Allah azze ve celle tarafından insana verilen en büyük nimet, kendisine hidayet etmesi ve razı olduğu yaşantıya kulu sevk etmesidir. Hidayet ve taat içerisinde kulun yaşaması, sonrasında da bunun üzerine vefat etmesi, kulun hedefine ulaşmasıdır. Kul, bu dünyada bu hedef için vardır ve bu hedef için yaşar.
Ancak kulun bu hedefe ulaşamaması noktasında birçok engel, hayatı boyunca kulun karşısına çıkacaktır. Bu engeller kişinin nefsi, hevası, şeytanın vesveseleri olabileceği gibi bazen de yaşadığı dönem ve ortamdır. Yani dış etkenlerdir. Böylesi durumlarda ve zamanlarda da sebat etmek, hidayet üzere kalmak güç ve zor bir meseledir. Çünkü fitne zamanlarında insanın heva ve istekleri çoğalıp ibadet ve imandan uzaklaşırken aynı zamanda ibadetten alıkoyacak dış etkenler, iç karışıklıklar da beraberinde artmaktadır.
İç karışıklıkların olması, insanların sayısının fazlalığı, insana ve dinine zarar verecek şeylerin artması, dinin hâkim olmadığı yerlerde dini izhar etme ve din ile var olma mücadelesini güçleşmektedir.
Fitne kelime anlamı olarak değerli madenleri, altın vb şeyleri özü ile curufunu birbirindn ayırt etmek için ateşe tutma işlemi için kullanılır. Bununla birlikte kargaşa ve iç problemler için de kullanılmaktadır. Kur’an’da bu kelime çoğunlukla kulun isyan veya sabrını ölçmek için gönderilen ilahi imtihanlar için kullanılmaktadır. Hadislerde ise çoğunlukla Müslümanlar arasındaki çeşitli siyasi ya da dini ihtilaflar için kullanılmaktadır.
Fitne zamanlarında dinde sebat etmek için çok daha fazla gayrete ihtiyaç vardır. Çünkü insanların kendileri ile dinleri arasında engel olacak şeylerin, haramların ortadan kaldırılması, şirkin ve şirk unsurlarının izale edilmesi bir otorite ve yönetim tarafından sağlanmamaktadır. Bu ise insanın sebatını zorlaştırmaktadır. Ancak İslami bir devlet ve otorite tarafından İslami ilkeler ve şiarlar ile yaşandığı bir toplumda fitnelerin azalması söz konusudur.
Peki, fitne zamanlarında Allah’ın dini üzere nasıl sabit kalacağız, dinimiz ile alakalı fitneler geldiğinde ne yapacağız? Nasıl bir gayret ortaya koyacağız?
Bu fitneler şahsi, kişiye özel fitneler, sıkıntılar olabileceği gibi toplumsal fitneler de olabilir. Bu zamanlar öyle çetin zamanlardır ki, insan hem tağutlar hem de Müslümanlar tarafından maruz kaldığı fitnelerden çıkışın ne olacağı konusunda yetersiz kalmaktadır. Hem iç karışıklıkları hem zorlukları hem de dış etkenleri fitneler olarak zikretmek mümkündür. İnsanın kendisi ile alakalı fitneleri kendisinin hastalanması, borçlanması, bir imtihana maruz kalması, bir derdin içinde kalması gibi şeyler olabilir. Toplumsal olanlar ise Müslümanların içindeki ihtilaflar, parçalanmışlıklar, otoritesizlik hali gibi şeyler olabilir. Toplumsal olup Müslümanlar dışındaki fitneler ise tağutların Müslümanlara baskı, eziyet ve işkenceleridir.
Allah Rasulü (sav) şöyle buyurmaktadır;
“Başınıza karanlık gecenin, etrafı örten, kapkara karartan gecenin parçaları gibi fitneler gelecek. Bir adam mümin olarak sabahlar, akşamladığı zaman, kâfir olarak akşamlar. Ya da mümin olarak akşama girer kâfir olarak sabahlar. Az bir dünya menfaati karşılığında, az bir dünya malı, serveti karşılığında dinini satar.”
Böylesi zamanlarda sebat etmek, Allah’ın dini üzere sabit kalmak, Allah’a ibadet ve taat üzere bir yaşam sürmek normal zamanlardan daha zordur. Ancak böylesi zamanlarda ekstra gayretler insanın sebat etmesine yardımcı olur. Bu sebat için ise şu zikredilen hususlara dikkat etmek, bu maddeleri kuşanmak gerekir.
