Hamd, Âlemlerin rabbi olan Allah’a aittir. Salât ve selam, O’nun kelamını bize ulaştıran, sözleriyle onu tefsir eden, yaşantısıyla onun en güzel uygulamasını bizlere gösteren Allah’ın resulü Muhammed Mustafa’nın üzerine olsun.

Enes b. Mâlik (radıyallahu anh)’tan rivâyet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Allah’ın insanlar arasında ehilleri vardır” buyurdu. “Onlar kimdir ey Allah’ın Resûlü?” diye soruldu. Bunun üzerine o “Kur’ân ehli, Allah’ın ehli ve seçkin kullarıdır” buyurdu.[1]

Abdullah b. Amr (radıyallahu anhuma)’dan rivayet edildiğine göre Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kur’ân sahibine kıyamet günü şöyle denir: Oku ve derecelerde yüksel! Dünyada tertîl üzere okuduğun gibi tertîl üzere oku. Zira senin konumun okumakta olduğun son ayetin yanı olacaktır.”[2]

Abdullah (radıyallahu anh)’tan rivâyet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki:

“Bu Kur’ân’ı öğrenin ve onu okuyun. Zira siz onu okumanız sebebiyle her bir harfe karşılık on hasene ile ecirlendirilirsiniz. Bakın ben ‘Elif-Lâm-Mîm on hasenedir’ demiyorum. Fakat elif on hasenedir, lâm on hasenedir, mîm on hasenedir. Şüphesiz bu Kur’ân Allah’ın ziyafetidir. Allah’ın sofrasından elinizden geleni öğrenin. Şüphesiz bu Kur’ân Allah’ın ipidir. O apaçık nurdur, fayda veren şifâdır. Kendisine uyanın kurtuluşudur. Kendisine yapışanın korumasıdır. Eğrisi yoktur ki doğrultulsun. Onun ilginçlikleri tükenmez. O tekrar edilmekle eskimez.”[3]

Ali b. Ebî Tâlib (radıyallahu anh)’tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Sizin en hayırlınız Kuran’ı öğrenen ve onu öğreteninizdir.”[4]

Ukbe b. Âmir (radıyallahu anh) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) biz Suffe’de iken yanımıza geldi ve şöyle buyurdu:

“Hanginiz sabahtan Buthân’a -ya da el-Akîk’e- gidip de her gün kevmâ ve Zehra[5] olan iki dişi deveyle gelmeyi, onları hiçbir günaha girmeden ve akrabalık bağını kesmeden almak ister?”

“Hepimiz bunu isteriz ey Allah’ın Resûlü!” dedik. Bunun üzerine o şöyle buyurdu: “Birinizin sabahtan mescide gidip Allah (azze ve celle)’nin kitabından iki âyet öğrenmesi onun için iki dişi deveden daha hayırlıdır. Üç âyet öğrenmesi onun için üç dişi deveden daha hayırlıdır. Dört âyet öğrenmesi onun için dört dişi deveden daha hayırlıdır. Ne kadar öğrenirse onların sayısınca deveden daha hayırlıdır.”[6]

Allah’ın, kendisine Kur’ân öğrettiği ve kendisine kitabını yüklemediği diğer kimselerden faziletli kıldığı; Kur’ân ehlinden, Allah’ın ehlinden, O’nun has kullarından, Allah’ın kendisine daha önce zikretmiş olduğumuz büyük fazileti vaad ettiklerinden, Allah (azze ve celle)’nin kendileri hakkında “onu hakkıyla tilâvet ederler”(Bakara, 121)[7] buyurduklarından olmak isteyen kimse dikkatli olmalıdır. Bu kimsenin Kur’ân’ı kalbinin baharı kılıp onunla kalbinin harap olan kısımlarını onarması, Kuran’ın edepleriyle edeplenmesi, kendisiyle Kur’ân okumayan diğer insanlardan ayrılacağı şu yüksek ahlâkî hasletlerle ahlaklanması gerekir:
 

