Asya’nın kalbinde yer alan Afganistan, Doğu ile Batı’yı, Orta Asya’nın steplerini Güney Asya’nın bereketli ovalarına bağlayan sarp dağların ve kritik geçitlerin (özellikle Hindukuş Dağları ve Hayber Geçidi) merkezindedir. Tarih boyunca "Asya’nın kalbi" ve "İmparatorlukların mezarlığı" olarak anılan bu coğrafya, yalnızca bir toprak parçası değil, küresel güçlerin rekabet ettiği en sert jeopolitik bölgedir.

Büyük İskender’in Makedon ordularından Pers Ahamenişlerine, Gazneli Mahmud’un ihtişamlı saraylarından Babür Şah’ın Hint seferlerine kadar pek çok medeniyetin izini taşıyan bu topraklar, bugün de uluslararası politikanın en karmaşık meselelerinden birini teşkil etmektedir. Bu yazımızda; antik kervan yollarından 19. yüzyılın emperyal satrancına, Sovyet işgalinin yıkıcı fırtınalarından 21. yüzyılın Amerikan müdahalesine ve günümüzdeki Taliban rejimine kadar Afganistan’ın çok katmanlı tarihini derinlemesine ele alıyoruz.

Antik Çağlar, Helenizm ve Budizm’in Altın Çağı

Afganistan coğrafyası, yazılı tarihin en eski dönemlerinden itibaren büyük imparatorlukların etki alanı içinde yer almıştır. MÖ 6. yüzyılda Pers (Ahameniş) İmparatorluğu'nun doğu eyaletleri arasında bulunan bölge, MÖ 330 yılında Büyük İskender’in seferiyle Helenistik kültürle tanışmıştır. İskender’in kurduğu İskenderiye (bugünkü Kandahar ve Herat çevreleri) şehirleri, Grek-Baktriya Krallığı ile Doğu kültürünün harmanlandığı merkezler haline gelmiştir.

 

MÖ 2. yüzyıldan MS 3. yüzyıla kadar bölgeye hakim olan Kuşan İmparatorluğu döneminde, Afganistan bir dünya ticaret ve din merkezi olmuştur. İpek Yolu’nun kavşağındaki bu topraklar, Budizm’in Hindistan’dan Çin’e ve Orta Asya’ya yayılmasında ana köprü görevi üstlenmiştir. Bamyan Vadisi’nde kayalara oyulan devasa Buddha heykelleri, bu dönemin sanat ve inanç ihtişamının nesiller boyu tanığı olmuştur. Bu heykeller 2001 yılında Taliban tarafından yıkılmıştır.

İslamiyet’in Kabulü ve Büyük Türk-İslam İmparatorlukları

İslam ordularının 7. yüzyıldan itibaren Horasan ve Seistan bölgelerine akınları başlasa da, bölgenin yerli halklarının İslamiyet’i kitlesel ve kalıcı olarak benimsemesi 9. ve 10. yüzyıllarda Türk-İslam hanedanları sayesinde gerçekleşmiştir.

Gazne Devleti (963–1187)

Alptekin tarafından kurulan ve en parlak dönemini Sultan Mahmud ile yaşayan Gazne, İslam dünyasının bilim, sanat ve edebiyat başkentlerinden biri haline gelmiştir. Şehnâme yazarı Firdevsî, ünlü filozof ve hekim İbn Sina, tarihin en büyük alimlerinden Birûnî bu coğrafyanın sunduğu imkânlarla eserler vermiştir.

Gurlular ve Timurîler

 Gaznelilerin ardından bölgeye hakim olan Gurlular, Hint-İslam mimarisinin ilk örneklerini bırakmıştır. 14. yüzyılın sonlarında ise Timur İmparatorluğu ile Herat, İslam Rönesansı olarak adlandırılan dönemin mimari, minyatür ve hat sanatında zirve noktasına ulaşmıştır. Hüseyin Baykara döneminde Herat, Şark'ın Floransa şehri konumuna gelmiştir.

Timur’un soyundan gelen Babür Şah, Kabil’i üs olarak kullanarak Hindistan’a inmiş ve Delhi merkezli muazzam Babür İmparatorluğu’nu kurmuştur. Babür’ün anıları (Babürname), dönemin Afgan coğrafyasının sosyal ve coğrafi yapısını anlamak için eşsiz bir kaynaktır.

Modern Devletin Kuruluşu ve "Büyük Oyun" (18. ve 19. Yüzyıllar)

Bugünkü modern Afgan ulus-devletinin temelleri, parçalanmış kabileleri bir araya getiren Ahmed Şah Dürrani tarafından 1747 yılında atılmıştır. Peştun kabilelerinin birliğine dayanan Dürrani İmparatorluğu, kısa sürede Hindistan’dan İran sınırlarına kadar uzanan geniş bir alanda söz sahibi olmuştur.

Ancak 19. yüzyıla girerken dünya jeopolitiği dramatik bir değişim geçirmiş; Britanya İmparatorluğu’nun Hindistan sömürgesini koruma refleksi ile Çarlık Rusyası’nın sıcak denizlere inme politikası Afganistan’ı "Büyük Oyun" (The Great Game) adı verilen gizli ve açık bir istihbarat/askeri savaşın tam ortasına itmiştir.

