İnşirah Suresi, Kur’an-ı Kerim’in Mekke döneminde nazil olan surelerinden biridir. Allah Rasulüne (sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke’de indirilmiştir. Bu sure, farklı isimlerle de anılır. Bunların en bilinenleri “Elem Neşrah” ve “El-İnşirah”tır.
Nüzul sırasına göre Kur’an’daki on ikinci suredir; Duha Suresi’nden sonra, Asr Suresi’nden önce indirilmiştir. Toplamda sekiz ayetten oluşur.
İnşirah Suresi’nin inişiyle ilgili iki önemli rivayet aktarılmıştır:
1. Birinci rivayete göre Kureyş müşrikleri Müslümanlarla alay edip onların fakirliğiyle dalga geçtiklerinde, bu sure nazil olmuş ve müminlerin kalbini teselli etmiştir.
2. İbn-i Kesir’in nakline göre ise Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün Allah’a yönelerek, “Rabbim! Önceki peygamberlere pek çok mucize verdin” diye niyaz etti. Bunun üzerine bu sure indirildi ve Allah Rasulüne, kendisine verilmiş olan büyük nimetleri hatırlattı.
İnşirah Suresi, Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) yöneltilmiş ilahî bir teselli, bir umut mesajıdır. Sure, Allah’ın onu nasıl yücelttiğini, gönlünü genişlettiğini, yükünü hafiflettiğini ve şanını yücelttiğini hatırlatmaktadır. Ayrıca müminlere de şu müjdeyi vermektedir:
“Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”
Bu sure, hayatın zorlukları karşısında kalbi daralanlara bir manevî nefes sunar. Allah’ın lütfunun her darlığın içinde var olduğunu bildirir ve kulun, Rabbine yönelerek huzuru bulmasını öğütler.
İnşirah Suresinde Mutluluğun On Temel İlkesi
1. İlke: Mutluluk Yalnızca Allah’ın Elindedir
Yüce Allah buyuruyor:
“Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?”[1]
Bu ayet, mutluluğun yalnızca Allah Teâlâ’nın kudretiyle mümkün olduğunu gösterir. Çünkü “göğsü açmak” (şerh-i sadr) Allah’a mahsustur; hiç kimse bu nimeti kendi gücüyle elde edemez. Mutluluk, Allah’ın yarattığı bir varlıktır. O, hem maddi varlıkları hem de soyut anlamları yaratandır; nitekim Kur’an’da şöyle buyrulur:
“O, ölümü de hayatı da yaratandır.”[2]
Bu soyut anlamlardan biri de saâdet yani mutluluktur. Allah dilediğinin kalbine bu nimeti yerleştirir; böylece o kimse huzur bulur, sevinir. Dilediğinden de onu alır; o zaman kişi hüzne ve kedere düşer. Rabbimiz buyurur:
“Şüphesiz güldüren de ağlatan da O’dur.”[3]
Dolayısıyla gerçek mutluluk, dış şartlarda değil, Allah’ın kalbe ihsan ettiği bir nimettir.
2. İlke: Gerçek Mutluluk Akılda Değil, Kalptedir
Yine Yüce Allah’ın şu buyruğuna dikkat edelim:
“Senin göğsünü genişletmedik mi?”[4]
Burada geçen “sadr” (göğüs) kelimesi, kalbe bir kinaye olarak kullanılmıştır. Nitekim başka bir ayette şöyle buyrulur:
“Fakat kör olan gözler değil, göğüslerdeki kalplerdir.”[5]
Bu da gösteriyor ki, saadetin kaynağı akıl değil, kalptir. Çünkü kalbin sahibi yalnız Allah’tır; O, dilediği gibi kalpleri çevirir ve yönlendirir. Kalbin ıslahı da ancak itaatle mümkündür.
Bu nedenle, kalp temizliği olmadan mutluluk mümkün değildir. Günah kalbi karartır, ibadet ise onu parlatır.
3. İlke: Günahların Bağışlanması
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Ve senin yükünü üzerinden kaldırmadık mı?” [6]
Bu ayet, mutluluğa giden yolda günahların affının ne kadar önemli olduğunu bildirmektedir. İnsan ne kadar az günahla yaşarsa, huzura o kadar yakın olur. Kur’an, günahları sırtı büken ağır bir yüke benzetmiştir:
“O yük ki, senin sırtını çatırdattı.”[7]
Bu yükten kurtuluşun yolu tevbe, istiğfar, iyiliklerle günahları silmek ve hayır mevsimlerini değerlendirmektir. Kalbin hafiflemesiyle insanın ruhu da huzura kavuşur.
4. İlke: Güzel İsmin ve İtibarın Yüceltilmesi
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Senin şanını yüceltmedik mi?”[8]
Bu ayet, güzel bir isim bırakmanın ve insanların dilinde hayırla anılmanın Allah’ın bir lütfu olduğunu öğretir. Kişide bulunan güzel bir vasıf, insanların dualarını celbeder; dillerde övgüye, kalplerde sevgiye dönüşür.
