Şüphesiz ki Allah’ın (cc) dini yeryüzüne egemen olması için şahıslara, toplumlara ve başka unsurlara ihtiyacı yoktur. Bilakis şahıslar ve kitleler Allah’a ve Allah’ın dinine muhtaçtır. Allah, yüce olan dinini, istediği zaman kendi eliyle yeryüzüne hâkim kılar, bazen de sadık ile yalancıyı birbirinden ayırt etmek ve denemek için kullarını vesile kılarak hâkim kılmak ister.
  
Ebedi cenneti kazanmak ve cehennemden azat olunan kullardan olmak büyük mutluluk, üstünlük ve şeref kaynağıdır. Bu vasfa sahip olmak ise büyük bedel isteyen ve herkese nasip olmayan bir durumdur. Kur’an’ın bizlere bildirdiği üzere cehennem birçok kişiler için hazırlanmış olup, cennet ise az kimselerin elde edeceği yerdir.

“Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.”[1]

Cenneti elde etmek ve cehennemden kurtulmak kişinin kendi elindedir. Yaptığı ve yapacağı ameller doğrultusunda iki yerden birini tercih eder. Allah’ın bahşettiği ömrü, O’nun istediği ve razı olduğu şekliyle tüketmek gerekir.  Büyük ödüle nail olmak isteyenler kendilerini İslam dinine adanması ya da ailesini adaması gerekmektedir. Tıpkı Meryem’in (as) annesi gibi… Adamak ya da adanmak çok büyük gayretler isteyen, imanın ve ahlakın beraberce bütünleştiği bununla birlikte Allah’ın yardımına mazhar olunacak yüce bir davranıştır.

Bu ay tefekkür köşemizde Meryem’in (as) annesinin kızını İslam davasına adamasını konu edinen Al-i İmran suresinin 35-37. Ayetlerini tefekkür etmeye çalışacağız inşallah.

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

İmran'ın karısı şöyle demişti: "Rabbim! Karnımdakini azatlı bir kul olarak sırf sana adadım. Adağımı kabul buyur. Şüphesiz (niyazımı) hakkıyla işiten ve (niyetimi) bilen sensin. Onu doğurunca, Allah, ne doğurduğunu bilip dururken: Rabbim! Ben onu kız doğurdum. Oysa erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Kovulmuş şeytana karşı onu ve soyunu senin korumanı diliyorum, dedi.Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriyya’yı da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriyya, onun yanına, mâbede her girişinde orada bir rızık bulur ve "Ey Meryem, bu sana nereden geliyor?" der; o da: Bu, Allah tarafındandır. Allah, dilediğine sayısız rızık verir, derdi.”[2]

YAVRUSUNU İSLAM’A ADAYAN ŞAHSİYET

Al-i İmran suresinde yavrusunu adayan değerli şahsiyetin tefsircilerin rivayetine göre Hanne binti Fakuz’dur. İmran’ın karısıdır. Muhammed İbn İshâk (rh) der ki: O kısır bir kadın idi. Bir gün gagasıyla yavrusunu besleyen bir kuş gördü ve çocuğu olmasını arzu­layarak Allah'tan, kendisine bir çocuk vermesini istedi. Allah duasını kabul buyurdu, kocasıyla birleşti ve hâmile kaldı. Hâmile kaldığını an­layınca onu sırf ibadet ve mukaddes evin hizmetine adadı. Ve şöyle dedi:

"Rabbim! Karnımdakini azatlı bir kul olarak sırf sana adadım. Adağımı kabul buyur. Şüphesiz (niyazımı) hakkıyla işiten ve (niyetimi) bilen sensin.”

Yılardır çocuk hasretiyle yanıp tutuşan, özlemini duyan bir kadının karnında ki dünyaya daha gelmeyen, kucağına almadan çocuğunu, ciğer paresini İslam’a adayan bir annenin içten duasına rabbimiz yüce kitabında yer vermiştir. Duada ki samimiyetini gözler önüne sererek, çok büyük örneklik göstererek kıyamete kadar yaşayacak mü’min erkeklere, özellikle de kadınlara numune olmuştur. En çok sevilen varlık olan çocuğu, İslam’a hizmet için adama işini ancak Allah’a hakkıyla inanan, imanın hakke’l-yakin ile bütünleştiği bir şahsiyet gerçekleştirebilir. İmanı hakke’l-yakine ulaşmayanlar ne kendilerini nede sevdiklerini adama cesaretinde bulunamazlar.  Çünkü adamak; hiçbir dünyalık menfaat beklemeksizin elinde olanı sahibine teslim etmektir. Bu bazen mal olur, bazen çocuk olur, bazen eş olur, bazen de İslam’a katkı sunacak olan en sevdiğin ve değer verdiğin şeyler olabilir. Allah’a adanan hiçbir şey zayi olmaz.

