Rahman ve Rahim olduğu için Allah’a şükürler olsun. Şayet Rabbimiz bize karşı merhametli olmasaydı bu hayat nasıl olurdu? Zira O’nun rahmeti, aldığımız her nefeste, gördüğümüz her karede, duyduğumuz her fısıltıda tecelli ediyor.
Müslümanın hayatında bu ismin tecellisini yoğun bir şekilde gösteren Allah’a hamd olsun. O Allah ki, rahmet, bereket ve başarı elde edebilmemiz için her işimize “Bismillahirrahmanirrahim (Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla)” diyerek başlamamızı istemiştir.
Hayırlı bir amele hayırlı bir giriş yapmamız için namazların her rekâtının başlangıcında Rahman ve Rahim isimleri zikredilir.
Kur’an’ın bereketine erişilsin diye her sûrenin başında “Besmele” yani rahmet zikredilir. Yine Kur’an’ın yüz altmıştan fazla ayetinde rahmet kavramı zikredilir. Hatta adı “Rahman” olan ve kendine özgü bir düzeni, bir ahengi olan sûre bile vardır.
Ashab-ı Kehf kıssası bize, rablerine iman etmiş birkaç gencin, Allah’a ortak koşan kavimlerinden ve tüm genişliğine rağmen o rahat hayattan kaçtıklarını ve dar bir mağaraya sığındıklarını anlatıyor.
Mağara karanlık, soğuk, ürkütücü ve yaşamak için gerekli olan ihtiyaçların olmadığı bir yerdir. Böyle bir mağarada nasıl yaşanabilir ki? Onca zaman kışların sebep olduğu sarkıtlarla dolu bir mağarada geceleri nasıl geçecek? Hiç şüphe yok ki, ürkütücü bir yaşantı olur. Gecelerin yavaş, korkunç ve soğuk geçeceği kesin.
Lâkin Ashab-ı Kehf’i anlatan ayetleri okuduğunda, mağaralarının nasıl aydınlık olduğunu göreceksin. Allah’ın rahmeti o mağaranın duvarlarına nurdan inci kümelerini asmıştı. Allah (cc) bu mağaraya çok lüks eşyalar tahsis etmişti. Öyle ki bu mağara saraylardan bile daha ihtişamlı olmuştu. Zira o eşyalar rahmet eşyalarıydı.
Allah (cc) şöyle buyuruyor: “İçlerinden biri şöyle demişti: “Mademki siz onlardan ve onların Allah'ın dışında tapmakta oldukları varlıklardan uzaklaştınız, o halde mağaraya sığının ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ...” (Kehf, 16)
Rahman olan Allah rahmetini yayarsa karanlık mekânlar aydınlanır, dar mağaralar genişler, ölü kalpler canlanır. İşte bundan ötürü o rahmetle yemeğe içmeye ihtiyaç duymadan üç yüz sene yaşadılar. O rahmet onlara öyle bir rahatlık sundu ki yılların geçmesini fark etmeden güzel bir şekilde uyudular. O rahmet, hüzünlerinin uzamasını, endişelerin kalplerine sızmasını, korkunun mağaralarının yanından bile geçmesini engelledi. Hatta tüm bunların onlardan korkup, kaçmalarını sağladı.
Allah’ın (cc) sana rahmetini bahşetmesi, hayatın bütün sıkıntı ve dertlerine karşı sana yeter.
Allah’ın (cc) bu dar mağarada yaydığı rahmetin bereketlerinden biri de onların durumlarının, bir hidayet ve nur elde etmeleri için bütün Müslümanların her hafta okuyacakları şekilde Kur’an’da anlatılmasıdır. Rablerine iman etmiş bu gençlerin hidayetlerinin arttırılması da Allah’ın onlar üzerindeki diğer bir rahmetidir.
Cehennem ateşinde ne tür azap ve elemlerin olduğunu ve ona götüren şeyleri bildiği için kullarına, söyleyenin kendisi olduğuna her türlü delillerle işaret ederek kitabı indirmesi O’nun rahmetindendir. Sonra kullarına rahmet ve uyarı olması için yüzlerce defa cehennemi Haviye, Hutame ve Sair olarak zikretmesi; oraya girmeye sebep olan amelleri ve orada ebedi kalmaya sebep olacak inançları bildirmesi de O’nun rahmetindendir.
