Geçtiğimiz yazıda o sinir bozucu "Ben robot değilim" testlerinin nasıl dijital bir kimlik avına dönüştüğünden bahsetmiştik. Şimdi ise tehlikenin boyutunu bir tık daha artırıyor ve devletlerin, dev şirketlerin o en sevdiği Truva Atı"nın içine bakıyoruz: Çocukları korumak.

Öncelikle şu konuda bir anlaşalım: Evet, çocuklarımız ekranlara hapsolmuş durumda. Sosyal medyanın dipsiz kuyuları, bitmek bilmeyen kısa videolar ve oyunların içine yerleştirilmiş kumar mekanikleri (sürpriz kutular, bitmeyen ödül döngüleri) ebeveynleri haklı olarak çaresiz bırakıyor. Çocukların algıları, dikkat süreleri ve psikolojileri bu dijital vahşi batıda gerçekten de zarar görüyor. Bu, hepimizin kabul ettiği ve çözülmesi gereken devasa bir sorun.

Ancak bir sorun ne kadar gerçekse, o sorunu kendi ajandası için kullanmak isteyenlerin sunduğu "yanlış çözümler" de bir o kadar tehlikelidir.

Son dönemde Türkiye başta olmak üzere İngiltere, ABD ve Avrupa'nın birçok yerinde oyunlar ve sosyal medya platformları için "yaş doğrulama" zorunlulukları konuşuluyor. Sistem basitçe şunu söylüyor: "Çocukların yaşlarına uygun olmayan içeriklere erişmesini engellemek için, platforma giren herkesin yaşını kanıtlaması şart."

Kulağa ne kadar masum ve şefkatli geliyor değil mi? Peki, aklımıza o meşhur ve rahatsız edici soruyu getirelim: Epstein dosyalarında ortaya çıkan o korkunç gerçeklere, adada dönen akılalmaz çocuk istismarlarına yıllarca göz yuman, failleri koruyan veya sümen altı eden bu küresel sistem; ne oldu da bir anda sizin çocuğunuzun Minecraft'ta veya Instagram'da fazla vakit geçirmesini bu kadar dert edinir hale geldi?

Dahası, daha düne kadar Cambridge Analytica gibi skandallarla kişisel verilerimizi haraç mezat satan, mahremiyetimizi hiçe sayarak siyasi manipülasyonlara kapı aralayan bu teknoloji devleri ne zaman bu kadar "ahlak bekçisi" kesildi?

Gerçekten dertleri çocukları korumak olsayd çözüm çok basitti. Silikon Vadisi'nin devlerine "Bağımlılık yapan o algoritmalarınızı değiştireceksiniz, otomatik video oynatmayı kapatacaksınız, çocukları hedef alan reklamları yasaklayacaksınız!" derlerdi. Sistemi, yani asıl zehri üreten mekanizmayı kısıtlarlardı. Ama onlar ne yapıyor? Zehri olduğu gibi bırakıp sadece "Bana kimliğini göster"diyorlar.

Çünkü asıl amaç çocukları korumak değil, internetteki son anonim kaleleri de yıkmak. Bir çocuğun oyun oynaması veya bir gencin sosyal medyaya girmesi için TC Kimlik Numarası, e-Devlet onayı veya yüz taraması (biyometrik veri) istendiğinde, o platformdaki tüm yetişkinler de sisteme fişlenmiş oluyor. Artık o platformda sahte bir isimle muhalif bir yazı yazan, canını sıkan bir şirket politikasını eleştiren veya sadece kendi halinde dolaşmak isteyen herkesin "gerçek kimliği" devletlerin ve şirketlerin veri tabanlarında kabak gibi parlıyor.

İşin daha da korkunç bir boyutu var: Eskiden sosyal medya hesaplarımız ele geçirildiğinde en büyük korkumuz adımıza saçma sapan paylaşımlar yapılması veya şifremizi kaybetmekti. Ancak şimdi, o hesaplar doğrudan TC Kimlik numaramıza veya e-Devlet'imize entegre edildiğinde, hesabınızı hackleyen birinin yapacağı tek bir yasa dışı işlem yüzünden kendinizi bir anda ağır adli süreçlerin, ifade tutanaklarının ve mahkeme salonlarının tam ortasında bulabilirsiniz. Siber güvenlik açıklarının bedeli artık sadece can sıkıntısı değil, doğrudan özgürlüğünüzün kısıtlanması olacak.

Özgür ve anonim kalabildiğimiz o alanlar her geçen gün biraz daha daraltılıyor. Sadece yaş doğrulama ile de bitmiyor. Bugün Türkiye'de ve dünyada VPN kullanımlarına getirilen kısıtlamalara ve standartlaştırma çabalarına bakın. "VPN'leri yasaklamıyoruz ama kimin, hangi VPN'i, nasıl kullandığını bilmek istiyoruz" diyorlar. Şifreli mesajlaşma uygulamalarının (WhatsApp, Signal vb.) "çocuk istismarını engellemek" bahanesiyle arka kapılar (backdoor) açılarak taranması tartışılıyor.

Bütün bunlar tesadüf değil. İnterneti, herkesin boynunda dijital bir yaka kartıyla dolaştığı, her hareketinin loglandığı (tüm detayları ile kayıt altına alındığı) devasa bir alışveriş merkezine (veya açık hava hapishanesine) çevirmek istiyorlar. Ve tarih bize defalarca göstermiştir ki; hiçbir totaliter gözetim sistemi "Sizi izlemek istiyoruz" diyerek kurulmaz. Her zaman "Sizi ve çocuklarınızı korumak zorundayız" denilerek inşa edilir.

Çocuklarımızı o ekranların zararlı etkilerinden tabii ki koruyalım. Eğer gerçekten onları korumak istiyorsak çözüm devlete ve şirketlere kimlik teslim etmek değil; mahremiyeti ihlal etmeyen cihaz içi ebeveyn kontrolleri (yerel filtreler) kullanmak ve çocuklara çok küçük yaşlardan itibaren güçlü bir dijital okuryazarlık eğitimi vermektir. Bunu yaparken kendi özgürlüğümüzün ve mahremiyetimizin anahtarlarını, o çocukları aslında hiç umursamayan küresel bir gözetim aygıtına teslim etmeyelim. Aksi takdirde, yarın o dijital hapishanede çocuklarımızla birlikte kilitli kalacağız.