Mümin olsun, kâfir olsun aslında her insan hayatın akışının içerisinde bir şeyleri adaması veya başkalarını adaması vardır. Hayatlarını İslam’a göre yaşamayanlar, rehber olarak vahye uymayanlar şeytana, dünyaya, diplomaya, kadına, mala, süse kendilerini adıyorlar veya en sevdiklerini bunlara adamaları için çaba gösteriyorlar.

Adama işi, ayetten de anlaşılacağı üzere ana rahminde başlamaktadır. İmran’ın karsı, daha çocuğunun dünyaya gelmesini, büyüyüp belli bir yaşa gelmesini beklemeden rabbine arz ediyor, yalvarıyor, dua ediyor. Mümine kadınlarda daha evlenmeden, kendilerine dünyada ve ahirette mutlu olabilecek salih eş ile evlenmeleri için dua etmeleri gerekiyor; içten ve samimiyetle… Sonra da evin neşesi, göz aydınlığı ve arkalarından sadaka-i cariye olacak yavrular için duaların reddedilmeyeceği zamanlardan ellerini semaya kaldırıp, yakarmaları gerekiyor.

ERKEK, KIZ GİBİ DEĞİLDİR!

Meryem ‘in (as) annesi karnında ki çocuğunu adadıktan sonra adanan çocuk dünyaya gelip kız olduğunu görünce şaşkınlığını gizleyemeyip şu şekilde buyurmuştur:

“Onu doğurunca, Allah, ne doğurduğunu bilip dururken: Rabbim! Ben onu kız doğurdum. Oysa erkek, kız gibi değildir.”

Allah’ın dinine hizmet etmek genel anlamda kadınların zayıf, güçsüz ve özel durumlarından dolayı erkekler gibi çalışması söz konusu değildir. İmran’ın karısı da buna benzer sebeplerden dolayı o dönemde Kudüs’te bulunan mabedin temizliği, erkek çocuklarından başka adama olmamasından ve toplumun içerisinde kadının erkeklere fitne olması hasebiyle “erkek, kız gibi değildir” sözü ile adeta hüznünü dile getiriyordu.

İslami harekette ve çalışmada kadınların yapacağı işler, erkeklere nazaran bir değildir.  Bununla birlikte şer’i sınırlar içerisinde İslam davasına hizmet etme konusunda gayretlerini göstermeleri ve kendilerini geliştirmeleri gerekmektedir. Özellikle de küfrün, şirkin ve her türlü hayâsızlığın hâkim olduğu ahir zamanda buna daha çok ihtiyaç vardır. Erkeklerin rızkı elde etme ve başka sebeplerden dolayı evde fazla bulunamadığından dolayı başta iffetine sahip çıkarak sonra da çocuklarına İslamî şuur, terbiye, ahlak, eğitim vererek en önemli katkıyı bununla verebilirler. Çünkü bir çalışmanın başarısı dinamik, çalışkan ve şuurlu gençlerle daha farklı yerlere gelebilir. Bu sorumlulukları yerine getirirken, fayda vereceğini düşündüğü alanda çalışmalar yapabilirler.  

ÂLEMLERİN EN ÜSTÜN KADINI

İmran’ın karısı dünyaya gelen, kız çocuğuna Meryem adını vererek biricik kızı ve soyu için Allah’a niyazda bulunuyor ve şöyle diyordu:

“Ona Meryem adını verdim. “

Meryem ismi İbranice’de “İbadet eden, iffetli kadın” anlamına gelmektedir. Kur’an’ı Kerim’de 36 yerde geçmekte olup, müstakil bir sure ismi olarak da yer almaktadır. Anne karnında yavrusunu İslam’a hizmetçi olarak adaması, doğduktan sonra da “ibadet eden, iffetli kadın” manasında olan Meryem ismini koymasında adağında ki samimiyetinin devamına işaret vardır. Kendisinin “Ona Meryem adını verdim” demesi ise tefsircilerin haber verdiklerine göre İmran, çocuğu doğmadan vefat ettiğini göstermektedir. Çünkü o dönemde çocuğa isim vermek adetlere annenin değil, babanın görevidir.

