Allah’a hamd, Rasulüne salat ve selam olsun.
Geçtiğimiz haftalarda Siyonist, zalim İsrail, savaşın ahlakına yakışmayacak bir şekilde çoluk-çocuk demeden Gazze’yi bombardımana vererek binlerce kişinin ölümüne sebebiyet vermiş, vermeye de halen devam etmektedir. Yıllardır bu gaddarlığını sürdüren, mübarek Şam toprakların içerisinde yer alan Mescid-i Aksa’yı ve etrafını kendi topraklarının içerisine zorla almanın planını yapmaktadır. Tarihte tüm insanlığa genelde ise Müslümanlara olan düşmanlığını halen atalarından aldıkları sancağın altında devam etmektedirler.
Yahudi sorunu her zaman var olmuş bir sorundur. Allah (cc) Kur’an-ı Kerim’de Yahudilerin özelliklerini belirten ayetleri indirdiği dönemlere bakıldığı zaman hem sayısal anlamda hem de güç anlamında çok zayıf olup nameleri okunmayan bir topluluktu. Ama birçok ayetler bunların özelliklerini sürekli hatırlatmakta idi. O zaman Allah (cc)’ın kullarına bu mel’un kavminin özelliğini defalarca hatırlatmasının nedeni -Allah Alem- bu gibi ayetlerle onları iyi tanımak ve onlara karşı dikkatli olmaktır.
Kur’an’ı Kerim’de Bahsedilen Yahudilerin Özellikleri Nelerdir?
Allah (cc) kullarına bu kavminin birçok özelliğini, ahlakî ve itikadî sapıklıklarını birçok sürede anlatarak Yahudi zihniyetini gözler önüne sermektedir. Açıklamasının sebebi onları tanımak, onlara karşı uyanık olmak ve onların davranışlarından uzak durmaktır. Bu yazımda onların en belirgin 5 özelliğini hatırlatmak istiyorum. Peki nedir, onların özellikleri?
1) Verdikleri Sözlere Sadık Kalmazlar
Yahudileri en uzun anlatan sureler Bakara ve Al-i İmran sureleridir. Bu surelerde Yahudilerin en belirgin özelliklerinin ilki Allah’a, Rasulüne yada insanlara verdikleri sözlerinden caymalarıdır. Rabbimiz Teala şöyle buyurmaktadır:
“O (fasıklar) ki sağlamlaştırıldıktan sonra Allah’ın sözünü bozar, Allah’ın birleştirilmesini istediği (bağları) koparır, yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte bunlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.”[1]
Adem’den (as) başlayıp bu zamana kadar Yahudiler her dönemde Rasullerine karşı çıkmış, onları her zaman yüzüstü bırakmışlardır. Allah Rasulü’nün zamanında Medine’de Yahudiler güçlüydüler. Müslümanların güçlenerek ilerlemesiyle her zaman münafık rolüne girdiler. Dilleriyle iman ettiklerini söylüyorlar ama kalpleri hep yalanlamaktaydı. Belli bir müddetten sonra Allah Rasulü onların can ve mal güvenliği sağlamak üzere onlarla anlaşma yaptı. Çok zaman geçmedi bu anlaşmayı bozanlar da onlar oldu.
