Adiyat Suresi Mekki bir suredir ve on bir ayetten oluşur. Ayet sayısı az olmasına rağmen içinde sayısız ders ve ibret barındırır. Bu sure üç ana konuyu içermektedir. Bu sebeple sure üç bölüme ayrılabilir:
Yemin Ayetleri:
Allah Teâlâ’nın, Allah yolunda koşan atları konu alan yemin sahnesi. Bu sahne, son derece ince ve canlı tasvirlerle anlatılmıştır.
Yeminin Cevabı:
İnsanın nankörlüğü ve dünya sevgisine olan aşırı düşkünlüğü.
Surenin Sonu:
Kabirlerin altüst edilmesi ve kalplerde gizlenenlerin ortaya çıkarılmasıyla ilgili tehdit ve hatırlatma.
Birinci Bölüm: Yemin Ayetleri
Sure, yemin üslubuyla başlar. Baştaki “vav” harfi, Arapçada yemin harflerindendir. Allah Teâlâ yalnızca büyük ve değerli olan şeyler üzerine yemin eder. Nitekim Kur’an’da; gönderilen rüzgârlara, fecre, kuşluğa, geceye ve güneşe yemin edilmiştir. Hatta Kur’an’daki en uzun yeminler de bu bağlamda yer alır.
Burada Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Soluk soluğa koşanlara andolsun.”[1]
Burada koşan şey açıkça söylenmemiş, sadece vasıf zikredilmiştir. Müfessirlerin büyük çoğunluğuna göre kastedilen cihad esnasında hızla koşan atlardır.
Bu ayetten öğrendiğimiz derslerden en önemlisi; hayır işlerinde acele etmek ve yarışmaktır. Bu ayet adeta şunu söylemektedir: Allah yolunda koşan atlardan öğren; ibadetlerde ve hayırlı işlerde hızlı ol.
Nitekim Allah Teâlâ başka ayetlerde şöyle buyurur:
“Hayra koşun”[2] “Yarışın”[3] “Hayırlarda yarışın”[4] “(Tırnaklarıyla) Ateş saçanlara”[5]
Atların, hızla koşarken toynaklarının taşa çarpmasıyla ateş kıvılcımları çıkarması kastedilir.
Bu ayet, atların ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Öyle ki taşa vuran toynakları kıvılcım çıkarır. Aynı zamanda bu, binicisinin de kararlılıkla düşmana yöneldiğini gösterir.
“Sabah vakti baskın yapanlara.”[6]
Burada düşmana sabah vakti yapılan ani baskın anlatılmaktadır. Bu durum çoğunlukla tercih edilen bir zamandır. Çünkü düşman genellikle gaflet ve uykuda olur. Uyanmış olsa bile yorgun ve isteksiz hâlde yakalanır. Nitekim Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gece baskın yapmaz, sabahı beklerdi. Sabah olunca ezan sesi işitirse saldırmaz, işitmezse saldırırdı.
“Derken, orada tozu dumana katanlara.” [7]
Hızlı koşuları sebebiyle yoğun bir toz bulutu kaldırdılar; bulundukları yeri tozla kapladılar.
Bu ayet, İslam’a hizmet ederken gittiği her yerde bir iz bırakmanın gereğinden bahsetmekte ve Mümin bir kimsenin bulunduğu her ortamda etki bırakmasının önemine vurgu yapmaktadır. Bu tozun Allah katında büyük bir değeri vardır. Nitekim Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Allah yolunda ayağı tozlanan bir kulun ayağına cehennem ateşi dokunmaz.”
“Allah yolunda çıkan toz ile cehennem ateşi bir araya gelmez.”
“Bununla bir (düşman) topluluğun orta yerine kadar dalanlara.”[8]
Atlar, binicileriyle birlikte düşmanın merkezine kadar ilerlemiştir. Bu durum, onların cesaretini ve kararlılığını gösterir. Kenar köşede durmamışlar, kaçış yolu bırakmamışlardır. Bu, gerçek yiğitliğin ve fedakârlığın açık bir göstergesidir.