  • Yapması gereken ilk şey; yemesinde, içmesinde, giyinmesinde ve meskeninde vera bilincine sahip olarak gizlide ve açıkta Allah’tan korkmasıdır.
  • Bu esnada zamanından ve zamanındakilerin bozulmuşluğundan haberdar olmalıdır. Onlardan dini için sakınmalıdır.
  • Kendi işine yönelmeli, kendi bozuk işlerini düzeltmeyi dert edinmelidir.
  • Dilini korumalı, sözlerini iyi seçmelidir.
  • Konuşacaksa, sözünün doğru olduğunu düşündüğü zaman ilim ile konuşur. Susacaksa, susmanın doğru olduğu zaman ilim ile susar.
  • Kendisini ilgilendirmeyen şeylere dalmaz.
  • Dilinden düşmanından korktuğundan daha çok korkar.
  • Şerrinden ve akıbetinin kötülüğünden güvende olmak için dilini düşmanını tuttuğu gibi tutar.
  • Gülmenin akıbeti iyi olmadığından dolayı insanların güldüğü her şeye gülmez.
  • Hakka uygun olan bir şey kendisini sevindirdiğinde tebessüm eder.
  • Oyundan çekindiği için şakayı hoş görmez. Şaka yaptığı zaman da doğruyu söyler.
  • Güler yüzlüdür, güzel sözlüdür. Kendisinde bulunan şeyler sebebiyle bile kendisini övmez. Kendisinde bulunmayan şeyler sebebiyle kendisini nasıl övsün?!
  • Nefsinin istediği fakat Mevlâsının rızasına uygun olmayan şeyler hususunda kendisine üstün gelir diye nefsinden sakınır.
  • Hiç kimsenin gıybetini yapmaz. Hiç kimseyi küçümsemez. Hiç kimseye sövmez. Birinin başına gelen musibetten dolayı gülmez. Kimseye karşı haddi aşmaz. Kimseye haset etmez. Hak eden kimse dışında hiç kimseye suizan beslemez.
  • İlim ile gıpta eder. İlim ile tahminde bulunur. İnsanda bulunan ayıpları ilim ile dile getirir. Onun içinde bulunan şeyler hakkında ilim üzere konuşmaz.
  • O Kur’ân’ı, Sünnet’i ve fıkhı güzel ahlaka ulaşan her bir yolda yol göstericisi kılar.
  • Bütün uzuvlarını kendisine yasaklanan şeylerden korur.
  • Yürüdüğü zaman ilim ile yürür, oturduğu zaman ilim ile oturur.
  • İnsanlar dilinden ve elinden selâmette olsun diye uğraşır.
  • Cahillik etmez. Kendisine cahillik edildiği zaman yumuşak davranır.
  • Zulmetmez. Zulme uğradığı zaman affeder.
  • Haddi aşmaz. Kendisine haksızlık edildiği zaman sabreder.
  • Rabbini razı etmek ve düşmanını öfkelendirmek için öfkesini yutar.
  • Alçak gönüllüdür. Kendisine hak söylendiği zaman onu küçükten de büyükten de kabul eder.
  • Yüksek mevkîyi yaratılmışlardan değil Allah Teala’dan ister.
  • Kibirden nefret eder. Kendisi hususunda ondan endişelenir.
  • Kur’ân’ı geçim kaynağı yapmaz. Kur’ân sebebiyle ihtiyaçlarının görülmesini istemez.
  • Kur’ân’ı şehzadelerin ayağına götürmez.
  • Onu kendisine ikramda bulunsunlar diye zenginlerin meclisinde okumaz.
  • İnsanlar fıkıhsızca ve basiretsizce birçok dünyalık elde etseler bile o fıkıh ve ilim ile az bir mal kazanır.
  • İnsanlar yumuşak ve cafcaflı elbiseler giyse bile o avretini örtecek helâl bir elbise giyer.
  • Kendisi için genişlik sağlanırsa genişlik sağlar. Kendisinden esirgenirse esirger.
  • Aza kanaat eder. Az ona yeterli gelir. Kendisini azdıracak dünyalıktan kendisi için endişe eder.
  • Kur’ân’ın ve Sünnet’in vaciplerini uygular.
  • İlim ile yemek yer, ilim ile içer, ilim ile giyinir, ilim ile uyur, ehliyle ilim ile cima eder, kardeşleriyle ilim ile birlikte olur, onları ilim ile ziyaret eder, yanlarına gireceği zaman onlardan ilim ile izin alır, onlara ilim ile selâm verir, komşusuyla ilim ile komşuluk eder.
  • Anne ve babasına sürekli iyi davranır. Onlar karşısında kanatlarını indirir. Sesleri karşısında sesini kısar. Onlar için malını harcar. Onlara vakar ve rahmet gözüyle bakar. Ömürlerinin uzun olması için dua eder. Kocadıkları zaman onlara teşekkür eder/yaptıklarının karşılığını verir. Onlardan sıkılmaz. Onları aşağılamaz. Kendisinden bir taat hususunda yardım istediklerinde onlara yardım eder. Kendisinden bir masiyet hususunda yardım istediklerinde onlara yardım etmez. Bu hususta istediklerini yerine getirmezken onlara güzel bir edeple yumuşak davranır ki istedikleri fakat yapmaları kendilerine yakışmayan çirkin şeyden caysınlar.
  • Akrabalık bağlarını gözetir. Akrabalık bağlarını koparmaktan hoşlanmaz. Kendisiyle bağı koparan kimseyle bağı koparmaz. Kim kendisi hakkında Allah’a isyan ederse, o onun hakkında Allah (azze ve celle)’ye itaat eder.
  • Müminlerle ilim ile birlikte olur, onlarla ilim ile oturur, yanında olduğu kimseye fayda verir.
  • Kendisiyle oturan kimse için güzel bir meclis arkadaşıdır.
  • Başkasına bir şey öğrettiği zaman ona yumuşak davranır. Hata yapanı azarlamaz ve utandırmaz.
  • İşlerinde yumuşaktır, hayrı öğretme hususunda sabırlıdır.
  • Öğrenci ona yakınlık duyar. Kendisiyle oturan onunla sevinir. Onunla oturma hayır ifade eder.
  • Kendisiyle oturan kimselere karşı Kur’ân’ın ve Sünnet’in edebini takınır.
  • Başına bir musîbet geldiği zaman Kur’ân ve Sünnet onun terbiyecileridir.
  • İlim ile hüzünlenir, ilim ile ağlar, ilim ile sabreder, ilim ile temizlenir,  ilim ile namaz kılar, ilim ile zekât verir, ilim ile tasaddukta bulunur, ilim ile oruç tutar, ilim ile hacceder, ilim ile cihad eder, ilim ile kazanır, ilim ile infak eder, işlere ilim ile girişir, işlerden ilim ile geri durur. Onu Kur’ân ve Sünnet edeplendirmiştir.
  • Nefsini onunla edeplendirmek için Kur’ân’ın sayfalarını çevirir. Allah’ın kendisine farz kılmış olduğu bir şeyi cahilce yerine getirmeye râzı olmaz.
  • İlmi ve fıkhı hayra ulaşan her yolda yol göstericisi kılmıştır.
  • Kur’ân’ı öğrettiği zaman anlayarak ve düşünerek öğretir.
  • Derdi Allah’ın kendisini sorumlu tuttuğu şeyleri anlayabilmek; O’nun emrettiklerini yapmak, yasakladıklarından sakınmaktır.
  • Onun derdi “Sureyi ne zaman bitireceğim?” değildir. Onun derdi şunlardır:

