“Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat'ta, İncil'de ve Kuran'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır.” (Tevbe, 111)
Bundan sonra canlarını satın aldığı kişileri, bundaki büyük kazanç ve büyük fazilete teşvik ederek canlarını teslim etmeye vefa göstermeye yöneltmiştir:
“Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allah'a ve Resûlüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur.” (Saf, 10-12)
Alışverişi ikrar edip canı ve malı teslim etmede oyalananlara muhkem kitapta ebedi okunacak bir hitap, bir azarlamayla şöyle hitap etmiştir:
“Ey iman edenler! Size ne oldu ki, Allah yolunda savaşın denildiği zaman, yerinizde ağırlaşıp kaldınız? Ahiret hayatını bırakıp dünya hayatına mı razı oldunuz? Ama ahirettekine göre bu dünya hayatının faydası pek azdır. Eğer savaşa çıkmazsanız, o sizi pek acı bir azapla azaplandıracak ve yerinize bir başka topluluğu getirip değiştirecektir. Siz O'na hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Allah her şeye güç yetirendir.” (Tevbe, 38-39)
Kardeşlerim biliniz ki hakikatte din, muameledir. Yakîn sahibinin yolu en faziletli yoldur. Eşya, pazarlamacı ve müşteri ile değer kazanır. Anlaşma gerçekleştikten sonra oyalanan, zalim ve müfteridir. Varlıklı olup da gevşeklik gösterenlerin oyalananlar gibi cezalandırılması helal olur. Tevfikten mahrum bırakılanın musibeti büyük olur. İnanılması gerekir ki ecel kesindir ve rızıklar taksim edilmiştir. Herkesin ölüm oku hedefe isabet etmiştir ve her nefis ölümü tadacaktır. Ezelde takdir edilenin elden gitmesinden korkulmaz. Hiç şüphesiz Cennet, kılıçların gölgesindedir. Allah yolunda iki ayağı tozlanan kişiye Allah ateşi haram kılar. Allah yolunda cihad için bir dinar infak edene yedi yüz (başka bir rivayette yedi yüz bin) dinar yazılır. Şehid Allah katında gerçekten diridir. Onların ruhları Arş’a asılı kandilleri olan yeşil kuşların karnında, Cennette istedikleri gibi gezerler. Şüphesiz şehidin tüm günah ve hataları bağışlanacağı gibi şehidler, yakın akrabalarından yetmiş kişiye şefaat edecektir.
Muhakkak ki şehid, Kıyamet gününde büyük korkudan emin olur, ölüm üzüntüsünü bulmaz, mahşerin korkunç ve korkulu anlarını yaşamaz. Muhakkak ki o, ölümü ancak bir cimdik acısı kadar hisseder.
Oruç tutmayan ve geceleri uyuyan bir mücahid, oruç tutan ve geceleri ibadet ile geçiren kimseden daha hayırlıdır. Allah yolunda nöbet tutanın gözlerine ateş değmez. Murabıtın salih amelinin ecri, kıyamete dek devam eder. Bir gün onun tek bir gününe denk gelmez. Onun rızkı şehidinki gibi devamlı olarak kendisine sunulur. Bir günün ribatı, dünya ve dünyanın içindekilerden daha hayırlıdır.
Şüphesiz ki şehid, kabir fitnesinden ve azabından emin olur ve Allah (Subhanehu ve Teala) kıyamette ona en güzel şekilde ikramda bulunur. Bunların haricinde şehidler için eşsiz fazilet ve bitmez tükenmez iyilikler vardır. Durum bu olunca akıllı olan kişiye düşen şudur: Onu kazanmak belirlenmiş ise de bu rütbeye erişmeye çalışması, ömrünü onun talebinde harcaması gerekir. Cihad için kollarını sıvaması, cihad için koşması, ordu ve seriyyeleri hazırlaması, infakta ve bağışta bulunması, karşılığını kat kat verecek ve tezkiye edecek olana malını borç vermesi, müşterisini oyalamadan satın alınan canını teslim etmesi gerekir.
Yaya veya binekli olarak Allah düşmanlarıyla cihad etmek için öne atılmalıyız. Büyük, engin ve çok sayıdaki asker ve orduyu, İblisin aşağılık ve ayak takımı dostlarına, dinlerinden İslam'a girinceye kadar yahut aşağılanmış olarak cizye verinceye kadar veya canlarını bedenlerinden ayırıncaya ve kafalarından taçlarını alıncaya kadar süreriz. İlhad ehlinin ordusu sayıca fazla da olsa hezimete uğrar. İnatçılar ordusu akıllarıyla öncü veya tedbirli olsalar da arkalarına döner ve darmadağın olurlar.
