İman etmek bir başlangıçtır; ancak asıl mesele o imanı taze tutabilmek ve üzerine koyarak devam edebilmektir. Maalesef pek çoğumuz, şirki reddedip iman ettikten sonra olduğu yerde kalıyor, hatta bazen eski alışkanlıkların rüzgarına kapılıp geriye gidiyor. Yıllar geçtikçe zarar büyümekte ve kalitesiz insanlar, nesiller meydana gelmekte ve en sonunda ayaklar kayabilmektedir.
Bu yazıda, bazı nasihatleri ele alıp kalpleri uyarmaya çalıştık. Elbette bizim vazifemiz sadece bir hatırlatmadır; kimsenin başına bekçi dikemeyiz. Ancak biliyoruz ki, "Hatırlatmak, müminlere fayda verir."[1]
Bu ayki hadis-i şerifimiz;
Sahabeden Süfyan bin Abdullah (ra) Rasulullah (sav)’e gelerek şöyle dedi:"Ey Allah'ın Resulü! Bana İslam hakkında öyle bir söz söyle ki ondan sonra artık kimseye bir şey sormaya ihtiyaç duymayayım."
Bu soru üzerine Rasûlullah (sav) şu veciz cevabı verdi:
“Allah’a iman ettim de, sonra da dosdoğru ol!”[2]
Aşağıda ele aldığımız 10 maddeyi okurken belki hepsini aklınızda tutamayacaksınız hatta bir kısmını unutacaksınız. Ama yine de okuyun; göreceksiniz ki ihlasla okumak kalpte iz bırakacaktır. Eğer bu maddelerden en azından birkaçını "öncelikli yapılacaklar" listenize ekler ve kendinizi düzeltmek için gayret ederseniz Allah’ın izniyle güzel/salih amellere kavuşursunuz. Belki de bu çabanız Allah katında cennetle müjdelenecek bir "salih ameliniz" olur. Şüphesiz Allah, her şeye Kadir’dir ve niyetleri en iyi bilendir.
1) İlim Tahsili:
Çoğu kardeşimiz dini öğrenirken temel şeylere odaklanıyor. Kimisi temelin üzerine çıkamıyor. Kimisi de kendisine gerekli olan ilmi ve ameli yarım yamalak öğreniyor. Hepimizin birer "alim" olmasına gerek yok ama hepimizin bizi Allah’ın rızasına ulaştıracak kadar "ilim" sahibi olması farzdır. Neden mi? Çünkü ilim, amelin imamıdır. İlim önden gider, amel onu takip eder. Rehberi yanlış olanın yolu da yanlış olur. Allah muhafaza, insan ilimsiz yola çıkarsa cehenneme sürüklenirken bile doğru yolda olduğunu sanabilir. Sonra: "Rabbimiz olan Allah'a yemin olsun ki, biz Allah'a ortak koşanlar değildik" demekten başka bir kaçamak bulamazlar. [3]
Komünist, demokrat, sosyalist nice insan, kelime-i tevhidi söyler. Ancak kulaktan dolma bir bilgiyle veya ilimsizlikle öyle bir sapar ki çoğu yaşlılığında bile önceki yanlış anlayışını terk etmez. İnsanlarımızdan sünneti bidat, bidatı da sünnet bilen çoktur. Buradaki ilimsizlik de her ne kadar muhafazakâr insanlar, Allah için bir şeyler yapmaya çalışsalar da Allah’ın razı olduğu ameli yapamamaktadırlar. Bunların hepsinin sebebi temiz bir ilme sahip olmadıkları içindir. Allah’ın Rasûlünün (sav) “faydasız ilimden” Allah’a sığındığının hikmetini bir kez daha düşünün.
"Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?"[4]
Tevhid ehli Müslümanlar arasında bir delile dayananlar, kardeşinin delilini görmezden gelip, haklı olduklarını söylüyorlar. Senin hükmün delillere dayansa bile bu onun mutlak surette "Allah'ın hükmü" olduğu anlamına gelmez. Ne bilirsin; belki de Allah, kardeşinin sunduğu hücceti kabul edecektir. "Bizim delilimiz var" diyerek muhatabımızın kanıtlarını otomatik olarak yok sayamayız.
Sahabeler, aralarındaki ihtilaflarda birbirlerine karşı nasıl saygılı ve nezaketliyseler, biz de öyle olmak zorundayız. Unutmamalıyız ki yüce Allah, onların genel din ve hayat anlayışlarından razı olmuştur.
