Bu yazıda aşina olduğumuz Orta Doğu kavramının nasıl oluştuğundan ve bu kavramının nereyi ifade ettiğinden bahsetmeye çalışacağım. Tarih boyunca insanlar, yaşadıkları yerlere bir isim koymuşken bunun dışında kalan yerleri de başka isimler ile isimlendirmeyi ihmal etmemişlerdir. Örnek verecek olursak yakın tarihe kadar Türkler için bütün Batı Avrupa “Frengistan”(kavram hakkında Karacaoğlan’ın şiiri)1 (Frenklerin toprakları) ismini alırken bugün dahi Fas; Araplar için uzak batı veya güneşin battığı yer manasına gelen “Al-Maghrib (المغرب‎)” ismini alıyor. Bir başka örnek ise Antik Yunanların dünyayı “Kültürlü Güney” ve “Barbar Kuzey” olarak ayırması olabilir. Avrupa gözüyle ise doğu, Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarının başladığı yerden başlamaktaydı. 1890lar itibariyle “Yakın Doğu” kavramı Avrupa emperyalizmi ile gündeme gelmiş, meydana gelen savaş ve krizlerin yerlerini belirtmek için “Yakın Doğu” ve “Uzak Doğu” kavramlarını kullanmaya başlamışlardır.

Şimdi Orta Doğu teriminin ilk ne zaman ve ne amaçla kullanıldığına bakalım. Amerikan deniz subayı olan Alfred Thayer Mahan2 Orta Doğu kavramını 1890 yılında yazdığı “The Influence of Sea Power upon History” (Deniz Gücünün Tarih Üzerine Etkisi)3 kitabında ele aldı. On dört bölümden oluşan bu kitapta 17. ve 18. yüzyıllarda deniz gücünün rolünü ayrıntılı olarak ele almış ve en büyük ve en güçlü filoya sahip olmaya vurgu yaparak deniz gücünü desteklemek ve elde etmek için gereken çeşitli faktörleri tartışmıştır. Bilim insanları, bu kitabı deniz stratejisindeki en etkili kitap olarak değerlendirmişlerdir. Mahan’ın politikalarının çoğu büyük donanmalar (Almanya ve İngiltere) tarafından hızla benimsenmiş ve nihayetinde I. Dünya Savaşı'ndaki deniz silahlanma yarışına yol açmıştır. Buna ek olarak Mahan’ın görüşleri Amerika Birleşik Devletleri'nin büyük bir güç haline gelmesine katkıda bulunan faktörlerden biri olarak gösterilmiştir. Mahan açık sınırlar çizmese de onun için Orta Doğu, Süveyş’ten Singapur’a kadar uzanan deniz yolunun bir bölümünü koruyan belirsiz bir alandı.

Mahan sonrasında Orta Doğu kavramını kullanan diğer isim, 1902 ve 1903 yıllarında yazdığı ve The Times gazetesinde yayımlanan bir dizi makaleleri içeren “The Middle Eastern Question” (Orta Doğu Sorunu) kitabının sahibi İngiliz Valentine Chirol4 isimli gazeteciydi. Chirol, İngiliz devleti için Akdeniz ve Hindistan çıkarları doğrultusunda Orta Doğu’nun stratejik öneminden bahsetmiş aynı zamanda bölgedeki petrol ve doğal kaynakların kontrolünün önemini de vurgulamıştır. İran, Afganistan ve Belucistan’ın(Pakistan’ın en batıdaki eyaleti) Hindistan’da Rus yayılmacılığını önlemek için merkez bölgeler olduğunu da belirtmiştir. Bu kitap ile birlikte Orta Doğu kavramı daha yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Mahan’ın deniz konsepti ile ele aldığı Orta Doğu kavramı, Chirol ile daha geniş bir anlam kazanmıştır.

Orta Doğu yalnızca emperyalist devletlerin toprak kontrolü için değil aynı zamanda 1905 yılında ilk kez İran’da bulunan petrolün hakimiyeti için de tartışmasız başta Amerika, İngiltere, Almanya olmak üzere diğer sömürge devletlerinin de iştahlarını kabartan bir bölge haline gelmiştir. 1. Dünya Savaşı sonrasında oluşan yeni sınırlar ile beraber, Fransa’nın Suriye ve Lübnan’ı, İngiltere’nin Irak, Filistin ve Ürdün’ü himaye etmesi, 1916 da İngiltere’nin kurduğu Orta Doğu Departmanı yine bu kavramın askeri ve sömürgeleştirme faaliyetleri açısından önemini göstermektedir. Yine İngiltere 2. Dünya Savaşı başlamadan Avrupa’daki yükselen tansiyon esnasında 1939’da Mısır’ın başkenti Kahire’de Orta Doğu Komutanlığı adıyla bir askeri birlik kurmuştur. 2. Dünya Savaşı ve sonrasındaki Soğuk Savaş, İsrail’in kurulması, petrol ve deniz taşımacılığı için vazgeçilmez olan bölgenin her geçen gün önemini arttırmıştır. Süveyş Kanalı ve Basra Körfezi bölgenin en önemli unsurları haline gelmiştir.

Peki bir ülkenin Orta Doğu’ya dahil olması için hangi özellikleri barındırması gerekir? Coğrafi olarak bulunduğu bölge yeterli midir? Bu soruların cevapları ortak karakteristik özelliklere bakılarak verilebilir. Orta Doğu’ya dahil edilen ülkelerin etnik kimliklerinde Arap çoğunluğu görmekteyiz. Dolayısı ile baskın olarak konuşulan dil Arapça. Dini yönden daha karmaşık bir durumda olan bölgede İslamiyet, Hristiyanlık, Yahudilik en çok tercih edilen dinleri oluşturuyor. Bölgenin en önemli ayrımı petrol zengini ve petrol fakiri ülkeler olarak nitelendirilebilir. Yine içilebilir ve kullanılabilir su kaynaklarına erişim bu coğrafyanın ortak problemlerinden biri.

Bu bilgiler ışığında şu ülkeler Orta Doğu sınırlarına dahil edilmiştir:

Levant Bölgesi ülkeleri (Suriye, İsrail, Lübnan, Ürdün, Filistin),

Körfez ülkeleri (Katar, Kuveyt, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman) ile beraber Irak, Türkiye, Kıbrıs, İran, Mısır, Suudi Arabistan ve Yemen.5

1indim seyran ettim firengistan'ı

illeri var, bizim ile benzemez

levin tutmuş goncaları açılmış

gülleri var, bizim güle benzemez

 

göllerinde kuğuları yüzüşür

meşesinde sığınları böğrüşür

güzelleri türkü söyler, çığrışır

dilleri var, bizim dile benzemez

 

seyr edüben gelir karadeniz'i

kanları yok, sarı sarı benizli

öğün etmiş, kara domuz etini

dinleri var, bizim dine benzemez

 

akılları yoktur, küfre uyarlar

imanları yoktur, cana kıyarlar

başlarına siyah şapka geyerler

beyleri var, bizim beye benzemez

 

karac'oğlan eydür, dosta darılmaz

hasta oldum, hatırcığım sorulmaz

vatan tutup bu yerlerde kalınmaz

illeri var, bizim ile benzemez

2Alfred Thayer Mahan D. 27 Eylül 1840 Ö. 1 Aralık 1914