İmran’ın karısı doğan çocuğun bir kız olması hasebiyle ve kız çocukların erkek çocuklarına nazaran kendilerini korumaları az olduğundan dolayı adadığı çocuğunu ve gelecek soyunu kovulmuş şeytana karşı Allah’tan koruması için ayrıca dua ederek şöyle diyordu:

“Kovulmuş şeytana karşı onu ve soyunu senin korumanı diliyorum, dedi.”

Allah (cc) duasına karşılık kızı Meryem’i korudu, onu ilerleyen dönemlerde başına gelebilecek belalardan, fitnelerden muhafaza etti, eğitti, seçti ve âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.

"Meryem, Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rükû edenlerle birlikte rükû et."[3]

 Hani melekler: "Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve âlemlerin kadınlarına üstün kıldı," demişti.[4]

Müslim'in Sahih'inde Ebu Hureyre’den (ra) şöyle dediği rivayet edilmek­tedir: Rasulullah (sav) buyurdu ki: "Şeytan tarafından dürtülmemiş hiçbir ço­cuk yoktur. İşte çocuk şeytanın dürtüsünden dolayı ağlayarak doğar. Bun­dan tek istisna Meryem'in oğlu ve onun annesidir." Daha sonra Ebu Hurey­re (ra) dedi ki: Dilerseniz yüce Allah'ın: "Ben onu da soyunu da kovulmuş şeytandan sana sığındırırım" buyruğunu okuyunuz.

Başka bir hadiste şöyle buyrulmaktadır:

"Bütün insanlar analarından doğdukları zaman, Şeytan onların iki böğrü­ne dürter. Meryem oğlu İsa hariç, Şeytan ona da dürtmeye teşebbüs etmiş fakat onu koruyan perdeye çarpmıştır.”[5]

Ayette zikredilen “âlemlerin kadınlarına üstün kıldı” sözü Rasulullah’ tan (sav) rivayet edilen bir hadiste İsrailoğullarının en hayırlısı ile izah edilmiştir. Yoksa kıyamete kadar gelmiş geçmiş kadınlardan en hayırlısı değildir. Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır: “Onların (İsrailoğullarının) kadınlarının en hayırlısı İmran kızı Meryem. (Kureyş'in) kadınlarının en hayırlısı da Hüveylid kızı Hatice'dir.”[6]

GÜZEL BİR BİTKİ

İmran’ın karısının Allah’a yaptığı duası kabul edildi ve kızı Meryem’i dünyada ve ahirette mutlu saadete ulaşması için Allah, (cc) bitki gibi yetiştirdi ve bakımına da Zekeriyya’yı (as) görevlendirdi. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: 

“Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriyya’yı da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriyya, onun yanına, mâbede her girişinde orada bir rızık bulur ve "Ey Meryem, bu sana nereden geliyor?" der; o da: Bu, Allah tarafındandır. Allah, dilediğine sayısız rızık verir, derdi.”

Meryem annemiz Allah’ın himayesinde, peygamberin gözetiminde annesinin adağı olarak Allah’a ibadet etmeye, Allah’ın dinine hizmet etmeye devam etti. Adayanın ve adananın samimiyeti, davalarındaki gayreti ve teslimiyeti o kadar yüceydi ki Allah (cc) tarafından sebepsizce rızıklandırılıyordu.  Ve daha sonra belli bir yaşa geldi ki Allah’ın kelimesi olacak insanın normal doğumuna aykırı ve son Resul Muhammed’i (as) müjdeleyecek bir oğulla, peygamberle müjdelenecekti, adanan Meryem (as). Öyle de oldu.

“Melekler demişlerdi ki: Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir Kelime'yi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu İsa'dır. Mesîh'tir; dünyada da ahirette de itibarlı ve Allah'ın kendisine yakın kıldıklarındandır.”[7]

Her kim Allah’ın dinine kendisini ya da sevdiklerini adarsa İmran’ın karısı ve kızı Meryem (as) gibi Allah tarafından dünya da sayısız ve sebepsizce büyük nimetlere nail olur. Ahirette ise Allah’ın rızasını ve ebedi cenneti kazanır.

Adamak ya da adanmak ümidiyle… 

 
 


[1] (7/A’raf 179)

[2] (3/Al-i İmran 35-37)

[3] (3/Al-i İmran 42)

[4] (3/Al-i İmran 43)

[5] (Buhari)

[6] (Buhari, Müslim)

[7] (3/Al-i İmran 45)