O halde ey kardeşim! Güzel Müslüman olmak için Kur’an ve sünnetten beslenmelisin. Bununla birlikte vahiy ile yolunu bulan bir toplulukla birlikte olmalısın. Bu sayede hızla doğru bilgileri öğrenir ve yenilerine adım atarsın. Müslümanların ihtilaf ettiği meseleleri de çok iyi öğren! Zira bu konular yüzünden ayrılan pek çoktur. “Birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider.” [5]
2) Vakit Disiplini:
Harcadığımız her şeyin en pahalısı zamandır. Bugün en çok çalışma hayatına, dünyevi zevklere, lükse ve seyahatlere vakit ayırıyoruz. Yaşamaktan keyif almak isteriz. Diğer aktiviteleri de caiz olduğu oranda, harama düşmeden yapmakta sakınca olmayabilir. Ancak bu dünyaya Allah’a kulluk yapmak için geldik. Ömür sermayesini heva ve hevese göre harcamak çok zarara uğratacak bir durumdur. İmkanlarınız aynı zamanda imtihanlarınızdır.
"İki nimet vardır ki, insanların çoğu bunların değerini bilme konusunda aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit."[6]
Ey beş vakit namazla zamanını düzenleyen kardeşim! Farkında mısın Yüce Allah, sen farkında olmadan hayatını programlıyor. Biraz tefekkür et! Bugün toprağın üstünde olmak seni aldatmasın, yarın altında olacaksın. Şu an mezarda olan milyonlarca insan, dünyaya sadece tek bir "salih amel" işlemek, tek bir "Subhânallâh" demek için geri dönmeye can atıyor. Bu hayata ikinci kez gelmeyeceksin. O yüzden günlerin kıymetini iyi bil hatta saatlerin… Çünkü günlerin kıymetini bilmeyenlerin yılları çabuk geçer.
3) Dilin Muhafazası:
Seni en kolay günaha sokabilecek hatta ayaklarını kaydırabilecek organ, dilindir. Gıybet, yalan, iftira ve boş sözden uzak durup ya hayır konuşmak ya da susmak gerekir. Şayet gıybetin kokusu olsaydı, çoğumuzun yanında kötü kokudan durulmazdı. Gıybetten uzak dur ki güzel kok! Yiyeceksen bir dolu et var; inek, koyun vs… Bu güzel helal nimetleri ye, müslüman kardeşinin etini değil!
Dil, genelde konuşmaya düşkün bir organdır. Kontrolsüz olduğunda insana epey zarar ettirir. Kimileri de dini hep anlatır. Bu dinin sadece sözcüsü değil, amel edeni de ol! İslam sadece edebiyat dini değildir. Sözün güzeli hoştur, nasihat dinlenir. Ancak amaç, amel etmektir. Amelsiz ilim, kanatsız kuşa benzer. Asla uçamaz. Uçamayan kuşta da hayır yoktur.
Sözlerin kelimelerin kaş göz işaretlerinin bile hesabı var. Emri vaki sözler, sert karşılıklar, incitici sözler... Yalan, iftira, gıybet veya zanları söylemiyorum bile. Müslüman, bir şey söyleyeceği zaman kalbine danışır; hayırsa söyler, değilse susar.
Ne söylediğin kadar, karşındakine ne yaşattığın ve ne hissettirdiğin de önemlidir. Kalbin bir kemiği yoktur belki ama bu onun kırılmayacağı anlamına gelmez. Dilin de kemiği yoktur fakat en derin kırıkları o açar. İncitici bir sözün, muhatabın zihninde dönüp durarak onu kaç kez yaralayacağını asla tahmin edemezsiniz.
Dilini nerede, ne için hareket ettiriyorsun dön de bir bak! Dil, yapısı gereği konuşmaya meyyaldir; serbest bırakırsan boş şeylerin peşinde akıp gider. Bu yüzden onu mutlaka muhafaza etmek gerekir. İnsanlara güzel söz söyle, kırgınların arasını ıslah et. Yüce Allah, rahmetinin bir tecellisi olarak bu Kitab'ı indirmişken o halde dön ve Kur’an oku. Şimdi kendimize dürüstçe soralım: Acaba en son Kur’an’ı ne zaman açıp okuduk?
Halid bin Velid (ra) dedi ki; Cihad beni, Kur'an'ın çoğunu öğrenmekten alıkoydu.