İkinci Bölüm: Yeminin Cevabı Olan Ayetler
Yüce ve şerefli işlerden, İslam’ın zirvesinden ve cihad meydanındaki atların hâlinden söz edildikten; bu büyük manayı pekiştirmek için Allah Teâlâ büyük varlıklar üzerine yemin ettikten sonra, yeminin cevabı şu ayetle gelir:
“Ve gerçekten, kendisi buna şahiddir. (7)
Muhakkak o, mal sevgisinden dolayı (bencil ve cimri tutumundan) çok katıdır. (8)
Yine de bilmeyecek mi? Kabirlerde olanların 'deşilip dışa atıldığı,' (9)
Göğüslerde olanların derlenip-devşirildiği zamanı? (10)
Şüphesiz, o gün Rableri, kendilerinden gerçekten haberdardır. (11)
“Gerçekten insan, Rabbine karşı nankördür.”[9]
Buradaki “kenûd”, Rabbine karşı nimetleri inkâr eden, şükürsüz ve nankör anlamındadır. Bu ayet, yeminin cevabıdır ve üç tekitle ile pekiştirilmiştir:
Yemin vavı (و) , “İnne” (إنّ)edatı, Lam harfi (لَ)
Bu da insanın nankörlüğünün ne kadar açık ve yaygın bir hakikat olduğunu gösterir. Bu ayet hakkında Hasan el-Basrî şöyle demiştir:
“O, başına gelen musibetleri sayıp duran fakat Rabbinden gelen nimetleri unutan kimsedir.”
Bu ayet, insanı kendisiyle yüzleştirir ve ona şu soruyu sordurur:
Allah’ın bana verdiği nimetler karşısındaki hâlim nedir?
Kenûd (nankör) İnsanın Özellikleri Nelerdir?
1) Sadece Kaybettiklerine Bakar
İnsanın, sahip olduklarına değil de eksik gördüklerine odaklanması. Bu, mutsuzluğun ve huzursuzluğun en tehlikeli sebeplerinden biridir. Günümüz insanını çok güzel anlatan şu söz ne kadar doğrudur:
“Fakirlik ceplerinde değil, kalplerindedir; yoksa ellerinde kendilerine yetecek kadar vardır.”
Allah’ın nimetleri sadece mal ile sınırlı değildir. Bazen insana mal verilir fakat başka nimetlerden mahrum bırakılır. Şimdi sen de düşün ve kendine şu soruları sor:
Bugün kendi başına kalkabiliyor musun?
Oturabiliyor, yürüyebiliyor musun?
İhtiyaçlarını başkasına muhtaç olmadan görebiliyor musun?
Bir bardak suyu tek başına içebiliyor musun?
Görüyor, duyuyor, konuşabiliyor musun?
Ağrısız bir şekilde uyuyabiliyor musun?
Vallahi bunlar, bugün pek çok insanın mahrum kaldığı büyük nimetlerdir.
2) Başkalarının Elindekine Bakar
Kenûd insan, sürekli başkalarının sahip olduklarına göz diker.
Kur’an’ın bu konudaki uyarısı çok nettir:
“Onlardan bazı gruplara, kendilerini denemek için yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözünü dikme. Senin Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir.”[10]
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ebu Hureyre’nin (radiyallahu anhu) rivayet ettiği sahih bir hadiste şöyle buyurmuştur:
“Sizden daha aşağı durumda olana bakın, üstün olana bakmayın. Bu, Allah’ın size verdiği nimeti küçük görmemeniz için daha uygundur.”
Bir başka rivayette:
“Biriniz, mal ve yaratılış bakımından kendisinden üstün olana baktığında, kendisinden aşağıda olana baksın.”
Bu manayı destekleyen güzel bir söz de Avn bin Abdullah’a aittir:
“Zenginlerle beraber oldum, kendimden daha çok dertli kimse görmedim. Çünkü onların yanında, benden daha iyi bir binek, benden daha iyi bir elbise görürdüm. Fakirlerle beraber oldum; rahatladım.”
