Bu, Şevval ayı ile alakalı küçük bir risaledir. Allah’tan (celle celeluhu)  bizleri bununla faydalandırmasını ve hayırla mükâfatlandırmasını istiyoruz.
 
1) Şevval ayı, mübarek ve taat (salih amel işleme) ayıdır. Hac aylarının başlangıcı olup, içerisinde altı gün orucu barındırmaktadır. Ramazan ayında itikâf yapamayan bir kimsenin itikâfı kaza edeceği,  nikâh ayı ve helal dairesinde iffeti koruma ayıdır.

2) Ramazan ayından sonra Şevval ayında altı gün oruç tutmak, Müslüman bir kimseye meşru bir ameldir. Altı gün oruç tutmak vacip değil müstehap olup, fazileti ve mükâfatı büyüktür.

3) Ramazan ayından sonra Şevval ayında kim altı gün oruç tutarsa, senenin hepsini oruçlu geçirmiş kimsenin ecri yazılır. Sahih bir hadiste Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:  “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yılın bütününde oruç tutmuş gibi olur.”[1]

4) Bu hadisini Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şu şekilde açıklamıştır: “Kim bir ay Ramazan’da oruç tutarsa 10 aya, Ramazan’dan sonra tutulan altı günlük oruç ise 2 aya (denktir.) Bu bir senelik oruç demektir.”[2]  “Kim bir iyilikle gelirse ona on katı vardır.”[3]

5) Bir kimse “Şevval ayında tutulan altı günlük oruç, sevap olarak on kat artıyorsa o zaman genel olarak iyi hasenelerde de sevap on kat artıyordur. Şevval ayında tutulan altı günlük orucun diğer hasenelerden ne gibi bir farkı vardır” dese, ona deriz ki: Hanbeli ve Şafi âlimleri “Ramazan ayından sonra Şevval ayında tutulan altı günlük oruç, farz olan bir senelik oruca denktir” diye açıklamışlardır.

6) Şevval ayında tutulan altı günlük orucun önemli olmasının bir diğer sebebi, Ramazan ayında tutulan farz oruçların eksikliğini gidermesidir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: "Kıyamet gününde kulun hesaba çekileceği ilk ameli onun namazıdır. Eğer namazı düzgün olursa, işi iyi gider ve kazançlı çıkar. Namazı düzgün olmazsa, kaybeder ve zararlı çıkar. Şayet farzlarından bir şey noksan çıkarsa, Azîz ve Celîl olan Rabb'i: 'Kulumun nafile namazları var mı, bakınız?' der. Farzların eksiği nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer amellerinden de bu şekilde hesaba çekilir."[4]

7) İlim ehlinden bazıları altı günlük oruç tutmayı kerih görmüştür. Kerih görmelerinin illeti ise bazı kişilerin bu orucu ramazandanmış gibi inanmalarıdır. Bu hususta sahih sünnete tabi olmak hak ve evla olanıdır. Kim olursa olsun bir kişinin sözüne uyarak oruç terkedilemez. Bu illetle, sahih sünnete karşı çıkılamaz.

8) Kimin bir özürden dolayı Ramazan ayında tutamadığı günler varsa zimmetten kurtulmak için hemen kazasını yerine getirmesi lazımdır. Farz olan oruçlar müstehap olan oruçlardan önceliklidir.

9) Hadislerde sevabı zikredilen orucu (şevval orucu),  kim tutmak isterse, varsa öncelikle Ramazan ayından kalan oruçları kaza etmesi gerekir, sonrada altı günlük şevval orucuna başlayabilir. Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) “...ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse...” hadisinin zahiri bunun delilidir. Bu hadis, önce Ramazan orucunu tamamlamaya sonra ise altı günlük oruç tutmaya işaret etmektedir. Çünkü Ramazan ayı tamamlanmamış ise altı günlük şevval orucunun ona tabi olması gerçekleşmemiş olur.[5]

10) Bir özürden dolayı bir kimse Ramazan’da oruç tutmazsa altı günlük nafile oruç ile Ramazan’da kaçırmış olduğu günlerin kazasını tek bir niyetle cem etmesi sahih olmaz.

11) Şevval ayında tutulacak altı günlük orucu -kendisine kolay nasıl geliyorsa-peş peşe veya ayrı ayrı tutmak caizdir. Bu hususta emir geniştir.

12) Eyyam-ı Biyd (her ayın 13, 14, 15. günleri) veya pazartesi-perşembe günleri ile birlikte altı günlük şevval orucu tutmak caizdir. İki ecrin sevabının olması umulur.

