Hamd Allah’a, salât ve selam Rasulullah’ın (sav) üzerine olsun. Bundan sonra;
Bu risale itikâf ile alakalı birtakım faydaları ve hulasaları barındırmaktadır. Allah’tan (cc) bizleri bununla faydalandırmasını ve hayırlarla mükâfatlandırmasını istiyoruz.
1) İtikâf sözlükte; “bir şeye devam etme ve bırakmama” Istılahta ise; “ibadet niyeti ile Allah’a yakınlaşmak için mescitte kalma anlamına” gelir. İbadet niyeti ile mescitte kalan ve ikamet eden kimseye “Akif”, “Mu’tekif” denilir. İtikâfın hakikati ve maksadı; kalbin Allah’a bağlanması, kalbin onunla halvet kurması, Allah dışında herkesle bağlantıyı koparıp tek olan Allah (cc) ile meşgul olunmasıdır.
2) İtikâf, kitapla, sünnetle ve icma ile meşrudur. Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:
“Biz, Beyt'i (Kâbe'yi) insanlara toplanma mahalli ve güvenli bir yer kıldık. Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın). İbrahim ve İsmail'e: Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için evimi temiz tutun, diye emretmiştik.”[1]
“Fakat siz mescitlerde itikâfta bulunan kimseler olduğunuzda, onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın!”[2]
Mü’minlerin annesi Aişe’den (r.anha) gelen rivayette şöyle buyurmaktadır: “Rasulullah (sav) Ramazan’ın son on gününde vefatına kadar itikafa girdi. Vefatından sonra da hanımları itikâfa devam ettiler.”[3]
Nebi (as) bir kere (Ramazan ayının son on gününde) yaptığı itikâfı terk etti ve Şevval ayında 10 gün olarak itikâf kazası yaptı.[4] Âlimler, itikâfın meşruluğuna ve müstahaplığına dair icma etmişlerdir.
3) Mescitlerde itikâf ibadeti; iman alameti ve mescit imar etmektir ki Allah (cc) mü’min kullarını bu şekilde vasıflamıştır.
“Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.”[5]
İtikâf, Allah’a yakınlıktır. Allah’a yakınlaştırıcı nafile ibadetlerin umumuna dâhildir. İtikâf ibadeti için mahsus bir sevap sabit olmamıştır. Bu konu ile alakalı gelen hadisler ya zayıftır ya da uydurmadır. İtikâfta asıl olan şeyin vacip değil sünnet olmasıdır. Adak adanmışsa icma ile vaciptir.
4) İtikâf İbadeti belli bir zamana özel değildir. Her zaman da (Ramazan ve diğer aylarda) meşrudur. Ancak Ramazan’da yapılan itikâf, diğer aylarda yapılan itikâftan daha faziletlidir. En faziletli ve (sevap bakımından) en güçlü itikâf, Ramazan ayının son on gününde yapılan itikâftır.
5) Ramazan ayının son on gününde yapılan itikâf, terk edilmiş müekked sünnetlerdendir ki Rasulullah’ın, ashabının ve eşlerinin yapageldikleri bir ibadettir.
6) Ulema, itikâf için en az zamanı konusunda ihtilaf etmiştir. Cumhura göre en az zamanı bir saniyedir. Bir saat ya da bir gün ya da bir gece itikâf meşrudur. Tercih edilen görüşe göre itikâfın geçerli olabilmesi için oruçlu olunması şart koşulmaz. Oruçlu olmadan da itikâf ibadeti sahihtir. Ancak oruçlu olmak daha da faziletlidir.
7) İtikafın geçerli olması için gerekli şartlar; Müslüman olması, akıllı olması, temyiz yaşında olması, niyet etmesi, cemaatle kılınan bir mescit olması, ancak kadın için hangi mescit olursa olsun eşinden ya da velisinden izin alması, büyük abdestten temizlenmesi. (Cünüp, hayız ve nifas) İtikâf ibadetinin sahih olması için cemaatle kılınan bir mescidin olması şarttır.
