Tarihi kaynaklara baktığımızda Osman’ın (ra) akrabalarını kayırdığına dair haberler oldukça fazladır. Bunun bir neticesi olarak, döneminde idari bir krizin olduğu da üstüne basılarak anlatılmaktadır. İddialara göre yönetim krizinin sebebi, Osman’ın (ra) idari ehliyete sahip olmayan kişileri sırf akrabası olduğu için devlet kademelerinde görevlendirmesidir. Hatta suistimaller o kadar ileri seviyeye ulaşmıştır ki, Osman’ın (ra) yapmış olduğu görevlendirmeler sebebiyle halk intikam duygularıyla isyana yönelmiştir.

Peki iddia edildiği gibi Osman’ın (ra) idari otoritesinin vuku bulduğu on iki yıllık dönem iltimasların, adam kayırmaların ve idari krizlerin baş gösterdiği bir dönem midir? Gerçekten de Osman (ra), idari hiç bir ehliyete sahip bulunmayan kişileri sadece Ümeyyeoğullarına mensup oldukları için devlet idaresinde görevlendirmiş midir? İşte bu ayki yazımızda bu mesele hakkındaki doğru ve yanlışları gücümüz nispetinde ele almaya çalışacağız.

İlk öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, Osman’ın (ra) döneminde Ümeyyeoğullarından valilerin bulunduğu ve tehakküm ettiği on iki yıllık halifelik döneminin son altı yılında idari krizlerin baş gösterdiği tarihi bir hakikattir. Ancak Osman’ın (ra) döneminde görev almış olan bu valilerin idari ehliyete sahip olmadığını ve bu dönemde vuku bulan idari bozuklukların sebebinin devlet içinde yapılan iltimas ve kayırmalar olduğunu söylemek doğru değildir. Bu iddiaların ne kadarda içinin boş olduğunu, Osman’ın (ra) suçlanmasına sebep olan akrabalarının kimler olduğunu ve o dönem görev alan toplam valilerin sayılarına kıyasen sayılarının ne kadar az olduğunu öğrendiğimizde daha da iyi anlayacağız.

Osman’ın (ra) akrabalarından vali olarak görevlendirdiği kişilere gelince, görevlendirdiği ilk kişi Muâviye bin Ebi Sufyân’dır. İkincisi Abdullah bin Ebi’s-Serh, üçüncüsü el- Velid bin Ukbe, dördüncüsü Saîd bin el- As, beşincisi de Abdullah bin Âmir’dir.[1] Osman’ın (ra) akrabalarını görevlendirmekle suçlanmasına sebep olarak gösterilen beş kişi bunlardır. Osman’ın (ra) halifeliği döneminde görev almış valilerin sayısının yirmi altı kişi olduğunu göz önünde bulundurursak sadece beş kişinin akrabası olması çok normal karşılanmalıdır. Özellikle Peygamber (sav) ve onun akabinde hilafet makamına oturan Ebu Bekir (ra) ve Ömer’inde (ra) kendi dönemlerinde Ümeyyeoğullarından daha fazla kişiyi görevlendirdiği düşünülürse mesele daha doğru anlaşılmış olur. Nitekim cahiliye döneminde Kureyş kabileleri içinde başı çeken ve aynı zamanda nüfus sahibi olan bir kabilenin İslam dinine girdikten sonra başkalarına tercih edilmesi gayet doğaldır. Zira Rasulullah da (sav), çok sonraları Müslüman olmuş olmalarına rağmen Halid bin Velid ve Âmr bin As gibi sahabeleri başkalarına tercih ederek yüksek mevkilerde görevlendirmiştir. Diğer yandan bu valilerin beşi de aynı zamanda görev yapmamıştır. Tarihi vesikalara bakıldığında Osman (ra) ilk önce görevlendirdiği el- Velid bin Ukbe’yi görevden alarak yerine Saîd bin el-As’ı görevlendirdiğini görüyoruz. Ayrıca Osman (ra) vefatına yakın bir dönemde Saîd bin el-As’ı görevinden azletmiştir ve vefat ettiğinde akrabalarından aktif görevde olan kişi sayısı sadece üç kişidir.

Ebu Bekir (ra) ve Ömer’in (ra) kendi yakınlarını devlet idaresinden uzak tutmuş olmalarına gelince, Ebu Bekir (ra) ile Ömer’in (ra) devlet idaresinde kendi yakınlarını bulundurmamış olmasının sebebi, en başta bu uygulamadan sakınmakla birlikte, mensup oldukları Teymoğulları ve Adiyoğulları kabilelerinde devlet idaresinde görev alması elzem teşkil eden kişilerin bulunmamasıdır. Yoksa İslam’ın ve Müslümanların maslahatının söz konusu olduğu idari şahsiyetler bulunduğu halde, sırf akraba oldukları için bu kimselere görev vermemek nebevi metodun aksine bir davranış olurdu. Zira Rasulullah‘ın (sav) hayatına baktığımızda onun en kritik sorumlulukları yakınlarına tevdi ettiğini görüyoruz. Bu nedenle Osman’ın (ra) kabilesi olan Ümeyyeoğularının nüfusları ve idari alandaki tecrübeleri göz önünde bulundurulduğunda, Osman’ın (ra) selefleriyle kıyaslanması pek de insaflı bir kıyas olmamaktadır.

