Hamd, Âlemlerin rabbi olan Allah’a aittir. Salât ve selam, O’nun kelamını bize ulaştıran, sözleriyle onu tefsir eden, yaşantısıyla onun en güzel uygulamasını bizlere gösteren Allah’ın resulü Muhammed Mustafa’nın üzerine olsun.

Allah (azze ve celle) şöyle buyurmaktadır:

“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, biriktirdiğiniz mallar, durgunluğundan korktuğunuz ticaretiniz, hoşunuza giden evler size Allah’tan, O’nun elçisinden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah itaatten yüz çevirmiş topluluğu doğru yola iletmez.” (Tevbe/24)

Ebu Abdullah Muhammed bin Hafif es-Sûfi şöyle demiştir:

Şiraz’da Ebu’l Abbas bin Sureyc bize “Allah’ı sevmek farz mıdır değil midir?” diye bir soru sordu. Biz de “farzdır” dedik. O da “Farz oluşunun delili nedir?” diye sordu. Bunun üzerine içimizden hiçbiri onun kabul edeceği bir şekilde cevap veremeyince tekrar ona müracaat ettik: “Allah’ı sevmenin farz oluşunun delili nedir?” Bunun üzerine yukarıdaki ayetle cevap verdi ve devam etti: “Allah onları başkalarının sevgisini kendisinin ve resulünün sevgisinin önüne geçirmeleri durumunda tehdit etmiştir. Tehdit ise ancak bir farzın terk edilmesi durumunda vaki olur.”

Enes (radıyallahu anh)’dan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

“Canım elinde olan zata yemin ederim ki; sizden biriniz, beni babasından, evladından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olmaz.”[1]

Ömer b. Hattab (radıyallahu anh) dedi ki: Ya Rasulallah, seni kendi nefsim hariç her şeyden daha çok seviyorum. Allah Resulu bunun üzerine “Hayır ey Ömer, beni kendinden daha çok sevmen gerekir” buyurdu. Buna karşılık Ömer “Vallahi seni kendimden daha çok seviyorum” dedi. Rasulullah da “İşte şimdi oldu ey Ömer” buyurdu.[2]

Malumdur ki Rasulu sevmek Allah (azze ve celle)’yi sevmek sebebiyledir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ancak Allah sevgisine bağlı olarak Allah’ın onu sevmeyi ve ona itaat edip uymayı emretmesi sebebiyle sevilir. İman ancak Rasul’ün sevgi­sini can, evlat, baba ve diğer yaratılmışların sevgisinin önüne geçirmeyle hâsıl oluyorsa Allah sevgisi hakkında acaba ne düşü­nülür?

İbn İshak, Muğire b. Osman b. Ahnes’ten, o da Ebu Seleme b. Abdurrahman’dan, Allah Resulu’nun Medine’ye ayak bastığı zaman bir hutbe irad ettiğini ve hutbesinde şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Allah’ın sevdiklerini sevin ve Allah’ı tüm kalbinizle sevi­n.”[3]

Ayrıca Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Allah ve Resulu’nun sevgisini diğer her şeyin sevgisinin önüne geçirme­nin imanın hasletlerinden olduğunu belirtmiş ve bunu imanın tadının alınmasının işaretlerinden saymıştır.

Enes (radıyallahu anh)’dan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

“Kimde şu üç şey bulunursa imanın lezzetini almıştır: Allah ve Resulu’nu diğer her şeyden daha çok sevmesi, bir kişiyi ancak Allah için sevmesi, Allah kendisini küfürden kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmekten ateşe atılmaktan korktuğu gibi kork­ması.”[4]

Nesai rivayetinde ise şöyledir: “Kimde şu üç şey bulunursa imanın tadını ve lezzetini almış demektir: Allah ve Resulu’nu diğer her şeyden daha çok sevmesi, Allah için sevip buğzetmesi, büyük bir ateş yakılıp da içine atılmayı Allah’a bir şey ortak koşmaktan daha sevimli görmesi.”[5]

Ebu Razin el-Ukayli (radıyallahu anh)’den şöyle rivayet edil­mektedir: “Dedim ki: Ey Allah’ın Resulu iman nedir? Rasulullah şöyle cevap verdi: Allah’tan başka ilah olmadığına, tek olduğuna, ortağı olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi oldu­ğuna şehadet etmen, Allah ve Resulu’nu diğer her şeyden daha çok sevmen, ateşte yanmanın senin için Allah’a ortak koşmaktan daha sevimli olması ve seninle arasında akrabalık bağı bulun­mayan bir kişiyi ancak Allah için sevmendir. Bu hal üzere oldu­ğunda, yaz gününde su sevgisinin susamış kimsenin kalbine girdiği gibi, iman sevgisi de senin kalbine girmiş demektir.”[6]

