Kevser Suresi, Kur’an sureleri arasında lafız bakımından en kısa olanlarından fakat anlam bakımından en zengin surelerden biridir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’ın ve ashabının en zor zamanında nazil olmuş, ilahi bir teselli ve büyük bir müjdedir. Yalnızca üç ayetten oluşmasına rağmen kalplere huzur ve güven veren, kâinatta ve şeriatta değişmeyen ilahî kanunları ortaya koyan bir mesaj taşır.
Enes bin Malik (radıyallahu anhu) şöyle rivayet eder:
“Bir gün Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) aramızda iken kısa bir süre uyukladı, sonra gülümseyerek başını kaldırdı. Biz, ‘Ey Allah’ın Rasulü, sizi gülümsetennedir?’ diye sorduk. O da, ‘Az önce bana bir sure indirildi’ buyurdu ve ardından okudu:
Bismillahirrahmânirrahîm. Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik. Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Asıl soyu kesik olan sana kin besleyendir.’”[1]
Ayetin başlangıcındaki “‘Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik” ifadesi, hem azamet hem de kesinlik bildirir. “Biz verdik” ifadesindeki geçmiş zaman kullanımı, vaadin kesinliğini gösterir; sanki bu nimet zaten gerçekleşmiş ve tamamlanmıştır.
Ayeti kerimedeki Kevser, kesintisiz akan çok büyük hayır anlamına gelir. Bu hayrın içine Peygamber Efendimize verilen nübüvvet, Kur’an, adının yüceltilmesi, ümmetinin çokluğu, ilahî yardım ve zaferler girer. Ayrıca ahirette kendisine özel olarak verilen nimetler de buna dahildir. İbn-i Abbas (radıyallahu anhu) Kevser’i “Allah’ın Peygamberine verdiği çok büyük hayır” olarak açıklamıştır.[2]
Bu büyük nimetlerden biri de Kevser Nehri’dir. Sahih hadislerde bildirildiğine göre Allah Teâlâ bu nehri Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) vermiştir. Suyu sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır. Bu nehrin suyu, ümmetinin başına geleceği havuza akar.
Abdullah bin Amr’dan (radiyallahu anhu) gelen bir rivayete göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
“Benim havuzum bir aylık mesafe genişliğindedir. Suyu sütten daha beyaz, kokusu miskten daha güzeldir. Kadehleri gökteki yıldızlar gibidir. Ondan içen bir daha asla susamaz.”[3]
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) havuzun şu anda var olduğunu da haber vermiş ve şöyle buyurmuştur:
“Ben sizin öncünüzüm ve sizin üzerinize şahitlik edeceğim. Vallahi şu anda havuzumu görüyorum.”[4]
Yine şöyle buyurmuştur:
“Kevser nedir bilir misiniz? O, Rabbimin bana vaat ettiği bir nehirdir; onda pek çok hayır vardır. Ümmetim kıyamet günü onun havuzuna gelecektir.”[5]
Âlimler, Kevser nehrinin suyunun havuza aktığını, bu sebeple havuza da Kevser denildiğini belirtmişlerdir. Ancak ümmetten olduğunu söyleyen herkes bu havuzdan içemeyecektir. Hadislerde, bazı kimselerin oradan uzaklaştırılacağı bildirilmiştir. Bunun sebebi olarak münafıklar, dinden dönenler ve dine bid‘atlar sokan kimseler zikredilmiştir. Bazıları ise günahları sebebiyle bir süre uzaklaştırılıp sonunda Allah’ın rahmetine nail olacaktır.
Bu sebeple Kevser ve havuz, Rasulullah’a verilmiş büyük bir ayrıcalıktır. Ondan içebilmenin yolu ise Rasulullah’n (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetine bağlı kalmak, ona itaat etmek ve bid‘atlardan uzak durmaktır. Allah’tan dileğimiz, bizi o havuzdan kana kana içenlerden kılmasıdır.
“Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.”
Namaz bedenî ibadetlerin zirvesi, kurban ise mal ile yapılan ibadetlerin en önemlilerindendir. İkisinin birlikte emredilmesi, nimete şükrün yalnız sözle değil, bütün hayatı kapsayan kullukla yapılması gerektiğini gösterir.