Dalalet ehli her ne kadar erkek ve büyük de olsalar, onların azimleri küçük ve dişidir. Görmüyor musun Allah (Subhanehu ve Teala) bir müslümanı onlardan ikisine galip kılmış, akıl ve tedbirde erkeğin bir payını dişinin iki payına denk kılmıştır:
“O halde sizden sabırlı yüz kişi bulunursa, onlardan ikiyüz kişiye galip gelir. Eğer sizden bin kişi olursa, Allah'ın izniyle onlardan iki bin kişiye galip gelir. Hiç şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 66)
Dolayısıyla tek başımıza ve toplu olarak onlara uçmamız, yaya ve atlarla onlara saldırmamız, onlarla canımızla ve kanımızla çarpışmamız gerekir. Yol bulmak için karanın çölüne ve denizin ortasına girmemiz, dağlar gibi gemilerle denizin büyük ve çok dalgaları arasında gündüzleri çıkıp her havat şartında kanatsız uçabilecek, at ve kuşları geçecek ayaklara sahip bir gemi ile onlara varmamız, İslam bayrağını dağlar gibi olan gemilerin tepesinde dalgalandırmamız, onunla upuzun mesafeleri tahtaları üzerinde ayaksız katetmemiz, karada denizdeki fırtınalarla yürümemiz, birbirleriyle çarpışan kişneyen atlarla dalgaları geçmemiz gerekir. Ta ki atlılar akını güvenli yere, en yüksek yerlere dalsın! Şehir ve kasabalar erlerin kılıç ve mızraklarıyla ezilip ufalsın! Her birimizin gürültüsü olan keskin kılıçla gecelemesi, baharı olan bir savaş için çarpışma ile sabahlaması gerekir. Ayrıca şiddetlenen savaşın bol yağmuru da var. Bu arada ölüme çağıranın sesine muti olarak “lebbeyk” demesi, yere yıkılıp ölse de sese tabi olması gerekir.
Tüm esir ve dertlilerin kurtuluşu için çaba göstermemiz, sevilen ve değerli olan herkesi avlamamız, şirkin koruyucuları ve yardımcılarını cellatların eliyle ortadan kaldırmamız, demirlerin uçlarını küfrün davetçilerinin üzerine koyup gizledikleri örtüleri yırtmamız, müşrik ve kâfirlerin kanıyla günahların pisliğinden ve necasetinden temizlenmemiz, sabır yorganını kahraman ve yiğitlerden oluşan ordunun saf tuttuğu, tozun dumana katıldığı, savaşın her yerinde mızrakçılar ile okçuların birbirine dolandıkları, atıcıların ok ve mızraklarıyla atıştıkları, savunma pozisyonundakilerin sıkıştıkları, yiğitlerin mızrak uçlarıyla birbirlerini dürttükleri, mızrak boğumlarının mızraklarla boğuştuklarında kavmin kılıç avuçlarıyla musafaha ettikleri, ölüm cezasının ruh sevgisini aniden alıp götürdüğü, nefislerin mücadele edenlerin eliyle alındığı, nesil sahiplerinin başları üzerinde ecel taşlarının dönüp dolaştığı, keskin ve beyaz kılıçların toz duman ve karanlıklar içinde parıldadığı, kanın hançerlerle boğazdan oluk oluk aktığı savaşta sabır yorganını kendimize sarmamız gerekir.
Orada! Evet, orada Cennetin kapıları açılır, tahtı yükselir, taşları konur, yaşıt sevgili huriler ortaya çıkarlar. Çaba ayakları üstünde dayanmaya çalışıp onu istediler, kılıçların darbeleriyle boyunlarından vuruldular ve ölümün acısını tattılar. Fani hayatı baki olan hayata karşılık sattılar. Ondan sonra hiç susamayacakları şehadet kaynağına varıp ondan içtiler. Ticaretleri kar etti ve en mutlu insanlardan oldular. İşte onlar satışlarında kar edenlerin ta kendileridir:
“Allah'ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.” (Al-i İmran, 170)
Allahım! Sana niyaz avuçlarını açıyoruz… Bizleri onlardan kıl! Kıyamet günü bizi, onlardan ayırma! Allahım! Bizlere şehadeti nasib et! Rica ettiğimiz ve umduğumuz şeyde hayal kırıklığına uğramaktan sana sığınırız. Sen rahmet edenlerin en merhametlisisin.
Mutlak zengin olan Allah’a, fakir ellerimi uzatıp beni muhlislerden kılmasını dilerim. O'nun bol affının kapısında aczimi ve taksiratımı itiraf ederek tüm hatalarımı örtmesini dilerim. Beni “Dünya hayatında bütün çabaları boşa gitmiş olan ve kendileri de iyi iş yaptıklarını sanan kimseler” (Kehf, 104) den kılmaması için O'na yalvarıyorum. O'na tevekkül eder ve O'nun ipine sarılırım.
Allah bana yeter. O ne güzel vekildir…