Ne zaman Allah ile yetinip başkasına ihtiyaç duymayacağım?

Ne zaman takva sahiplerinden olacağım?

Ne zaman muhsinlerden olacağım?

Ne zaman tevekkül edenlerden olacağım?

Ne zaman huşû duyanlardan olacağım?

Ne zaman sabredenlerden olacağım?

Ne zaman sâdıklardan olacağım?

Ne zaman korkanlardan olacağım?

Ne zaman umanlardan olacağım?

Dünyaya ne zaman değer vermemeye başlayacağım?

Ne zaman ahirete yöneleceğim?

Ne zaman günahlardan tevbe edeceğim?

Ne zaman ard arda gelen nimetlerin değerini bileceğim? Ne zaman bu nimetlerin şükrünü eda edeceğim?

Allah’ın hitabını ne zaman akledeceğim?

Okuduğumu ne zaman anlayacağım?

İstedikleri hususunda nefsime ne zaman galebe çalacağım?

Allah yolunda hakkını vererek ne zaman cihad edeceğim?

Dilimi ne zaman koruyacağım? Gözümü ne zaman yumacağım? Fercimi ne zaman muhafaza edeceğim?

Ne zaman Allah’tan hakkıyla hayâ edeceğim?

Ne zaman kendi kusurlarımla meşgul olacağım?

Bozuk işlerimi ne zaman düzelteceğim?

Kendimi ne zaman sorguya çekeceğim?

Ahiretim için ne zaman azık edineceğim?

Ne zaman Allah’tan razı olacağım?

Ne zaman Allah’a güveneceğim?

Kur’ân’ın sakındırmalarından ne zaman öğüt alacağım?

Ne zaman onun zikriyle meşgul olup başka şeyleri zikretmeye fırsat bulamayacağım?

Ne zaman O’nun sevdiğini seveceğim? Ne zaman O’nun buğzettiğine buğzedeceğim?

