisi üzere bulunulmasını şiddetle ve apaçık bir kesinlikle yasaklamıştır.

Muvâlâtın hangi çeşidi olursa olsun herhangi bir kâfire muvâlât gösterilmesinin kesinlikle haram olduğu ümmetin icması ile de sabittir.

Böyle davrananlar en büyük günahı (şirki) işlemiş ve kendini büyük bir tehlikeye atmış demektir.

Âlimlerimiz kâfirlere gösterilen vela davranışlarını iki kısımda değerlendirmişlerdir: Birinci kısım Muvâlât-ı Kübra (Büyük Muvâlât) ikinci kısmı da Muvâlât-ı Suğra (Küçük Muvâlâttır.

Sahibini dinden çıkaran velayet davranışlarını büyük muvâlât, sahibini dinden çıkarmayan davranışları da küçük muvâlât kısmında zikretmişlerdir.

Bu bölümde kâfirlere karşı velayet ilişkisi üzere olan kimselerin durumunun iyi anlaşılabilmesi için ilk önce dinden çıkaran velayet ilişkisi üzerinde tafsilata ihtiyaç vardır. Bu kısım iyi anlaşılırsa bu amelleri işleyen kimselerin hükmü de daha iyi anlaşılacaktır.

Bilinmelidir ki kişiyi dininden eden vela ilişkisi deliller üzerinde yapılan araştırmalar ve incelemeler sonucunda şu dört ana başlıkta ifade edilmiştir.

* Kâfirleri küfürleri sebebiyle sevmek.

* Kâfirlerin küfrüne dil ile muvafakat etmek.

* Kâfirlerin küfrüne amel (davranış) ile tabi olmak.

* Kâfirlere küfürlerinde destek olmak veya müminlerin aleyhinde onlara yardımcı olmak.  

Birinci Kısım: Kâfirleri küfürleri için yani sırf kâfir oldukları ya da İslam’dan başka bir dine mensup olanları kendilerine ait bazı dini ritüelleri yerine getirdikleri için sevmek. Hiç şüphesiz bu tutum kişiyi küfre sokar. Küfre razı olmak ümmetin icması ile küfürdür.

Bu tür sevgiyi kalpleri hasta olan bazı kimselerde görmek mümkündür. Hristiyanlara dinlerinin kolaylığından ötürü sempati duyarlar, laiklere daima akıl ve mantıkla hareket etmelerinden dolayı hayran olurlar, demokratlardan işlerinde karar verirken çoğulcu yaklaşımı baz almalarından dolayı hoşlanırlar, parlamenterleri Allah’a ve Rasulüne aykırı kanunlar koyarlarken hitabet veya cesaretlerinden dolayı överler, bu davranışların hepsi onlara gösterdikleri sevginin dışa yansımasıdır. Bunlar gibi kalbî amelleri işlemekten müminin son derece sakınması, kalpleri elinde bulunduran Allah (c.c)’ye sığınması gerekir.

Şeytan insanın damarlarında dolaşır. Mümine daima vesveseler vererek kâfirlere karşı bir sempati yerleştirmeye çalışır. Bunun içindir ki müminin kalbini daima yoklaması, şirkin ve küfrün insanın düşebileceği en iğrenç hal olduğunu hatırında tutarak Rabbi ile olan bağlantısını güçlendirmesi üzerine vaciptir.   

Allah’a ve Rasulüne imanında samimi olan bir mümin böyle yaptığı sürece kalbinde küfre ve ehline karşı oluşabilecek en ufak meylin ve rızanın önüne geçmiş olur.

İkinci Kısım: Kâfirleri kalbinden inanmasa bile sadece dil ile söylediği sözlerle onaylamak veya küfür sözleri söylemek, onların küfre ait sözlerini tekrarlamaktır. Burada kişinin kalbine bakılmaz, telaffuz ettiği sözleri kendisini İslam dininin dışına çıkarmaya yeterlidir.

Süleyman b. Abdullah b. Abdulvehhab der ki:

“Bil ki Allah sana rahmet etsin; Şüphesiz insan müşriklerden korktuğu için veya onlara nezaketinden dolayı şirklerini benimsediğini açığa vurursa yahut kendisinden müşriklerin şerrini def ettiğini iddia ederek onlara şirklerinde uyarsa her ne kadar kalbinde onları sevmese ve buğz etse bile o da onlar gibi bir müşriktir. İslam’ı ve Müslümanları sevdiğini iddia etse bile kabul edilmez.”

Bir kimsenin alay ederek küfür sözleri söylemesi ümmetin icması ile küfür sayılmışken nasıl olur da ciddiyetle dünyayı ve içindekileri arzulayarak söylediği küfür sözleri küfür sayılmaz.

“Çünkü onlar eğer size muttali olurlarsa, ya sizi taşlayarak öldürürler veya kendi dinlerine çevirirler ki, o zaman ebediyen iflah olmazsınız.” (Kehf, 20)

Bu ayet eğer onlar size baskı yapar da siz de onların dinlerini onaylarsanız ebediyen kurtuluşa eremezsiniz şeklinde tefsir edilmiştir.