Halid bin Velid’in (ra) Allah yolunda savaşmakla o kadar meşgul olduğunu, bu yüzden Kur’an’ı ezberleme veya derinlemesine öğrenme fırsatını bulamadığını ifade eder. Bu, onun İslam’a olan hizmetinin ne kadar yoğun ve fedakârca olduğunu gösteren bir örnektir.
Peki sizleri Kur'an öğrenmekten alıkoyan şey nedir? Meşru bir sebep mi yoksa iş güç mü? Eviniz arabanız mı veya yeni bir ev almak, arabayı yenilemek, telefonun en son çıkanını almak mı? Eşiniz veya çocuklarınız mı? İstikbal korkunuz mu? Diploma mı, kariyer mi? Büyük bir çiftlik kurdunuz da zamanınız mı yok? Döndürmeniz gereken ticaret sebebiyle fakirlik korkunuz mu var? Gezip eğlenmekten, sohbet etmekten kitap okumaya fırsat dahi bulamıyor musunuz?
Unutmayın, Rasûlullah (sav) kıyamet gününde Rabbine şikâyet edecek; Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı terk edilmiş bıraktılar.[7]
Şikâyet edilenler listesinde adınızın olmasını istemiyorsanız bugünden önlem alın.
4) Helal Lokma Titizliği
Ashabı Kehf’in durumu manidardır. Onlar 300 küsur yıl süren o derin uykudan uyandıklarında, şehre gönderdikleri arkadaşlarına ne bulursa almasını değil, "Hangisinin yiyeceği daha temiz (helal) ise ondan getirsin"[8] diye tembihlemişlerdi.
Merak ediyorum; acaba onların zamanında pis dedikleri yiyecek türü neydi/nasıldı? Ya peki, bizim zamanımızı bir görselerdi. “Sakın marketlere girme, ambalajlı bir şey alma” derler miydi? Şehirlerden kaçarlar mıydı? Allahu âlem.
“Ey peygamberler! Temiz (helâl) şeylerden yiyin ve salih amel işleyin!” [9]
Dikkat edin; ayette salih amel, helal yiyecekten hemen sonra zikredilmiştir. Çünkü helal lokma, salih amelin yakıtıdır. Ebu Bekir’i (ra) hatırlayalım; farkında olmadan yediği bir lokmanın kölesinin falcılık kazancından dolayı olduğunu öğrendiğinde hemen istifra ediyor. Haram ile beslenmenin salih amel işlemeye engel olacağını biliyor.
Sa’d b. Ebî Vakkas: "Ey Allah’ın Resulü! Dua ettiğimde Allah’ın benim duamı kabul buyurması için bana dua et!" Bunun üzerine Efendimiz (sav) ona o unutulmaz cevabı verir:
"Ey Sa’d! Yediğini helal ve temiz (tayyib) yap ki, duaların kabul olsun!"[10]
Süfyân-ı Sevrî dedi ki: “Kişinin dindarlığı, ekmeğinin helâlliği nispetindedir.”
Bu zamanın Müslümanları ise ticarette, harcarken, satarken, borçlanırken veya sözleşirken hataların içindeler. Faizli ticarete bulaşanlar, borcunu ödemeyenler, müşterisini kandıranlar, hizmetinin hakkını vermeyenler, çokça yemin edenler... Ey kardeşlerim “yediği haram, içtiği haram, giydiği haram ve haramla beslenmiştir. Böyle birinin duası nasıl kabul edilsin”[11] hadisini nasıl unutuyorsunuz!
“Emin” olmayan/anılmayan birisinin dinine uyulur mu? Söylediğine kulak verilir mi? Arkasından hayırla anılır mı? Böyle birisi güzel Müslüman olabilir mi? Bunların da bir muhasebesini muhakkak yapın.
5) Tevekkül ve Sabır: İki tuzak karşı karşıya; sizce hangisi kazanır?
“Hani bir zaman kâfirler seni tutuklamak, öldürmek veya yurdundan çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kuruyorlardı. Allah da tuzak kuruyordu.” [12]
Musa (as) Mısır'dan korkarak çıktı ve Medyen'e gitti. Sevdikleri yanında değildi. Saray ehli, onu öldürmek istiyordu.
Rasulullah (sav) Mekke'den hicret etti. Birçok şeyi geride bıraktı. Bir zamanlar "emin" diyenler ona "hain" dediler. Düşmanlık beslediler, buğz ettiler hatta öldürmeye bile çalıştılar.