Aişe (radiyallahu anha) şöyle anlatır: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gece namazında ayakları şişinceye kadar ibadet ederdi. Kendisine, “Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladığı halde niçin kendini bu kadar yoruyorsun?” diye sorulduğunda şöyle buyurdu:
“Şükreden bir kul olmayayım mı?”[6]
İbn-i Teymiyye, bu ayet hakkında şöyle der: “Bedeni ibadet olan namaz ile mali ibadet olan kurbanın birlikte zikredilmesinin, kulun Allah’a teslimiyetinin her yönünü kapsadığını belirtir. Ayetin “Rabbin için” ifadesi ise ibadetin yalnız Allah için yapılmasını emreder, gösteriş ve riya kapılarını kapatır.”[7]
Ali’den (radiyallahu anhu) rivayet edilen hadiste Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Allah, Allah’tan başkası için kurban kesene lanet etsin...”[8]
Bu hadis, kurbanın yalnız Allah adına kesilmesi gerektiğini açıkça ortaya koyar.
Sure, şu kesin hükümle sona erer:
“Asıl soyu kesik olan sana kin besleyendir.”
Gerçek kopukluk, evlat azlığı değil; hakikatten kopmak ve ilahî mesajı reddetmektir. Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) düşmanlık edenlerin isimleri tarihte silinmiş fakat onun adı her ezanda, her namazda anılmaya devam etmiştir.
İbn-i Kesir’in (rahimehullah) ifadesiyle Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) kin besleyenler asıl değersiz ve unutulmaya mahkûm olanlardır.[9]
KEVSER SÜRESİNDEN İNCELİKLER
1) Allah Teala verdiği sözü mutlaka yerine getirir. Duha suresinde Yüce Allah Peygamberine “Rabbin sana mutlaka verecek ve sen de hoşnut olacaksın” buyurmuş, Kevser Suresi’nde ise bu vaadini gerçekleştirerek “Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik.” buyurmuştur.
2) Nimetlerin verilmesi (en yüce peygambere bile) beraberinde sorumluluk getirir. Kuran’da namaz ve şükür secdesi özellikle tavsiye edilmiştir. Şükür geciktirilmeden ve hemen yapılmalıdır çünkü ayetteki “fa” harfi sürat ve hemen yerine getirmeyi ifade eder:
“Biz sana verdik… Öyleyse namaz kıl.”
3) Nimet ve sevinç anlarında Allah’ı unutmamak gerekir. Namaz, ibadetlerin en kapsamlısıdır. Kalp huzurla Allah’a yönelir, dil kıraatle meşgul olur, beden rükû ve secde eder. Başın meshedilmesi ve ayakların yıkanması da insanın baştan ayağa Allah’a kul olduğunu hatırlatır. İnsanın bedenindeki en yüksek nokta alnıdır ve bu alın her gün defalarca yere secde eder ki kalpte kibir kalmasın.
“Biz sana verdik… Öyleyse namaz kıl.”
4) Nimetlere şükrün yollarından biri de kurban kesmektir. Herkes makamına ve nimetine göre fedakârlık yapar. Kevser nimeti verilen kimsenin de en büyük kurbanı sunması uygun görülmüştür. “Ve kurban kes.”
5) Allah ile olan bağ, insanlar ile olan bağdan önce gelir:
“Rabbin için namaz kıl ve kurban kes”
6) İnfak ve paylaşmak, iman ve ibadetin yanında önemli bir değerdir. Namaz, Allah için ihlasla kılındığında değer kazanır. İnfak ve kurban da cömertçe yapıldığında kıymetlidir:
“Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.”
7) Peygamberin ve ilahî davanın düşmanları hedeflerine ulaşamayacaklardır. Ayetteki “şâni’ek” (sana kin besleyen) kelimesi geçmişi, bugünü ve geleceği kapsar; düşmanlık eden herkes için geçerlidir. İslam dininin kutsallarına yapılan saldırıların cevabı güçlü bir uyarı ve ilahi tehdittir.
“Şüphesiz sana kin besleyen, asıl soyu kesik olandır.”
8) Hüküm verirken acele edilmemeli ve sadece sayı ve maddî ölçülere bakılmamalıdır. Her şey Allah’ın iradesiyle gerçekleşir. Peygamberimizin oğullarının vefatı üzerine düşmanları onu “soyu kesik” diye nitelemiş fakat tarih bunun tam tersini göstermiştir.
Sonuç olarak, Kevser Suresi şu gerçeği ortaya koyar:
“Biz sana Kevser’i verdik… Şüphesiz sana kin besleyen, asıl soyu kesik olandır.”
[1] Müslim. 108/Kevser 1-3.
[2] Buhari.
[3] Buhari, Müslim.
[4] Buhari, Müslim.
[5] Müslim.
[6] Buhari, Müslim.
[7] Mecmuu’l-Fetava 16/532.
[8] Müslim.
[9] Tefsiru’l-Kerimir-Rahman. 108/Kevser 1-3.