Allah azze ve cellenin Müslümanlara emretmiş olduğu hususlardan birisi de bir ve beraber olmaları, birbirleriyle ihtilaf etmemeleri bunun neticesinde de güç ve kuvvet meydana getirmeleridir.
Müslümanların da sürekli gündemlerinde tuttukları, olmadığından dert yandıkları bir konudur bu konu. Hatta bazı dönemler duygusal olarak yaklaşılan ve değerlendirilen bir husustur.
Öncelikle Müslümanların birlik ve beraberliğiyle Allah’ın rızası kazanılır. Sonrasında ise Müslümanların bir olan hedeflerine ortak bir plan ile yürümek söz konusu olur. Ayrılık halinde ise bu hedeflere ulaşmak mümkün değildir.
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;
“Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.”[1]
Bir konu üzere birlik olmak güçlenmek demektir. Bu, batıl olsun hak olsun tüm ideoloji ve fikir sahiplerinin kendi toplulukları adına arzu ettikleri şeydir. Batıl üzere mücadele eden kafirlerin, fasıkların, mücrim tağutların halini bu konuda örnek verebiliriz.
Bir yönü ile de bu husus bize şunu da sorgulatmalıdır; onların bu kadar ayrılıklarına rağmen sadece maddi ve dünyevi çıkarları için birbirlerine demediklerini bırakmamalarına rağmen davaları için bir araya gelmelerini sağlayan gayret, biz Müslümanların hak ve uhrevi beklentileri için niçin söz konusu olmamaktadır?
Bazen ucuz, geçici metalar için bazen de kendilerince kutsal saydıkları toprak parçaları ya da sistemleri için birbirleri ile anlaşamaz oldukları halde birleşmekten ve ittifaktan vazgeçmemektedirler. Birbirlerine küfredip mahkemelik olan hatta anne babalarına dahi yeri geldiğinde küfredenler, birkaç bin oy daha fazla almak için ittifaklar yapmaktadırlar.
Ya da birkaç sene öncesinde terörist ilan ettikleri, ‘Kandil merkezli çalışıyor’ dedikleri Hdp ile bugün ittifak halindeler. Geçmişte hapislere doldurdukları Hizbullahçılar ile bugünlerde kol kolalar. Bunu yapma sebepleri ise kendi ideolojilerinin korunması adınadır.
Bizim davamız ve hassasiyetlerimiz onların üç beş kuruşluk batıl davalarından da sistemlerinden de daha yüce değil midir ki ittifak etmeyi, birlikte olmayı göze alamamaktayız? Onlar sadece dünyalık çıkarları için birbirlerine tahammül ederken Müslümanların birbirlerine tahammüllerinin neticesi ise ancak Rahmanın rızasıdır.
Birlik olmadığımızda ise başımıza neler gelir?
İLAHİ YARDIMDAN MAHRUM KALMA
Allah’ın bir emri olduğu ve çiğnenmesi günah olduğundan dolayı ilk husus Allah’ın rızasından uzaklaşmaktır. Bu ise Allah’ın yardımından Müslümanları uzaklaştırır.
Çünkü Allah (azze ve celle) insanlara ve topluluklara yardımını imanı oranında ve kendisine yakınlığı oranında indirir. Bir günahın işlenmesi ise insanları Allah’tan uzaklaştırır.
Hiç düşündük mü? Belki de yeryüzünde esaret altındaki Müslümanların esaretlerinin devam etmesi, Allah’ın (azze ve celle) yardımını indirmemesi Müslümanların kendi topraklarında birbirlerini yemelerinden ve yermelerinden kaynaklıdır. Bir topluluk içerisinde işlenilen günahlar topluluğun tamamını etkiler.
GÜÇSÜZLÜK
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;
“Allah'a ve Rasul'üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”[2]
Birlik olamamanın kötü etkilerinden birisi de zayıflıktır. Bir olmayan her topluluk zayıftır, etkisi azdır.