Tarih boyunca her kavim, kendilerine gönderilen elçileri yakalamak, hapsetmek, susturmak veya yok etmek için planlar yaptı. Ancak Nebiler, üzerlerine düşen sorumluluğu sarsılmaz bir kararlılıkla yerine getirdiler. Nihayetinde Allah da tuzak kurdu ve kâfirlerin tüm kirli planlarını boşa çıkardı.
Buradan bize ne dersler çıkar?
İslam davasının yolunu merhum Seyyid Kutub çok güzel tarif etmiştir:“Bu yol zor bir yol; güller ve çiçeklerle döşeli bir yol değil, dikenlerle bezeli, kanlarla süslenmiş bir yol… Ayağını seven gelmesin.”
O halde "Güzel Müslüman" olma iddiasındaki her kul, feryat etmeden bu yolun dikenlerine katlanmayı bilmelidir. Mümin, dinini ikame ederken nefsiyle savaşacak, yeri gelecek ailesinin engeliyle, akraba ve komşularının cephe almasıyla sınanacaktır. Zira yeryüzünün geçici otoriteleri, egemenliği yalnızca tek bir İlah’a has kılan muvahhidleri asla kendi hallerine bırakmazlar. Fakat ilahi rıza, tam da bu çok yönlü kuşatmaların ortasında gösterilecek sarsılmaz bir sabırda gizlidir.
Bu hayatta insanlardan göreceğiniz en büyük eziyet, onların dillerinden dökülenlerdir. Allah'ın elçileri bile neler işitti ki, biz bu oklardan muaf kalalım? Dün hakkınızda övgüler dizenler, yarın sizi bir kaşık suda boğmak isteyebilirler. Beşer bu; sizden çabucak vazgeçer. Kusurlarınız olur, amenna... Ama insanlar tek bir hatada sizi siler, unutur ve dışlarlar.
Müjdeler olsun ki, sizi yoktan var eden Rabbiniz sizden öyle kolayca vazgeçmez. O (cc), sınırları zorlayan kullarına karşı bile sonsuz bir rahmet sahibidir. Öyleyse bu muazzam şefkati ömrünüz boyunca suistimal etmekten sakının. Çünkü her an ilahi bir murakabe altındasınız! Hayat sahnesinde Kur’an’a sarılacak mısınız, Efendimizin izini sürecek misiniz? İbadetlerin külfetine ve günahların cazibesine karşı sabır zırhını kuşanacak mısınız? Siz yönünüzü Allah'a dönün ve üzerinize düşeni yapın; bilin ki O'nun yardımı pek yakındır.
6) Sıla-i Rahim
Akrabalık bağlarını diri tutmak ve anne-baba rızasını merkeze almak önemlidir. Velâ Bera yapıyoruz diyerek, anne ve babasının dünyalık işlerini görmeyenler, yolda kalmışa yardım etmeyenler var. Ey kardeşim! Dostluk ve düşmanlık kavramını yanlış anlamışsın. Yüce Allah müşrik anne ve babana iyilik yapmanı ister, yolda muhtaç durumda gördüğün bir kafire yardım etmeni...
“Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan menetmez. Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever.”[13]
İslam’ın aleyhine bir yardım değilse yardım etmekten çekinme! Her müşrik veya kafir, Ebu Cehil değildir. Yakın veya uzak akrabalarımız en çok iyiliği hak edenlerdir. Çünkü senin elinle, dilinle veya nezaketinle bu dine ısınacaklar ya da senin kaba ve ilgisiz tavrın yüzünden hakikatten uzaklaşacaklar. İnan ki, senin tavırların yüzünden insanların dinden uzaklaşmasını asla istemeyeceksin. Çünkü İslam’ı kötü temsiliyetin de bir hesabı vardır.
7) Merhamet ve Şefkat
İnsanın güzel huylarla tanınması ne büyük bir nimettir! Öyle ki, bazen kişinin ismi hafızalardan silinir ama güzel sıfatları dillerde dolaşmaya devam eder. Ardından “O çok cömertti”, “O ne kadar yumuşak huyluydu”, “O hep hayırda yarışırdı”, “Sözünün eriydi, ahde vefalıydı” denir. Rasûlullah (sav) Eşec (ra) hakkında şöyle buyurdular:“Sende Allah’ın sevdiği iki özellik vardır: Yumuşak huyluluk ve ihtiyatlılık.” [14]
Güzel hasletlerle anılmak, bir defaya mahsus işlenen bir amelle mümkün değildir. Bir davranışın "sıfat" haline gelmesi için yıllarca, kararlılıkla ve sadece Allah rızası için tekrar edilmesi gerekir. Eğer Yüce Allah, senin isminin güzel bir ahlakla birlikte anılmasını takdir etmişse, bu senin için dünyadaki en büyük saadet olmalıdır.