8) İtikâf ibadetinin sahih olması için Cuma namazı kılınan bir mescidin olması şart değildir. Ancak faziletli olan mümkün mertebede Cuma namazı kılınan bir mescit olmasıdır. (Cuma namazı kılınmayan mescitlerde) Cuma günü namaz kılmak için çıkılırsa itikâf bozulmaz. Çünkü Cuma namazı için mescitten çıkmak zaruret babındandır.
9) (Mescidi Haram, Mescidi Aksa ve Mescidi Nebevi) bu üç mescit dışında mescitlerde itikâf sahihtir. Çok az âlimin dışında Allah’ın (cc) “Fakat siz mescitlerde itikâfta bulunan kimseler olduğunuzda, onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın!”[6] ayeti (ndeki mescit lafzı) geneli kapsadığı için sahabenin, tabiinin, dört imamların ve diğer imamların görüşü budur.
10) “Üç mescit dışında itikaf yoktur” hadisi Rasulullah’dan (sav) sadır olmuş sahih bir hadis değildir. Ancak Huzeyfe bin Yeman’dan (ra) mevkuf olarak gelmiştir. Sahabelerin büyükleri, bu mevkuf rivayete karşı çıkmışlardır. Bazı âlimlerde -hadisin sahih olduğu takdir edilse bile- bu hadisten maksadın “en iyi itikaf” ya da “Adak itikafı ve ziyaret, üç mescidin dışında olmaz” diye hamletmişlerdir.
11) Mescidi Haram, Mescidi Nebevi ve Mescidi Aksa’da yapılan itikâf, başka mescitlerde yapılan itikâftan fazileti ve şerefi olduğundan dolayı daha faziletlidir. Bu mescitlerden en faziletlisi Mescidi Haram sonra Mescidi Nebevi sonra da Mescidi Aksa’dır. Kim bu üç mescitlerin birinde itikâf adağı adarsa, bu adağını ve sorumluluğunu yerine getirmesi gerekir. Bu mescitlerden başkasında adak itikâfı yapması caiz değildir. Kim mescitlerin en faziletlisi olan Mescidi Haram’da itikâf adağını yapacağını söylerse diğer iki mescitlerde (Nebevi-Aksa) itikâf yapması caiz değildir. Şayet fazilet bakımından daha aşağı olan, örnek olarak Mescidi Aksa’da itikâf adarsa hem bu mescitte hem de Mescidi Haram ve Nebevi’de itikâf yapması caizdir.
Aynı şekilde bir kimse Mescidi Nebevi’de itikâf adarsa hem bu mescitte hem de Mescidi Haram’da itikâf yapması o kimse için caizdir.
12) Kim namaz kılmayı ve itikâf yapmayı bu üç Mescitten başka mescitlerde adak adarsa namaz ve itikâf belirlediği mescitte yapmasına gerekli kalmaz. Bilakis başka mescitte de namaz ya da itikaf sahihtir.
13) Mescit hükmünde olan yerlerde -mescidin girişi, üst katı, bahçesi, çatısı, içinde olan minaresi- itikâfa giren kimsenin buralarda bulunması caizdir. Çünkü buralar mescitten sayılıp onun hükmünü alır. İtikaflı bir kimsenin mescidin avlusuna çıkması ya da avluda itikafta olması sahihtir. Eğer bu avlu mescide bitişik olup kuşatıyorsa mescit hükmünü alır. Eğer avlu, mescitten ayrı ise mescit hükmünü almaz. Mescidin içerisinde bir oda varsa ve kapıları açıksa mescit hükmündedir. O odada itikâfa girmek ya da odaya girmek caizdir. Çünkü o oda mescittendir. Ancak her ne kadar kapısı mescidin içerisinde olsa da oda mescidin dışında ise orada itikâf sahih olmaz. İtikâfa giren kimseye itikâf için mescitte hücre, köşe vs. gibi bir yer ayırması caizdir.