Ancak ayetteki “yücelttik” (رَفَعْنَا) ifadesi, bu değerin bir lütuf olarak verildiğini, insanın kendi çabasıyla elde edemeyeceğini gösterir. Bu sebeple yapmacıklık ve gösteriş fayda vermez; güzel anılmanın yolu yalnızca ihlâs, yani bütün amelleri sadece Allah rızası için yapmaktır.
5. İlke: Allah, Zorluğu Asla Kolaylıksız Yaratmaz
Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“Şüphesiz her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”[9]
Bu ilke, hayatın en teselli verici hakikatlerinden biridir. Allah hiçbir zorluğu kolaylıktan bağımsız yaratmamıştır; hiçbir problemi çözümsüz bırakmaz, hiçbir darlığı ferahsız kılmaz.
Bir insan bu hakikati kalbinde yerleştirdiğinde, kaygılarının büyük kısmı kaybolur. Çünkü bilir ki, her sıkıntının içinde bir çözüm tohumu vardır. Ona düşen, sadece o çözümü bulmak için gayret göstermektir.
6. İlke: Kolaylık, Zorlukla Birlikte İner
Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“Şüphesiz her zorlukla birlikte bir kolaylık vardır.”
Dikkat edilirse Allah “zorluktan sonra kolaylık vardır” dememiş, “zorlukla birlikte” demiştir. Bu, ilahî bir sırdır:
Zorluk anında bile Allah’ın lütfu, kolaylığı ve ferahlığı inmeye başlar.
Bazen bir musibet, geçmiş günahların silinmesine vesile olur. Böylece görünürde acı olan bir olay, aslında rahmete dönüşür. Allah’ın kolaylığı ve yardımı peş peşe gelir; sonunda sıkıntı dağılır, hüzün biter, darlık genişliğe dönüşür.
7. İlke: Her Zorluğun Yanında İki Kolaylık Vardır
Ayetin dikkat çekici yönü, “kolaylık” kelimesinin (يُسْرًا) nekre (belirsiz) olarak tekrarlanmasıdır. Bu, iki ayrı kolaylığa işaret eder. Bu yüzden birçok âlim şöyle demiştir:
“Allah’a yemin ederim ki, bir zorluk iki kolaylığa asla galip gelemez.”
Bu ilke, müminin kalbine umut, ruhuna dayanma gücü verir. Çünkü her sıkıntı, aslında iki müjdeyle çevrilidir.
8. İlke: Boş Zamanı Değerlendirmek, Mutluluğun Kaynağıdır
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“O hâlde, boş kaldığında (bir işten) hemen (başka birine) yönel.”[10]
Bu ayet, müminin hayatında “boşluk” olmaması gerektiğini anlatır. İnsan boş kaldığında kalbi zayıflar, şeytan o boşluğu doldurur. Bu nedenle her anını faydalı bir işle değerlendirmek, ruhun huzur bulmasına vesiledir.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“İki nimet vardır ki, insanların çoğu bunların kıymetini bilmez: Sağlık ve boş vakit.”[11]
Gerçek saadet, zamanı en güzel şekilde değerlendirebilenlerin payıdır.
9. İlke: İbadet, Mutluluğun En Büyük Kapısıdır
Allah Teâlâ devamında şöyle buyurur:
“Ve Rabbin için gayret et.”[12]
Bu ayet, ibadetin insan hayatında bir merkez olması gerektiğini öğretir. Çünkü ibadet, ruhu arındırır, kalbi dinginleştirir, kişiyi Rabbine yaklaştırır.
Kim Allah’a daha çok yönelirse huzuru da o kadar derin olur. Bu nedenle İbn-i Teymiyye’nin (rahimehullah) şu sözü çok anlamlıdır:
“Kim ebedî mutluluk istiyorsa kulluğun eşiğinden ayrılmasın.”
İbadet, insanın dünyada huzur bulduğu, ahirette kurtuluşa erdiği en güvenli limandır.
10. İlke: Tüm Arzularını Yalnız Allah’a Yöneltmek (İhlâs)
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Ve yalnız Rabbine yönel.”[13]
Bu son ayet, sanki bütün ilkelerin özeti gibidir. İnsan bütün umutlarını, arzularını ve sevgisini yalnız Allah’a yöneltmelidir. Gerçek ihlâs, sadece O’nun rızası için yaşamaktır.
[1] 94/İnşirah 1.
[2] 67/Mülk 2.
[3] 53/Necm 43.
[4] 94/İnşirah 1.
[5] 22/Hac 46.
[6] 94/İnşirah 2.
[7] 94/İnşirah 3.
[8] 94/İnşirah 4.
[9] 94/İnşirah 5.
[10] 94/İnşirah 7.
[11] Buhari.
[12] 94/İnşirah 7.
[13] 94/İnşirah, 8.