Takvalı Olmak
Fitne zamanı insanı koruyacak olan şeylerden en önemlisi takvadır. Kim Allah’a karşı takvalı olursa, fitnelerden ve musibetlerden korkar ve korunursa, Allah azze ve celle o kişiyi fitnelere karşı korur ve muhafaza eder. Çünkü Allah’tan korkmak, Allah’tan çekinmek insanı muhafaza eden bir kalkandır.
Kulda sürekli pişmanlıkların olması, Allah azze ve celleye karşı boynunun bükük olması, kötülük ettiğinde Allah’a yönelmesi kişinin hidayetini devam ettirir. Çünkü bu hususlar şükrün ve takvanın bir yansımasıdır.
Sebat etmenin Allah’ın rızasına bağlı olduğunu bilmek gerekir. Sebat etmek sadece çok amel etmekten ibaret değildir. Sebat etmek Allah’ın rahmetini bir anlık indirmesi, kuldan bir amel ile razı olmasından kaynaklıdır. İşte bu amellere güvenmekten değil de, boynu bükük olarak, pişmanlık içerisinde nefsi kınayan bir kulun neticesini alabileceği bir husustur.
Şükretmek
İkincisi husus ise şükretmektir. Kişi karşılaştığı nimete karşı şükrünü eda edebilirse kendisine verilen nimet artırılacaktır. Ve kaybolmaması için gerekenleri Allah azze ve celle kuluna kolaylaştıracaktır.
Allah’ın üzerimizdeki nimetlerini unutmamalı, şükrünü yerine getirmeliyiz. Şükrünü eda etmek ise sadece dil ile ‘Elhamdülillah’ demek değildir. Hem dil ile, hem kalp ile hem de azalarımızla gerekeni yerine getirmektir.
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;
“Size ulaşan her nimet Allah'tandır. Sonra size bir sıkıntı ve zarar dokunduğu zaman yalnız O'na yalvarır yakarırsınız.”[1]
İnsan ne ile hidayet bulmuştur? Zekası ile mi? Malı ile mi? İlmi ile mi?
Bunların hiçbirisi ile insan hidayet bulmamıştır. Allah’ın kendisini seçmesi, kalbini hidayete açması, o kul için rahmetini indirmesi ile kişi hidayeti bulmuştur. Bu, Rabbinden insana verilen bir lütuftur. İşte O olmasa idi yolumuzu bulamaz, doğruyu göremezdik. O olmasa ne haktır ne batıldır bocalar durur idik. O olmasa nefsimize, hevamıza göre bir hayat seçer, canımız, nefsimiz ne ister ise öyle yapar, öyle yaşar idik. Ancak O seçtiği kullarına hidayet etmiştir. Bu ise hidayeti verdiği kullarına bir nimettir.
“Derler ki: Bizi buna ulaştıran Allah'a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi biz doğruya ermeyecektik.”[2]
Aceleci Olmamak
Hükümlerde ve meseleler hakkında neticeye varırken fitne zamanlarında acele etmemek gerekir. Fitne zamanlarında, ahir zamanda herkes konuşmakta, fetva vermekte, kendisi açısından doğruları ifade etmektedir. Böylesi zamanlarda olaylar, konular farklı şekilde insanlara gösterilmekte ve yansıtılabilmektedir.
Küresel anlamda tağutların yaptığı yayınlar ve verdiği bilgiler ile kişi, araştırmadan inandığı duyumlar ile yoldan sapabilir. Bu durum insanlar arasında aslı olmayan haberlerin yayılmasının neticesinde dininden ve müntesiplerinden soğumak suretiyle olabilir.
Yine inancımızın bizde oturmaması, her konuşana kulak vermek suretiyle birkaç yılda bir aslını araştırmadan sürekli görüş ve fikir değiştirmek de bu kabildendir. Birkaç yılda bir sürekli insanlar akidelerini, görüşlerini, din anlayışlarını değiştirdiklerini ifade ediyorlar. Değişmediğini söyleyen nicesini ise kendi gözlerimizle gözlemlemekteyiz.
Bir şeyleri kabul ederken kalp mutmainliğine dayanamayan, sloganik sözler ile inancını tesis edenler görüşlerini değiştirmede de aceleci davrananlardır. İşte daldan dala durmadan gezen böylesi insanlar netice itibariyle de sebat edemeyecek olanlardır. Çünkü ufak bir söylem, ufak bir rüzgâr onu yine başka bir yöne savuracak belki de bu dönüşüm haktan batıla doğru olacaktır. Rabbim Müslümanları muhafaza etsin.
