Bu sayıda Arap yarımadasının güneybatısında kalan ve yıllardır insanî krizler ile boğuşan bir ülkeden bahsedeceğim. Kızıldeniz’e ve Hint Okyanusu’nun Aden körfezine kıyısı olan Yemen, kuzeyden Suudi Arabistan, doğudan Uman ile komşudur. Bâbülmendep Boğazı ile Afrika kıtasından ayrılır. 

Resmî adı el-Cumhûriyyetü’l-Yemeniyye olup 2022 yılı itibarıyla nüfusunun yaklaşık 31 milyon olduğu tahmin edilmektedir. Yemen; Arap Birliği, Birleşmiş Milletler, Bağlantısızlar Hareketi ve İslam İşbirliği Teşkilatı üyesidir.Yemen'in tarihi, kültürü, ekonomisi ve nüfusu, ülkenin güney girişindeki stratejik konumundan etkilenmiştir. Kızıldeniz, hem antik hem de modern ticaret ve iletişim yollarının kesişme noktasıdır. Antik dünyada, bugün Yemen olarak bilinen bölgeyi işgal eden devletler, tütsü ve mür gibi önemli malların tedarikini kontrol ediyor ve Asya'nın baharatları ve aromatikleri gibi birçok değerli eşyanın ticaretine hâkim oluyordu. Verimliliği ve ticari refahı nedeniyle Yemen, birçok antik krallığın merkeziydi; aynı nedenle antik Romalılar tarafından da biliniyordu. 

Arabistan Felix (Latince "Mutlu Arabistan"), uçsuz bucaksız ve ıssız Arabistan Deserta'dan ("Çöl Arabistanı") ayırt etmek için bu adı almıştır. Daha sonra Yemen, kahvenin ticari olarak ilk kez yetiştirildiği yer olmuş ve kahve bitkilerinin dünyanın diğer bölgelerine yayılmasından önce uzun süre bu değerli çekirdeğin tek kaynağı olmuştur.İslâm tarihçilerine göre Yemen’in ilk sakinleri Nûh (as)’ın Araplar’ın atası olan oğlu Sâm ve neslidir. Yemen’de hüküm süren en eski devletlerden Maîn Krallığı’nın tarihi milâttan önce III. binyılın ortalarına veya daha eskiye dayanır; başşehri de San‘a’nın doğusunda kalan Maîn’dir. Maînliler’in Rub‘ul hâlî’den Yemen’in kuzeyine göç ettikleri tahmin edilir. 

Hâkimiyetlerini bazı dönemlerde Hicaz, Fedek ve Teymâ sınırlarına kadar genişleten Maînliler’in ekonomisi büyük ölçüde ülkeler arası ticarete dayanıyordu. Arabistan’da yetiştirilen ürünlerle Hindistan ve Çin’den gelen ticaret mallarını Suriye, Filistin ve Mısır’a kervanlarla taşıyarak büyük bir malî güç elde etmişlerdi. Maîn dışında Berâkış, Athlula, Beycân, Beydâ, Nestum, Nesca ve Lûk, Maînliler döneminde Yemen’in gelişmiş şehirleri arasinda zikredilmektedir. Bölgenin en eski devletlerinden biri de Sebe’nin güneyindeki Beycân ve Hureyb vadilerinde hüküm süren Katabân Krallığı olup başşehri Timna‘dır. 

7. yüzyılda İslam'ın doğuşuyla Yemen yeni bir döneme girdi. Bölge halkı kısa sürede İslamiyet'i benimsedi ve Yemen, İslam medeniyetinin önemli merkezlerinden biri hâline geldi. Yemenli denizciler ve tüccarlar, İslam kültürünün Doğu Afrika ve Hint Okyanusu kıyılarına yayılmasında önemli rol oynadılar.16. yüzyıldan itibaren Yemen, Osmanlı İmparatorluğu ile bölgedeki yerel güçler arasında uzun mücadelelere sahne oldu. Osmanlı Devleti özellikle liman şehirlerini ve ticaret yollarını kontrol etmeye çalıştı. Yemen'in dağlık yapısı ve kabile düzeni ise yönetimi her zaman zorlaştırdı. 1918 yılında Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmasının ardından imzalanan Mondros Mütarekesi gereğince Osmanlı birlikleri Yemen'den çekildi ve yaklaşık dört asırlık Osmanlı varlığı fiilen sona erdi. Osmanlı'nın çekilmesinin ardından Yemen'in kuzeyinde Yahya Muhammed Hamideddin liderliğinde bağımsız Mütevekkilî Yemen Krallığı kuruldu. Bu devlet, Zeydî imamları tarafından yönetildi ve ülkenin kuzeyinde uzun yıllar varlığını sürdürdü. Buna karşılık Yemen'in güneyi, özellikle Aden ve çevresi, 19. yüzyıldan beri Britanya İmparatorluğu kontrolündeydi. Böylece Yemen uzun yıllar boyunca kuzeyde bağımsız bir yönetim, güneyde ise İngiliz etkisi altında iki farklı siyasi yapı olarak gelişti.

1980'li yılların sonlarına gelindiğinde dünya siyasetinde yaşanan büyük değişimler Yemen'i de etkiledi. Soğuk Savaş'ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği'nin zayiflaması, Güney Yemen'in en önemli siyasi ve ekonomik desteğini kaybetmesine neden oldu. Aynı dönemde iki ülkenin sınır bölgelerinde keşfedilen petrol rezervleri, ekonomik iş birliği ihtiyacını artırdı. Ortak tarih, kültür ve aile bağları da birleşme fikrine güçlü bir toplumsal destek sağladı. Tüm bu gelişmeler, iki tarafı ortak bir gelecek kurma düşüncesinde buluşturdu.

