Soru1: Abdest almaya ve namazı bilinen şekliyle kılmaya gücü yetmeyen hastalar nasıl abdest almalı ve namaz kılmalıdır?
Abdest almaya gücü yetmeyen ve kendisine abdest aldıracak birisini de bulamayan bir hasta, üzerinde toz varsa- duvara ellerini sürerek veyahut da yanında bulunduracağı bir kabın içine biraz toprak koyarak onunla teyemmüm alır.
Duvar taş veya kerpiçten ise duvara ellerini sürerek teyemmüm alması câizdir. Duvar, ahşap kaplama veya boyalı ise bu durumda duvarda toz varsa, onunla teyemmüm alınmasında bir sakınca yoktur. Duvardaki toz ile teyemmüm alan kimse toprakla teyemmüm almış hükmündedir. Eğer duvarda toz cinsinden bir şey yoksa bu takdirde teyemmüm alamaz. Yatağa ellerini sürerek teyemmüm alınmaz. Eğer yatağın üzerinde toz varsa, onunla teyemmüm alınır.
Teyemmüm alma imkânı da bulamazsa, o hal üzere (abdest veya teyemmüm almaksızın) namazını kılar.
Bazı hastaların üzerlerine idrar veya dışkının bulaşmış olmasını gerekçe göstererek namaz kılmayı tamamen terk etmeleri büyük bir yanlıştır. Üzerinde kan dışkı idrar gibi necasetler bulunduğu zaman kendileri temizleyebiliyorlarsa temizlemeleri, temizlemeye güçleri yetmiyorsa bunu başkalarından talep etmeleri gerekir. Üzerlerinde bulunan necaseti mümkün olduğu kadar su, mendil, peçete gibi şeylerle temizlemelidirler. Buna imkanları olmadığı zaman ise temizlemeden de olsa namazlarını kılmaları yine vaciptir.
Gücü yeten hastaların namazlarını ayakta kılmaları gerekir. Eğer buna güçleri yetmezse, oturarak namaz kılarlar. Buna da güçleri yetmiyorsa yan tarafları üzerine yatarak namaz kılarlar.
İmrân b Husayndan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o, hastalığından şikâyet ettiğinde, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle buyurmuştur:"(Namazını) ayakta kıl. (Ayakta kılmaya) gücün yetmezse oturarak kıl. Oturarak da kılmaya gücün yetmezse, yan tarafın üzerine kıl." (Buhârî)
Hadisten de anlaşıldığı üzere ayakta namaz kılabilen bir hasta için her hangi bir değişiklik söz konusu değildir. Oturarak namaz kılan hasta ise diz üstü oturabiliyorsa düz üstü oturur oturamıyorsa bağdaş kurar buna da gücü yetmiyorsa ayaklarını uzatarak oturması gerekir. Oturarak kıldığı bu namazında iftitah tekbirini alıp kıyamdaymış gibi ellerini bağlar kıyamını bitirdiği zaman ellerini dizleri üzerine koyarak öne doğru hafifçe eğilerek rüku yapar sonra ellerini dizleri üzerinden çekerek rükudan doğrulur. Secde yapmak için rükuya eğildiği miktardan biraz daha fazla eğilmesi gerekir bu şekilde ima ile secde yaparken yüzüne doğru bir yastık koyması veya ellerini yüzüne doğru kaldırması gerekmez. Tahiyyata oturduğu zaman ellerini uylukları üzerine koyar duaları bitirdiği zaman selam vererek namazını tamamlar.
Oturmaya gücü yetmeyen hastalar sağ tarafları üzerine yatarak namaz kılarlar. Sağ tarafa dönmeye de güçleri yetmemesi halinde sırt üstü veya sol taraflarına dönerek namaz kılarlar. Bu şekilde namaz kılarken kıyam halinde okunacak olan sureleri okurken başlarını eğmezler. Rüku için başlarını biraz eğer, secde için ise rükudakinden biraz daha fazla aşağı doğru eğmeleri gerekir.
Başını hareket ettiremeyecek kadar hasta veya başının hareketi kendisine zarar verecek olan hastalar,yattıkları yerden gözleriyle ima etmeksizin namazdaki sıraya göre kıyam, rüku, secde ve tahiyyat dualarını sırayla okuyarak namazlarını kılarlar.