Mikdad b. Esved (radıyallahu anh) Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Kim Allah ve Resulu’nu kalbinden gelerek sâdıkane severse, müminlerle karşılaşıp onları da severse ve Cahiliyye’yi içine düşüverilecek tutuşturulmuş bir ateş olarak görürse ima­nın lezzetini tatmıştır -ya da- imanın zirvesine ulaşmıştır.”[7]

 “Ey iman edenler! Mümin kadınlar size hicret edip geldikle­rinde onları sınayın. Allah onların iman edip etmediklerini daha iyi bilir. Onların mümin olduklarını iyice bilirseniz, artık onları kâfirlere gerisin geri göndermeyin…” (Mumtehine, 10)

Böylelikle gerçekten iman ettiklerinin bilinmesi için onları imtihan etmeyi emretmiştir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de ancak Allah ve Resulu’nun sevgisi sebebiyle hicret ettiklerine, bunun dışında bir şeyi isteyerek hicret etmediklerine dair onlar­dan yemin etmelerini istemiştir. Bu da imtihanlarının bir ala­meti olmuştur.

İbn Abbas (radıyallahu anhuma) bu ayet hakkında şöyle der: “Bir kadın Peygamber’e müslüman olmak için geldiğinde ‘Eşine olan buğzun sebebiyle değil ancak Allah ve Resulu’ne sev­gin sebebiyle hicret ettin’ deyip yemin ettirirdi.”

İbrahim b. Cuneyd el-Hateli Kitabul Muhabbet isimli ese­rinde zayıf bir isnatla Ebu Hureyre’den şu hadisi rivayet etmiş­tir: “İman, kişinin kalbinde Allah (azze ve celle)’yi sevmesidir.” İbn Şihab ez-Zuhri’den mürsel olarak Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: İmanın başı Allah (azze ve celle)’yi sevmek, mührü iyilik ve adalet, tahkiki ise borçluya ve yaşlıya ikramda bulunmaktır.

Allah (Subhanehu ve Teala)’yı sevmek farzdır. Bu da kişinin Allah’ı gereken şekilde sevmesi, kendisine farz kıldığı şeyleri sevmesi, haram kıldığı şeyleri sev­memesi, O’nun emirlerini ve yasaklarını tebliğ eden Resulu’nu -daha önce geçtiği üzere- malından ve ailesinden daha çok sevmesi, din hususunda Allah’tan alıp ulaştırdığı şeylere rıza göstermesi ve bunları hoşnutlukla ve teslimiyetle kabul etmesi, Resulleri, Nebileri ve onlara güzellikle tabi olanların hepsini Allah azze ve celle için sevmesi, kâfirlere ve günahkârlara Allah azze ve celle için buğzetmesidir. Sevginin bu kadarı vacip olan imanın tamam olması için zorunludur. Kim bunlardan bir şey eksiltirse vacip olan imandan o şey miktarınca eksilmiş demek­tir.

Allah (azze ve celle) şöyle buyurur:

“Rabbine yemin olsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem tayin etmedikçe ve verdiğin hükümden dolayı içle­rinde bir sıkıntı duymayıp sana tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisa, 65)

Aynı şekilde bu konuda da kim bir şeyi terk ederse O’nun sevgisinden o kadar eksiltmiş olur. Çünkü sevgi, farzları yerine getirmeyi ve haramları terk etmeyi gerektirir.

Ebu Nuaym’ın Ömer b. Hattab’tan rivayet ettiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Salim -Ebu Huzeyfe’nin azatlı kölesi- Allah’ı çok sever, O’ndan korkmasaydı bile isyan etmezdi.”[8] Yani kendisini O’na isyan etmekten alıkoyan Allah sevgisine işaret etmektedir.

Ebu Ubeyd, Garib’ul Hadis isimli kitabında Ömer’in şöyle dediğini rivayet eder:

“Suheyb ne güzel kuldur! Allah’tan korkmasaydı bile ona isyan etmezdi.”[9]

Hasan b. Âdem der ki: “Allah’ı sev ki o da seni sevsin. Şunu da bil ki O’na itaati sevmedikçe O’nu sevmiş olmazsın.”

Abdullah b. Huneyf anlatıyor: “Bir adam Râbia’ya gelip ‘Ben seni Allah için seviyorum’ dedi. Râbia şöyle yanıtladı: O zaman beni kendisi için sevdiğin zata isyan etme!”

Zünnun’a soruldu: “Rabbimi ne zaman severim?” Zünnun dedi ki: “O’nun buğzettiği şey sende bulunmadığı zaman…”

Ebu Yakub en-Nehrecûri şöyle demiştir: “Allah (azze ve celle)’yi sevdiğini iddia edip de O’nun emirlerine uymayan kişinin iddiası batıldır. Ve Allah’tan korkmayıp da O’nu sevdiğini iddia eden ise aldanma içerisindedir.”

Yahya b. Muaz şöyle demiştir: “Allah (Subhanehu ve Teala)’yı sevdiğini iddia edip de sınırlarına riayet etmeyen kişi sözünde samimi değildir.”