Birinci (1839–1842) ve İkinci (1878–1880) İngiliz-Afgan Savaşları

İngilizler, Rus etkisini kırmak için Afganistan’ı doğrudan işgal etmeye kalkışmıştır. Ancak yerel kabilelerin zorlu coğrafyayı kendi lehlerine kullanan gerilla taktikleri, İngiliz ordularına tarihlerinin en ağır ve utanç verici bozgunlarını yaşatmıştır (özellikle 1842'deki Gandamak bozgununda 16 bin kişilik İngiliz ordusundan sadece tek bir kişinin sağ kurtulması tarihe geçmiştir).

İngilizler, Afganistan’ı doğrudan yönetemeyeceklerini anlayınca, ülkeyi bir tampon bölge olarak bırakmış ve bugün dahi Pakistan ile Afganistan arasında çözülemeyen bir sınır sorunu olan Durand Hattı'nı dayatmışlardır. Peştun coğrafyasını ortadan ikiye bölen bu çizgi, günümüz sınır anlaşmazlıklarının temelidir.

20. Yüzyıl: Reformlar, Krallık Dönemi ve Sovyet Çıkmazı

1919 yılında Üçüncü İngiliz-Afgan Savaşı’nın ardından Kral Emanullah Han liderliğinde Afganistan, dış ilişkilerinde tam bağımsızlığını elde etmiştir. Emanullah Han, Türkiye’deki Kurtuluş Savaşı ve erken Cumhuriyet reformlarından derinlemesine etkilenerek ülkede modernleşme hamleleri başlatmıştır.

Reformlar ve Kabile Direnişi

Emanullah Han; zorunlu eğitimi, kadınların peçesiz kamusal alana çıkmasını, Batı tarzı kıyafetleri ve merkezi vergi sistemini hayata geçirmek istemişti. Ancak henüz altyapısı oluşmamış bu radikal değişim, muhafazakâr kabile liderlerinin ve din adamlarının sert ayaklanmalarına yol açmış, kral tahttan çekilmek zorunda kalmıştır. Takip eden onlarca yıl boyunca ülke, nispeten istikrarlı bir anayasal krallık dönemi (Zahir Şah dönemi, 1933–1973) yaşamıştır.

1978 Komünist Darbesi ve Sovyet İşgali (1979–1989)

1973’te saray darbesiyle krallık yıkılmış, 1978’de ise pro-Sovyet komünistlerin (Sevr Devrimi) yönetimi ele geçirmesiyle iç savaşın fitili ateşlenmiştir. Komünist rejimin halkın dini ve geleneksel değerlerine saldıran baskıcı politikaları halk ayaklanmalarını tetikleyince, Sovyetler Birliği 25 Aralık 1979’da ülkeyi doğrudan işgal etmiştir. On yıl süren bu kanlı işgalde yaklaşık 1 milyon Afgan hayatını kaybetmiş, milyonlarcası mülteci duruma düşmüştür. ABD, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın devasa lojistik ve finansal desteğiyle Sovyet ordusuna karşı asimetrik bir savaş yürütülmüştür. Kızıl Ordu’nun 1989’da çekilmek zorunda kalması, kısa süre sonra küresel bir süper güç olan Sovyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasını hızlandırmıştır.

İç Savaş, Taliban’ın Yükselişi ve 11 Eylül

Sovyetlerin çekilmesinin ardından Kabil’i harabeye çeviren yıkıcı bir iç savaş meydana gelmiştir. Taliban (öğrenciler) bu atmosferde 1996’da Kabil’i ele geçirmiş ve yönetime geçmiştir. 11 Eylül 2001'de ABD'deki ikiz kulelere düzenlenen saldırıların ardından George W. Bush yönetimi "Terörizme Karşı Savaş" doktriniyle Afganistan’ı işgal etmiştir. Gerekçeyi ise Taliban’ın Usame Bin Ladin’in liderliğindeki El-Kaide’ye ev sahipliği yapması olarak göstermiştir.

Amerikan işgali ile Taliban rejimi devrilmiş, Bonn Konferansı ile Hamid Karzai liderliğinde Batı destekli yeni bir cumhuriyet dönemi kurulmuştur.

20 Yıllık Batı Deneyi ve 2021 Geri Dönüşü

2001–2021 yılları arasında Afganistan, milyarlarca dolarlık uluslararası yardım, altyapı projeleri alanında geçici kazanımlarla tanışmıştır. Ancak bu süreçte kurulan merkezi hükümetlerdeki kronik yolsuzluklar, güvenliğin sağlanamaması ve yerel halkın yabancı askeri varlığa gösterdiği tepki, Taliban’ın kırsal kesimde yeniden kök salmasını engellememiştir.

Tarihler Ağustos 2021’i gösterdiğinde ABD Başkanı Joe Biden’ın aldığı çekilme kararıyla birlikte, 20 yıllık Batı askeri varlığı ani ve planlanmamış bir şekilde sonlandırıldı. Taliban, neredeyse hiçbir ciddi askeri direnişle karşılaşmaksızın 15 Ağustos 2021’de Kabil’e yeniden girdi. Batı destekli Cumhurbaşkanı Eşref Gani ülkeyi terk etti.

Değişmeyen Coğrafya ve Çözülemeyen Düğüm

Geçmişten günümüze Afganistan tarihi; emperyalist güçlerin stratejik hesapları ile yerel halkın sarsılmaz bağımsızlık tutkusu arasındaki acımasız çatışmaların tarihidir. Büyük İskender’den İngilizlere, Sovyetlerden Amerika’ya kadar hiçbir dış güç bu dağlık ve kabile bağlarıyla örülü coğrafyayı kalıcı olarak kontrol edememiştir.