Allah azze ve celle kullarını farklı şekillerde imtihan edebilir. Bu imtihanlarından birisi de kulun babasız kalması yetim olmasıdır. Bir çocuk, buluğ çağına girmezden önce babası vefat etmiş ise o çocuk yetimdir.
Allah azze ve celle yetimlere sahip çıkmak ile alakalı olarak Müslümanlara birçok sorumluluk yüklemiştir. Çünkü yetimler kendilerini koruyamaz ve savunamazlar, ilgilenilmeye muhtaçtırlar.
Kur’an ve Sünnete bakıldığında yetim konusu ayetler ve sahih hadislerde birçok konuya nazaran daha fazla zikredilen bir husustur.
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;
“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah'a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.”[1]
Kur’an-ı Kerim’de 23 yerde yetimlerden ve onlarla ilgili hususlardan bahsedilmektedir. Onlara kol kanat gerilmesi gerekliliği, mallarına sahip çıkılması gerektiği, onları küçük görmemek gerektiği gibi birçok farklı emirler gelmiştir.
Rasulullah (sav) de yetim olarak dünyaya gelmiştir. Allah azze ve celle O’nu yetimlik ile imtihan etmiştir. Bundan dolayı ilk inen surelerde dahi yetimler ile alakalı ayetlere rastlamak mümkündür. Ayrıca yetimlere güzel muamelede bulunmak sadece bizim şeriatımızda değil, bizden önceki şeriatlarda da ümmetlere emredilen hususlardandır. Rabbimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır;
“Hani, biz İsrailoğulları'ndan ‘Allah'tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekâtı vereceksiniz’ diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.”[2]
Günümüzde de Müslümanların yetimleri epeyce fazladır. Allah yolunda, Allah’ın şeriatının ikamesi için can veren nice Müslümanın çocuğu babasız kalmıştır.
Müslümanlar, kendi evlatlarından sorumlu oldukları gibi ümmete emanet olan bu çocuklardan da sorumludur. Onları kollamak, gözetmek, onların ahlaki ve itikadi eğitimleri ile ilgilenmek Müslümanların genelinin bir sorumluluğudur.
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;
“Öyleyse sakın yetimi ezme!”[3]
Allah ve Rasulullah’ın emri olmasının yanı sıra yetimlerle ilgilenme sorumluluğunun Müslümanlar üzerinde büyük olmasının iki temel sebebi daha vardır.
Birincisi; içinde yaşadığımız zaman ve toplum, başında bir koruyucusu olan, anne ve babasının kendisi ile yakından ilgilendiği çocukların dahi dejenere olduğu, ahlaki ve itikadi açıdan bozulduğu bir dönemdir.
İkincisi ise Müslümanların yetimleri ile ilgilenecek olan bir devlet yapısının bulunmamasıdır. Başka ideoloji sahiplerinin yetimleri ile ilgilenecek devlet kurumları, dernekler vb örgütlerin olması ancak Müslümanlar için bu tür yapıların olmamasından dolayı bu sorumluluk Müslüman fertlerin üzerine düşmektedir.
Öyleyse günümüzde müminler yetimler ile ilgili sorumluluklarını idrak etmeli ve onlara karşı olan sorumluluklarını aksatmadan yerine getirmelidir.
Ancak öncelikle belirtmek isterim ki; yetimlere sahip çıkmak demek onların ceplerine birkaç lira harçlık bırakmak değildir. Bununla ne Müslümanlar sorumluluklarını tam manasıyla yerine getirmiş olur ne de bunun o yetime faydası olur. Bilakis kişiliğinin şekillenmesinde pek çok zararı olur.
Yukarıda üzerinde durduğumuz iki önemli sebepten dolayı yetimlerimizin bundan daha fazlasına ihtiyaçları vardır. Onların ellerine tutuşturduğumuz birkaç lira ile ne onları ne gönüllerini ihya edebiliriz. Ne ihtiyaç duydukları duyguları karşılayabiliriz ne de ahlaki ve itikadi olarak onlara sahip çıkmış olabiliriz.