Yine Rasulullah’ın (sav) idari pratiklerine baktığımızda, Ümeyyeoğullarından birçok kişiyi devlet görevlisi olarak atadığını görmekteyiz. Aynı şekilde Ebu Bekir (ra) ile Ömer’inde (ra) devlet kademelerinde Ümeyyeoğullarına görevler verdiğini görüyoruz. Rasulullah (sav), Atâb bin Esîd bin Ebu’l-Âs’ı Mekke’de, Ebu Sufyân bin Harb’ı Necran’da, Halid bin Said’i sadakaları korumada, Ebân bin Said’i Bahreyn’de görevlendirmiştir. Rasulullah (sav) vefatından sonra Halife seçilen Ebu Bekir’de (ra)  Rasulullah’ın (sav) uygulamış olduğu idari pratiği takip ederek Şam’ın fethi için hazırlanan orduların başına Yezid bin Ebu Sufyân’ı görevlendirmiştir. Daha sonrasında Halife olan Ömer (ra) Yezid bin Ebu Sufyân’ı görevinden azlederek yerine kardeşi Muâviye bin Ebu Sufyân’ı atamıştır.[2]

Tüm bu aktardıklarımız göstermektedir ki, O dönemin mevcut vakasında Ümeyyeoğullarına idari görevler vermek tercihten ziyade anın gereksinimi durumundadır. Rasulullah’ın (sav) döneminden başlayarak devlet idari kademelerini doldurmaları ve daha sonraki dönemlerde Emeviler gibi büyük bir devletin temellerini atmaları bunun en büyük delilidir. Eğer Osman’ın (ra) idari pratikleri anın gereksinimi değil de yakınlara yapılmış bir iltimas olsaydı, bu tavrını ilk öncelikle kedisinden görev beklentisi içinde olan Muhammed bin Ebî Huzeyfe üzerinde görürdük. Ancak Osman (ra) Ebî Huzeyfe’ye diyor ki: “ Yavrucuğum ! Razı olsaydım ve benden görevlendirme isteseydin, seni görevlendirirdim. Fakat orada değildim.”[3] Bu cevap Osman’ın (ra) muhatabını sevmemesinden veyahut kötü görmesinden değil, sorumluluk alacak ehliyete sahip olmamasındandır. Buda apaçık göstermektedir ki, Osman’ın (ra) iddiaların aksine görevlendirme yaparken öncelediği özellik akrabalık değil liyakattır.

Osman (ra) hayattayken kendisine yöneltilen eleştirilere cevap vererek şöyle diyor: “ Üzerinde icma edilen, olgun, razı olunan kişileri görevlendiriyorum. Onlar verilen işleri yapan insanlardır. Hem onlar benden önce daha genç oldukları dönemlerde de görevlendirilmişlerdir. Bugün bana söylenenler Usame bin Zeyd komutan olarak görevlendirildiği sırada Allah Rasulü’nede (sav) söylenmişti. Öyle değil mi?”[4]

O dönem bu eleştirilere cevap veren sadece Osman (ra) değildi, cevap verenlerden biri olarak Ali (ra) şöyle diyor: “ Osman ehliyetli adil kişileri görevlendiriyordu.”[5]

Tüm bu aktarılanlar gösteriyor ki, Ümeyyeoğullarının gerek Osman’ın (ra) gerekse ondan önceki halifeler döneminde devlet kademelerinde önemli görevler almaları bir iltimasın neticesi değildir. Ümeyyeoğullarının İslam devletlerinin idari kademelerinde bu denli yer tutmalarının sebebi mevcut konjonktürün gereğidir. Bu sebeple Osman’ı (ra), Ümeyyeoğullarını kayırmakla suçlamak doğru orantılı olarak önceki halifeleri ve dahi Rasulullullah’ı (sav) suçlamaktır ki buda muhal bir durumdur.
Yine Osman’ın (ra) valilerinin hayatına baktığımızda, İsmi kayırılmaya konu olan valiler dini konularda cahil olmadıkları gibi, aşırı kimselerde değillerdi. Her bir Âdemoğlu gibi günahları olsa da sevapları çok daha fazlaydı. Bununla beraber, kötülükleri ve günahları kendi başlarına dönen ve içtimai etkileri bulunmayan kimselerdi. Bu sebeple de şahsi olarak yapmış oldukları hataları İslam toplumuna olumsuz bir tesir bırakmıyordu. Yine bu valilerin hayatlarına bakan her kişi onların İslam’a ve Müslümanlara büyük faydalar sağladığını görecektir. Zira isimleri kayırmalara konu olan valiler aracılığıyla yüz binlerce insan Müslüman olmuş, yapılan fetihlerle İslam devleti sınırlarına büyük topraklar katılmıştır. Şayet onlar dinlerine bağlı ve cesur kimseler olmasaydı cihada hangi güç sevk edecekti! Eğer böyle kimseler olmasaydılar ordularını cihat meydanlarına nasıl sürmeleri mümkün olacaktı! Hâlbuki onlar, rahatlık ve dünya menfaatini terk ederek deniz aşırı fütuhatlar yaparak İslam devletinin gölgesini kıtalar arası geniş bir alana yaymışlardır. Yeri geldiğinde düşmanlara karşı savunma, onlarla cihat ve geri püskürtmeyle meşgul olmuşlardır ve bu suretle de İslam tarihide güzel izler bırakmışlardır. Tarih kitapları onların menkıbeleri ve komutanlığa ehil kılan sıfatlarıyla doludur. İslam tarihi devirleri içerisinde, Osman’ın (ra) dönemine yoğunlaşan kişi, beğenisini ve gururunu gizleyemeyecektir. Zira Osman’ın (ra) halifeliğinin ilk altı yılı İslam tarihinin altın çağıdır.

