Allah azze ve celle İslam şeriatını bizlere bir bütün olarak indirmiştir. İslam kendisine teslim olan kimsenin hayatını tamamen kuşatmaktır. Çünkü İslam dininde Allah azze ve cellenin eksik bıraktığı bir husus kesinlikle olmamıştır.
Kendisini bu dine teslim eden kimse de İslama bir açık büfe misali yaklaşamaz. İstediği şeyleri İslamdan alıp bazı arzu etmediklerini ise İslamın dışındaki ideolojilerden, nefsinden, örf ve adetinden alamaz. İslamın bir insana baştan aşağı tesiri etmesi ve onu kuşatması zorunludur.
Ancak ne yazık ki biz Müslümanlar cahiliyeyi tamamen terk ederek İslam dinine girmiyoruz. İslam bizim sadece dış görünüşlerimizi ve bazı dünya görüşlerimizi değiştirmektedir. Bundan daha fazlasına ise bu dine müntesip olduğunu iddia eden bizler müsaade etmemekteyiz.
Bizler birçok şeyimizi cahiliyeden almaya devam etmekteyiz. İnsani diyaloglarımızı, madde ile olan ilişkilerimizi, karı koca ilişkilerimizi neredeyse tamamı ile cahiliyeden almaktayız. Bunlara birkaç örnek vermek mümkündür. Örneğin; bizlerin madde ile olan ilişkisi bizlerin ne olursa olsun sürekli kazanma ve nereden olduğuna bakmaksızın kâr etmesi üzerine kuruludur. Bu ise bizi aslında kapitalistleştirmektedir. Bizden çıkan her kuruş zarar, bize nereden gelirse gelsin cebimize giren her kuruş ise kârdır gözü ile olaylara bakmaktayız. Madde ile olan ilişkimiz bundan ibaret, anlayış budur. Ancak İslam bize bu anlayışı sunmamaktadır. İslam bize maddeperest olmamamızı öğütlemektedir. Yediğin, içtiğin, giyip eskittiğin, infak ettiğin senindir. Gerisi senin değil öldükten sonra mirasçılarınındır. İşte bu ise bir başka anlayıştır.
Ya da bir başka örnek ise bizlerin insan ilişkilerinin menfaate dayanması ya da insanlara zahirlerine göre muamele etmemizdir. Hâlbuki nice insanlar vardır ki Allah katındaki değerlerine rağmen toplum ve insanlar tarafından değer görmemektedir. Çünkü İslamın dışındaki anlayışlar bizlere sürekli maddeci bir tutum ile insanları değerlendirmeyi öğretmiştir. Bir insan zengin ise parası çok ise dinlenmeye ve değer görmeye layık, parasız, pulsuz ise sözü parası kadar dinlenir olmalıdır. Bu yaklaşımı bize elbette İslam vermemektedir. Biz bu öğretiyi başka kaynaklardan beslenerek elde etmekteyiz.
Ya da karı koca ilişkilerinde dengeyi yakalayamayışımız da buna örnektir. Bizler ya kadının kocasına göstermesi gereken hususları göstermeyen ya da kocasının karısı hakkında üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeyen insanlar olmuşuz.
Önceden kadınlar daha fazla ezilmekte, kendilerine bir köle gibi davranılmakta idi. Bu yanlış örften adetten insanlara dolayısıyla da Müslümanlara sirayet etmiş bir husus idi. Şimdiler de ise daha yaygın şekilde kadınların kocalarına eziyet ve zulmettiği durumlar meydana geldi. Hiç şüphesiz kadınlar bu düşüncelerini, yaklaşım tarzlarını Feminizm gibi İslam dışı bir sistemin pohpohlaması ile inşa etmektedirler. İşin garibi ise müslüman kadınlar da toplumdaki bu yaygın düşünceden kötü anlamda etkilenmektedirler. Sonuç olarak, biraz İslamdan kaynaklı biraz feminizmden kaynaklı karışık bir anlayış ortaya çıkmaktadır. Cilbabı, peçesi, hicabı ile kadının otoritesini, kadının söz sahipliğini savunan ve benimseyen bir anlayış…
Cahiliyenin bize etki ettiği hususlardan birisi de aile yapımız ve kadınların kocalarına nasıl muamele edeceği hususudur. Allah azze ve celle kadına kocasını temelde itaati emretmiştir. Kadın kocasını dinlemek, ona itaat etmek ve ondan izinsiz bir şey yapmamak zorundadır. Bu asıl olandır. Kocasının vermiş olduğu genel ya da özel izinler ise bunun zımnında değerlendirilir. Ancak bugün evliliklerimizde ne yazık ki bu gözetilmez olmuştur. İslamın kadınları kocalarına itaat etmez, ev ortamında onların otoritelerini yok sayar olmuşlardır. Bu cahiliyenin kadınlarında dahi yadırganır bir durum iken İslamın kadınların da daha yadırganır hâl olmalıdır. Çünkü tevhid davetinin özü, kişinin İslamın öğretilerine boyun eğmesi ve onu içselleştirmesinden geçmektedir.