Allah Rasulü (sav) şöyle buyurmaktadır;
“Ben ve yetimi himâye eden kimse cennette şöylece beraber bulunacağız.” buyurdu ve işaret parmağıyla orta parmağını, aralarını biraz aralayarak, gösterdi.[4]
Başka bir rivayetinde ise şöyle buyurmuştur;
“Kendi yetimini veya başkasına ait bir yetimi himâye eden kimseyle ben, cennette şöyle yan yana bulunacağız.”[5]
Yetimler ile ilgili emir ve yasaklar hem Mekkî ayetlerde hem de Medeni ayetlerde vurgulanmaktadır. Ayrıca yetimler hakkında haddi aşanların, eziyet edenlerin, itip kakanların, haklarına riayet etmeyenlerin kafirler ve Allah’ın ayetlerini yalanlayanlar olduğunu Allah azze ve celle bizlere bildirmektedir.
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;
“Gördün mü, o hesap ve ceza gününü yalanlayanı! İşte o, yetimi itip kakandır.”[6]
Yetimi itip kakmak din gününü yalanlayan bir adamın özelliğidir. Mümin bir kimsenin özelliği değildir. Çünkü yalanlayan kimse ya da kâfir olan kimsenin vasıflarından birisi de kibirlenmektir. Kibirlenen insan ise kimsesi olmayan zayıflara yukarıdan bakıp onları küçümser. İnsan zayıf ve kimsesiz kimseleri yok saymak, önemsememeye meyyaldir. Arkasında kimsesi olmayanlar hakkında daha cüretkârdır. Maalesef Allah’a ve Kıyamet gününe yakinen iman edenler müstesna insanların çoğu böyledir.
İnkâr etmek ile yalanlamak arasında fark vardır. Bir şeyi kabul etmemek ayrıdır, yalanlamak ise kabul etmek ile birlikte yok saymak, yokmuş gibi davranmaktır. Bir gerçeği kabul etmekle birlikte sürekli onun tersi yapılmaz. Allah’a ve Ahiret gününe imanı dil ile ikrar edip, amelleri ile sanki bu gerçeği kabul etmiyor gibi davranmak onu yalanlamaktır.
Allah’a karşı işlenen suçlar ile insanlara karşı işlenen suçlar farklıdır. Ancak bu iki husus arasında bir bağlantı vardır. İnsanlara karşı işlenen suçlar -ki yetimi itip kakmak da bunlardan biridir- Allah’a karşı işlenen suçların neticesi ve Allah’a karşı işlenen suçlardan kaynaklıdır. İnsanın Allah’a ve ahirete iman hususundaki eksiklikleri onu diğer insanlara karşı suç işlemeye iter. Kişinin çocuklarına, hanımına karşı davranışlarında, ticaretinde ve daha birçok hususta insanlara karşı işlemiş olduğu günahlar da böyledir.
İşte yetimi itip kakmak ve ona eziyet etmek, Allaha ve Ahiret gününe iman zayıflığından kaynaklanan günahlardandır. Yetimi küçük görmek, ona karşı işlenmiş fiili bir suç olmasa dahi günahtır. Ancak şunu da hatırlatmak gerekir ki: yetimin terbiyesi ve ıslahı için onu küçük görmeksizin kızmak ya da bazı cezalar vermek yetimi itip kakmak kapsamında değerlendirilmemelidir.
Yetimin Kefaleti Ne Demektir?
Kefalet; Yetimin işlerini görmek, onun ihtiyaçlarını karşılamak, onun uhrevi ve dünyevi maslahatlarını muhafaza etmek ve sahip oldukları şeylere zarar vermemek ve muhafaza etmektir.