Allah subhanehu’nun menni ve keremiyle meseleyi izah etmeye çalıştık. Aktardıklarımızdan görüldüğü üzere Osman (ra) devlet kademelerinde ehil ve adil kişileri görevlendirmiştir. Bunların en ileri geleni Rasulullah’ın (sav) sahabesi ve aynı zamanda kaynı ve vahiy kâtibi olan Muâviye bin ebu Sufyân’dır. Kendisi Rasulullah’ın (sav) ve sonrasındaki dönemlerde de devlet kademelerinde önemli görevler yapmıştır. Hakeza halife olduğu dönemde de devletin kurumsallaşması noktasında büyük gelişimler göstermesine vesile olmuştur. Aynı zamanda İslam tarihinde ilk deniz kuvvetlerini kurup deniz aşırı fetihler yapan ve en önemlisi İstanbul şehrini ilk kuşatan kişidir. Ancak tüm bu gösterilen başarılara rağmen ne Osman (ra) nede valileri, tarihçi ve yazarların yeterli inceleme olmaksızın insafsızca yaptıkları eleştirilerden kurtulamamışlardır. Özellikle son dönem araştırmacıları, olayları yeterince incelemeden veya kısmi olaylara dayanarak Osman’la (ra) ilgili insafsız hükümler vermişlerdir.

Bazı tarihçiler sağlam kaynaklardan alıntılar yapmış olsa da çoğunlukla İmamiye menşeli zayıf kaynaklardan beslenilmiştir. Osman (ra) hakkında asılsız iddialar atan kitap ve yazarları:

Tâhâ Hüseyin, el-Fitnetü’l-Kübrâ.

Râzî Abdurrahîm, en-Nizâmü’l-idârîve’l-harbî.

Subhi es- Sâlih, en-Nizâmü’l-İslâmî.

Mevlâ Hüseyin, el-İdaratü’l-Arabiyye.

Enver er- Rufâî, en-Nizâmü’l-İslâmiyye.

Muhammed er-Reyyis, en-Nazariyyâtü’s-Siyâsiyye.

Ali Hüsni, el-İslâm ve’l-Hilâfe.

Ebu’l-A’lâ el-Mevdûdî, el-Mülk ve’l-Hilâfe.

Seyid Kutub, el-Adâletü’l-İctimâiyye.[6]

Hulasa, Osman (ra) mazlum bir halifeydi. Seksen iki yaşında kendi evinde muhasaraya alınıp mazlum bir şekilde katledilmiş olmasına rağmen eleştiri ve iftiralardan yakasını hiçbir dönem kurtaramadı. Osman‘a (ra) karşı yoğun eleştiri ve iftiraların yaygınlaştığı bu dönemde kendisini savunmayı bize lütfeden Allah’a hamd olsun. Allah subhanehu, yazılarımıza konu olan mümtaz şahsiyetlerin izinde mustakim bir hayat yaşamayı bizlere nasip ve müyesser eylesin. Allahumme amin.

 
 


[1] Osman’ın (ra) Hayatı Şahsiyeti ve Dönemi, Ali Muhammed Sallabi, Sayfa:241

[2] Minhâcü’s-Sünne, Cilt:3, Sayfa:175-176

[3] Tahkîk-u Mevâkıfi’s- Sahâbe fi’l-Fitne Cilt:1, Sayfa:247

[4]   Osman’ın (ra) Hayatı Şahsiyeti ve Dönemi, Ali Muhammed Sallabi, Sayfa:263

[5] El-Bidâye ve’n-Nihâye, Cilt:7, Sayfa:178

[6] El-Velâye ale’l-Büldân, Cilt:1 Sayfa:222-223