22 Mayıs 1990'da yapılan anlaşmayla Yemen Cumhuriyeti resmen ilan edildi. Yeni devletin ilk cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih, cumhurbaşkanı yardımcısı ise Ali Salim el-Beyd oldu. Yeni anayasa yürürlüğe konuldu, çok partili siyasi sisteme geçildi ve iki ayrı devletin kurumlarını tek çatı altında toplama çalışmaları başlatıldı. Bu gelişme, yalnızca Yemen'de değil, tüm Arap dünyasında dikkatle takip edildi ve birçok çevrede barışçıl bir siyasi birleşmenin başarılı bir örneği olarak değerlendirildi. Ancak birleşmenin getirdiği umut, kısa süre içinde ciddi sorunlarla gölgelendi. Yıllarca farklı yönetim anlayışlarıyla yaşayan iki devletin kurumlarını, ordularını ve ekonomik sistemlerini tek bir yapı altında birleştirmek beklenenden çok daha zor oldu. Siyasi güç paylaşımı konusunda yaşanan anlaşmazlıklar, bölgesel rekabet ve ekonomik sıkıntılar zamanla derinleşti. Özellikle kuzey ve güney arasında yönetimde temsil, kaynakların paylaşımı ve kamu kurumlarının yeniden düzenlenmesi konularında yaşanan görüş ayrılıkları, birleşmenin en büyük sınavını oluşturdu.Bu gerilimler, 1994 yılında silahlı çatışmaya dönüştü. Güney Yemen'deki bazı siyasi liderler yeniden bağımsızlık ilan etmeye çalıştıysa da çatişmalar kuzey yönetiminin üstünlüğüyle sonuçlandı ve ülkenin birliği korundu. 

Ancak bu gelişme, kuzey ile güney arasındaki siyasi ve toplumsal farklılıkları tamamen ortadan kaldırmadı. Aksine, ilerleyen yıllarda yaşanacak birçok krizin temelinde bu dönemde çözülemeyen sorunlar etkili oldu.2004 yılında Yemen hükümeti ile Husiler arasında ilk silahlı çatişmalar yaşandı. Çatışmalar, sonraki yıllarda aralıklarla devam etti ve ülkenin kuzeyinde ciddi istikrarsızlıklara yol açtı. 2011 yılında Arap Baharı'nın Yemen'e de ulaşmasıyla ülkedeki siyasi dengeler tamamen değişti. Uzun yıllar iktidarda kalan Ali Abdullah Salih görevden ayrıldı ve yeni yönetim ülkenin sorunlarını çözmekte zorlandı.

Bu belirsizlik ortamında Husiler güçlerini artırarak 2014 yılında başkent Sana'yı kontrol altına aldı. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı AbdRabbuh Mansur Hadi önce ülkenin güneyine, ardından yurt dışına çıktı. 2015 yılında ise Yemen'deki gelişmeler bölgesel bir boyut kazandı. Suudi Arabistan öncülüğünde kurulan askeri koalisyon, uluslararası alanda tanınan hükümeti desteklemek amacıyla Yemen'de askerî operasyonlar başlattı. Böylece iç savaş, bölgesel aktörlerin de dâhil olduğu uzun süreli ve yıkıcı bir çatişmaya dönüştü.

Yıllar süren savaşın ardından Yemen, dünyanın en ağır insani krizlerinden biriyle karşı karşıya kaldı. Milyonlarca insan yerinden edildi; sağlık, eğitim ve altyapı hizmetleri büyük ölçüde zarar gördü. Gıda güvenliği sorunu ve temel ihtiyaçlara erişimde yaşanan sıkıntılar, ülke nüfusunun önemli bir bölümünü etkiledi. Uluslararası kuruluşlar, Yemen'de milyonlarca kişinin insani yardıma ihtiyaç duyduğunu belirtmektedir.

Günümüzde Yemen'de tek bir otoritenin ülkenin tamamını kontrol ettiği söylenemez. Husiler, başkent Sana ve kuzeybatıdaki geniş bölgelerde fiilî yönetimi sürdürürken, ülkenin diğer kesimlerinde uluslararası alanda tanınan hükümet ve ona bağlı güçler ile farklı yerel gruplar etkisini devam ettirmektedir. Son yıllarda çatışmaların şiddeti bazı dönemlerde azalsa da zaman zaman yeniden tırmanabilmekte; siyasi çözüm arayışları ise Birleşmiş Milletler'in arabuluculuğunda sürmektedir.

Yemen bugün, köklü tarihî mirası ile modern dönemin en zorlu siyasi ve insani sorunlarının iç içe geçtiği bir ülke görünümündedir. Antik çağlardan bu yana ticaret yollarının ve medeniyetlerin merkezi olan Yemen, günümüzde barış, siyasi uzlaşı ve yeniden yapılanma arayışını sürdürmektedir. Ülkenin geleceği, yalnızca taraflar arasında kalıcı bir siyasi anlaşmanın sağlanmasına değil, aynı zamanda ekonomik kalkınmanın desteklenmesine ve milyonlarca Yemenlinin yaşam koşullarının iyileştirilmesine de bağlıdır.