Mute savaşı, hicretin 8. yılının Cemaziyel Evvel ayında olmuştur. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Zeyd b. Harise'nin komutasın¬da 3.000 Müslümanı Şam tarafındaki Belka topraklarına gönderdi ve şöyle buyurdu:

- Eğer Zeyd'e bir şey olursa, komutan Cafer b. Ebu Talip'tir. Eğer Cafer'e bir şey olursa komutan Abdullah b. Revaha'dır.

İnsanlar hazırlanıp yola çıktılar ve Şam toprakla¬rındaki Maan'a geldiler. Hirakl'in Belka topraklarındaki Mâab'a geldiği ve beraberinde 100.000 kişinin olduğu, Lahm, Cüzzam ve Behra kabilelerinin de Rumlara katıldığı haberi geldi. Müslümanlar bu haberi alınca Maan'da iki gece bekleyerek ne yapacaklarına karar vermeye çalıştılar. Bazısı “Rasulullah'a düşmanın sayısını bildirelim. Ya bize yardım gönderir veya bize bir şey emreder de biz onu yaparız” dediler. Abdullah b. Revaha (radıyallahu anh) ise insanları cesaretlendirerek şöyle dedi:

- Ey kavmim! Vallahi kendisinden ikrah ettiğiniz şey, kendisi için çıktığınız şeydir. O da istediğiniz şehadettir. Biz insanlarla sayı, güç ve çoklukla savaşmıyoruz. Biz sadece Allah'ın bize ihsan ettiği bu din ile savaşıyoruz. Yolunuza devam edin! Sonuçta sizin için iki iyilikten biri vardır. Ya şehadet, ya zafer!

İnsanlar "Vallahi İbni Revaha doğru söyledi" dediler. Yola çıkıp Belka’nın sınırına geldiler. Rum ve Araplardan oluşan Hirakl'in ordusu Belka'nın bir köyü olan Meşari'de idi. Sonra düşman yaklaştı. Müslümanlar Mute denilen bir köyde konakladılar. Savaş burada oldu. Müslümanlar savaşa hazırlandılar. O gün Müslümanların sayısı 3.000, düşmanın sayısı ise 100.000 kişi idi.

Ebu Hureyre (radıyallahu anh) der ki: “Mute savaşına katıldım. Müşrikler bize yaklaşınca da¬ha önce kimsenin sahip olamadığı sayı, silah, ayak takımı, ipek, atlar ve altın gördük. Gözlerim kamaştı. Sabit b. Erkam bana ‘Ey Eba Hureyre! Sanki büyük bir çoğunluk görüyor¬sun’ dedi. Ben ‘Evet’ deyince ‘Sen bizimle beraber Bedir'e katilmadın. Biz çoklukla za¬fere kavuşmadık’ dedi.

”Sonra iki taraf birbirine girdi ve savaş başladı. Zeyd b. Harise (radıyallahu anh) Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sancağını aldı ve mızraklarla öldürülünceye kadar savaştı. Sonra sancağı Cafer b. Ebi Talib (radıyallahu anh) aldı. Düşünmeden kumral olan atına bindi ve savaşmaya başladı. Savaş çok şiddetlendiğinde atını boğazla-dı ve öldürülünceye kadar bineksiz, ayakları üzerinde savaştı. Cafer (radıyallahu anh) İslam’da at boğazlayan ilk kimsedir. Cafer sancağı sağ eline aldı. Sağ eli kesilince sol eline aldı ve sol eli de kesildi. Sancağı öldürülünceye kadar omuzlarıyla taşımaya çalıştı. Öldürüldüğünde otuz üç yaşinda idi. Allah (Subhanehu ve Teala) buna karşılık ona iki kanat verdi. Onlarla cennette istediği gibi uçmaktadır.

Cafer (radıyallahu anh) öldürülünce sancağı Abdullah b. Revaha (radıyallahu anh) aldı. Atının üzerinde sancakla ilerledi. Nefsini alçaltmaya ve bazı tereddütler geçirmeye başladı. O gün şöyle diyordu:Yemin ettim ey nefis! Ona ineceksin!Ya ona inersin veya ona zorlanırsın.İnsanlar yönelmiş şiddetle haykırırken Seni cennetten ikrah eder halde görüyorum.İçinde mutmain olduğun durum uzadı! Oysa sen kötü bir sudan başkası değilsin! Ey nefis! Eğer öldürülmezsen ölürsün. Bu, ölüm hamamıdır ona kavuştun. Temenni ettiğin şey sana verildi. Eğer onların yaptığını yaparsan hidayet bulursun.