Talut kıssasında olduğu üzere Allah (cc)’tan Calut’un ordusuna karşı savacaklarını ve kendilerine bir komutan göndermesini talep ettiler. Ama ne yazık ki azı hariç hepsi sözlerinden döndüler. Rabbimiz bu kıssayı bizlere şöyle anlatmaktadır:
“Musa’dan sonra İsrâîloğulları’nın ileri gelenlerini görmedin mi? Hani onlar nebilerine demişlerdi ki: ‘Bize bir komutan tayin et, (onun komutanlığında) Allah yolunda savaşalım.’ O da demişti ki: ‘Ya savaş size farz kılındıktan sonra savaşmazsanız?’ Demişlerdi ki: ‘Biz yurtlarımızdan sürülmüş ve evlatlarımızdan menedilmişken nasıl olur da Allah yolunda savaşmayız?’ Savaş onlara farz kılınınca azı hariç (savaşmaktan imtina ederek Allah’ın emrinden) yüz çevirdiler. Allah, zalimleri bilendir.”[2]
2) Nimetlere Nankörlük Ederler
Tarihin birçok döneminde Yahudi kavmi aşağılanmış, ezilmiş bir topluluk olarak hayatlarını sürdürmüşlerdir. Bunun en açık örneğini Musa (as)’ın zamanında görmekteyiz. Firavun tarafından köle olarak görülmüş, sebepsiz yere öldürülmüş ve hayvan muamelesinde bulunulmuşlardı. Yani yahudiler o dönemde toplumun en alt tabakasını oluşturuyorlardı.
Musa (as) Firavun’la gösterdiği mücadelenin ardından Firavun ve ordusunun zulümlerinde onları kurtarmasına rağmen, gözleriyle Firavun’un boğularak can vermesini görmelerine rağmen çok zaman geçmedi buzağı ilah edindiler. Allah’ın kendilerine nimet olarak bıldırcın eti ve helva vermesine karşı her zaman dudaklarını büktüler ve nimetlere karşı nankör oldular ve yüz çevirdiler. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır.
“(Hatırlayın!) Hani: “Ey Musa! (Sadece kudret helvası ve bıldırcın eti yiyerek) bir tek yiyeceğe katlanamayacağız. Rabbine dua et de bize yeryüzünün bitirdiklerinden; baklasından, salatalığından, sarımsağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın.” dediniz. Musa dedi ki: “En hayırlı olanı bu değersiz olanlarla mı değiştiriyorsunuz? Şehre inin orada istedikleriniz vardır.” (Bu nankörlüklerinden sonra) onlara alçaklık ve yoksulluk damgası vuruldu ve Allah’ın gazabına uğradılar. Bu (ceza), Allah’ın ayetlerine karşı kâfir olmaları ve peygamberlerini haksız yere öldürmeleri sebebiyledir. Bu (ceza), isyan etmeleri ve haddi aşmaları sebebiyledir.”[3]
3) Kinlerinden Dolayı Müslümanlara Düşmanlık ve Alay Ederler
Son Rasulün, Muhammed (as) olduğu kendi kitaplarında geçmesine rağmen sırf kendi ırklarından olmadığından dolayı Rasulü ve iman ederleri sevmezler ve aşırı düşmanlık gösterirler. Güçleri zayıf oldukları zaman düşmanlıklarını ve kinlerini kalplerinde saklarlar, ama biraz palazlanmaya başladıkları zaman dilleriyle izhar ederler.
“İman edenlerle karşılaştıkları zaman: “İman ettik.” derler. Şeytanlarıyla baş başa kalınca ise: “Biz sizinle beraberiz, ancak biz (iman edenleri) alaya almaktayız.” derler. Onlara: “İnsanların iman ettiği gibi iman edin.” denildiği zaman: “Biz sefihlerin/zayıf akıllıların iman ettiği gibi mi inanalım?” derler. Dikkat edin! Onlar sefihlerin/aklı zayıf olanların ta kendileridir. Lakin bilmiyorlar.”[4]
4) Allah’a İman Etmezler, Allah’ı Hakkıyla Tanıyamazlar
Yahudiler, Allah’a iman etme hususunda batıl ve sapık inançlara sahiptirler. Musa (as)’ın zamanındaki İsrâîloğulları refaha eriştikten hemen sonra Musa (as)’dan kendileri için putlar edinmek istediler.