3) Nimeti Gerçek Verene Değil, Başkasına Nispet Eder.
Kenûd insan, nimetleri Allah’a değil, sebeplere veya varlıklara bağlar.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim ‘Falanca yıldız sayesinde yağmur yağdı’ derse bana kâfir olmuş, yıldızlara iman etmiş olur.”
4) Nimete Şükretmez.
Şükürsüzlük, kenûdluğun en belirgin alametlerindendir.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Eğer şükrederseniz elbette nimetimi artırırım; nankörlük ederseniz azabım çok şiddetlidir.”[11]
“İnsan, kendi nankörlüğüne bizzat şahittir.”[12]
Çünkü nankörlüğün etkisi, onun hâl ve davranışlarında açıkça görülür.
İnsan bu nankörlüğe sözleriyle şahitlik eder. Sürekli şikâyet ederek, hep yokluktan söz eder. Kalbiyle şahitlik ederek Allah’ın takdirine karşı hoşnutsuzluk duyar. Fiilleriyle şahitlik ederek Allah’ın nimetlerini ortaya koymaz.
“İnsan, mala olan sevgisi sebebiyle çok cimridir.”[13]
Buradaki “hayır” kelimesi mal anlamındadır.
Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Malı 'bir yığma tutkusu ve hırsıyla' seviyorsunuz.”[14]
Malın “hayır” olarak adlandırılması; onunla hayır yapılabilmesi veya insanların onda hayır görmesi sebebiyledir. Mal sevgisinin hırsı zulme, haksızlığa, hırsızlığa ve haram kazanca sürükleyebilir. Ayrıca insan malı uğruna cimrilik eder, insanların haklarını eksik verir.
Üçüncü Bölüm: Üçüncü Kısım Ayetleri
Mücahitlerin hali anlatıldıktan, ardından nankörlük eden ve cimrilik yapan insan tipine dikkat çekildikten sonra; bu nankör insan için açık bir tehdit gelir:
“O insan bilmiyor mu ki, kabirlerde olanlar darmadağın edilip dışarı çıkarıldığında…”[15]
“Göğüslerde (kalplerde) olan her şey ortaya çıkarılıp açığa vurulduğunda…”[16]
İnsan, kabirden diriltilip hesaba ve karşılığa (ceza veya mükâfata) çıkarıldığı zaman kalpte saklanan hayır ya da şer, gizli niyetler ve iç dünyalar bütünüyle ayıklanır ve görünür hâle getirilir. Nasıl ki bedenler kabirlerden çıkarılıyorsa, kalplerin içindekiler de aynen öyle ortaya konur.
“Şüphesiz Rableri, o gün onların hâllerinden tamamen haberdardır.”[17]
Allah Teâlâ açıktan yaptıklarını da gizlice sakladıklarını da eksiksiz bilir ve her birine karşılığını verir. Bu ayet hem bir müjde hem de bir tehdittir: İman edip salih amel işleyenler için bir vaattir, Allah’ı inkâr eden ve nimetlerini nankörlükle karşılayanlar için ise şiddetli bir uyarıdır. Bir insan ilerler, verir, fedakârlık yapar; diğeri nankörlük eder, cimrilik yapar.
Ve Allah Teâlâ, hepsinin hâlini en iyi bilendir.
[1] (100/Adiyat 1)
[2] (3/Al-i İmrân 133)
[3] (57/Hadîd 21)
[4] (2/Bakara 148)
[5] (100/Adiyat 2)
[6] (100/Adiyat 3)
[7] (100/Adiyat 4)
[8] (100/Adiyat 5)
[9] (100/Adiyat 6)
[10] (20/Taha 131)
[11] (14/İbrahim 7)
[12] (100/Adiyat 7)
[13] (100/Adiyat 8)
[14] (89/Fecr 20)
[15] (100/Adiyat 9)
[16] (100/Adiyat 10)
[17] (100/Adiyat 11)