Men Samete necâ
Bazen insanın en büyük imtihanı konuşmak değil, susmaktır. Çünkü söz, kalbin dışa vurumudur. Fakat her söz hakikati taşımaz. Nice kelime vardır ki sahibini yüceltmek yerine alçaltır. Nice suskunluk vardır ki sahibini korur, olgunlaştırır ve kurtuluşa götürür.
Öyle sözler vardır ki insanı zillete düşürür. Şimdi kendimize soralım: İnsanı en çok rezil eden organ, dil değil midir? Nice insan, bir anlık sözle itibarını kaybetmiş, nice gönül bir cümleyle kırılmıştır. Hatta insanı felakete sürükleyen, onu en aşağı derecelere götüren de çoğu zaman dilidir. Eğer kişi dilini tutamazsa kendi elleriyle kendini zarara sürükler.
İnsan hayatı boyunca iki şey arasında sürekli tercih yapar: konuşmak ya da susmak. Kimi zaman bir sözle gönül alır, kimi zaman bir sözle kırar. Bu yüzden dil, insanın en büyük imtihanlarından biridir. Sükût ise çoğu zaman fark edilmeyen ama insanı koruyan bir kalkandır. Peki gerçekten hangisi daha değerlidir: konuşmak mı, susmak mı?
Peki susmak zayıflık mıdır?
Hayır! Aksine susmak; düşünmektir, tartmaktır, sözün sonucunu hesaplamaktır. Susan kimse olaylara daha geniş bir açıdan bakabilir. Sürekli konuşan ise çoğu zaman bu derinliği kaybeder.
Peygamber Efendimiz (sav), konuşmanın da susmanın da bir ölçüsü olduğunu öğretmiştir. Gereksiz sözlerden uzak durmuş, hikmetli ve yerinde konuşmuştur. Onun hayatına bakıldığında susmanın bir kaçış değil, bilinçli bir tercih olduğu açıkça görülür. Bu da bize dilimizi kullanırken ölçülü olmamız gerektiğini gösterir.
Selef âlimleri de bu konuda çok hassastı. Ata bin Ebi Ribah şöyle der: “Sizden öncekiler, faydasız konuşmayı hoş görmezlerdi. Allah’ın kitabı, Rasulullah’ın sünneti, emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker dışında kalan konuşmaları fuzuli sayarlardı.”
İbn Mesud ise şöyle uyarır: “Sizi gereksiz konuşmaktan sakındırırım. Kişiye, ihtiyacını ifade edecek kadar konuşması yeter.”
Allah’ın razı olduğu toplumların ortak özelliklerinden biri de sükûtlarıydı. Gerektiği kadar konuşur, fazlasına dalmazlardı. Onlar konuşmaktan kaçarken, bugün bizler konuşmak için bahaneler arar hâle geldik. Ali (ra)’ın dilini tutarak “Senden çok çektim!” diye onu uyarması ne kadar anlamlıdır. Bizler ise çoğu zaman “Keşke şunu da söyleseydim” diyerek daha fazla konuşmanın peşine düşüyoruz.
Hasan-ı Basrî (rh) şöyle der: “Senin için bir sahife açılmıştır. Onu iki melek doldurmaktadır. İstersen çok doldur, istersen az.” İşte insanın konuşmaları da bu sahifeyi doldurur. Kişi ister boş sözlerle amel defterini doldurur, ister sükût edip onu hayırla süsler.
İbrahim et-Teymî de şöyle der: “Mümin konuşmak istediğinde düşünür; lehine ise konuşur, aleyhine ise susar. Facirin dili ise peş peşe gider.”
Âlimler bu yüzden insanları ikiye ayırmıştır: Yeteri kadar konuşan mümin, çok konuşan ise kendini tehlikeye atan kimse…
Peki ya biz bu sözün neresindeyiz?
Bir gün bir adam Peygamber Efendimizin (sav) yanında çok konuştu. Bunun üzerine Efendimiz ona “Senin dilinin önünde kaç perde var?” diye sordu. Adam “Dudaklarım ve dişlerim” dedi. Efendimiz (sav) ise bu perdelerin insanı gereksiz konuşmaktan alıkoyması gerektiğine işaret etti. Bu da bize gösteriyor ki asıl olan çok konuşmak değil, gerektiğinde susabilmektir.
Bir gün iki kişi tartışıyordu. Biri sürekli konuşuyor, diğeri ise susuyordu.
Tartışmayı izleyen bir âlim şöyle dedi:
“Konuşan kendini tüketti, susan ise kendini korudu.”
Gerçekten de tartışma bittiğinde çok konuşan pişman oldu; susan ise huzurunu kaybetmedi.
Susmak çoğu zaman güçsüzlük olarak görülür. Oysa tam tersine, susabilmek büyük bir irade ister. Tartışma anında susabilmek, öfkeyi kontrol edebilmek gerçek bir güç göstergesidir. Her söze cevap vermemek, insanın kendine hâkim olduğunun işaretidir. Bu da kişiyi daha saygın ve olgun bir hale getirir.
Peki her zaman susmak mı gerekir?
Elbette hayır! Konu Allah’ın dini olduğunda susmak değil, konuşmak gerekir. Hakkın çiğnendiği yerde susmak, bazen yanlışın büyümesine sebep olur. Bu yüzden önemli olan dengeyi kurmaktır. Gereksiz sözlerden kaçınırken doğruyu savunmak gerektiğinde cesur olmak gerekir. Hikmet, işte bu dengeyi kurabilmektir.
Unutulmamalıdır ki bazen en büyük başarı, bir kelimeyi söylememektir. İnsan sustuğunda kaybetmez; aksine çoğu zaman kazanır. Çünkü bazen kurtuluş, bir cümleyi yutabilmekte gizlidir.
Evet… Susan kurtulmuştur.