EY HALKIMIZ!
Allah (azze ve celle) bu dünyayı insanları imtihan etmek için yaratmıştır. Güneş, ay, yıldızlar, yerler, gökler ve onların içerisindeki her şey kulların tamamını imtihan etmek içindir. İmtihan bittiğinde imtihan için var olan her şey tamamen yok olacaktır. Güneş dürülecek, gök yarılacak, yerler başka yerler ile değiştirilecek, yıldızlar saçılacaktır. Artık bundan sonrası için imtihanın sona ermesi ve neticeyi alma vakti gelmiştir.
İnsan bu imtihan içerisinde ancak Allah ile onun kitabı ile ve peygamberi ile yol bulabilir. Bunlar olmadan asla yolunu bulamaz. Bunlara başvurmadan neyi nasıl yapacağını bilemez. Ne yapacağını bilmez bir halde yaşayarak hem bu dünyasını hem de (imtihanı geçemeyerek) ahiretini perişan eder.
Yaşadığımız ülkede meydana gelen her adli vakıa bizlere bir toplumun şeriata olan ihtiyacını her seferinde açıkça ortaya koymaktadır. Her bir cinayet işlendiğinde, her hırsızlık olayı baş gösterdiğinde, dolandırıcılık ile mahir bir şekilde insanlar dolandırıldığında insanlar kendi dilleri ile cezaların yetersiz olduğunu ve ne olursa olsun kalplerinin soğumadığını dile getirmektedirler. İşte bu şeriatın bir ihtiyaç olduğunu bizlere göstermektedir.
Şeriat, sadece adli vakıalarda kendine olan ihtiyacı hissettirmez. Hiç şüphesiz şeriat sadece cezalardan ibaret değildir. Şeriat aynı zamanda toplumsal huzuru sağlayan, gelir dağılımını uygun şekilde ortaya koyan, adaleti tesis eden, toplumu ve fertlerini koruyan, malları, canları, namusları, dinleri, akılları da korumak için gönderilmiş ilahi kanunlardır.
İslam şeriatı insanların fıtratlarına uygun bir şeriattır. Çünkü bizi yaratandan daha iyi bizi tanıyan yoktur, olmayacaktır da. Kan kavgası yüzünden öfkelenip kızmak fıtrî bir duygudur. İslam buna kısas hükmü getirerek kesin adaletin gerçekleşmesini sağlamaktadır. Bu şekilde adaletin tesis edilmesi ise nefislerdeki kini kırmakta, şirretliği azaltmakta, bir başka yönü ile ise katili böylesi bir düşünceden caydırmaktadır. Bu şekilde adaleti sağlamak ile birlikte aynı zamanda affetmeye de teşvik etmektedir.
Şeriat denilince insanların akıllarına ilk geldiği gibi şeriat, sadece yok etme ve öldürmek için değildir. Şeriatın hem kendisi hem de kanunları yaşatmak içindir. Nice insanlar, intikam taşıyanlar var ki şeriatın cezalarının yaptırımı ile yapacaklarından vazgeçmektedir.
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;
“Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki (bu hükme uyarak) korunursunuz.”[1]
Bu ayette kısastan yani öldürenin öldürülme halinden bahsedilmektedir. Peki, ölümde nasıl hayat olabilir? Bunu düşünmemiz gerekir.
Kısas hayat verir yani kan sahibinin gönlünü rahatlatmak, huzura kavuşturmak ve canlandırmak yolu ile bunu yapar dolayısıyla bu bir hayattır. Hayata dair bir işarettir. Diğer bir şekilde ise öldürmeye azmedecek olan insanın azmini, cezanın ağırlığı ile kırarak toplumun fertlerine hayat vermek, onların hayatlarını korumak ile hayat olur.
Ayrıca şeriatı diğer ideolojilerden ayıran bir özellik ise şeriatın sınırlarının olmasıdır. Ne kadar kızsan öfkelensen de başkasına zulmedecek bir cezayı Allah’ın izin vermediği ölçüde uygulaman ya da vermen İslam şeriatında mümkün değildir. Ancak diğer ceza sistemlerinde toplumsal baskı, öfke, kin, nefret ya da bir kavmin diğer kavme olan düşmanlığı gibi unsurların hepsi suçluyu cezalandırmada belirleyici bir unsurdur.
İslam şeriatı birilerinin suçluları cezalandırması için kullanılacak bir ceza sopası da değildir. Toplumdaki insanlar bir vahşet ya da kendi canları acıdığında suçluyu cezalandırmak için, muhataplarının da canını acıtmak için şeriatı istemektedirler. Şeriat bir bütündür. Sadece ceza ile ilgili hususları için başvurulacak bir sistem değildir. İnsanlar kendileri için şeriat istemiyorlar yalnızca suçluları cezalandırırken talep etmek ile yetiniyorlar. Hâlbuki şeriat böylesi bir sistem değildir.
Selman-ı Farisi’den (ra) rivayet edildiğine göre kendisine Müslüman olmayanlar şöyle sordu;
“Peygamberiniz size her şeyi mi öğretti. Hatta nasıl hacet gidereceğinizi bile mi?”
