Rasulullah (sav), Hira mağarasında inzivaya çekilmesinin ardından ilk vahiy, Cebrail (aleyhisselam) tarafından efendimize getirildi. Bunun üzerine Rasulullah (sav), korkarak ve yaşadığı olayın dehşetiyle hızlıca evine vardı. Evine varınca annemiz Hatice’ye (ranha), “Beni örtün, beni örtün.” dedi. Korkusu geçinceye kadar, annemiz kendisini örttü.
Rasulullah (sav), olan olayları annemize anlatınca, Hatice annemiz kendisine şunları söyledi;
“Hayır! Vallahi Allah asla seni utandırmaz. Çünkü sen sıla-i rahim yaparsın. Düşkünleri korur, misafiri ağırlar, haklı olanın hakkını savunur, olmayana verirsin.”
Bunları söyledikten sonra da Hatice annemiz, Rasulullah’ı (sav) alarak bu olanları anlamak için amcasının oğlu Varaka bin Nevfel’e götürdü.
Siyerden zikrettiğimiz bu kıssa, Rasulullah’ın (sav) ahlâkının örnekliğine işaret eden olaylardan sadece bir tanesidir. Daha buna benzer siyerden, Rasulullah’ın (sav) ahlâkının yüceliğine delalet eden onlarca kıssa bulabiliriz.
Hatice annemiz, Rasulullah’ın (sav) yaşadığı olayın üzerine ilk onun ahlâkına dair hususlara vurgu yapmıştır.
Ayrıca daha önceki yazılarımızda Rasulullah’ın (sav) Safa tepesinde kavmine yapmış olduğu davetinden bahsetmiştik. Efendimizin güzel ahlâkı kendisinin davetinde kendisine yardımcı olan ve davetini kolaylaştıran bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.
Müslümanın ahlâkı, akidesi kadar önemlidir, mühimdir. Çünkü inanç esasları, akidesi onun düşüncesidir. Onun ba’tını yani içindeki sakladıklarıdır. Ancak ahlâkı, fiilleri, amelleri ise inancından kaynaklı dışa vurduklarıdır.
Ahlâkın önemli olduğuna işaret ederek Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur;
“Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”[1]
Müslüman ahlâkına son derece önem göstermelidir. Akidesine gösterdiği önem gibi ahlâkına da önem göstermelidir. Çünkü kişinin edebi de ahlâkı da kendisinin dinindendir. İslam dini bir bütündür. İçerisinde inanç esasları ile birlikte, adabı muaşereti de görgü kurallarını da ahlâk esaslarını da barındırmaktadır. Ancak ne yazık ki bugün Müslümanlar akidelerine gösterdikleri önemi, ahlâklarına, yaşayışlarına, toplum ile olan muamelelerine göstermemektedirler.
Bugün tevhidi kavrayıp, Allah’ın kendisinden istediği şekilde bir hayat yaşamaya adım atan bir Müslüman, cahiliyenin tüm kirlerini geride bırakmak suretiyle tevhide adım atmakta zafiyet göstermektedir. Kendisinin tevhidden önceki halinin devam etmesiyle birlikte sanki bir takım dünya görüşüne dair görüşleri değişmiş gibi kendisini hissetmektedir. Ve bu şekilde kendisini tanımlamaktadır. Sonrasında ise Müslüman komşusuna zulmeden, işçisinin hakkını vermeyen, müşterisini aldatan, vaat ettiğini yapmayan, işçi ise patronunun hakkını tam vermeyen bir insan haline dönüşmektedir. Bu da akidesi değişen ama ahlâkı değişmeyen Müslüman portresini doğurmaktadır.
Ayrıca Müslüman, tevhidi kabul ettikten sonra bu çağrıyı insanlara da sunacaktır. Bu yapacağı davet insanlara ağır gelen bir davettir. Bundan dolayı bu daveti insanlar, davet edenlerin ahlâklarıyla ve kişilikleriyle birlikte değerlendireceklerdir. Ki bu en doğal haklarıdır. O insanın gözünden düşünün. Farklı bir söylem içerisinde olan bir insan var, ancak bu insan yalnızca diğer toplum insanlarından düşünce olarak ayrılmaktadır. Bu insanın yaptığı davet ne kadar icabet ile karşılık bulur ki?
Gerçekten hakkıyla davet yapmak istiyorsan önce ahlâkını düzeltmelisin. Çünkü hâl dili ile davet yapmak en etkili davet yöntemidir. Bu ise gerçekten bedel istemektedir. İnsan hiç tanımadığı yoldan geçen bir insana çok daha kolay davet yapabilir. İstediğini söyler, istediği şekilde ahkâm kesebilir. Çünkü o insan karşısındaki davet sahibinin hayatını bilmemektedir. Nasıl yer? Nasıl oturur? Nasıl kalkar? Emanete hıyanet eder mi? İnsanları aldatır mı? Söz verdiğinde arkasında durur mu, durmaz mı? İşte bu soruların cevabını o kimse bilemez, dolayısıyla davetçiyi değerlendiremez.