Dilleriyle küfrü ve şirki onaylayanların maslahat veya siyaset adı altında bunu yapıyor olmaları kendilerini hiçbir zaman temize çıkarmaz.

“(Ey Muhammed! O sözleri) söylemediklerine dair Allah'a yemin ediyorlar. Hâlbuki o küfür sözünü elbette söylediler ve müslüman olduktan sonra kâfir oldular. Başaramadıkları bir şeye (Peygambere suikast yapmaya) de yeltendiler. Ve sırf Allah ve Resûlü kendi lütuflarından onları zenginleştirdiği için öç almaya kalkıştılar. Eğer tevbe ederlerse onlar için daha hayırlı olur. Yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da, ahirette de elem verici bir azaba çarptıracaktır. Yeryüzünde onların ne dostu ne de yardımcısı vardır.” (Tevbe, 74)

Bu batıl iddianın sahiplerine bu ayet tek başına yeterli bir delildir. Küfür kelimesinin telaffuzu niyete, kasta, amaca ve tevile bakılmaksızın küfür kabul edilmiş ve ağzına alan kimseyi İslam’ın dışına çıkarıvermiştir.

Eğer yakın geçmişimize şöyle bir dönüp bakarsak siyaset ve maslahat adı altında kâfirlere vela uygulayarak nice küfür ve şirk amelleri işleyip küfür sözlerini pervasızca söylemeyi alışkanlık haline getirmiş taifelerin kendilerini saptırmakla birlikte tabilerini de uzak bir sapıklığa sürüklediklerini açıkça görürüz.  Örneğin kendini İslâm’a nispet ettikleri halde demokrasinin savunuculuğunu yapanlar vardır. Demokrasi yıkıcı, bölüp parçalayıcı bir küfür ve şirk düzenidir. Aslı itibariyle yasamayı Allah’a vermemek üzerine kuruludur. Allah (c.c)’ye ait olan yasama yetkisini halka verir. Dünyanın birçok ülkesinde İslam adını kullanarak sapan ve saptıran birçok siyasi parti vardır. Bu partilerin kadroları ve destekçileri küfrü ve kâfirliği methederler, kâfir ve müşriklere vela uygularlar, kendileriyle içine düştükleri rezalet hakkında tartışıldığında ise “Biz bunu takiyye veya siyaset olarak yapıyoruz” derler.

Onların kendilerini böylesi geçersiz bahanelerle avutmaları ehlisünnetin icması ile sabit olan “Küfür sözü söyleyen kimse küfre girer” gerçeğini hiçbir zaman değiştirmez siyaset, takiyye ve maslahat iddiaları batıl iddialardan öteye geçmez.

Kâfirlerin batıl dinlerine ait olan paskalya veya noel gibi günlerinde bayramlarını tebrik etmek onların küfürlerine rıza anlamı içermesi açısından küfre götüren vela kapsamındadır.

İbni Kayyım Allah ona rahmet etsin bu konuyla ilgili şunları ifade eder:

Kâfirlere has olan şiarları kutlamak âlimlerin ittifakıyla haramdır. Mesela “Noel bayramınız mübarek olsun” demek gibi sözler, söyleyen kimse küfürden uzak olsa bile haram kılınmış amellerdendir. Kim bir kimseyi günahından, bidatinden veya küfründen dolayı tebrik edecek olursa Allah (cc)’ın gazabına maruz kalır.

Dünya çapında kendisine âlim denilen Ramazan el-Bûti, Yusuf el-Karadavi gibi bazı belamlar kâfirlerin kendi şiarları olarak kutladıkları bayramlarını tebrik etmenin caiz olduğuna dair fetvalar vermektedirler.

Dil ile söylenen sözler açısından vela konusunu anlamaya çalıştığımız bu satırlarda kendini mevcut konjonktüre köle etmiş nice din tüccarının küfür sözü sayılan birçok ifadenin kullanılmasına cevaz vermeleri İslam ülkeleri diye adlandırılan ülkelerin içinde bulunduğu hazin durumu açıkça tasvir etmektedir.

Dinler arası diyalog söylemiyle ortaya çıkanlar, Yahudi ve Hristiyanların da cennete gideceklerini iddia edenler ve İslam ile diğer muharref dinler arasında şu anda bile pek bir fark olmadığını; asılda birleştiğimizi söyleyenler dilleriyle asli kâfirlere vela uygulamakla beraber gönüllerini de onların hayranlığına kaptıran İslâm düşmanlarıdır.