Bilinci kapalı baygın yatan hastalar üzerinden baygın bulundukları sürece namaz farziyeti kalkar baygınken geçen günlerin namazlarını kaza etmezler. Allah Teâlâ müminlerin güç yetiremedikleri hususlar hakkında şöyle buyurmuştur:
"(Ey mü’minler!) O halde gücünüz yettiği kadarıyla Allah’tan korkun (Allah’tan korkmada güç ve takatinizi harcayın)." (Teğâbun,16)
Hastaların güçleri yeterse namazda kıbleye yönelmeleri gerekir. Kıbleye yönelmeye güçleri yetmezse, artık onların üzerinden kıbleye yönelme şartı kalktığı için yataklarında bulundukları hal üzere namazlarını kılarlar. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
"Allah, kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez. Kazandığı (iyilik) lehine, yüklendiği (kötülük) de aleyhinedir." (Bakara, 286)
Soru 2: Kadının kocası üzerindeki hakları nelerdir?
Kocanın karısına karşı görevleri şeklinde de ifade edilmesi mümkün olan bu önemli hususları birkaç madde halinde şöyle sıralayabiliriz:
Birinci Hak: İyi Davranmak
Rasulullah (sav) kadınlara iyi davranmayı tavsiye etmiştir. Veda haccındaki son sözlerinden birisi de şudur: "Dikkat edin. Kadınlara iyi davranın. Çünkü onlar sizin yardımcılarınızdır. Kendileri için bir şeye malik de değildirler."[1]
Kur'an-ı Kerim eşler arasında iyi geçinmeyi gerçekleştiren esasları bildirmiştir:
a- Allah Teala şöyle buyurur: "Onlarla güzellikle geçinin."[2]
“Allah'ın emrettiği şekilde güzel geçinin. Buradaki hitap herkesedir. Yani erkeklerin hepsi eş olsunlar veya olmasınlar aynıdır."[3]
b- Allah Teala şöyle buyurur: 'Ya iyilikle tutma ya da iyilik yaparak bırakmadır."[4]
Nafaka ve mehir olarak onların hakkını ödemek buna örnektir. Suçsuz yere onlara asık suratlı olmamak, kaba sözlerle değil, hoş ve nazik konuşmak ve başka kadınlara meyli olmadığını göstermek.
Ibn Abbas şöyle der: "Ben karım için süslenmeyi severim. Aynı şekilde karımın benim için süslenmesini arzu ederim."[5]
c- Allah Teala şöyle buyurur: "Kadınların hakları örfe uygun bir şekilde görevlerine denktir. Erkeklerin onlardan bir üstün derecesi vardır."[6]
İbn Abbas tefsirinde der ki, kadınların kocalarına Allah'ın emrettiği şekilde itaat ederek kocaların da kadınlarına karşı iyi davranmaları ve güzel geçinmeleri gereklidir.
Ebu Hureyre'den (r.a.) Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurur:
"Mü'minlerin iman yönünden en mütekâmili, ahlâkı en güzel olanıdır. Sizin en hayırlınız kadınlarına karşı hayırlı olandır."[7]
Bir adam karısına şaka ve latife yapsa karısının yaptıklarına mukabil teşekkür etse, kalbindeki derin sevgisini eşine bildirse, onunla beraber yaptığı her şey hasenat olur ve mizanına konulur. Çünkü Buhari ve Müslimin rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (s.a.v.) Sa'd b. Ebî Vakkas'a şöyle demişti:
"Sen Allah'ın rızasını umduğun her bir nafaka (yiyecek)den hanımının ağzına koyacağın her bir lokmaya kadar sevap alırsın.”
İkinci Hak: Dinî Konularda Gerekli Bilgiyi Ona Öğretmek.
Her idareci, Allah katında tebasından sorumlu olunca kişi de karısından sorumludur ve Rahmanın huzurunda ondan dolayı hesaba çekilecektir.
“Kocanın karısına öğretmesi gerekli olan; abdest, hayız, nifas ve gusül hükümleri gibi taharete ait bilmediği şeyler, yıkanmanın keyfiyeti, namazla ilgili emirler, oruç, Kuran kıraati, Allah'ı zikr, ehline, komşularına ve akrabalarına ait görevler, nasıl giyineceği, yabancı erkekle başbaşa bulunmaktan nasıl sakınacağı, erkeklerle konuşmak mecburiyetinde kalırsa onlara nasıl hitap edeceği ve onlarla nasıl konuşacağına dair hükümlerdir."[8]
Üçüncü Hak: İyiliği Emretmek, Kötülükten Sakındırmak.