Eğer gecikir¬sen şakilerden olursun.Sonra atından indi. Amcasının oğlu elinde bir parça kurutul¬muş et ile yanına geldi ve “Bununla bunaldığında güç kazan! Bugün nasibin bu imiş” dedi. Abdullah onu aldı ve bir parça kopardı. Sonra kendi kendine “Sen hala dünyada mısın?” dedi ve eti elinden attı. Sonra ilerleyerek öldürülünceye kadar savaştı. Böylece savaş başlamadan önce Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in tayin ettiği komutanlar sırasiyla şehid oldular. 

Zeyd b. Harise, Cafer b. Ebi Talib ve Abdullah b. Revaha… (Allah onlardan razı olsun) Sonra sancağı Sabit b. Ekram el-Ensari (radıyallahu anh) aldı ve “Ey Müslümanlar topluluğu! Sizden biri üzerinde anlaşın!” dedi. Onlar “Sen taşı!” dediler. 

O “Ben bunu yapamam” deyince Halid b. Velid (radıyallahu anh) üzerinde anlaşıldı. Halid sancağı alınca Müslümanları savundu ve korudu. Sabah olunca safın önünde bulunanları arkaya, arkada bulunanları öne, sağ kanattakileri sola, sol kanattakileri sağa aldı. Düşman sancaklarından karşılarındakileri tanımadılar ve “Onlara yardım gelmiş” dediler. Korktular ve kaçtılar. Onlardan hiç kimsenin öldürmediği şekilde adam öldürüldü. 

İbn İshak der ki: “Üç komutan da arka arkaya şehid edilince Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bayrağı Zeyd b. Harise aldı ve şehid olarak öldürülünceye kadar savaştı. Sonra onu Cafer aldı şehid olarak öldürülünceye kadar onunla savaştı.” Sonra Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sustu. Ensarın yüzü değişmeye başladı. Abdullah b. Revaha'da istemedikleri bir durumun olduğunu anladılar. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: 

- Sonra bayrağı Abdullah b. Revaha aldı. Şehid olarak öldürülünceye kadar onunla savaştı. Onlar cennete yükseltildi ve altından yapılmış tahtların üzerine oturtuldular. Abdullah b. Revaha'nın tahtında diğer arkadaşlarının tahtında olmayan düğmeler gördüm. “Bu neden?” diye sorduğumda ‘Diğer ikisi tereddütsüz ilerlediği, Abdullah b. Revaha ise bazı tereddütler geçirdikten sonra ilerlediği için’ denildi.

”Abdullah b. Revâha okuma yazma bilmesi, hassas bir şair, hatip ve aynı zamanda mahir bir muharip olması, yüksek cesaret ve şecaate, ayrıca ileri derecede zühd ve takvâya sahip bulunması gibi hasletlerinden dolayı Rasulullah (sav)’in özel teveccüh ve itimadını kazanarak ashâb-ı kirâm arasında öne çıkmış ve önemli görevler yüklenmiştir. İkinci Akabe Biatı’nda Medineli müslümanlar tarafindan on iki nakibin biri olarak seçilip Rasulullah (sav)’in idarî yardımcılığı sayılabilecek böyle şerefli bir göreve lâyık görülmesi, onun Câhiliye dönemindeki itibarının İslâm’dan sonra da artarak devam ettiğini göstermektedir. 

Rasulullah (sav) de onu, nakibliğinin yanı sıra ayrıca özel kâtipleri arasına almak suretiyle ikinci defa şereflendirmiştir. Abdullah b. Revâha Bedir, Uhud, Hendek, Hayber savaşları ile Hudeybiye ve Umretü’l-kazâ seferlerine katılmış ve Umretü’l-kazâ’da umre süresince Rasulullah (sav)’in devesinin yularını tutmuştur.İslam’a girdikten sonra sayılamayacak kadar salih ameller işlemiş bir sahabi olan Abdullah b. Revaha (ra)’ın sancağı alırken gösterdiği kısa süreli bir teredütün neticesini görüyoruz. 

Salih ameller işleme konusunda oldukça tembel olan biz Müslümanların ibret almamız gerekmektedir. 

Abdullah b. Revaha (ra) kısa bir süre tereddüt etmesine rağmen toparlandı ve yüklenmiş olduğu sorumluluğu canı pahasına yerine getirdi. Bizler yüklenmiş olduğumuz sorumluluklar konusunda ne durumdayız? Tereddüt ettiğimiz, ciddiye almadığımız, terk ettiğimiz, aklımıza bile getirmediğimiz sorumluluklarımız konusunda… 

Kendimizi hesaba çekmeli ve iş işten geçmeden ihmal ettiğimiz sorumluluklarımıza dört elle sarılmalıyız. 

Velhamdulillahi rabbil alemin