Kur’an ayetlerinin birçok yerinde insanlar günahları terk edip, O’na dönsünler diye bağışlayıcı olduğunu haber vermesi; Tövbe ettikleri takdirde kullarının tövbeleriyle sevindiğini, nimetlerinin zikredilmesinin hoşuna gittiğini bildirmesi; Salih kullarından olmaya meyletmeleri için onlara yaratışının benzersizliğini, taktirlerinin güzelliğini, hilminin, mağfiretinin ve ihsanının büyüklüğünü hatırlatması O’nun rahmetindendir.
Allah (cc) kullarına karşı çok merhametli olduğundan onların cennete girmelerini istemektedir. Bu sebeple de onlara cennet ağaçlarının yeşilliğinden, sularının tatlılığından, köşklerinin güzelliğinden, katlarının muhteşemliğinden ve orda yaşamanın ne kadar huzurlu olduğundan bahseder. Bunları birçok defa tekrar tekrar anlatır.
İnsanın içinde ebedi yurda olan özlemi harekete geçirecek ayetleri tekrar eder. Öyle ki bu ayetlerden birini okurken gaflette iseler ikincisini okurken farkında olurlar. İkinciyi de kaçırırlarsa üçüncüyü kaçırmayacaklardır. Bu şekilde lafızlarda bir tatlılık, muhteşem bir üslup ve defalarca ayrıntılı bir biçimde anlatılmasıyla onlara hatırlatmalarda bulunur. Cennetin yemyeşil ağaçları, Kur’an okuyucusunun dikkatini çekmemişse, nehirlerinin güzelliğini sevebilir. Cennet köşklerini hayal etmekte zorlanırsa, hurileri hayal etmek de başarılı olabilir.
Allah (cc) rahmetinden ötürü kötü amelleri zikreder onların hallerinden ve akibetlerinden nefret ettirir ki onların sonları gibi bir son yaşamaktan ve Allah’ın gazabına ve öfkesine uğramaktan kurtulsunlar.
Aynı şekilde hayırlı amelleri de son derece güzel ibarelerle zikreder ki sıddık olan nefislerin -Allah’ın kendilerini muvaffak kıldığı kadar- bu amelleri işlemeye istekleri artsın. Ve bu amellerle dereceleri ve mertebeleri yükselsin. er-Rahman ve er-Rahim olan Allah tüm eksiklerden münezzehtir!
Her Kur’an okunduğunda “Rahman ve Rahim” isimlerini içeren besmeleyle başlanması bu sıfatın ne kadar yüce olduğunu gösterir. Onu okuyan herkes okumasına “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek başlar. Ve her Müslüman gece gündüz yaptığı her işte onu tekrar eder. Elde ettiğimiz her hayrın sebebi ve korktuğumuz her şerrin bizden uzak olmasının da sebebi O’nun rahmetidir adeta.
Rahmet, kendisi olmadan düzgün bir yaşamın olmayacağı ve onsuz bir hayatın tasavvur dahi edilemeyeceği şeydir. Müminin nefsinde rabbinin rahmetine karşı bir bilinç oluşması ve bu bilinci içselleştirmesi için bu isimlerin besmele sebebiyle sürekli tekrar edilmesi önemlidir.
Rahmet sıfatının ve manasını taşıyan Rahman isminin önemini gösteren şeylerden biri de Allah’ın arşa istiva ettiğini anlatan iki ayette bu ismin zikredilmesidir. İlki, Ta-ha suresi 5. Ayettir:
“Rahman (olan Allah) arşa istiva etmiştir.”
Diğeri ise Furkan suresi 59. Ayettir: “Sonra Arş'a istiva etti. O Rahman'dır. Artık bu yaratma işlerini, her şeyi bilenden (Habîr'den) sor.”
