A‘la Suresi, Mekke döneminde nazil olmuş kısa fakat yoğun içerikli surelerden biridir. Mushaf sıralamasına göre 87., nüzul sırasına göre ise 8. sure olan bu sure, Allah’ın kudreti, vahyin işlevi, dünya-ahiret dengesine dair uyarılar ve ahlâkî arınmanın kurtuluşa vesile olacağı yönünde çok yönlü mesajlar içermektedir. Rasulullah’ın (sav) bu sureyi Cuma ve bayram namazlarında düzenli şekilde okuması,[1] onun bireysel ve toplumsal eğitime dair değerini göstermektedir. Surenin ihtiva ettiği hususları genel hatlarla ele almaya çalışacağım.
1. “Rabbinin Yüce İsmini Tesbih Et” Emriyle Başlayan Sure, İlahî Yüceliği Tanıma ve İbadet Bilincini Oluşturma Çağrısıdır.
A‘la Suresi, Allah Teala’nın “el-A‘la” yani “en yüce” ismiyle başlamaktadır. Bu isim, Allah’ın zat, sıfat ve fiillerdeki mutlak üstünlüğünü ve eksiklikten münezzeh oluşunu ifade etmektedir. “Tesbih” emri ise bu yüceliği kabul eden bir kulun dil, kalp ve fiilleriyle Allah’ı yüceltme görevine yöneltilmesini ifade eder. Bu emir aynı zamanda, namazın rükû ve secdesinde söylenen “سُبْحَانَ رَبِّيَ الْعَظِيمِ” ve “سُبْحَانَ رَبِّيَ الْأَعْلَى” zikirlerinin de dayanağıdır. Tesbih, sadece sözlü bir tekrar değil, aynı zamanda insanın düşünce, davranış ve ibadet bütünlüğü içerisinde Allah’a teslimiyetini pekiştirmesidir.
2. “Yaratan, Ölçü Koyan, Hidayet Eden ve Bitkiyi Yetiştiren” Rabbin Rububiyetine Dair Deliller Sunulmaktadır.
Surede Allah Teâlâ’nın dört temel fiili zikredilmiştir:
Yaratmak (خلق)
Ölçü koymak (قدّر)
Hidayet etmek (فهدى)
Yeryüzünde bitkileri çıkartmak (أخرج المرعى)
Bu fiiller, O’nun Rab oluşunu ortaya koymaktadır. Yaratma fiiliyle varlık sahnesine çıkan insan ve diğer canlılar, ölçüye ve düzene tâbi bir hayat sürmekte; doğruyu bulmaları için hidayetle desteklenmekte ve rızık kaynaklarına ulaşmaları için tabiattaki işleyiş onların hizmetine sunulmaktadır. Bu dört fiil, insanı tevhide götüren delillerdir.
3. Bitkilerin Kuruyup Çerçöp Olması, Dünya Hayatının Geçici ve Fanî Niteliğini Vurgulayan Tevhidî Bir Tezahürdür.
“(Sonra o yeşillikleri) kurumuş siyah otlara çevirdi.”
Bu ayet, doğada gözlenen bir dönüşüm sürecine işaret etmektedir. Yeşeren otların zamanla kuruyup solması, geçici ve aldatıcı olduğunu gösterir. Kur’an, bu doğal olguyu benzetme şekilde kullanarak dünya hayatının geçiciliğine dikkat çekmektedir. Bu bağlamda sure, dünyaya aldanma yerine, kalıcı olan ahiret yurduna yönelmeyi tavsiye etmektedir.
Rabbimiz Teâlâ başka ayetlerde dünya hayatının geçici olduğunu şu misallerle anlatmaktadır:
“Dünya hayatının (geçiciliğinin ve az bir faydalanmadan ibaret oluşunun) misali, gökten indirdiğimiz bir suyun (misali) gibidir. İnsanların ve hayvanların yediği bitkiler ona karışır. (Çeşit çeşit bitkiler birbirine dolanarak yetişir.) Sonunda yeryüzü (bitkilerden) çeşit çeşit ziynetlerini takınır ve (göz alacak şekilde) süslenir. Ehli (sahipleri) de o bitkilerden diledikleri gibi istifade etme imkânına sahip olduklarını düşünürler. İşte tam o sırada, emrimiz gece ya da gündüz geliverir de sanki dün hiç olmamış gibi onu kökünden sökülüp atılmış bir ekin hâline getiririz. Düşünenler için ayetlerimizi böyle detaylı açıklarız işte.”[2]
“Onlara dünya hayatının örneğini ver: (O,) gökten indirdiğimiz bir su gibidir. (Toprakla buluşunca) yerin bitkisiyle karışmıştır. (Sonra da bir zamanlar göz alan güzellikteki yeşil bitkiler) rüzgârın savurduğu kurumuş ota döndü. Şüphesiz ki Allah, her şeyin üzerinde muktedir/iktidar sahibidir.”[3]
4. Rasulullah’a (sav) Vahyin Korunacağına Dair Güvence Verilmekte, Aynı Zamanda İlâhî Takdirin Üstünlüğü Hatırlatılmaktadır.
“Sana okuyacağız ve sen de unutmayacaksın. Allah’ın dilediği müstesna. Çünkü O, açık olanı da gizli olanı da bilir.”