Evlerin en hayırlısı, içerisinde iyiliğin emredilip kötülüklerden sakındırıldığı evdir. Hilim, sabır, Allah'tan yardım dileme ve O'na tevekkül etmenin usulü hakkında Allah Teala şöyle buyurur:
"Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de onda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz. Sana rızık veren biziz. Sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanındır."[9]
Yine Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"Ey inananlar! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu cehennem ateşinden koruyun. Onun yakıtı insanlar ve taşlardır."[10]
İslâm bize tedavinin yollarını bildirmiştir. Koca karısına iyiliği emreder de eşi kocasının nasihatına itaat etmezse yatağını ayırsın. Yine de fayda vermezse terk etmeksizin vursun. Bütün yolları denedikten sonra Allah'ın emirlerini yerine getirmemekte ve dinini yaşamamakta hâlâ ısrar ederse onu boşamak vacip olur.[11]
Dördüncü Hak: Kıskançlıkta İtidalli Olmak.
Kıskançlık normal olan bir duygudur. Kıskanmayan insan normal bir insan değildir. Kıskançlığın mânâsı; İnsanın kendisinin bakmakla mükellef olduğu veya özel ilgi gösterdiği aile fertlerine başkasının göz dikmek istediğini hissettiği zaman öfkelenmesi, gayrete gelmesi ve gazaplanmasıdır.[12]
Kadın tabiatı gereği erkeğinin kendisini kıskandığını, onunla güçlü bir şahsiyetinin olduğunu ve kendisinin onun emrinde, kocasının emredici olduğunu hisseder. Böylece kadın kendisini koruyabilen bir erkek kalbi ister.
Allah Rasûlü şöyle buyurur: "Allah kıskanır, mü'min de kıskanmalıdır."[13]
Akıllı kocadan beklenen, bütün davranışlarında olduğu gibi normal olmasıdır. Koca çevresindeki sonucu kötü işlerden gafil olmamalı, hayatı cehenneme çevirecek kadar da kırıcı ve sert olmamalı. İnsanların eksikliklerini, kusurlarını araştırmaktan sakın. Çünkü burada Allah'ın sevdiği ve buğzettiği kıskançlıklar vardır.
Allah Rasûlü şöyle buyurur: "Allah'ın sevdiği ve buğzettiği kıskançlık vardır. Allah'ın sevdiği kıskançlık şüphe ve zanna dayalı kıskançlıktır. Allah'ın buğzettiği kıskançlık ise şüphe ve zannın olmadığı boş yere yapılan kıskançlıktır."[14]
Beşinci Hak: Mehir ve Nafakadır.
Mehir, kadının en önemli haklarından biridir. Mehir kadına aittir. Hiçbir kimseninn onun izni dışında mehre ortak olmaya hakkı yoktur ve hiç kimseye helal değildir. Onların, gönüllerinin hoşnutluğu dışında mehri almak caiz değildir. Aksi halde bu durum zulüm olarak kabul edilir.
Allah Teala şöyle buyurur: "Kadınlara mehirlerini cömertçe verin. Eğer ondan gönül hoşluğu ile size bir şey bağışlarlarsa onu afiyetle yiyin."[15]
Sahih hadiste şöyle rivayet edildi: "Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi günah olarak kişiye yeter. Şüphesiz zevce bakmakla yükümlü olan kimselerin başında gelir. Sadakaların en hayırlısı arkası tükenmeyen maldan verilendir. Veren el alan elden daha hayırlıdır. Vermeye, bakmakla yükümlü olduğun kimselerden başla."
Denildi ki: “Ya Rasûlallah! En fazla bakmakla yükümlü olduğumuz kişi kimdir?
Allah'ın Rasûlü: “Hanımındır. Kadın der ki; Beni doyur, aksi halde beni bırak. Cariyen de şöyle der; Beni doyur, beni hizmetinde kullan. Çocuğun da; Bizi kime bırakıyorsun? der."[16]
Allah Teala erkeklerin kadınlar üzerine hâkim oldukları ve onların nafakalarını temin etmek durumunda oldukları konusunda şöyle buyurur: "Allah'ın kimini kimine üstün kılmasından ve erkeklerin mallarından sarf etmelerinden dolayı erkekler kadınlar üzerine hakimdirler:'[17]
Altıncı Hak: Hanımlar Birden Fazla İse Hanımlar Arasında Adaletli Olmak.
Bütün işler adalete dayanır. Aynı şekilde hanımlar arasındaki taksimde de adalet gereklidir. Müslüman erkek,hanımları arasında ev, nafaka ve geceleme konusunda adaleti yerine getirir. Ancak bir eşin diğer eşe haklarının bir kısmını vermesinde bir mahzur yoktur. Nitekim Rasûlüllah'ın eşi Şevde bint Zem'a Rasûlüllah'ın yanında geceleme hakkını Aişe'ye vermiştir.