13) Şevval ayında tutulan altı günlük oruç cumartesi gününe denk gelirse oruç tutulur. Çünkü cumartesi gününe özel tutmayıp, altı günün içerinde olduğu için tutulmuş olur.

14) Ramazan ayında bir kimsenin kazası olup ve kazada Şevval ayının hepsini kapsayacaksa -nifaslı kadın gibi- bu kimse altı günlük şevval orucunu Zilkade ayında tutar, Şevval ayında tutmuş gibi ecir alır. Çünkü Zilkade ayına ertelemesi zarurettir.

15) Ramazan ayında kimin kazası olup, Şevval ayında da özürsüz bir şekilde kazasını tamamlamamışsa, bu kimsenin Zilkade ayında (Şevval niyeti ile) altı günlük oruç tutması meşru değildir, ecir de elde edemez. Çünkü Şevval ayında tutulan oruç sünnettir ve özürsüz bir şekilde vaktini geçirmiştir.

16) Sahih olmayan inançlardan birisi de, bazı avam kişilerin, Şevval ayında altı gün oruç tutan bir kimsenin, artık her sene oruç tutması gerekir diye inanmalarıdır. Bilakis şevval orucu sünnettir, isteyen tutar sevap elde eder. Bir veya daha fazla oruç tutan kimse, bu orucu her zaman devam ettirmesi vacip değildir, orucu terk eden kimse de günahkâr değildir.

17) Bazı kimseler de altı günlük oruca başlayan kimselerin, tamamını tutması gerektiğine ve orucu kesmesine bir özrün olmadığına inanmaktadırlar. Bu görüş sahih değildir. Bir hadiste Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Nafile orucu tutan kimse, nefsinin emiridir. İster orucu tutar, ister orucunu bozar.”[6]

Nafile oruç tutan bir kimse, özürlü veya özürsüz bir şekilde orucunu bozabilir. Tercih edilen görüşe göre kaza etmez. Ancak hadislerde gelen altı günlük orucun ecrini alabilmek için hepsinin tamamlanması gereklidir.

18) Bidat olup dinde aslı olmayan amellerden bir tanesi de, bazı kimseler altı günlük şevval orucunu tamamlandıktan sonra Şevval’in 8. gününü “Îdu’l-Ebrar” diye isimlendirip kutlamalar yapmalarıdır.

İbn Teymiyye (rahimehullah) şöyle der: "Şevvalin 8. gününde ne ebrar/iyi ne de füccar/kötü diye bayram vardır. Bir kimsenin o günü bayram diye inanması ve İslam’ın bayram şiarlarından (başka) bayram ihdas etmesi caiz değildir."

19) Bidat amellerden birisi de Şevval ayında evlenmenin uğursuz sayılmasıdır. Araplar nikâh akdini bu ayda uğursuz sayarlar ve kadınların evlenmelerinin yasak olduğuna inanırlardı. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)  Arapların uğursuz saydıkları inancı kabul etmemiş ve Aişe (radiyallahu anha) annemizle Şevval ayında evlenmiştir.

20) Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) ittiba ederek Şevval ayında evlenmek, evlendirmek ve zifafa girmek müstehaptır. Özelliklide bu kötü uğursuzluk yaygın ise cahiliyye ehline reddiye niteliğinde evlenerek, uğursuzluk inancını ortadan kaldırmak gerekir.

21) Hurafelerden bir tanesi de, bazı avamın iki bayram arası evlenen çiftlerden birisinin yakında öleceğine ya da ayrılacaklarına inanmalarıdır. Bu hurafenin dinde bir yeri yoktur. Kim gaybı bildiğini iddia ederse ki -Allah’tan başka gaybı kimse bilemez-  kaza ve kadere iman hususunda inancını zedelemiş ve nehyedilmiş uğursuzluğa inanmış olur. Nebi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) Aişe (radiyallahu anha) annemizle Şevval ayında zifafa girmesi, bu hurafeyi reddetmiş ve yok saymıştır.

Allah (celle celeluhu) işleyeceğimiz salih amelleri kabul etsin ve bizlere şükretmeyi, kendisini zikretmeyi ve güzel ibadet işlemeyi kolaylaştırsın.

Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

Ebu Enes el-Halebî

SALİH BAĞIRGAN TARAFINDAN TERCÜME EDİLMİŞTİR.
 
 


[1] (Müslim; 1164)

[2] (İmam Ahmed, 22412; İbn-i Mace, 1715; İbn-i Huzeyfe, 2115)

[3] (7/En’am, 160)

[4] (Ebu Davud; 864; Tirmizî; 414)

[5] (Feteva el-Lecne Daime; 10/392)                        

[6] (Ahmet, 26893; Tirmizî, 732)