Bir olmadığımızda gücümüz kırılır, zayıflarız, otoritemiz kalmaz. Bunun neticesinde de kafirlerin madarası ve oyuncağı oluruz. Kafirlerin oyuncağı haline gelmek kafirlerin biz Müslümanlar ile istediği şekilde muamele etmesini beraberinde getirir. Hatta zayıflık öyle bir hal alır ki kendilerinin bir şey yapmasına gerek kalmaz.
Dışardan düşmana ne gerek, içerden Müslümanları zayıflatacak bir gafil olduktan sonra!!!
Bir bardak suyun gücünü düşünün bir de bir damacana suyun gücünü düşünün. Bir kiri çıkarmak için hepsinin ayrı ayrı zamanlarda aynı yere dökülmesi de kirin farklı yerlerine dökülmesi de bir işe yaramaz.
Müslümanlar, küfür ve şirk toplumunda küfrün ve şirkin izalesi için uğraşması gereken tevhid pınarlarıdır. Bu tevhid pınarları aynı yere aynı zamanda akmaz ise küfrün ve şirkin pisliğini yeryüzünde asla silip atamazlar. Güçsüz ve zayıf kalacaklardır. Bu durum ise beraberinde programsızlığı ve plansızlığı da getirir.
HEDEFLERDEN UZAK KALMAK
Müslüman topluluk için öncelikli hedef Allah’ın rızasıdır. Sonrasında ise dünyalık için bir takım hedefler vardır. İslami hareketin Mekke dönemini yaşadığı zamanlarda da Medine dönemini yaşadığı zamanlarda da planları, programları ve hedefleri vardı. Tüm bu hedeflere birlik içerisinde ulaşmak mümkündür. Birlik olunmaz ise İslami hareketin hedeflerine asla ulaşılamaz.
En büyük hedef ise yeryüzünde Allah’ın razı olacağı bir dini yaşamak ve bunu yaymaktır. İslami yaşam şeklinin ve hukuk sisteminin egemen olmasıdır. Ayrı ayrı hareket edilerek buna ulaşmak ise asla mümkün değildir.
BİRLİK OLAMAYIŞIN SEBEPLERİ NELERDİR?
GAYEYİ FIKHETMEME
Müslümanları bir olmaktan alıkoyan şeylerden birisi asıl hedefleri, planları, düşmanın gayesini fıkıh etmemek veya edememektir. Müslümanların olaylara bakış açılarının farklı olmalarıdır.
Müslümanların hedefi Allah’ın dinini yeryüzünde hâkim kılmak, küfrün, şirkin egemenliğini kırmaktır. Bu dünyada var olmamız sonrasında da dine hizmet etmemizin gayesi budur. Bunu iyice anlamadığımızda bizleri birlikten uzaklaştıran gündemler ile meşgul olmaya başlarız.
Müslümanların asıl gayelerini, kâfirlerin ümmet üzerindeki sinsi planlarını anlayan her bir Müslüman, topluluğu dağıtacak değil de birleştirecek hususlar ile meşgul olur. Ve fitne çıkmaması için yaptıklarına son derece özen gösterir.
Yahudilerin ve Hristiyanların İslam’a ve Müslümanlara niçin saldırdığının farkında mıyız? Aramızdaki hak ve batıl mücadelesinin neticesidir bu. Yerel Firavunî sistemlerin kendi beldelerindeki Müslümanlar üzerindeki desiselerinin sebebi de aynıdır. Bunun farkına varmadığımızda asıl gayenin fıkhından uzaklaştığımızda ayırıcı hususlar ile uğraşır dururuz. Onların da çok önemli olduğunu zannederiz.
İbn Ebi Nuaym naklediyor; Ben İbn Ömer’in yanında iken bir adam ona sivrisineğin kanı hakkında soru sordu. İbni Ömer adama “Nerelisin?” dedi. Adam “Iraklıyım” karşılığını verdi. İbn Ömer (ranhuma) “Şuna bakın! Peygamber’in, onlar dünyadan iki reyhanımdır.” dediğini işittiğim torunlarından birini öldürenler (Iraklılar gelmiş şimdi de) bana sivrisineğin kanını soruyorlar! dedi.”[3]
Düşmanın bize ne yaptığının farkında mıyız?
