Abdullah b. Abbas’tan (ra) rivayet edildiğine göre, Rasulullah (sav) Allah Teâlâ’dan rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ, iyilik ve kötülükleri takdir edip yazdıktan sonra bunları beyan etti. Kim bir iyilik yapmak ister de yapamazsa, Allah, bunu yapılmış tam bir iyilik olarak yazar. Şayet bir kimse iyilik yapmak ister sonra da onu yaparsa, Allah, o iyiliği on mislinden başlayıp yedi yüz misliyle, hatta kat kat fazlasıyla yazar. Şayet insan bir kötülük yapmak ister de onu yapmaz ise Allah, bunu ona tam bir sevap olarak yazar. Eğer bu kötülüğü yapmak ister ve bu kötülüğü yaparsa, Allah, o fenalığı sadece bir günah olarak yazar.” [1]
Hadis -muttefekun aleyh- yani İmam Buhârî ve İmam Müslim’in sahihlerine aldıkları, sıhhat derecesi en üst seviyede olan bir hadistir. Sahih hadis kitaplarındaki rivayetlerin sıhhat derecesi aynı değildir. Muhaddisler bunları, Buhârî ve Müslim tarafından rivayet edilmesini esas alarak, en güvenilir olandan başlamak üzere yedi dereceye ayırmışlardır.
1. Buhârî ve Müslim’in ortaklaşa el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’lerine aldıkları hadisler (muttefekun aleyh).
2. Buhârî’nin rivayet ettiği hadisler.
3. Müslim’in rivayet ettiği hadisler.
4. Kitaplarında olmayıp Buhârî ve Müslim’in şartlarına uygun olan hadisler.
5. Yalnız Buhârî’nin şartlarına uygun olan hadisler.
6. Yalnız Müslim’in şartlarına uygun olan hadisler.
7. Buhârî ve Müslim dışındaki muhaddislerin sahih kabul ettiği hadisler.
Bu ayki yazımda, aslında hepimizin bilmiş olduğu, İmam Nevevî’nin “Kırk Hadis” (el-Erbaʿûne’n-Neveviyye.)[2] kitabına aldığı, Müslümanların Allah’a (cc) karşı hüsnü zanlarını arttıran, kalplerini umutla yeşerten, Allah’ın (cc), biz kullarına karşı merhametinin büyüklüğünü gösteren, bu kudsî hadisi sizlere hatırlatmak istedim.
Bu hadis, Rahman ve Rahim olan Rabbimizin, kulluğunu tam olarak yerine getiremeyen, amellerinde eksikliklerin, hataların bulunduğu ve hatta kötülüklerinin iyiliklerini geçtiği biz aciz kullarına, merhamet, lütuf ve ikramının göstergesidir.
“Kim bir iyilik yapmaya niyet ederse...” yani bunu ister ve kendince yapmayı tercih ederse, azmederse…
Hadisteki - فمَن هَمَّ – - femen hemme-den (kararlaştırmak- istemek- niyet almak) kasıt, yalnızca gelip geçen mücerred bir düşünceden ibaret değildir. O işi yapmaya özel bir gayretle birlikte verilen karardır yani azimdir. Azim, iyiliği yapmaya kesin karar ve gayret demektir. Bir işi yapmaya azmediyorsun ama yapamıyorsun ve Allah (cc) senin bu azmine karşılık, sana o amelin sevabını veriyor. Ne büyük bir rahmet… Burada İbni Hibban’ın şu açıklamasını da aktarmanın faydalı olacağını düşünüyorum; “Yüce Allah’ın, kul azmetmese bile, fazladan lütufta bulunmak için sırf içinden geçirmekle iyiliği yazma ihtimali de vardır.” Bunu da bir düşünün, iyilik yapmayı sadece kalbinizden geçiriyorsunuz -azmetmeksizin-, el-Latif olan Rabbimiz size sevap yazıyor. Allahuekber.