“İsrail oğullarını denizden geçirdik. Kendilerine ait putları olan ve sürekli o (putlara) tapan bir kavme geldiler. “Ey Musa! Onların ilahları olduğu gibi sen de bize bir ilah yap” demişlerdi. “Şüphesiz sizler, cahillik eden bir topluluksunuz” demişti.[5]
Ve sonralarında ise Musa (as) kendisine bazı ayetler verilmek üzere Tur Dağında Allah (cc) ile konuşmaya gittiği vakit, kavmi Samiri tarafından kandırılarak buzağıyı ilah edinmişlerdi.[6]
Günümüzdeki Yahudilerin de inançları birçok yönden batıldır. Son Rasule ve Kur’an’a iman etmemeleri, Allah’a çocuk isnat etmeleri başlı başına şirk amelleridir.
5) Savaşmaktan Korkarlar Ve Ölmek İstemezler
Kur’an’ın ifadesiyle kendilerini Allah’ın dostu olarak nitelendiren Yahudiler, ölmeyi arzu etmezler, ölmekten korkarlar ve çok uzun sene yaşamayı arzu ederler.
“Elleriyle (yapıp) takdim ettiklerinden dolayı ölümü hiçbir zaman temenni etmeyeceklerdir. Allah zalimleri bilmektedir.”[7]
“Andolsun ki onları dünya hayatına karşı en istekli/hırslı olanlar olarak bulacaksın. (Öyle ki) müşriklerden bile daha düşkündürler dünyaya. Onlardan her biri bin sene yaşamak ister. Ona bu kadar ömür verilmesi onu azaptan kurtaracak değildir. Allah onların yaptıklarını görendir.”[8]
Allah’ın yardımı ile Mısır’da Firavunun zulmünden kurtulan bu zihniyet, “Kendi topraklarınızı elde etme ve kazanma için savaşa çıkın” denildiği zaman korkaklığını hemen dile getirerek şöyle demektedir:
Dediler ki: “Ey Musa! (O güçlü topluluk) orada olduğu müddetçe ebediyen oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidip savaşın. Biz burada bekliyor olacağız.”[9]
Ayetler ışığında Yahudilerin özelliklerini izah ettikten sonra; Malum olduğu üzere Yahudiler, Gazze başta olmak üzere insanî ve ahlakî değerleri hiçe sayarak mübarek topraklarda yaşayan insanları katletmektedirler. Evet, Hamas’ın karşılık vermesini, mel’un olan İsrail’i yerle bir etmesini ve mazlumun kazanmasını temenni eder, sonrasında ise Hamas’ın hidayetle şeref kazanmasını, yeryüzünün tüm topraklarına tevhidi ulaştırmasını Rabbimden isterim.
Bir başka husus ise zalime, zalimin anladığı dille cevap vermek gerekir. Birtakım devletlerin ya da şahısların sosyal medyalarda kınama mesajı atması asla çözüm olmayacaktır. Nitekim yıllardır muhafazakâr kesim, İslam’a ve onun değerlerine hakaret edenlere kınama mesajları atıp yürüyüşler yapmakta ama sorunlar hala devam etmektedir. Mesele sadece Filistin meselesi değildir. Batılı güçler tüm değerlerimizi elimizden almış, Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi de onların kontrolü altına girmiştir. Allah Rasulü’nün (as) Yahudilerle olan mücadelesine bakıldığı zaman Yahudilerle nasıl muamele edileceği belli olur. Ben-i Kaynuka’nın, Müslüman bir kadının yüzünü alaycı tavırlarla zorla açtırması üzerine Allah Rasulü, İslam ordusunu onların üzerine göndererek 15 gün kuşatma altına almış ve onları Medine’den sürgün etmiştir. İsrail sorunun çözümü ve diğer batıl sistemlerin yok olması demokrat yollarla değil; İslam Hilafetinin kaim olmasıyla çözülecektir. Aksini düşünmek ıssız çölde serap görmek olacaktır…
[1] (Bakara, 27)
[2] (Bakara, 246)
[3] (Bakara, 61)
[4] (Bakara, 12-14)
[5] (Araf, 138)
[6] (Taha, 83-94)
[7] (Bakara, 95)
[8] (Bakara, 96)
[9] (Maide, 24)