Dine Hizmet Etmek
Fitne zamanlarında hareketin içerisinde bulunmak, din için çalışmak sebatın vesilelerindendir.
Beni Mustalik gazvesinde Muhacirlerden bir genç ile Ensardan bir genç arasında vuku bulan kuyudan su çekme ihtilafından dolayı Müslümanlar birbirlerine münafıklarında fitneleri ile nerede ise hücum edecekti. Durum böyle iken Rasulullah (sav) orduyu yürüterek fitnenin önüne geçmiş ve olayı sonlandırmıştı.
Bu olayda da dikkatimizi çekmesi gerektiği üzere hareket halinde olmak, yapmamız gereken asıl sorumluluklar ile meşgul olmak fitnelerin sonunu getiren ya da fitnelerden etkilenmememize yardımcı olacak olan hususlardandır.
O zaman bizler de Müslümanlar arasındaki laftan, sözden, asılsız çıkan haberlerden etkilenmemek ve bunun bize bir fitne konusu olmaması için dinimiz için, davamız için hizmet etmeli, koşturmalıyız. İslami hareketin içerisinde hizmet etmenin yollarını, vesilelerini kovalayıp durmalıyız.
Etrafımıza muhasebe etmek için bir bakalım. Bir fabrikada 12 saat çalışan işçi bir Müslüman mı fitnelere daha fazla maruz kalıyor yoksa kendi işinin sahibi, vakti çok fazla iş sahibi Müslümanlar mı? Daha fazla vakti olanlar, bir uğraşı olmayanlar, Dünya işlerimizde daha yoğun olanlara nispetle Müslümanların durumlarına da, ihtilaflarına da daha fazla vakıflar ve fitnelere daha yakınlar.
Hak Üzere İstikrarlı Olmak
İnsanların ekseriyeti ahir zamanda hallerini bozmuş, nefislerine, heva ve heveslerine meyletme noktasında büyük bir gafletin içerisine düşmüşlerdir. Kulun insanlara, kalabalıklara tabi olması, Allah’ın rahmet ettiği az ve istisna olan insanlardan uzak olması kendisini sebattan uzaklaştırır.
Allah’ın dinini yaşamak ve sonu cennet ile sonuçlanacak olan bu gayret hususunda ciddi olmak, bu yolda sabretmek ve bunun üzerine devam etmek gerekir. İnsanlardan etkilenmemekte fitne zamanı sebatı kolaylaştıracak olan hususlardandır.
İnsanlara gözünü dikmek, onlara göre şekil almak, onlar ne yaparlarsa onu yapmak, onlar uzaklaşır ise uzaklaşmak, yaklaşır ise yaklaşmak Allah’ın salih kullarının azalmasından ötürü bizleri doğruya değil, yanlışa sürükleyecek olan etkenlerdendir.
Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır;
“İmmea (taklitçi ve irâdesiz) olmayınız! ‘Eğer insanlar iyilik ederse, biz de iyilik ederiz. Eğer zulmederlerse biz de zulmederiz’ demeyiniz! Fakat kendinizi, iyilik yapanlara iyilik yapmaya, kötülük edenlere de zulüm etmemeye alıştırınız.”[3]
İstikameti Korumak
Şüphe ile olan şehvet ile olan fitnelere karşı koyabilmenin yollarında biri de Kur’an’a olan bağlılıktır. Kur’an’ı okuyan, hayat kitabı ile sürekli haşır neşir olan kimseler dünyanın ve içerisindeki şehvetlerin, lezzetlerin geçici olduğunu bilir, idrak ederler. Şüpheler ile de mücadele yöntemi vahiy ile kişinin kendisini muhatap tutmasıdır.
Sadece tağutların eziyetleri değil, dünyanın çekiciliği, şehvetlerin öne çıkarılması da bizlere sebatı zorlaştırmaktadır. Bunların Allah katında ne olduklarını ise Rabbimizin kitabından öğrenir ve sürekli şekilde tazeleriz.
Kitabımız bize şehvetlerin geçiciliğini, dünyanın geçiciliğini ve asıl olanın ahiret olduğunu sürekli hatırlatır. Rabbimize hesap vereceğimizi tekrar tekrar vurgular. İşte bu durum özellikle kişisel fitnelerin ilacıdır.