İslam akidesi içerisine küfür ve şirk karıştırarak ehlisünnet akidesini tümüyle ortadan kaldırmayı hedeflemektedirler. Bazıları da dinler arası diyalog söylemi belki tepki çeker diye dinlere saygı ifadesini kullanmayı tercih ediyorlar. Her ne ad ve taktik üzere olurlarsa olsun kullandıkları ifadeler İslam’ın aleyhine ve kâfirlerin lehinedir. Kâfirlere vela göstermiş oldukları için böylelerinin kâfirliğinde zerre kadar şüphe edilmez.

Üçüncü Kısım: Kâfirlerin küfrüne amel (davranış) ile tabi olmak.

Kafirlerin işledikleri her hangi bir küfür amelinde onlara uyanlar küfür ehline vela gösterme küfrünü işlemiş sayılırlar.

Korku veya maslahat gerekçesiyle beşeri kanunlarla hükmedenlerin durumu bu kısımda verilebilecek en güzel örneklerden biridir. Bu küfür ve şirke en fazla düşenlerden bazılarını sakındırma babında zikredilmesinde fayda görüyorum. Filistin’deki Hamas, Mısırdaki İhvan, Libya ve Tunus’taki kurulan mürted hükümetler adaleti istismar edip ülkelerini kalkındırmayı vadederek hakikatte insanların zihnine laik ve demokratik düşünce zehrini aşılamışlardır. Bu ve benzeri partiler demokrasi ve laiklik temeli üzerine kurulu oluşumlardır. Hiçbir zaman Allah ve Rasulü’nün şeriatı üzere ülkelerini yönetmeyi amaçlamazlar. Aksine Allah’ın indirdiğinden başkasıyla hükmetmenin gerekliliğini savunur demokrasinin yılmaz bekçiliğini yaparlar.

“…Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” (Maide, 44)

“…Hüküm sadece Allah'a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf, 40)

Bu ayetler Allah (c.c)’ın indirdiği sübutunda şek ve şüphe bulunmayan şer’i naslardır. Birileri tarafından ortaya atılmış fikirler ya da atasözleri değildir.

Yıllar boyunca ülkelerinde hükümeti elde bulundurmalarına rağmen Allah’ın yasalarından hiçbirini uygulamaz, Allah yolunda cihad adına hiçbir faaliyette bulunmazlar. Aynı zamanda kâfirlere işledikleri yasama faaliyetleriyle tabi olup uyum sağlayarak ve onların gittiği yolu kendilerine yol edinerek amelleriyle küfür ehline vela göstermektedirler. Allah’ın indirdiği dinin doğru anlaşılması önünde daima engel teşkil edenler ve İslam’ı insanların hayatındaki bir yaşantı dini olmaktan çıkarmak için çaba sarfedenler böylesi kuruluşlardır. Müşrikleri ve Yahudileri huzur ve barış içinde yaşama gerekçesiyle yandaş edinirler. Bunu yaparken gerekçeleri dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek ellerindeki dünyalıkları güvence altına almaktır. Korku ve maslahat silahına sarılmaları hiçbir zaman kendilerine yeterli bir delil sayılmadığından kendilerini küfür ve şirkten kurtarmayacaktır.

Tağutlar tarafından kendi görüş ve düşüncelerine destek maksadıyla sloganlar ve duyguları etkileyen konuşmalarla süsledikleri yürüyüşler ve mitinglere katılım sağlamak yine ameli olarak kâfirlere vela göstermek demektir. Karşılaştığı münkeri düzeltmekle mükellef olan müminin zaten böylesi faaliyetlerde bulunması düşünülemez. Bulunduğu mekanda Allah’a ve Rasulüne isyan, küfrün övülmesi, küfre ve masiyete davet gibi söz ve davranışlarla karşılaşacak olsa ya o münkeri değiştirecek ya da onların ortamını terk edecektir.

Kâfirlerin dinlerine ait olan bazı kıyafetlerin giyilmesi, Hristiyanların hac işaretinin takılması, kâfirlerin küfrünü simgeleyen rozetlerin, yüzük veya kolyelerin takılması kâfirlere amel ile uyulduğunu yani onların küfürlerine velayeti ifade eder.

Müminlerin kendi kıyafetlerinde özellikle de çocuklarına giydirdikleri kıyafetlere özen göstermeleri gereklidir. Çünkü nice küfre ve şirke ait semboller ve işaretler artık günümüzde çocuk kıyafetlerine, takılara, kullandığımız çanta ve ayakkabılara varıncaya kadar birçok yerde kullanılmaktadır.

İslam’ın düşmanları her tarafı kendi sembolleriyle donatmayı hedefliyor. Aklımıza gelmedik yerlerden müminleri kendilerine hayran etmeye çabalıyorlar. Velasını Allah’a ve Rasulüne ve müminlere uygulayan berâsını da kâfir ve sapkın taifelere karşı tatbik eden müminler her asırda az ya da çok varlıklarını sürdürecekler Allah’ın izniyle vela ve berâ akidesini hem öğrenecek hem de tatbik edeceklerdir.

Bir sonraki yazıda dördüncü kısımdan devam etmek üzere Allah’a emanet olun vesselam.