Sahi siz, hangi güzel sıfatla anılmak isterdiniz? Gerçekten bu yönde bir gayretiniz var mı yoksa sadece temennilerle mi yaşıyorsunuz?
Geçmişin pişmanlıklarına takılıp kalma, kalan günlerin ise kıymetini bil. Bugünden başla, ihlasla çalış, sabırla devam et. Çünkü ihlaslı bir amel, az da olsa bereketlidir. İstikrarla sürdürülen güzel davranışlar, zamanla senin sıfatın olur. İnsanlar seni isminle değil, güzel huylarınla tanır ve anar.
Ama bu kolay değildir; irade ve gayret ister. Yıllarca dürüst olmak, salih amel işlemek, her şartta sözünde durmak, öfke anında yumuşak huylu olmak, teenni ile hareket etmek, adaletli olmak, yetimin başını okşamak, ahde vefa göstermek... İşte bu hasletler, Allah’ın sevdiği özelliklerdir. Bu özellikleri kuşananlar hem dünyada hem ahirette iz bırakırlar.
Merhamet ve şefkati en başta ailemiz ve mümin kardeşlerimiz hak eder. Dışarıya karşı mülayim olup, evde veya arkadaşlarının arasına kaba saba birine dönüşmek mümin ahlakıyla bağdaşmaz.
Cümlelerinizin tonunu merhamete göre ayarlayın. Kendinize söylenmesini istemeyeceğiniz sertlikteki cümleleri, başkalarına reva görmeyin. Unutmayın ki, sizin olduğu gibi diğer insanların da bir onuru ve dili vardır. Güzel Müslüman olmak için merhamet ve şefkati bir elbise gibi kuşanın.
8) İnfak
Sadece zekatla yetinmeyip imkanlarını ihtiyaç sahipleriyle paylaşmak.
“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça gerçek iyiliğe (birr) asla eremezsiniz.”[15]
Pek çok insan, malının kırkta birini verince sorumluluğunun bittiğini zanneder. Oysa zekât, İslam binasının temelidir; infak ise o binanın huzuru, bereketi ve ruhudur. Zekât bir borçtur, infak ise Allah’a yakınlaşmadır. Borcunu ödeyen zimmetten kurtulur ama infak eden Allah’a yaklaşır.
İnfak, sadece parayla da sınırlı değildir. Bazen cebindeki bir miktar, bazen sofrandaki bir lokma, bazen de birine ayırdığın vakittir. İlmin sadakası cahil bir kimseyi bilgilendirmektir. İşini göremeyen kimseye yardım etmen, işinin ucundan tutman da sadakadır. Kendi ihtiyacın varken kardeşinin ihtiyacını öne alabiliyor musun? Asıl mesele budur.
İnfakın en makbulü, en yakınından başlayandır. Kendi akraban muhtaçken uzaklarda hayır arama! Bir yetimin eğitimine omuz ver, bir borçlunun yükünü hafiflet, bir öğrencinin kalemi ol.
Müslüman, elindekini mülk değil, emanet görendir. Elin açık olsun ki gönlün de açık olsun. Çünkü ahirete götürebileceğin tek servet, bu dünyada önceden gönderdiklerindir. Dikkat et! Bu dünyanın zengini ahiretin ise fakirlerinden olma.
9) Murakabe
“O, senin (namaz için) kalktığını da görür, secde edenler arasında dönüp dolaşmanı da...”[16]
Murakabe, Allah’ın her an bizi gördüğünü, duyduğunu ve kalbimizden geçenleri bildiğini bir an bile unutmamaktır. Ey kardeşim! Allah’ı görüyormuşçasına kulluk et. Şayet bunu başaramazsan Allah’ın seni gördüğü tahayyül et. Bu anlayış mümini takvalı tutar. Yapması gerekenleri yapacak, yapmaması gerekenlerden de kaçınacaktır.
Mesela hadislerden biliriz, mağarada kapalı kalan üç kimse, salih amellerini vesile ederek Allah’a dua ediyorlardı. Bir tanesi amcasının kızıyla zina yapacakken kız “Allah’tan kork! Dinin uygun görmediği bir yolla beni elde etme!" dedi. Adam ise bütün istediğine rağmen Allah’ın onu gördüğünü hatırladı ve kötü amelinden vazgeçti.