14) Kadınlar ve erkekler için itikâf ibadeti sünnettir. Kadınların itikâfı belli bir mekânda erkeklerden uzak bir yerde olması gerekmektedir. İtikaf yaparken (oradaki ya da başka) kadınlardan fitne olunmasından ya da bir sıkıntı meydana gelinmesinden korkulacaksa mefsedeti ortadan kaldırmak için kadınlar itikaftan men edilir. Mü’minlerin anneleri (Allah onlardan razı olsun) Nebi (as) ile birlikte hayatta olduğunda ve vefatından sonrada itikâf ibadetini yapmışlardır.
15) Kadın, eşinin izni olmadığı zaman (sünnet) itikaf yapması ya da adak itikafını yerine getirmesi caiz değildir. Çünkü mescitte yapmış olduğu itikâftan dolayı eşinin haklarını kaçırmış olur. İtikâf için erkek eşine izin verirse ve eşinin itikâfı nafile bir itikâf ise izin müddetince durabilir. Ama eşinin itikâfı nezir/adak ise tamamlaması vaciptir. İzin verdikten sonra eşini (tamamlamadan önce) çıkartması caiz değildir. Kadın herhangi bir mescitte itikâf yapabilir.
16) Bir kadının evinde mescit edinerek itikâfta kalması sahih değildir. Çünkü itikâf, ancak mescitlerde olur. Kadının evinde edindiği yer mescit değildir. Çünkü ev, namaz için bina edilmemiştir. Hakiki mescitler olarak hükmü sabit olmaz. Nebi’nin (as) eşleri Rasulullah’ın (as) değerli mescidinde itikâf ediyorlardı. Eğer itikâf mescit dışında başka yerlerde daha faziletli olacak olsaydı Nebi (as) eşlerini daha iyi olanına yönlendirir ve onları bu hususta uyarırdı.
17) Kim Ramazan ayının son on gününde itikâf yapmayı isterse cumhura göre 21. gecenin güneşi batmadan önce mescide girer, Ramazan’ın son gününün güneşin batmasıyla çıkar. Eğer Ramazan 30 gün ise Hilal’in gözükmesi sabit olana kadar yatsı ezanında itikâf bitmiş olur. Seleften bazıları Ramazan’ın son on gününde itikâflı olan kişilerin bayram gecesini mescitte geçirmesini müstehap görmüştür.
18) Kişinin itikâf ibadetinin, başlangıçta sahih olabilmesi için guslü gerektiren (Cima, hayız veya nifas) hususlardan temizlenmiş olması gerekmektedir. Büyük abdestli olan bir kimsenin mescitte durması mübah değildir. Mescitte (bu hal üzere kalmak) itikâfta olduğu anlamıma gelir. İtikâfa giren kimse ihtilam olursa itikâfı bozulmaz. Cenabet bir şekilde mescitte kalması caiz değildir. Gusleder, itikâfını tamamlar. İtikâfta olan kadın hayız olursa mescitte
kalması haramdır. Mescitten evine çıkar, itikâfı bozulmaz. Temizlendiğinde mescide döner, itikâfına kaçırdığı yerden devam eder.
19) İhtiyaç olmaksızın mescitten çıkmak, cima etmek, istimna ya da birleşmeden dolayı meninin gelmesi, delilikten ya da sarhoşluktan ve buna benzeyen durumlardan dolayı aklın gitmesi, itikâf niyetini bozmak ve dinden dönmek -Allah korusun- itikâfı bozar.
20) İnsanın kendi zaruri ihtiyacını giderebilecek durumlarda mescitten çıkması caizdir, itikâfı bozulmaz. Tuvalet ihtiyacı için çıkması, yemeğini getirecek birisi olmadığında dolayı yemeği almak için çıkması, abdest ve cünüplükten dolayı gusletmek için çıkması, ilaç ihtiyacını getirecek birisi olmadığından ilaç almak için çıkması ve bunlara benzeyen durumlar gibi... İhtiyacını giderecek yakın yerleri seçmesi gerekir. Yakın yerler varken uzak yerlere çıkması caiz değildir.