Çocuklar enkaz altında, çocuklar paramparça, kadınlar aç, susuz, bitap düşmüş esir kamplarında, Filistin, Suriye, Irak topraklarında. Buna rağmen bizler hâla her üç beş senede bir yeni fıkhi ya da itikadi bir konudan dolayı ayrışmanın derdindeyiz. Cevabımız da hazır; “Öyle demeyin abi akide önemli bir konu.”
Kadınların namusu, çiğnenen İslam toprakları, çocukların kanları beş para etmez bir şey mi? Onlar önemli değil mi?
Bunların şimdi gerekmediğini anlamamız için kafirlerin uçakları ile üzerimize bomba yağdırıp, kadınlarımızın namusuna göz dikip çocuklarımızı ceset torbalarıyla mı gömmemiz mi lazım?
Sizin çocuklarınız parçalanıyor olsaydı, kadınlarınıza tecavüz ediliyor olsaydı da hala boş beleş gündemleri ile meşgul olan insanları anlamaya çalışır mıydınız?
İHTİLAF FIKHINI BİLMEMEK
Bir başka husus da ihtilaf fıkhını bilmemektir. Ayrılıklarımızın sebebi asgari müşterek dediğimiz hususlarda ortaklık edemeyişimizdir. Her konuyu akideye dayandırmaktır. Her konuyu asıl zannetmemizdir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;
“Size ne oluyor da münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Allah, onları yaptıkları işlerden dolayı baş aşağı ederek eski konumlarına (küfre) döndürmüştür. Allah'ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa sen onun için asla bir çıkış yolu bulamazsın.”[4]
Bu ayetin kimlerin hakkında indiği hususunda müfessirler ihtilaf etmişlerdir. Bir gruba göre Uhud savaşına çıkıp sonra “Biz savaşmayı bilseydik sizinle gelirdik” diyen Medine’ye dönen kimseler hakkında indiğini söylerken, diğer bir gruba göre ise Mekke’den Medine’ye gelip Müslümanlara İslam izhar eden sonra Mekke’ye dönerek kafirlere küfür izhar eden kimseler hakkında indiğidir.
Ayetten de anlaşıldığı üzere sahabeler bir grup hakkında ihtilaf etmişlerdir. Ancak birbirlerini tekfir ederek ayrılmamışlardır. Bizim her ayrılığımız tekfirle son bulmaktadır. Tekfirle olmayan ayrılık kalmadı neredeyse.
Hassasiyetlerimiz din değildir. Çok takvalı olabilirsiniz. Her şeyden herkesten sakınabilirsiniz. Ama insanlar sizin gibi bakmadı diye dinlerinden olmazlar. Hassasiyetlerinizi her konuda dayatırsanız Müslümanların bölünmesine yol açabilirsiniz.
Kur’an’da en çok değinilen konulardan birisi talak konusudur. En uzun ayet borç hukuku ile ilgili ayettir. En fazla zikredilen hususlardan birisi yine miras konusudur. Bunlardan hiçbirisi ile alakalı daha fazla bilgi olmasına rağmen bir ilim talebesine, bir hocaya başvuranlar Kur’an da, sünnette ahkâmı açıkça anlatılmayan tekfir konularında müctehid (!) olmaktadırlar. Halimiz ne de kötüdür.
Kadınlarımızı boşayacak fıkha sahip değiliz ama verdiğimiz hükümler ile başkalarının kadınlarını boşayabilmekteyiz.
NEFİSLERİN ISLAHINDAN YOKSUNLUK
Hem sıradan Müslümanların hem de ilim talebeleri, davetçiler, abiler, önderler, hocaların nefislerindeki şahsi hastalıklar da ayrılığın en temel sebeplerindendir.
Nefisler ıslah edilmediğinde, kalbi hastalıklar giderilmediğinde, önder olma, baş olma, makam sevgisi gibi hususlar nefislerde ağır bastığında herkes birkaç kişi ile bir köşede kendi tabiri caizse imparatorluğunu ilan etmek istiyor.
