Geçtiğimiz yazıda dijital hapishanelerin "çocukları korumak" bahanesiyle nasıl inşa edildiğini konuşmuştuk. Peki bu yeni bir taktik mi? Devletlerin ve teknoloji devlerinin bir sabah uyanıp bir anda çocuklarımızın psikolojisini dert edinmesi tesadüf mü? Elbette hayır. Gelin bugün maskeleri tamamen indirelim ve tarihin tozlu (ve karanlık) sayfalarına bakalım. Çünkü bizi fişlemek için kullanılan bu "şefkatli" ikiyüzlülük, aslında yüzyıllardır oynanan kirli bir tiyatrodan ibaret.
Siyaset biliminde ve sosyolojide bu taktiğin çok net bir adı vardır: "Güvenlik-Özgürlük Takası" (Security-Liberty Trade-off) ve onun en zehirli alt dalı olan "Çocukları Düşünün" (Think of the Children) argümanı.
İnsan psikolojisi basittir: Normal şartlarda hiçbir toplum kendi mahremiyetinden, sırlarından veya özgürlüğünden rızasıyla vazgeçmez. Ta ki işin içine ağır bir korku veya "sevdiklerini/çocuklarını koruma" içgüdüsü girene kadar. Mantıklı bir uygulama çoğunlukla rızayı kendi içinde barındırır ancak totaliter güçler, mantığın halkı ikna etmeye yetmediği veya mantığın kendi çıkarlarına ters düştüğü durumlarda, rasyonaliteyi devre dışı bırakırlar. Bunun yerine korkuyu ve ebeveynlik içgüdüsünü birer araç olarak kullanarak aslında akla sığmayan bir gözetim düzenini 'toplumsal huzur' maskesiyle kabul ettirirler.
Benim çocuğum da oyun bağımlısı ama diyerek buna inanmıyor musunuz? Veya kendinizi bu şekilde ikna etmeye mi çalışıyorsunuz? O zaman tarihte "Sizi ve çocuklarınızı koruyoruz" diyerek atılan adımların altından nasıl birer "Büyük Birader" (Big Brother) çıktığına detaylarıyla bakalım:
1. 11 Eylül Travması ve Vatanseverlik Yasası (Patriot Act - ABD, 2001)
11 Eylül saldırılarından hemen haftalar sonra Amerikan toplumu büyük bir travma halindeyken meclise bir yasa tasarısı getirildi. Adı bile manipülatifti: Vatanseverlik Yasası. Halka sunulan argüman son derece netti: "Ailenizi, çocuklarınızı ve geleceğinizi yeni terör saldırılarından korumak zorundayız. Bize biraz daha yetki verin." Toplum alkışlayarak kabul etti.
İkiyüzlülük Neredeydi?
Yıllar sonra Edward Snowden hayatını tehlikeye atıp o karanlık belgeleri sızdırdığında sistemin çürümüşlüğü kabak gibi ortaya çıktı. NSA (Ulusal Güvenlik Teşkilatı), sadece kendince terörist olarak adlandırdıklarını izlememişti. Milyonlarca sıradan vatandaşın e-postalarını, telefon görüşmelerini, SMS'lerini ve web kamerası görüntülerini yasa dışı bir şekilde "loglamış" devasa sunucularda depolamıştı. Şefkatli koruma masalı, tarihin en büyük kitlesel dinleme skandalına dönüşmüştü.
2. Pedofili Avı Bahanesi:Araştırma Yetkileri Yasası (Snoopers' Charter - İngiltere, 2016)
Bu yasa, bugün bize dayatılan "yaş doğrulama" sistemlerinin adeta prototipidir. Dönemin İngiliz hükümeti bu yasayı meclisten geçirirken tek bir kalkanın arkasına saklandı: "Amacımız internetteki çocuk istismarcılarını ve pedofilleri yakalamak."Bu argümana"Ama mahremiyetimiz ne olacak?" diye itiraz eden herkes anında "istismarcıları savunmakla" suçlanıp linç edildi.
İkiyüzlülük Neredeydi?
Yasa geçti ve ne oldu? İnternet servis sağlayıcıları, hiçbir suça karışmamış, kendi halinde yaşayan tüm İngiliz vatandaşlarının internet geçmişini tam 1 yıl boyunca kaydetmek zorunda bırakıldı. Üstelik polis ve diğer devlet kurumları, hiçbir mahkeme kararı (hakim izni) olmadan bu verilere doğrudan erişim hakkı kazandı. Bir avuç suçluyu yakalama bahanesi, koca bir ülkenin dijital mahremiyetini sonsuza dek yok etti.