Bu ayetler, Rasulullah’a (sav) Kur’an vahyinin korunacağına ve hafızasında sabit kalacağına dair bir güvence sunmaktadır. Ancak “ancak Allah’ın dilediği dışında” kaydı, ilâhî takdirin sınırsız oluşunu ve nesih (bir hükmün kaldırılması) gibi uygulamaların ilâhî irade kapsamında mümkün olduğunu bildirmektedir. Böylece sure, vahyin hem sürekliliğini hem de kontrolünün Allah’a ait olduğunu ortaya koymaktadır.
5. Kur’an’dan Ancak Haşyet Sahiplerinin Faydalanabileceği, Bilgiye Dayalı Takvanın Ön Planda Olduğu Vurgulanmaktadır.
“Korkan kimse öğüt alır.”
Kur’an’ın öğüt işlevi herkes için potansiyel olarak geçerlidir; ancak pratikte bu öğütlerden yararlanacak olanlar haşyet (bilinçli korku) taşıyanlardır. Fâtır Suresi’nde belirtildiği üzere bu haşyet, özellikle âlimlerde bulunur: “Allah’tan ancak, âlim olanlar (hakkıyla) korkar.”
A‘la Suresi’nin “korkan kimse öğüt alır” ayeti, eğitimin temel bir koşulu olarak “haşyet”i öne çıkarır.
6. İlâhî Öğretiyi Reddedenlerin Sonu, Sonsuz Azap Olarak Nitelenmiş ve Bu Azabın Ciddiyeti Açıkça Ortaya Konulmuştur.
“Bedbaht kimseyse ondan kaçınır. O en büyük olan ateşe girecektir.”
Ayette الْاَشْقٰىۙ/eşkâ kelimesi, inkârda ileri gitmiş, hidayeti reddetmiş kimseleri tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu kişiler “en büyük azap” olan cehenneme maruz kalacaktır. “En büyük” (الكبرى) sıfatı, cehennem azabının dünya sıkıntılarıyla kıyaslanamayacak düzeyde olduğunu göstermektedir. Bu şekilde surede yer alan tehdit ifadesi, eğitici bir amaçla insanları yanlış davranışlardan caydırmak içindir.
7. Dünyayı Âhirete Tercih Etmek, Bilinçsizce Yapılmış Tehlikeli Bir Tercih Olarak Değerlendirilmekte ve Bu Tercihin Sonuçları Anlatılmaktadır.
“(Hayır, öyle değil!) Bilakis sizler, dünya hayatını tercih ediyorsunuz! (Oysa) ahiret, daha hayırlı ve daha kalıcıdır.”
İnsan tabiatında bulunan aceleciliğin sonucu olarak bireyler, çoğu zaman kısa vadeli ve geçici faydalara yönelirler. Bu ayet, bu yanlış tercihin dini ve ahlâkî açıdan neden yanlış olduğunu açıklamaktadır. Dünya hayatının fâniliği karşısında âhiretin “hayırlı” ve “daha kalıcı” oluşu, tercih sırasında öne çıkarılmalıdır. Kur’an’da bu konu çeşitli benzetmelerle defalarca anlatılmaktadır.
Rabbim Teala şöyle buyurmaktadır:
“Bilin ki; dünya hayatı bir oyun, eğlence, süs, aranızda övünme (aracı), malları ve evlatları çoğaltma (yarışından) ibarettir. (Bitirdiği) ekin çiftçilerin hoşuna giden yağmur gibi. (Göz alıcı tazelik ve canlılıktan sonra) kuruyuverir, onun sapsarı olduğunu görürsün. Sonra da etrafa saçılan kırıntılara dönüşür. Ahiretteyse çetin bir azap, Allah’tan bağışlanma ve razılık vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir faydalanmadan başka bir şey değildir.”[4]
“Onlardan bazılarına, kendilerini imtihan etmek için verdiğimiz dünya süsüne gözünü dikme! Rabbinin rızkı, daha hayırlı ve daha kalıcıdır.”[5]
8. Kurtuluşa Erenlerin Ortak Özelliği Tezkiye, Zikir ve Namaz Yoluyla Arınmalarıdır.
“Muhakkak ki arınan kurtuluşa ermiştir. Ve Rabbinin ismini zikredip namaz kılan.”
Bu ayet, bireysel kurtuluşun iki temel koşulunu sunar: Tezkîye (nefsin arındırılması) ve ibadet. Tezkiye, İslâm ahlâkında temel bir kavram olup nefsi kötülüklerden temizlemek ve olumlu özelliklerle donatmaktır. Namaz ise hem bireysel disiplin hem de ilâhî bağlılık açısından temel bir ibadettir. Bu ayetler, hedef olarak bireyde sorumluluk ve kulluk bilinci oluşturmayı amaçlar.
Sonuç
A‘lâ Suresi, tevhid, vahiy, ahlâk, âhiret ve eğitim konuları iç içe sunan kısa ama yoğun içerikli bir suredir. Surede Allah’ın yüceliği, tabiat delilleri, vahyin mahiyeti ve âhiret vurgusu, insanın davranış dünyasına yön verecek şekilde izah edilmiştir. Eğitsel açıdan surenin, insanın içsel dönüşümünü amaçladığı, haşyet, tezkîye ve ibadet gibi kavramlar etrafında bireyi bilinçlendirdiğini görmek mümkündür. Bu yönüyle A‘la Suresi, Kur’anî eğitimin temel yapı taşlarından biri olarak değerlendirilmelidir.
Allah (cc) bizleri bu sureden istifade eden kullarından eylesin.
[1] (Ebu Davud;Tirmizi)
[2] (10/Yunus, 24)
[3] (18/Kehf 45)
[4] (57/Hadid 20)
[5] (20/Taha 131)