Ancak davete en yakın akrabandan başladığında ya da kendi öz kardeşinden başladığında hemen hayatın ile ilgili itirazları karşında bulursun. Dolayısıyla değişmen gerektiğini anlarsın. İşte bu yüzden ahlâklı bir Müslüman olmak, ahlâklı bir davetçi olmak bedel gerektirir. Kişi ahlâkına güvendiği kişiden dini alır. İnsanlar ticaret yaparken bile güvendikleri insanlar ile muhatap olmak isterler. Çünkü dünyada zarar etmek istemezler. Güvenilir esnaflar bir ürünü diğer esnaflardan pahalı bile satsa insanlar tarafından tercih edilir. Çünkü o esnafa insanlar güvenir, malzemeden çalmayacağını bilir. İşte güven, insan ilişkilerinin olmazsa olmazıdır. Peki bahsettiğimiz bu güven insanın neyi ile alakalıdır? Elbette insanın ahlâkı ile alakalıdır. İnsanların senden din almalarını istiyorsan ahlâklı olmak zorundasın.
Toplumumuzun insanları ciddi bir olgunlukta değil ki sendeki hataların kaynağının, düşüncelerinden kaynaklı olmadığını, senden kaynaklı olduğunu ayırt edebilsin. İslam daveti ile seni ayırabilsin. Ama bu sadece biz Muvahhidler için geçerli. Örneğin piyasada birçok sahtekâr ve üçkâğıtçı demokrat, laik insan var. Ama hiç kimse onların hatalarını demokrasiden ya da laiklikten bilmiyor. Ancak kendisini İslam’a nispet eden tüm camiaların hatasını insanlar İslam’dan bilmektedirler.
Güzel ahlâk ile toplum içerisinde örneklik oluşturmak ve davet etmek, davete icabet edilmemesi halinde dahi insanların size karşı saygılarını oluşturur. İnsanların görüşlerinizden ötürü sizlere düşman olmamasını, en azından size ve düşüncenize karşı nötr olmalarını, sizin hakkınızda tarafsız bir toplum inşa eder. İşte toplumu en azından nötr, yansız hale getirmek Müslümanların ahlâkı ile mümkündür.
Bu söylenilen ve yazılanların hatalı ya da yanlış olduğunu söyleyen tek bir tevhid ehli bile bulamazsın değerli kardeşim! Peki niçin bu sorunlar aşılmıyor? Çünkü bizler dinin hep teori yönüne yapışırız da o yüzden. Pratik yönünü ise bırakmış gitmişiz. Bu işin meşakkatli olduğundan bahsettik ya, işte bu yüzden bu iş bedel istemektedir. Ancak bunun gerekli olduğunu söylemek ya da yazmak bedavadır. Whatsapp’ta durum yapmak ise sudan ucuz. Hangi tevhid ehli ile dertleşsen Müslümanların ahlâkları ile ilgili problemleri zikrettiğini görürsün. Sonra bundan dert yanan Müslümanın hayatına bakarsın. O da insanları kandırıyor, o da söz verdiğinde tutmuyor, o da ticaretinde yamuk yapıyor. Peki bunları dert edinen o insanın bir önceki karakteri nerede? Bu dert aslında hepimizin derdidir.
İçimizden gerçek manada ahlâkı düzgün insanlar -Allahın rahmet ettikleri- çok az. İşte o az insanlar sanki iğne ile kuyu kazıyorlar. Halleriyle topluma, tevhid ehli olmayan insanlara örnek olmaya çalışıyorlar. Ancak diğer büyük kesimin yaptığı küçük hatalar tıpkı bir bumerang gibi hiç alakan olmasa da dinde kardeş olduğun için gelip seni de buluyor.
Şunu da ifade etmekte fayda görüyorum. Ahlâk, kitaplardan veya ders silsilelerinden ne yazık ki öğrenilmiyor. Evet, insanın birtakım şeyleri öğrenmesi gerekir. Bunu bir kitap ile ya da bir ders ile yapabilir. Ancak kastım şu; insan ne kadar ahlâk kitabı okursa o kadar ahlâklı olmaz. Ahlak, ders ile kitaplar ile inşa olmaz. Niyet ve istikrarı ile bu ancak gerçekleşebilir.
Bir de son dönemlerde Müslümanların içerisinde yaygın bir hale gelen akide beyanı talebi vardır. Herkes birbirinden akide beyanı istiyor. Sonrasında ise beyan ettiği akide üzerinden insanlara, hocalara, cemaatlere not veriliyor. Sonrasında bir şey olmuyor. Sınav gibi bir şey varsayın. Falanca kişinin ya da hocanın akidesi 10 üzerinden 7 veya 8 veya 9 çıkıyor. Zannetmeyin akide beyanından iyi alınca Müslümanlar var gücüyle onları desteklesin. Öyle bir şey yok. İnternette dinlenebilir hoca kategorisine girmiş olur en fazla.
İnsanlar topluluklardan akide beyanı bekledikleri kadar ahlâk beyanı beklemiyorlar. Onu o kadar önemsemiyorlar. Akide önemlidir. Ancak ahlâk da akide kadar önemlidir. “Neden önemlidir?” derseniz, çünkü insanın ahlâkı, karakteri, duruşu sahip olduğu fikrin temsiliyetidir. Örneğin bir kişiye akidesini sorduk ve son derece net cümleler ile bize akidesini anlattı. Düşüncelerinden ötürü kalbimiz son derece mutmain. Ancak bu sağlam görüş bildiren arkadaşımız kaypak bir insan, söylediğini yaşamayan birisi, çıkarlarına göre düşünce veya fikir belirleyen bir insan. O zaman belirttiği akidenin bir anlamı kalıyor mu insan nezdinde? Elbette hayır.
İşte bu yüzden insanın ahlâkı da akidesi de önemlidir. Peygamberimizin hayatının neredeyse tüm alanlarında bunu görmekteyiz.
Rabbim bizleri ıslah etsin, ahlâklarımızı güzelleştirsin. Âmin.
[1] (Buhari)