Kadının bir birey olması, fikirlerini ifade etmesi, bir takım isteklerinin olması, bunları talep etmesi gibi hususların tamamı kocasının izni, itaati ve otoritesinin zımnında bir husustur. İhtilaf söz konusu olduğu andan itibaren söz kocadadır. Fikirleri, bir şeyin olumlu ya da olumsuz değerlendirilmesi gibi hususların hepsi kocanın iznine tabidir. Ancak İslamın evlerinde şu anda durum iki özerk yapının bulunmasından ibaret olmuştur. Kadın ayrı bir güç ve otorite, erkek ayrı bir güç ve otorite olmuştur. Hatta cahiliyenin öğretilerinin bizleri tamamen kuşatmasından, feminizm rüzgârlarının toplumumuzda esintileri kadınlarımızı evlerimizde tek güç haline dahi getirmiştir. Kocası kadından izin alır, kocası kadına itaat eder hale gelmiştir. Bu diziler ile, filmler ile, sosyal medya fenomenleri ile, televizyonlar ile, bakanlıklar ile, iktidar vesilesiyle ile ilmek ilmek topluma işlenmiştir. Bunun kötü esintileri ise biz Müslümanlara da yansımıştır.
Elbette bu söylediklerimiz kadını yok saymak, onu köleleştirmek, onu bir eşya gibi kullanmak manasını taşımamaktadır. Ancak biz İslamın sınırları ile olayları değerlendiririz. İnsanın, eşyanın ve ilişkilerin ayarı bozulduğunda asla döneriz. Fabrika ayarları bizler için belirleyicidir. Fabrika ayarları ise bizim için şeriatın belirlediği hususlardır.
Ancak şu anda itaat etmek, izin istemek, kocasının sözünden çıkmamak bir kadın için bir eziklik gibi algılanmaktadır. İşte bu algı belli bir noktadan sonra asıl kabul edilmekte kadınlar ufak ihtilaflardan dahi kimin sözünün geçeceği konusunda tereddüt eder olmuşlardır. Basit bir örnek verecek olsak ihtilaf halinde evde çocuklar ne izleyebilirler ne izleyemezler? Ya da yemek olarak ne yenilir ne yenilmez gibi basit sorulara dahi İslamın kadınları kocamızın isteği ne ise odur diyemez hale gelmişlerdir.
Özellikle ablaların içinde söz sahibi olan ilim ehli ve davetçi olan ablalarımız ise bu konuda daha dikkatli olmaları gerekir. Çünkü dışarıda abla, davetçi, hoca olarak sorumlulukları vardır. Evlerin içinde ise bir anne ve bir kadın olarak sorumlulukları vardır. Dışarıda emretme yetkileri olanlar evlerinin içinde işitip itaat ile memurdurlar.
Bir neslin yetişmesi için kadının durumu gerçekten çok önemlidir. Çünkü bir erkek çocuğu rol model olarak babasını, kız çocuğu ise annesini görmektedir. Kadınlarımızın cahiliyeden etkilenmelerinin neticesi bir nesil sonrasında kızlarımızın da daha şiddetli bir şekilde etkilenmeleri söz konusudur. Çünkü bozulma nesillerin değişmesi ile değişerek ve hızlı bir şekilde büyüyerek devam etmektedir.
Genelde fikir akımları etki tepki ile ortaya çıkmaktadır. Kadının öncesinde sürekli ezilmesi, yok sayılması, köle gibi muamele edilmesi sebebiyle özetle şeriatın kadını konumlandığı yerin dışında muamele edilmesiyle ortaya kadının hakkını savunduğunu iddia eden, kadının erkek ile eşit olduğunu, kadınların kendi ayakları üzerinde durması gerektiği, özgür olduğu ve bir erkek gibi fikir beyan etme hakkına sahip olduğu akımı ortaya çıkmıştır. Bu akımın ismi Feminizmdir.
Feminizm, 18. yüzyılda Fransa’da filozoflar ve kadın yazarlarca ortaya atılan ve savunulan, daha sonraki yüzyıllarda her toplumda yandaş bulan, kadının siyasal ve toplumsal haklar bakımından erkekle eşit olması gerektiğini öne süren ve bunu gerçekleştirmeye çalışan akımdır.
Ancak şu da göz ardı edilmemelidir ki erkek ile kadının eşit olması da mümkün değildir. Aslında bu bir nevi pozitif ayrımcılıktır. Kadının işine gelen hususlarda erkekler ile eşittir. Ancak onun zarar göreceği hususlarda onun eşit olması düşünülemez.
Rabbimiz ise eşitlik ile alâkalı ise şöyle buyurmaktadır;
“Kadınların, yükümlülükleri kadar meşru hakları vardır. Yalnız erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece farkı vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”[1]
Bizler Müslümanlar içerisinde ortaya çıkan bu problemi niçin İslami Feminizm diye isimlendirdik. Çünkü Müslüman kadınlar İslamın dışındaki tüm sistemleri ve ideolojileri reddetmiş olmalarına rağmen, peçeleri, hicapları ve eldivenleri ile kafa ve zihniyet olarak kadının kocası ile söz ve fikir noktasında eşit olacağını hatta daha da ileri giderek tek söz sahibi olacağını savunmakta olmalarından kaynaklıdır.