3. İnterneti Sansürleme Aracı: FOSTA-SESTA Yasaları (ABD, 2018)
Yine itiraz edilmesi imkânsız bir amaç: "İnternetteki seks ticaretini ve çocuk istismarını durdurmak" ABD meclisinden geçen bu yasaların amacı güya suçluları ve onlara aracılık eden siteleri cezalandırmaktı.
İkiyüzlülük Neredeydi?
Yasa yürürlüğe girer girmez, internetin yapısı bir gecede değişti. Büyük platformlar milyarlarca dolarlık ceza alma korkusuyla aşırı agresif ve kör sansür algoritmalarını devreye soktular. Sonuç? İnsan ticareti bitmedi, suçlular Dark Web gibi daha kapalı ağlara kaçtı."Çocukları koruyoruz" diyerek serbest internetin ruhuna balyoz indirildi.
4. "Toplumsal Harmoni" ve İnternetin Fişi: Çin'in Altın Kalkanı (Great Firewall)
Çin hükümeti interneti dünyanın geri kalanından koparıp tamamen kapalı bir devreye dönüştürürken, halka sunduğu gerekçe şuydu: "Toplumsal uyumu (harmoniyi) sağlamak ve gençlerimizi Batı'nın ahlaksız, yozlaştırıcı içeriklerinden korumak."
İkiyüzlülük Neredeydi?
Çocukları koruma bahanesiyle kurulan bu sistem, bugün dünyanın en acımasız dijital diktatörlüğüne dönüşmüş durumda. Bugün Çin'de bırakın oyun oynamayı, WeChat üzerinden birine mesaj atmak veya sadece sokağa çıkmak bile devasa yüz tanıma sistemlerine ve devletin "Sosyal Kredi Puanına" bağlı. Gözetim o kadar korkunç bir boyutta ki, sistem yanlış bir kelime kullandığınızda veya muhalif bir fikir beyan ettiğinizde internetinizi saniyeler içinde kesebiliyor, hatta hızlı trene binmenizi bile yasaklayabiliyor. "Ahlakı koruma" perdesi, koca bir ülkeyi loglanmış bir açık hava hapishanesine çevirdi.
5. İstihbaratın Altın Çağı: Doğu Almanya ve Stasi
Sadece dijital döneme bakmak bizi yanıltabilir. İnternet öncesi dönemde de yöntem birebir aynıydı. Doğu Almanya istihbaratı Stasi, ülkeyi dev bir hapishaneye çevirirken halka sunduğu gerekçe şuydu: "Gençliğimizi ve ailelerimizi, kapitalist Batı'nın yozlaştırıcı fikirlerinden, casuslarından ve sabotajlarından korumak."
İkiyüzlülük Neredeydi?
Bu "koruma"şemsiyesi altında Stasi, nüfusun üçte birini muhbire dönüştürdü. Komşular, iş arkadaşları, öğretmenler hatta kocalar bile eşlerini devlete raporladı. Kimse çıkıp "sizi gözetleyeceğiz" dememişti; herkes sadece "çocukların ahlakını ve devletin bekasını" koruduğuna inandırılmıştı.
Sonuç: Aynı Senaryo, Yeni Dekor
Gördüğünüz gibi tarih tekerrürden ibaret. Bugün sosyal medya hesaplarımıza TC Kimlik numarası bağlamaya çalışanlar, mesajlarımızı okumak için arka kapılar (backdoor) açmak isteyenler yeni bir şey icat etmediler. Sadece asırlık bir gözetim senaryosunu, dijital çağın dekoruyla yeniden sahneliyorlar.
Bugün bir devlet yetkilisi veya dev bir teknoloji şirketinin CEO'su çıkıp ekrandaki çocuğunuza şefkatli bir gözle bakarak "Onu korumamıza izin verin" diyorsa durup o can alıcı soruyu sormanın tam vaktidir: "Çocuğumu mu korumak istiyorsun, yoksa çocuğumun üzerinden bana dijital bir pranga mı takmak istiyorsun?"
Çünkü unutmayın; Gözetim kameralarının yönü hiçbir zaman sadece dışarıya dönük kalmaz. Gün gelir o kameralar hepimizin odasına, düşüncelerine ve hayatına çevrilir. Ve bunu fark ettiğimizde o fişi çekmek için çok geç kalmış oluruz.