Herkesin kendisini önemli zannetmesi gibi kronik bir problemimiz var aslında. Her insan kendisine dönüp bir bakmalı. Her kişinin bir söz söyleme isteği, her konuda görüş bildirme isteği mevcut ne yazık ki! Kimse dinleyen kulak, boyun eğen baş olmak istememektedir. Herkes konuşan dil, buyuran adam olmak istemektedir. Bu ise bir nefsi hastalığımızdır.
Özellikle ilim talebeleri ve önderler tüccar mantığında insanlar değillerdir, olmamalıdırlar. Telefoncu dükkanı işleten, çiğköfte dükkanı işleten ya da başka bir ticari müessese gibi fazla oldukça rekabetin olacağı, dolayısıyla verilen hizmetin kalitesinin artacağı bir mantık yoktur.
Bizler Allah’ın dinine hizmet etmeye çalışan birlik içerisinde yapılar olmalı, birliğe zarar verecek hususlardan da uzak duran insanlar olmalıyız. “Olsun o kardeş de orada hizmet etsin.”, boş kalmasın mantığında cemaatlerin ve mescitlerin çoğaltılması birliğe zarar mı verir? Yoksa fayda mı verir? Bakmak lazım!
DUYGUSAL YAKLAŞIM
Ne yazık ki Müslümanların duygusal yaklaşımları ve basiretsizlikleri de bu işin sebeplerindendir. İnsanlar ayrılığa isteyerek ya da istemeyerek hizmet ederken her bir fert kendi çevresinde bir kalabalığı bulabilmektedir. Bizim Müslümanlarımız ise her var olan yapıya ve topluluğa destek verilmesinin gerektiğini düşünerek herkese, her şeye katkıda bulunmaya çalışmaktadır. Bu da beraberinde ayrılıkları doğurmaktadır.
Ancak ortaya çıkan hususları Müslümanlar akli ve şeri olarak değerlendirse, uzun vadede bunların hesabı yapılsa bu takdirde Müslümanların topluluğu için çok daha güzel neticeler elde edilecektir.
VAKIADAKİ YANSIMALARI;
Bunların yansımalarını ise ferdi çalışmalar yapanlar, ferdi yardım çalışmaları, ferdi muhtaç aileler ile ilgilenme gibi hususlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Herkes kendisinin önemli gördüğü hususun en acil olduğunu zannederek hareket eder. Bu ise onun yanında var olmayan hususları aksaması anlamına gelir.
Örneğin kişinin davet etmek için bir mescit çalışması var ise en önemli hususu o kimse için orasıdır. O mekânın kirasıdır, suyudur. Ama bilmez ki esaret altında bir kadının herhangi bir ihtiyacı var mıdır? Ya da bir yetimin ilaç parası eksiktir.
İşte böylesi yaklaşımlar yanlıştır. Yapılmamalıdır. Yapılırsa da destek olunmamalıdır. Ayrıca böyle hareket eden kimselerin fitneye düşmesi muhtemeldir. Bu şekilde davranan kimseleri itham altında bırakmak için değil ancak kontrol olmadığı, her an töhmet altında kalmaya müsait ve açık olduğundan bu tür çalışmalara hem yapan hem destek olanlar dikkat etmelidir.
PEKİ ÇÖZÜM NEDİR?
Dua edeceğiz, Müslümanları bölecek fitnelerden uzak duracağız. Birleşme olmuyor ise parçalamayacağız.
Özellikle zikretmeye çalıştığım sebeplere dikkat edeceğiz. Çözümü onları yapmamak, aksine hareket etmektedir.
Özellikle Müslümanlara gram faydası olmayan insanlar allame kesildiğinde kulak vermeyeceğiz, kaale almayacağız, gündem etmeyeceğiz.
Her cümlenin başında “Bizler avam olarak, bizler tecrübesiz insanlar olarak” diye cümleye başlayan ama alim gibi davranan insanlara itibar etmeyeceğiz.
Allah azze ve celle nefislerimizdeki eksiklikleri gidersin. Müslümanları hayırlara muvaffak kılsın.
[1] (3/ Ali İmran 103)
[2] (8/ Enfal 46)
[3] (Buhari)
[4] (4/ Nisa 88)