İslam insan fıtratlarına en uygun dindir. Kadının fıtratında bir otorite tarafından yönetilmek, erkeğin fıtratında ise söz sahibi olmak vardır. Bu din fıtratlara uygundur. Fıtratlar bozulduğunda ise insan bozulmakta, insan bozulunca ise tüm düzen bozulmaktadır.
Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır;
“Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah'ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun. Allah'ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler.”[2]
Dolayısıyla Müslüman kadınların kocalarına karşı sorumluluklarını bilmeleri ve yerine getirmeleri gerekmektedir.
Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır;
“Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah'ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da gaybı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür.”[3]
Başlıca yapmaları gereken ise kocalarına itaat etmeleri, kocalarından izinsiz hareket etmemeleri ve onların sözünden çıkmamalarıdır.
Abdullah İbn Ömer’den (ranh) şöyle dediği nakledilmiştir: “Bir kadın Allah’ın elçisine gelerek “Ey Allah’ın Rasulü! Kocanın karısı üzerindeki hakkı nedir?” diye sordu. O da; “Kadının, kocasının evinden ondan izinsiz çıkmamasıdır” dedi. “Çıkarsa ne olur?” sorusuna Rasulullah (sav) “Allah, rahmet ve gazap melekleri, bu kadına tövbe edinceye veya evine dönünceye kadar lanet eder.” dedi.[4]
Yine kadının birtakım sorumlulukları vardır. Kocasından izinsiz dışarı çıkmaması, izin vermediği kişileri evine almaması onun sorumluluklarındandır. Nafile oruç tutarken izin alması, kocası yatağına davet ettiğinde ise onu reddetmemesi gerekir.
“Bir kadın kocası yanında iken onun izni olmadan oruç tutamaz. Kocasının izni olmadan bir kimseyi evine alamaz.”[5]
Koca, eşinin görüşüp görüşemeyeceği kişi veya aileleri belirleme hakkına sahiptir. Kocasından izinsiz çıkabileceği zaruri durumlar dışında kadın izinsiz olarak evden çıkmamalıdır. Ancak eşlerin birbirine güveni tam olur ve aile çevresi güvenilir durumda bulunursa, koca bu konuda eşine serbestlik de verebilir. Koca, haklı bir nedene dayanarak karısının mescide veya başka yere çıkmasını yasaklarsa kadının buna uyması gerekir.
Müslüman kadınlara düşen şey toplumdan ya da mümin olmayan kadınlardan esinlenerek evliliklerinde sergiledikleri cahili tavırları bir kenara bırakarak İslamın kendilerine yüklediği sorumluluğu yerine getirmektir.
Evlilikleri temelde ayakta tutan husus kadının ahlakı ve kocasına olan itaatidir. Asıl itibariyle kadının sorumluluklarının nerede ise tamamında kocasına itaat yatmaktadır.
Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır; “Kadın beş vakit namazını kıldığında, orucunu tuttuğunda, namusunu koruduğunda ve kocasına itaat ettiğinde kendisine ‘Hangi kapıdan istiyor isen o kapıdan cennete gir.’ denilir.”[6]
Yine Rabbimiz peygamber eşlerinin üzerinden, analarımızın üzerinden mümin kadınlara başka emirler de vermektedir ki o da sözü cilveli söylememek ve eski cahiliyede olduğu gibi açılıp saçılmamak ve evlerde oturmayı tercih etmektir.
Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır;
“Ey Peygamber'in hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah'a karşı gelmekten sakınıyorsanız (erkeklerle konuşurken) sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki kalbinde hastalık (kötü niyet) olan kimse ümide kapılmasın. Güzel (ve doğru) söz söyleyin.
Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allah'a ve Resûlüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.”[7]
Müminlerin analarına indirilen bu ayetler ve bu emirler onların takvası, hassasiyetleri düşünüldüğünde bizim zamanımızdaki mümineler için daha elzem olan hususlardandır. İnsanların takvası ve imanı daha zirvede olduğu bir zamanda, fuhşiyatın bu kadar yayılmadığı bir zamanda bile Allah azze ve celle kadınların korunması, iffetlerin korunması için bu tür emirler indirmiş iken günümüzde imanlarımız eskimiş, kalplerimiz hastalanmış, fısk, fucür, fuhşiyat bu kadar yayılmışken durumumuz nicedir.
Rabbim bizlere, ehlimize tam bir İslamî şuur versin ve bizleri İslam dışı tüm sistemlerin etkilerinden korusun. Amin
Selam ve dua ile…
[1] (2/Bakara 228)
[2] (30/Rum 30)
[3] (4/Nisa 34)
[4] (Ebu Davud)
[5] (Buhari, Müslim)
[6] (Ahmed bin Hanbel)
[7] (33/Ahzab 32-33)