Ayetlerde ilk önce arşın büyüklüğünü hissettirme, Cebbar olanın arşa istiva etmesinde diri kalplerde hissedilecek korku, haşyet ve ürperme vardır. Devamında ise kendisinden rahmet ve bereket nurlarının fışkırdığı bu ismi zikrederek takva sahibi kullarını rahatlatmak istiyor sanki rabbimiz. Yani Allah’ın (cc) arşa istiva etmesi, gizliliklere muttali olması, gizli ve açık her şeyi bilmesi haşyeti celbediyorsa; o zaman onların unutmamaları gereken şey, arşa istiva eden Allah’ın aynı zamanda senin günahlarını bildiğinde onları bağışlamayı seven, haddini aştığını duyduğunda tövbenle sevinen, hata ettiğini gördüğünde ise ondan dönmeni isteyen er-Rahman olduğudur…
O (cc) hilmi ilmini geçen, rahmeti gazabını aşan, affı intikamını geride bırakan Rahman’dır. Şimdi de bu ayette geçen “Her şeyden haberdar olana sor” kısmını tedebbür edelim. Allah (cc) kendisi hakkında soru sormanı ve O’nun hakkında bilgini arttırmanı istiyor. İbni Kesir bu ayetin tefsirinde şunları söylüyor: “En çok bilen ve her şeyden haberdar olanın kim olduğunu araştır ve O’na tabi ol.”[1]
Kendisini tanımayı kullarının fıtratlarında var ettiği, O’nu tanıma isteğiyle bırakmayıp üstelik bunu bir emirle de emrederek onu tanımalarını onlar için hidayet ve arınma sebebi kılması da O’nun rahmetinin büyüklüğündendir.
Rahman isminin azap bahsi geçen yerlerde gelmesinin hikmetini hiç düşündün mü? Meryem sûresinin 45. Ayetinde şöyle geçer: “Ey Babacığım! Rahman’dan sana bir azap dokunmasından korkuyorum.”
O (cc) düşmanlarına azap ederken bile rahmandır, merhamet sahibidir. Azap ederken bile Rahman olduğunu gösteren bazı durumlar şunlardır:
Allah (cc) düşmanlarına küfürlerinin daha başındayken azap eder ki inatlarından vazgeçip dönsünler. O zaman bu azap onları küfürlerinden engellediği için Allah’tan bir rahmet olur. Yine zalime azap ederek onun yolundan gitmek isteyenlere bir uyarıda bulunur. Ve bu uyarısı diğer kulları için bir rahmet olur.
Kulların birbirlerine karşı azapları sadece zulüm içerir. Ancak Allah’ın (cc) Rahman isminin bu şekilde azap bahsi geçen yerlerde gelmesiyle müminlerin dikkatlerini Allah’ın azabının kullarına zulüm için olmadığına çekmek içindir. Hâlbuki Allah (cc) kullarına zulmetmekten münezzehtir. Aksine O (cc) âdildir ve kullarını hak etikleri şekilde hesaba çekendir.
Azap bahsinin geçtiği yerlerde Rahman isminin zikredilmesinin hikmetlerinden biri de, Allah’ın (cc) kâfirlere ya da cezayı hak edenlere hak ettikleri kadar azap edip fazlasıyla azap etmemesidir. O (cc) başkasının işlediği bir suç yüzünden kimseye azap etmez. Azap meleklerinin o kişiye azap ederken aşırıya gitmeleri mümkün olmadığı gibi hak ettiğinden fazla bir cezayı uygulamaları da mümkün değildir.
Tüm bunlar Allah’ın -Subhanehu- rahmetinden olduğu için bu ve benzer azap ayetlerinde Rahman isminin gelmesi de uygun düşmüştür. Tabi, Allah’ın bildiği bizim kavrayamadığımız daha nice hikmetler vardır.
Son olarak derim ki; Şayet Allah’ın (cc) kâfirlere azap ederken ve intikam alırkenki rahmeti böyleyse, sevabını ve lütfunu isterken bile alçak gönüllü olan ve günahlarını itiraf eden müminlere karşı merhameti nasıldır!
Velhamdulillahi Rabbil alemin…
[1] İbni Kesir tefsiri