Kulun, bir kişiyi ancak Allah için sevmedikçe ve küfre geri dönmekten ateşe atılmaktan korktuğu gibi korkmadıkça imanın lezzetini alamayacağı daha önce geçmişti. Bunun içindir ki, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek imanın esaslarından­dır.

Muaz b. Enes (radıyallahu anh)’dan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Kim Allah için verir, Allah için esirger, Allah için sever, Allah için buğzederse imanı kemale ermiştir.”[10]

 Yine İmam Ahmed’den gelen bir rivayette Rasulullah (sallal­lahu aleyhi ve sellem)’e “Hangi iman daha faziletlidir?” diye soruldu. Buyurdu ki: “Allah için sevmen, Allah için buğzetmen ve dilini Allah’ı zikretmek için kullanmandır.”[11]

Ebu Umame (radıyallahu anh)’dan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet edilmiştir: “Kim Allah için sever, Allah için buğzeder ve Allah için verirse imanı kemale ermiş demektir.”[12]

Ebu Zer (radıyallahu anh)’dan rivayet edildiğine göre Rasu­lullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “İmanın en faziletlisi Allah için sevmek, Allah için buğzet­mektir.”[13]

Bera b. Azib (radıyallahu anh)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “İman kulplarının en sağlamı Allah için sevmen ve Allah için buğzetmendir”[14] buyurmuştur.

Amr b. el-Cemuh’tan rivayetle Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)  şöyle buyurmuş­tur:

 “Bir kul Allah için sevip Allah için buğzetmedikçe gerçek manada imanı bulmuş olmaz. Ne zaman ki Allah için sever, Allah için buğzeder, Allah’ın dostluğunu hak etmiş demektir. Şüphesiz kullarımdan benim dostlarım ve yarattıklarımdan sev­diğim kimseler benim anmamla anılırlar, ben de onların zikret­mesiyle zikredilirim.”[15]

Bu minvalde birçok hadis vardır.

Leys Mücahid’den, İbn Abbas’ın şunu söylediğini rivayet eder: “Kim Allah için sever, Allah için buğzeder, Allah için dost­luk eder, Allah için düşmanlık gösterirse bununla Allah’ın dost­luğunu kazanmış olur. Bir kul bu hal üzere olmadıkça namazı ve orucu çok olsa bile imanın lezzetini alamaz. Şimdi ise dostlukla­rın geneli dünya işleri hususunda kurulmaktadır. Bu dostluk taraflara bir yarar sağlamaz.” Bunu İbn Cerir et-Taberi tahriç etmiştir.Yine İbn Cerir et-Taberi, Abdullah b. Mesud (radıyallahu anh)’dan şöyle rivayet eder:

“Kim Allah için sever, Allah için buğzeder, Allah için tutar, Allah için verirse imanı kemale ermiştir.”

Hâkim Aişe’den, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Şirk karanlık bir gecede kaya üzerindeki bir karınca­nın yürüyüşünden daha gizlidir. En hafifi, bir zulmü sevmen ve adalete uygun bir şeye buğzetmendir. Din Allah için sevip Allah için buğzetmekten başka bir şey midir!? Allah azze ve celle şöyle buyurur: ‘De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki o da sizi sev­sin.’ (Al-i İmran, 31)”[16] Bu hadiste Allah’ın buğzettiği şeyleri sevmenin ve sevdiği şeylere buğzet­menin gizli şirkten olduğu anlaşılmaktadır.

Mücahid “Bana ibadet ederler ve hiç bir şeyi ortak koşmazlar” (Nur, 55) ayeti hakkında “yani O’ndan başka bir şeyi sevmezler” demiştir.

O halde tevhidin kemale ermesi için ancak Allah (Subhanehu ve Teala)’nın sevdiklerini sevmek ve buğzettiklerine buğzetmek zorunludur. Aynı şekilde iman da bununla tamam olur.

Velhamdulillahi Rabbil alemin

 



[1] Buhari, 14; Müslim, 69.

[2] Buhari, 6632. 

[3] İbn Hişam, Es-Siretun Nebevi, 2/166-167.

[4] Buhari, 16; Müslim, 43.

[5] Nesai, 4987.

[6] Ahmed b. Hanbel, Müsned, (4/11).

[7] Taberani, el-Kebir, (20/606).

[8] Hilye, 1/177.

[9] Garibul Hadis, 3/394.

[10] Tirmizi, 2521. Tirmizi hadisin hasen olduğunu söylemiştir.

[11] Müsned, 5/247.

[12] Ebu Davud, 4681.

[13] Ebu Davud, 4595; İmam Ahmed, Müsned, 5/146. “Amellerin en faziletlisi” lafzıyla rivayet etmiştir.

[14] Müsned, 4/286.

[15] Müsned, 3/430.

[16]Hakim, 2/291. Hakim, isnadının sahih olduğunu söylemiştir.