Yüce Allah, Musa’yı (as) Firavun’a tebliğci olarak gönderdi. Musa (as), onun haddi aşan biri olduğunu bildiği için korktu. Rabbimiz buyurdu: “Korkmayın! Çünkü ben sizinle beraberim; her şeyi işitiyor ve görüyorum!”[17]
Musa (as)’da Allah’ın gözetiminde olduğu bilinci oluşunca korkusu geçti ve yapması gerekeni yaptı. O halde müminler imtihanlarda, helal ve haramlarda gözetim altında olduklarını bilsinler.
10) Teslimiyet
Murakabe kalbe dönük bir iç bakış iken; teslimiyet, imanın dışa vuran yüzüdür.‘İman ettim’ demek kolaydır. Ancak şiddetli imtihanlar ile kişinin gerçekte ne olduğu, kimden taraf olduğu açığa çıkar.
“İnsanlar ‘İnandık’ demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler”[18]
Bu dünyada Müslüman ile gayrimüslimi hayat tarzı bakımından ayıramayan bir anlayış, ahirette nasıl bir ayrım bekleyebilir? Bugün baktığımızda; kim Müslüman, kim müşrik ayırt etmek zorlaşmışsa kimliğimiz tehlikededir. Bir Hristiyan pazar günü kilisesine gider, inancı bellidir; hayatına kaldığı yerden devam eder. Bir Yahudi cumartesi ibadetini yapar; yaşamına, ticaretine dokunulmaz.
Ama İslam böyle değildir. İslam, hayatın tamamını kuşatan bir nizamdır. Şeriat; oturmanı, kalkmanı, konuşmanı, âdetlerini, alışkanlıklarını, sevdiklerini ve sevmediklerini düzenler. Müslümanım diyen biri rastgele evlenemez, ticaretini nefsinin keyfine göre yapamaz, her kanuna gönül rızasıyla tabi olamaz, adaleti şeriatın dışındaki mercilerde arayamaz.
Çünkü sen, tevhidi kabul edip “Müslümanım” diyerek İslam’a teslim olmuş bir kişisin. Bu teslimiyet, hayatının her alanında şeriata tabi olmanı gerektirir. Böylesine kapsamlı bir dine mensup olduğunu iddia edip onun hükümlerine tabi olmadan yaşarsan, Hristiyan’dan farkın kalmaz. Dünyada onlara benzeyen, hesap gününde onlardan nasıl farklı bir muamele bekleyebilir?
İnsanlara değil, Rabbine yakın ol. Bugün pek çok Müslüman, kardeşlerinden şikayetçi; çevresindeki insanların düşüncesizliğinden ve kaba mizaçlı oluşundan dert yanıyor. İstiyoruz ki yanımızdakiler bize Ebu Talib gibi sarsılmaz bir destekçi olsun. Eşimiz, kalitesiyle Hatice annemize benzesin; arkadaşımız, Ebu Bekir gibi vefalı olsun. Peki, başkalarından bu yüce karakterleri beklerken, bizler ne kadar Rasûlullah (sav) gibiyiz? Ahlakımız onun (sav) ahlakına benziyor mu?
Öz eleştiriyi unutmayalım ki, kendimizi ıslah edebilelim. Başkalarını eleştirerek düzelen insanları hiç duydun mu? Ey güzel Müslüman kardeşim! Bir beklentin varsa Allah’tan olsun ki, bu da bir ibadettir. Rabbine teslim ol. Böylece sen, sana düşeni yapmış olursun.
Ve son olarak kardeşlerim. Dua etmeyi hiçbir zaman unutmayın. Bizler unutkan ve gaflete düşen kullarız. Hidayet ve kullukta yüce Allah’ın yardımına muhtacız. O (cc), isterse bizleri güzel bir kul eder. Evet, Allah’ın hepimizi güzel kullar etmeye gücü yeter. Ancak O’ndan isteriz: “Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği (istiğna) dilerim.”[19]
[1] 51/Zâriyât 55
[2] (Müslim)
[3] 6/En’âm 23
[4] 68/Kalem 36
[5] 8/Enfâl 46
[6] Buhari.
[7] 25/Furkan 30
[8] 18/Kehf 19
[9] 23/ Mü'minûn 51
[10] Taberani.
[11] Müslim.
[12] 8/Enfâl 30
[13] 60/Mümtehine 8
[14] Müslim
[15] 3/Âl-i İmrân 92
[16] 26/Şu’arâ 218-219
[17] 20/Tâ-Hâ 46
[18] 29/Ankebût 2
[19] (Müslim)