21) (Mescidin içerisinde) İtikâfta iken telefonla yemek sipariş vermek caiz değildir. Çünkü mescitte iken alış ve satış yasak kapsamına girmektedir. Ancak mescitten çıkıp yemeği sipariş etme ve teslim alıp ücretini dışarıda vermek caizdir.
22) İtikafa giren bir kimse bedeninden bir kısmını dışarıya çıkarmasında -başını ya da ayağını çıkartması gibi-bir beis yoktur ve bundan dolayı da itikafı ifsat olmaz. Aişe (r.anha) hadisinde geçtiği gibi şöyle buyurmaktadır: “Rasulullah (sav) İtikafta iken başını bana uzatır ben de saçını tarardım.”[7]
23) Kim itikâfta iken hanımıyla ilişkiye girerse itikâfı bozulur. Kendisi üzerine vacip olmayan bir itikâf ise ne kazası, nede kefareti vardır. Eğer vacip ise sadece kaza yapar. Allah (cc) şöyle buyurmaktadır: “Fakat siz mescitlerde itikâfta bulunan kimseler olduğunuzda, onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın!”[8]
24) (İtikâfta iken) Şehvet olmaksızın (bir kimse eşine) dokunması ve temas halinde olması itikâfı bozmaz. Şöyle ki kadının, kocasının bir işini görmesi ya da selam vermesi gibi. Aişe (r.anha) hadisinde geçtiği gibi şöyle buyurmaktadır: “Rasulullah (sav) İtikafta iken başını bana uzatır, ben de saçını tarardım.”[9]
25) Kim eşiyle birlikte tenasül organları birleşmeksizin beraber olur, menide inzal olursa itikâfı ifsat olur. Eğer inzal olmazsa ifsat olmaz. Bir kimse ihtilam olursa ya da düşünmeden dolayı meni inzal olursa itikafı batıl olmaz. Bu kimsenin gusletmesi ve itikâfını tamamlaması gerekli olur.
26) İtikafta olan kimsenin itikaf esnasında hasta ziyareti yapması ya da cenazeye katılması ya da davete icabet etmesi ya da ailesinin ihtiyacını görmesi ya da işine gitmesi caiz değildir. Çünkü bunlar itikâfı bozan hususlardır. Mü’minlerin annesi Aişe’den (radiyallahu anha) sahih olarak gelen rivayette şöyle buyurmaktadır: "Hasta ziyaretine gitmemek, cenazeye iştirak etmemek, kadına şehvetle dokunmamak, onunla cinsî temasta bulunmamak ve zaruri olanların dışında bir ihtiyaç için çıkmamak itikâfta olan kişi için uyulması gerekli bir durumdur.”[10]
27) İtikâfa giren kimsenin birtakım (mescitten çıkması için) şartlara niyet ederek (itikâfa) girmesi ilim ehlinin birçoğuna göre caizdir. Tabi bu şart mübah olan ameller için geçerlidir. İtikafın asıl maksadını bozan cima, piknik ya da ticaret için çıkmaya şart koşarak itikafa girmek (vs) caiz olmaz.
28) İtikâfta günah işlemek; gıybet, laf taşıma, yalan söyleme (vs) gibi ameller itikâfı bozmaz. Bu günahları itikâfta ve başka zamanda işlemek haramdır. Fakat itikâfın asıl gayesini bozar, sevabı eksiltir ve sahibini günahkâr kılar.
29) Kim başladıktan sonra müstehap olan itikâfını bozarsa o kimsenin kaza etmesi müstehaptır; vacip değildir. Nebi (as) bir kere (Ramazan ayının son on gününde) yaptığı itikâfı terk ettiğinde, Şevval ayında kazasını yaptığı sabit olmuştur.[11] Kim de vacip olan itikâf adağını başladıktan sonra bozarsa, bozduğu itikâfı kaza yapması vaciptir.