Selman-ı Farisi ise şöyle dedi;
“Evet! Bizi büyük ya da küçük abdest bozarken kıbleye dönmekten, sağ el ile istinca yapmaktan, üç taştan daha az taş kullanarak istincadan ve dışkı, kemik ile temizlenmekten nehyetti.”
Yani şeriat bir bütündür, en ince ayrıntıya kadar her şeyi izah eder, yol gösterir. Yalnızca birkaç cezadan ibaret değildir.
Sadece birkaç cezadan ibaret olmadığı gibi sadece birtakım ibadetlerin yerine getirilmesi, o ibadetlere müsaade edilmesinden ibaret de değildir. Günümüzde Kur’an’ın yürürlükte olmaması ancak, okunuyor olması bir sistemi İslami bir sistem yapmaz. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;
“Ey insanlar! Şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Sakın çok aldatıcı (şeytan), Allah hakkında sizi aldatmasın.”[2]
İşte meşru olmayan sistemlerin idarecileri insanların tepesinde kendi heva ve heveslerinden kaynaklı kanunlar ile tepinmek istemektedirler. Bunun için de Allah ismini kullanarak, bazı ibadetleri yaparak ve yapılmasına müsaade ederek sözde İslamcı görünme çabasındadırlar. Bu ise aslında insanları Allah ile aldatma projesinden bir kesittir. Şeriatın ufak bir cüzünü ortaya koyarak şeriat sempatizanı gibi gözükme çabasıdır. Oysa Şeriat ve İslam bir bütündür. Bir toplumda şeriat vicdanlara, kanunlara, ceza ve düşünce sistemine, ibadetlere tamamen sirayet etmedikçe ve bir bütün halinde kabul edilmedikçe gerçek bir şeriat ve bundan kaynaklı maslahatlar asla söz konusu olmaz.
İnsanlığın maslahatı Allah’ın şeriatındadır. Yıllardır pazarlanan demokrasi ve laiklik ve diğer sistemler insanlığın maslahatını gözetmez. Ancak zorba diktatörlerin ve yöneticilerin maslahatlarını ön planda tutar. Birbirleri ile sürekli kavga eden insanlar yönetmeye ve insanlar adına kanunlar koymaya elverişli insanlar değillerdir.
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;
“Onlar ancak sizin ve atalarınızın taktığınız isimlerdir. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar yalnız zanna ve nefislerin arzusuna tâbi oluyorlar. Andolsun ki kendilerine, Rableri katından yol gösterici gelmiştir.”[3]
Bu pazarlanan sistemler ve iktidar sahiplerinin onları güzel isimler ile isimlendirmesi sadece ama sadece onların taktığı isimlerden ibarettir. Ve bu isimler en önemlisi Allah’ın ilmine dayanan şeyler değildir. “İleri Demokrasi”, “Muasır Medeniyetler” ve bunlar gibi nice isim ve vasıf hiçbir ilim ve doğruluk ifade etmeyen şeylerdir.
Konumuzun başında zikrettiğimiz kısas ile ilgili ayetin sonunda Rabbimiz, “Umulur ki sakınırsınız” diye buyurmaktadır. Bu da şuna işaret etmektedir ki şeriat kanunları elbette cezalandırma ve yasaklama ile emniyeti sağlar. Ancak kalıcı emniyet şeriatın vicdanlara yerleşmesi ile mümkündür. Her şeyden önce bunların Allah’a yakınlık ile, sadece O’ndan korkma ile inşa edilmesi gerekir.
Rasulullah’ın (sav) zamanında işlediği hata ve günahlardan temizlenmek için gelen sahabileri düşünelim. İşte onların vicdanlarına tamamen yerleşmiş bir iman, Allah korkusu ve O’nu razı etme duygusu olmamış olsaydı bu mümkün olmazdı. İnsan kuvvetinden daha büyük bir kuvvete hassasiyet göstermek ve korku şuurunun gelişmediği bir toplumda şeriat kaim olamaz olsa da ilelebet kalamaz.
Geçmişte İslam ile yönetilen devletlerde ve dönemlerdeki suç oranının azlığının sebebi işte budur. Kalplerde Allah korkusu vardı. Gönüllerin derinliğine yerleşmiş ve bekçi vazifesi gören takva, insanları ceza gerektirecek şeylerden uzak tutmakta idi.
Şu hususun da altına çizmek gerekir ki insanlar bir çocuk ya da bir kadın öldürüldüğünde vicdanen rahatsızlık duymakta ve bundan razı olmamaktadırlar ki bu normaldir. Annelik ve babalık duygusu taşıyan, asgari olarak insan merhametini taşıyan, fıtratı az da olsa bozulmamış her birey bu şekilde tepki verir.
Ancak sadece gündem olan şeye tepki vermek, basın ve yayının önümüze serdiklerinden rahatsız olmak ya da siyasal iktidarın müsaade ettiği, onun da söylediğini söylemek suretiyle bu rahatsızlıkları dile getirmek hakiki bir samimiyet değildir.