Allah’a Sığınmak
Allah azze ve celleye sığınmak ve dua etmek de fitne zamanı sebat etmeye yardımcı unsurlardandır. Rasulullah (sav) çok kez fitnelerin şerrinden sığınırdı. Dualarında fitnelerden korunmayı isterdi.
Rasulullah (sav) şöyle dedi;
“Fitnelerin açığından ve gizlisinden Allah'a sığının!”[4]
Allah’a sığınmak, Allah’a yönelmek, Allah’a kaçmak kişiyi fitnelerden korur.
Rasulullah (sav) yine bir başka hadiste şöyle buyurdu;
“Yüce Rabbim bu gece en güzel surette bana göründü ve “Ey Muhammed! Namaz kıldığında şöyle dua et; “Allah’ım iyilikler yapmayı, kötülüklerden el çekmeyi ve yoksulları sevmeyi senden dilerim. Günahlarımı affetmeni, rahmet eylemeni ve tevbemi kabul etmeni dilerim. Kullarını bir fitneye maruz bırakacağın vakit beni o fitnelerden uzak tut yanına al.”[5]
Bu konu ile alakalı dikkat çekilmesi gereken hususlardan biri de toplumsal fitneler, Müslümanlar içerisindeki farklılıkları, ihtilafları, her kafadan bir ses çıkmasını bahane ederek birçok Müslümanın, Müslümanların topluluklarından uzak durmasının yanlışlığıdır. Bu durum elbette hiçbir Müslümanın arzu etmediği bir durumdur. Ancak bunu bahane ederek Müslümanlardan uzaklaşmak, fitneyi gerekçe göstererek Müslümanlardan destek çekmek ise başka bir fitne konusudur.
Hangisi daha büyük bir fitnedir?
Müslümanların içerisindeki karışıklıklar mı yoksa Müslümanlardan uzaklaşarak her geçen gün dünyaya dalmak mı?
Müslümanların ihtilafları ve otoritesizlik hali mi yoksa Müslümanların yetimlerini, esirlerini olduğu hal üzere bırakmak mı?
Müslümanların başıboşluğu mu yoksa bunu bahane ederek hiçbir şey yapmamak mı? Bunlardan acaba hangileri daha büyük fitnedir? Durup düşünmek gerekir.
Rasulullah’ın (sav) bazı hadislerinde fitne zamanı insanlara karışmamanın faziletinden bahsedilmekte, buna teşvik edilmektedir. Ancak bu konu alimlerimiz arasında tartışılmıştır. Bu konuda, yani insanlara karışma konusunda âlimlerin çoğunluğunun görüşü ise insanlara karışmanın daha faziletli olduğudur. Çünkü birden fazla hadiste buna teşvik edilmiştir. Peygamberlerin hepsi insanlar arasına karışmışlar, onlardan uzaklaşmamışlardır. Çünkü insanlara karışmak ile davet, emri bil maruf, nehyi anil münker ve İslam’ın şiarlarını izhar etmek gibi amellere ulaşılır.
Yine Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır;
“İnsanların arasına karışıp onların eziyetlerine sabreden mümin, insanların arasına karışmayıp eziyetlerine sabretmeyen müminden daha faziletlidir.”[6]
Ebu Hureyre’den (ranh) rivâyete göre O şöyle demiştir: Allah Rasulü’nün (sav) ashabından bir kimse tatlı su kaynağı bulunan bir yerden geçti. Oranın manzarası ve suyun tatlılığı hoşuna gitti ve şöyle dedi; “Keşke insanlardan uzaklaşıp manzarası güzel şu yerde yerleşsem! Ama Allah Rasulü’nden (sav) izin almadan bu işi yapmayacağım” dedi ve durumu Rasulullah’a (sav) anlattı. Bunun üzerine Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:
“Sizden birinizin Allah yolunda cihad için kısa bir süre olsa da bulunması yetmiş yıl evinde kılacağı nafile namazdan daha faziletlidir. Allah’ın sizi affetmesini ve cennetine koymasını istemez misiniz? O halde Allah yolunda savaşın. Kim, Allah yolunda deve sütünün sağılması kadar bile olsa savaşırsa cennet o kimseye vacip olur.”[7]
Rabbim! Bizleri dinin üzere sabit kıl…
Eğer insanları fitneye uğratmayı dilersen bizleri fitneden koru… Müslüman olarak canımızı al… Amin…
[1] (16/ Nahl 53)
[2] (7/ Araf 43)
[3] (Tirmizi)
[4] (Müslim)
[5] (Tirmizi)
[6] (Tirmizi)
[7] (Tirmizi)