Yetimlerin karınlarının doyması, giyinik olmaları, evlerinin ve eşyalarının olması onların sadece maddi olarak ihtiyaçlarının giderilmesidir. Ancak asıl ihtiyaçları olan şey onların manevi ihtiyaçlarıdır. Maddi ihtiyaçtan daha fazla ihtiyaç hissettikleri manevi ihtiyaçlarıdır.
Yetim sadece karnı doyurulması gereken değil ruhu da doyurulması gerekendir. Ruhi olan eksiklik babasını kaybetmesinden kaynaklı olan eksikliktir. Kendisine sevgi gösteren bir babadan mahrum kalmıştır. Asıl üzerinde durulup eksikliği giderilmesi gereken önemli husus da budur.
Yetimler ile alakalı olarak Allah (azze ve celle)’nin son derece üzerinde durduğu hususlardan birisi de onların malları hakkında dikkatli olmaktır. Birçok yerde yetimlerin mallarının gözetilmesi gerektiğini, haksız yere yenmemesi gerektiği emredilmektedir.
Allah azze ve cellenin kullarına olan teklifleri genelde insana ve tabiatına uzak olan hususlar ile alakalıdır. İnsanın fıtratında zaten var olan bir husus ile alakalı bir emir ya da nehiyden ziyade Allah azze ve celle fıtratlara biraz uzak kalan sorumlulukları kullarına yüklemektedir. İnsan, genelde zayıf olan kimselerin mallarına elini uzatma ya da onlara haksızlık yapma konusunda meyyaldir. Yetim kimse de zayıf olan kimselerden olduğu için Allah azze ve celle bizleri bu konuda özellikle uyarmıştır.
“Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak ve ancak karınlarını doldurasıya ateş yemiş olurlar ve zaten onlar çılgın bir ateşe (cehenneme) gireceklerdir.”[7]
Yine bu konuda Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır;
“Yedi helak ediciden kaçının!” Sahabeler; “Ey Allah’ın Rasulü! Bunlar nelerdir? diye sordular. Rasulullah (sav) ise; “Allah'a ortak koşmak, sihir (büyü) yapmak, Allah'ın haram kıldığı bir nefsi haksız yere öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, savaş meydanından kaçmak, evli, namuslu ve hiç bir şeyden haberi olmayan kadınlara zina isnad etmektir,” buyurdu.[8]
Özellikle kendi himayesinde bir yetim olup da, o yetimin mallarının koruyucusu olan Müslümanlar, yetimlerin birikimlerini çalıştırmak için ellerinde bulunduran emlakçı, galerici ya da benzeri meslek grubundaki insanların onların mallarına karşı hassas olmaları gerekir.
Sıradan bir müşteriye değerinden fazlaya bir malı sattıklarında o insan bundan zarar görse de bundan çok fazla etkilenmeyebilir. Ya da o zararı bir şekilde kapatabilir. Ama bir yetim malının karda mı zarar da mı olduğunu, kasıtlı mı kasıtsız mı zarar ettirildiğinin farkına varamaz bile. Dolayısıyla ondaki bu zayıflıklar bizlerin onların malları hususunda daha hassas davranmamızı gerektirmektedir.
Allah azze ve celle “Yaklaşmayın” emrini zina hakkında kullandığı gibi yetimlerin malları hakkında da kullanmaktadır. Bu ifade bu yasağı daha da kuvvetli hale getirmektedir. Yani Allah azze ve celle zinayı haram kılmamış diye düşünebilir miyiz? Asla! Çünkü sadece zinayı yasaklamamış, zinaya götüren yolları dahi yasak kılmıştır. Onlara dahi yaklaşmamak gerekir. Yetimlerin malları için de Allah azze ve celle aynı ifadeyi kullanmaktadır. Yetimlerin mallarına iyi muamele etmeniz hariç yaklaşmayın demiştir.
“Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur.”[9]
YETİMLER İÇİN NELER YAPABİLİRİZ?