Filistin’de yakılan, enkazlar altından çıkarılan çocuklar, babalarının ellerinde parçalandıklarından dolayı bir bütün halinde kameralara tutamadığı çocuklar da vicdanları rahatsız etmelidir. Suriye’de öldürülen binlerce masum kadın ve çocuklar da bizleri yerimizden etmelidir. Irak’ta kullanılan kimyasal bombalardan dolayı engelli doğan çocuklar da bizlerin dikkatini çekmelidir. Nice babalar çocuğunu, nice kocalar hanımının gömecekleri cesedini dahi bulamamaktadır. Ya da ceset parçalarını bir torbaya ya da poşete koyarak defnetmesi ancak mümkün olabilmektedir. İşte bunlar için de tepki vermeli, rahatsızlık duymalı ve bunlar için şeriatı talep etmeliyiz.
Her şey bu kadar ortada iken o zaman ne yapmalıyız?
Şeriatın artık bir gereklilik olduğunu anlamalarını ümit ettiğim topluma!
Defalarca, birden fazla kere cinayetle ile, çocuk cinayetleri ile, tecavüz vakıaları ile sarsılmış ama buna rağmen kitaba yönelmeyen halka!
Yöneticilerinin ikiyüzlülüğünü defalarca tecrübe etmiş olmalarına rağmen hala yöneticilerinin din adına, Allah adına iş yaptığını zanneden insanlara soruyorum:
Daha kaç yılın geçmesi gerekir? Şeriata ve Kur’an’a muhtaç olduğumuzu anlamamız için? Bizlere hangi facialar daha gerekli?
Kıyametin kopması, ölüm meleğinin canımızı alması, kabirlerimizde sorguya çekilmemiz mi gerekir?
Bunlar olmadan anlamayacak, idrak edemeyecek miyiz?
Ey halkımız! Ne zamana kadar evlatlarınızın ve çocuklarınızın katledilmesine göz yumacaksınız?
Ey halkımız! Allah’ın bize şeriat olarak indirdiklerinin faydalı olduklarını ne zaman anlayacaksınız?
Ey halkımız! Daha ne zamana kadar Allah’ın sizin için razı olduğundan yüz çevirmeye devam edeceksiniz?
Şeriatı talep etmeyecek misiniz? Allah’ın razı olduğundan razı olmayacak mısınız?
Hem dünya hem de ahiretiniz için refahı terk mi edeceksiniz? Bunun dışındaki hiçbir sistem ve yönetim sizi ve sahip olduklarınızı koruyamaz.
Faizin kumarın serbest olduğu, hırsızlık ve dolandırıcılığın nerede ise suç sayılmadığı bir sistemde malınızı korumanız mümkün müdür?
Zinanın suç olmadığı, açıklık, saçıklığın marifet sayıldığı, taciz ve tecavüzcünün gereğince cezalandırılmadığı, suçluların birkaç yılda bir af ya da yasa düzenlemesi ile dışarı çıktığı bir sistemde insanların namus emniyeti nasıl mümkün olur?
Her köşe başında uyuşturucu satıcılarının cirit attığı, adliyeleri ve adli sistemlerinin rüşvet ile nam saldığı bir sistemden ve ideolojide adalet bulmak ve ondan adalet beklemek mümkün olur mu?
Sizin gibi insan olan, ilmi ve tecrübesi sınırlı, ilmi ile bir şeyleri bilmekten aciz olan insanların çıkarttıkları ve sürekli de değiştirilmesini istedikleri kanunlara tabi olarak yaşamayı mı tercih edeceksiniz?
Yoksa sizlerin her anını ve halini bilen, sizin ihtiyaçlarınızı, duygularınızı, zihin yapınızı bilen, yaratılmışlara benzemeyen ve hayatınızın her alanı için kurallar belirlemiş Rabbin kanunlarını mı tercih edeceksiniz?
O bahsi geçen insanlar ki birbirleri ile kedi köpek gibi didişen, holigan gibi davranan, kendi görüşlerini liderlerine ipotek ettirmiş, kendi öz düşünceleri ve fikirleri olmayan, şahsi çıkarlarını, mensup olduğu partinin ve liderin çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen insanların sizleri düşünmesi acaba mümkün müdür?
Faizli alışveriş sistemleri ile malınıza göz dikmiş olan bu sistemden ne zaman vazgeçeceksiniz? Cebinize elini uzatan, hırsız olduğunda verdiğiniz tepkiyi bu sisteme ne diye vermezsiniz?
Yargı sisteminin bozukluğunu görmüyor musunuz? Gelir sistemindeki adaletsizliği görmüyor musunuz? Dininiz için değil ise dahi bunlar için Allah’ın şeriatında sizin için bir hayat vardır.
İslam şeriatına tabi olmadan dünyada bu bahsi geçen problemlerden kurtulamazsınız. En önemlisi ise şeriatı tercih etmeyenlerin ahiretteki ebedi maruz kalacağı azaptır. Allah’ın şeriatı dünya ve ahireti kurtarır.
Selam ve dua ile…
[1] (2/ Bakara 179)
[2] (35/ Fatır 5)
[3] (53/ Necm 23)