Bizim için Rasûlüllah en güzel örnektir. Rasûlüllah eşleri arasında ihtiyaçlarını karşılama ve geceyi aralarında geçirme konusunda âdil idi. Rasûlüllah şöyle dua ederdi: "Allah'ım bu benim sahip olduğum şeyler içinde elde ettiğim gücümdür. Benim malik olmadığım konuda güç ve takatim yoktur."[18]
Allah Rasûlü bize hanımının birisinden dolayı diğer hanımına zulmetmenin tehlikesini açıkladı ve bu konuda bizi uyararak şöyle buyurdu: "Bir adamın iki karısı olsa, kadınlarından birine meylederek diğerini ihmal etse (bir başka rivayette aralarında adaleti sağlamasa) kıyamet günü omuzlarından biri eğilmiş olarak gelir."[19]
Allah Teala şöyle buyurur: "Adil davranmaya ne kadar uğraşsanız kadınlar arasında eşitlik yapamayacaksınız. Bari bir tarafa kalben tamamen meyletmeyin ki, diğerini askıdaymış gibi bırakmış olmayasınız."[20]
Yedinci Hak: Eziyet Etmemek ve Duygularını Dikkate Almak.
Eziyet etmemek ve duyguların dikkate alınması güzel muamelenin ayrılmaz bir parçasıdır. Çünkü ona karşı sevgi, yumuşak söz, güzel muamelenin devamını sağlar. Müslüman kardeşim! Evini çokça kötü söz söylenen kötü vasıfların bulunduğu bir yer haline getirme. Çünkü böyle yapacak olursan, sonunda alay, eğlenme, hakaret ortaya çıkar ve aile bağları zayıflar ve şeytanın tuzağı için yer açılmış olur.
Müslümanın görevi, kırık kalbi iyileştirmek, yaralı gönlü sarmak, keder ve üzüntüye duçar olmuş kişilerin gam ve kederlerini gidermektir. Bir koca, niçin kalp kırar, gönül yaralar ve karısına gam ve keder yağdırır ki?
Allah Rasûlü (sav) bize eşlerle olan münasebetlerimizdeki edebi öğretti ve erkeğin karısına "Allah seni çirkin kılsın veya Allah senin yüzünü çirkinleştirsin" demesini yasakladı.
Buraya kadar özetlenen maddeler ailenin reisi konumundaki kocanın özellikle karısına karşı davranışlarını ifade etmektedir. Aile içi sorunların temelinde daima bu hakların ihlal edilmesi yatmaktadır. Kadınlar nikah akdi ile erkeklere emanet edilmiştir. Bir emanetin nasıl ki korunması, zayi edilmemesi gerekiyorsa kocaların kendilerine emanet edilen hanımlarına karşı emanet bilinciyle davranmaları ve emanete hıyanet etmemeleri vaciptir.
Allah en doğrusunu bilendir.
[1] Tirmizî rivayet etmiştir.
[2] Nisa, 19.
[3] Hasan Eyyub, es-Sülûkü'l-lctimâî.
[4] Bakara, 229.
[5] Tefsiru'l-Kurtubî,c. 5.
[6] Bakara, 228.
[7] Tirmizî rivayet etmiştir.
[8] Hasan Eyyub, es-Sülûkü'l-lctimâî. Muhammed es-Sâyim, Şeytan Girmeyen Evler, Uysal Kitabevi, (Mütercim: Doç. Dr. M. Ali Kapar), Konya 1994: 79-80.
[9] Tâhâ, 132.
[10] Tahrim, 6.
[11] Muhammed es-Sâyim, Şeytan Girmeyen Evler, Uysal Kitabevi, (Mütercim: Doç. Dr. M. Ali Kapar), Konya 1994: 80-81.
[12] Hukûku'z-Zevceyn, Hasan Eyyub, es-Sülûkü'l-lctimâî.
[13] Müttefekun aleyh.
[14] Ebu Davud, Nesâî ve Ibn Hibban rivayet etmiştir. Muhammed es-Sâyim, Şeytan Girmeyen Evler, Uysal Kitabevi, (Mütercim: Doç. Dr. M. Ali Kapar), Konya 1994: 81.
[15] Nisa, 4.
[16]Ahmed b. Hanbel ve şeyhayn rivayet etmiştir.
[17] Nisa, 34. Muhammed es-Sâyim, Şeytan Girmeyen Evler, Uysal Kitabevi, (Mütercim: Doç. Dr. M. Ali Kapar), Konya 1994: 82-83.
[18] İbn Hibban rivayet etmiştir.
[19] İbn Hibban rivayet etmiştir.
[20] Nisa, 129. Muhammed es-Sâyim, Şeytan Girmeyen Evler, Uysal Kitabevi, (Mütercim: Doç. Dr. M. Ali Kapar), Konya 1994: 83-84.