Yetimler için öncelikle yapılacak olan şey; var ise maddi sıkıntılarını gidermektir. Belli aralıklarla ziyaret ederek onlarla ilgilenilmelidir. Ailemizden bir bireymiş gibi ailemiz ile birlikte yapmış olduğumuz programlara onları da dahil edebiliriz. Onlara ahlakları ve inançları için nasihatlerde bulunabiliriz. Sahip oldukları maddi ve manevi kazanımları var ise onları da kendi çocuğumuzun kazanımları gibi korumalıyız. Onların zarar etmemesi için gayret göstermeliyiz. Okul işleri ile meslek kazanımları ile hayata dair yetiştirilmeleri ile bir bütün halinde ilgilenmeliyiz. Onların hepsini ya da birkaçını belli aralıklar ile bir araya getirerek programlar düzenleyebiliriz. Evimize davet edebilir, onlar ile muhabbet ortamları oluşturabiliriz.
Yetimleri sadece bayramdan bayrama hatırlamamalıyız. Onların ihtiyaçları sadece harçlıkmış gibi düşünmemeliyiz. Kapılarının önlerine bırakılan bir yardım kolisi ya da verilen bir meblağ bir babanın yerini asla ama asla dolduramaz. İsterseniz verdiğiniz meblağın on katını da verseniz bir babanın eksikliği asla doldurulamaz. Hele ki ümmetin çocuk ve kadınlarını kendi çocuklarından daha fazla düşünen dertli babaların ve dertli adamların yerini bu basit dünyalıklar asla dolduramaz.
“…Bir de sana yetimleri soruyorlar. De ki: "Onların durumlarını düzeltmek hayırlıdır. Eğer onlara karışıp (birlikte yaşar)sanız (sakıncası yok). (Onlar da) sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozguncuyu yapıcı olandan ayırır….”[10]
Onları düzeltmek ve ıslah etmek. Ahlaklarını ıslah etmek, bedenlerini ıslah etmek, akıllarını ıslah etmek, düşüncelerini ıslah etmek, mallarını ıslah etmek…
Göz ardı edilmemesi gereken bir husus da şudur ki; Yetimler, Müslümanlar için bir zaaf noktası haline dönüşmüştür. Bu husus göz ardı edilmemelidir. Yetimlerin her isteğini yerine getirmek onlara iyilik etmek değildir. Aynı şe kendi çocuklarımız için de geçerlidir. Çocukların her isteğinin yerine getirilmesi onların sınırlarını öğrenememesini, şımarmalarını, tembelleşmesini de beraberinde getirmektedir. Bu onlar için kısa vadede bir iyilikmiş gibi görünse de onların kişiliklerine zarar verecek bir husustur.
Örneğin; bir yetim bir telefon, oyuncak ya da kıyafet istediğinde bu isteği birçok kişi tarafından hemen yerine getirildiğinde bu onları tatminsizliğe ve başkalarına yük olmayı normal görmeye kadar götürebilir. Şahsiyet gelişimlerini olumsuz etkileyebilir. Bu şekilde bir davranışın bize de şöyle zararı olmaktadır ki; onların o isteklerini karşıladığımızda bütün sorumluluğumuzu yerine getirdiğimizi zannetmekteyiz. (Allah Korusun)
Bu konuda da rehberimiz her konuda olduğu gibi Rasulullah (sav) olmalı ve O’nun yetimlere muamelesini örnek almalıyız. Ümmete emanet olan, hakkıyla ilgilenildiğinde Rasulullah (sav) ile cennette komşu olmaya vesile olacak yetimlerin kıymetini bilelim. Kendi çocuğumuza değer verdiğimiz gibi onlara da değer verelim.
Allah azze ve celle bizleri yetimler hususunda hayırlara muvaffak kılsın. Amin…
[1] (2/ Bakara 177)
[2] (2/ Bakara 83)
[3] (93/ Duha 9)
[4] (Buhari)
[5] (Müslim)
[6] (107/ Maun 1-2)
[7] (4/ Nisa 10)
[8] (Buhari, Müslim)
[9] (17/ İsra 34)
[10] (2/ Bakara 220)