Ne zaman Allah’a karşı samimi olacağım?

Ne zaman yaptığımı yalnız O’nun için yapacağım?

Ne zaman emelimi kısa tutmaya başlayacağım?

Ecelim benden saklanmışken ben öleceğim güne ne zaman hazırlanacağım?

Kabrimi ne zaman imar edeceğim?

Duruşma yerini ve şiddetini ne zaman düşüneceğim?

Rabbimle yalnız kalacağım anı ne zaman düşüneceğim?

Varacağım yeri ne zaman düşüneceğim?

Rabbimin beni kendisinden sakındırdığı ateşten ne zaman sakınacağım? O ateş ki sıcaklığı yamandır, derin mi derindir, gamı uzundur. Onun ehli ölmez ki rahata kavuşsun. Onların hataları affedilmez. Gözyaşlarına acınmaz. Yiyecekleri zakkumdur. İçecekleri kaynar sudur. Derileri piştiği zaman onlara yeni deriler verilir ki azabı tatsınlar. Pişmanlığın fayda vermeyeceği yerde pişman olurlar. Allah’a itaatte kusur etmelerine ve Allah’a masiyet olan amelleri işlediklerine üzüldüklerinden dolayı ellerini ısırırlar. Onlardan biri “Keşke hayatım için bir şeyler hazırlasaydım” (Fecr, 24) der. Yine biri şöyle der: “Tâ ki onlardan birine ölüm gelir de ‘Rabbim beni geri döndür ki terk ettiğim yerde sâlih amel işleyeyim’ der. Hayır! Bu onun söylediği bir sözden ibârettir. Onların arkasında diriltilecekleri güne dek bir berzah vardır.” (Mü’minûn, 99-100)

Sonra O, müminleri onlara farz kıldığı ve buyurduğu şeylerden gafil olmaktan sakındırmıştır ki bunları zayi etmesinler, kendisine riayet etmelerini istediği sınırlarını korusunlar, emrinin dışına çıkan ve kendilerini çeşitli azaplara çarptırdığı başka kimseler gibi olmasınlar. O (azze ve celle) şöyle buyurmuştur:

“Allah’ı unutan, Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fâsıkların ta kendileridir.” (Haşr, 19)

Sonra müminlere cehennem ashabı ile cennet ashabının bir olmayacağını, cennet ashabının başarıyı elde edenlerin ta kendileri olduğunu bildirmiştir. (Haşr, 20)

Şu hâlde akıllı mümin Kur’ân’ı okuduğu zaman kendisini Kur’ân’a arz eder. O, kendisiyle güzel ve çirkin fiillerini gördüğü bir ayna gibidir. Mevlâsı kendisini neden sakındırmışsa ondan sakınır. Kendisini hangi cezasından korkutmuşsa ondan korkar. Mevlâsı kendisini neye teşvik etmişse ona yönelir ve onu umar.

Kimin sıfatı buysa ya da buna yakınsa Kur’ân’ı hakkıyla tilâvet ediyor ve ona hakkıyla riayet ediyor demektir. Kur’ân onun lehine bir şahit, onun için bir şefaatçi, bir dost ve bir koruma demektir. Sıfatı bu olan kimse kendisine fayda verir, ailesine fayda verir, dünyada ve ahirette ne kadar hayır varsa ana babasını ve çocuklarını bulur.

Allah’ın ehli ve seçkin kullarından olmak istiyorsak bu uyarılara kulak vermeli ve gereklerini yerine getirmeliyiz.

Velhamdulillahi Rabbil alemin..

 
 


[1] Ahmed (12292), “el-Kubrâ”da en-Nesâî (7977) ve İbn Mâce (215) rivâyet etmiştir. Sahih bir hadistir.

[2] [2] Ahmed (6799), Ebû Davud (1464) ve “Bu hasen sahih bir hadistir” diyerek Tirmizî (2914) rivâyet etmiştir.

[3] [3] İbn Ebî Şeybe (30630) ve “Fedâilu’l Kur’ân”da Ebû Ubeyd (5) rivayet etmiştir.

[4] [4] et-Tirmizî (2909)

[5] [5] Kevm aslen yükseklik demektir. Yani burada kişinin hörgücü büyük iki dişi deve elde etmesi söz konusu edilmektedir. Bu Arapların en değerli mallarındandır. İki zehrâ ise semizliklerinden ötürü renkleri beyaza meyleden iki semiz dişi deve demektir.”

[6] [6] Müslim (803).

[7] Tefsirlerde “onu hakkıyla uygularlar” denmiştir.