30) Kim itikâf adarsa ve adağını yerine getirmeden vefat ederse, velisine o kimsenin yerine itikâfı kaza etmesi Sad bin Ubade (ra) hadisinde geçtiği üzere müstehap olur. Sad bin Ubade (ra) Rasulullah (sav)’e “Annem öldü! Ve annemin adağı vardı. Adağını yerine getireyim mi?” diye sordu. Rasulullah (sav): “(‘Evet’) yerine getir” buyurdu.[12]
31) İtikafta olan kimseye şu ameller müstehaptır:
İbadetlerle meşgul olması ve itikaf ibadetine has (Allah’a) yakınlık göstermesi; Namaz gibi, Kur’an tilaveti, Allah’ı zikretme, dua etme, istiğfarda bulunma, Nebi’ye (as) salatta bulunma ve diğer Allah’a yakınlaştıracak amellerde bulunması lazımdır. Tartışmaktan, fayda vermeyecek sözlerden ve fiillerden ve çok konuşmaktan sakınması, dünya meşguliyetinden uzak kalması ve kalp amellerine önem göstermesi gerekmektedir.
32) İtikâfta olan kimse itikâfa girmeden önceki durum ile itikâf halinde iken durumu bir olmamalıdır. Bilakis itikâfta iken rabbine yakın olması, kalbini ıslah etmesi, kötü amellerini düzeltmesi, nefsini hesaba çekmesi, vaktini boşa harcamaması, rabbe olan alakayı güçlü tutması, orucunu muhafaza etmesi, ihlâs üzere terbiye olması, mübah amelleri azaltması ve dünyaya karşı züht sahibi olması gerekmektedir.
33) İtikâflı olan kimseye saçını taraması, saçını kesmesi, tırnaklarını kısaltması, yıkanması, vücudunu temizlemesi, güzel kokular sürünmesi, en güzel elbise giymesi mescitte yemek yemesi ve içmesi mübahtır.
34) Kadının, bir ihtiyaçtan dolayı itikâfta olan eşini ziyarette bulunması caizdir.
35) İtikâf ibadeti yapan bazı kişilerde ortaya çıkan hatalar şunlardır; gündüzleri çok uyumak, geceleyin seherde ibadetle meşgul olmamak, uykudan kalkarken zorlanmak, fayda verecek kelamları konuşmamak, mizah ve güldürücü sohbetleri çoğaltmak, ciddiyeti önemsiz bir şeye karıştırmak, gıybete ve harama düşmek, zamanın ve mekânın değerini koruyamamak, çok fazla telefonla meşgul olmak, haberleri inceden inceye takip etmek, iş ve ticaretlerle itikâfta iken meşgul olmak, yemede ve içmede aşırıya gitmek, namaz kılanlara yemek kokusundan dolayı eziyet etmek, mescidin düzenine ve temizliğine riayet etmemek.
Allah’tan (cc) kedisinin sevdiği ve razı olduğu amelleri yapmada bizleri başarıya eriştirmesini ve salih amellerimizi kabul etmesini istiyoruz.
Ebu Enes el-Halebî.
Salih Bağırgan Tarafından Tercüme Edilmiştir.
[1] (2/Bakara 125)
[2] (2/Bakara 187)
[3] (Buhari, 2026; Müslim, 1172)
[4] (Buhari, 2033; Müslim, 1172)
[5] (9/Tevbe 18)
[6] (2/Bakara 187)
[7] (Buhari, 2029; Müslim, 297)
[8] (2/Bakara 187)
[9] (Buhari, 2029; Müslim, 297)
[10] (Ebu Davud, 2473)
[11] (Buhari, 2033; Müslim, 1172)
[12] (Buhari, 2761; Müslim, 1638)