“İyiliği yapmasa, Allah ona kendi katında bir sevap yazar.” Çünkü hayrın sebebi de hayırdır. Hayrı istemek, kalbin amelidir. Niyet ettiği şeyi yapmazsa Allah Teâlâ ona tam bir sevap yazar. Eğer, niyet ettiği şeyi yaparsa Allah Teâlâ onun ecrini kat kat artırır; iyiliğini on misli ve daha çok fazlası ile yazar.
Peygamber (sav) buyurur ki; “Geceleyin kalkıp nafile namaz kılmak niyeti ile yatağına giren ve sabah namazı zamanına kadar uyuya kalan kimse için, niyet ettiği namazın sevabı yazılır ve onun uykusu, Rabbi tarafından kendisine verilen bağış olur.”[3]
Bu hadiste bahsedilen, kişi azmetmiş, kararlaştırmış ve gece kalkıp namaz kılmaya niyet etmiş ve bu azimden sonra kalkamadığı için o niyet ettiği namazın sevabını kazanmıştır. Eğer bu azimden sonra kalkmış olsaydı, o halde aldığı sevap katlanacak, 10 kattan 700 kata kadar ve hatta daha fazlasıyla katlanarak artacaktı. Çünkü İslam’da iyiliklerin karşılığı Allah’ın dilemesiyle katlanır.
“Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez.”[4]
“Mallarını Allah yolunda harcayanların misâli, yedi başak bitiren ve her başakta yüz dâne bulunan bir tek tohumun hâli gibidir. Allah, dilediğine kat kat fazlasını da verir. Çünkü Allah, lütfu pek geniş olan ve her şeyi hakkıyla bilendir.”[5]
“Şayet insan bir kötülük yapmak ister de onu yapmaz ise Allah, bunu ona tam bir sevap olarak yazar.”
Bir kimse kötülük yapmayı ister ve bunu yapmaya muktedirken vazgeçerse Allah Tealâ ona günah yazmaz ve bundan dolayı onu sorguya çekmez. Yani gönülden gelip geçen kötülüklerden dolayı sorguya çekilmez. Aslında sadece bu durum bile biz aciz kullar için çok büyük bir müjdedir. Aksi olsa nasıl kaldırabilirdik ki. Kalbimizden gelip geçen her şeyden sorguya çekilseydik halimiz nice olurdu değil mi?
Ebu Hureyre'den (ra) rivayet edildiğine göre, Nebi (sav): "Hiç kuşkusuz Allah, yapılmadığı ve dile dökülmediği sürece ümmetimin kalbinden geçirdiklerinden dolayı onları sorumlu tutmaz." buyurmuştur.[6]
Allahuekber! Bizlere hidayeti veren, Rasulü’nün ümmeti yapan ve bizlerden bu yükü kaldıran Rabbimiz! ne büyük bir merhametin var.
“Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”
Bizim endişemiz gibi, sahabe de zikretmiş olduğumuz Bakara suresinin 284. Ayeti nazil olduğunda endişe ettiler, korktular ve bu onlara ağır geldi. Bundan dolayı Peygamberimize sıkıntılarını dile getirdiler. Ve Allah Rasulu (sav) onlara uyarılarda bulundu. Daha sonra içerisinde “Rabbimiz, unuttuk yahut yanıldıysak bizi sorguya çekme.” “Rabbimiz, güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme.” İfadeleri yer alan Bakara suresinin son ayetleri nazil oldu ve İbn Abbas’ın (ra) bize bildirdiğine göre 284. Ayeti neshetmiş oldu.
Aslında kişi, kötülüğe niyet eder de bunu yapmazsa ya Allah korkusundan ya da O’ndan utandığından onu terk ediyor demektir. Eğer bu amelden vazgeçmesi Allah için ise Allah ona bir sevap verir. Kendi nezdinde ona tam bir iyilik ecri yazar. Başka bir yolla gelen hadis-i şerifteki ibare şöyledir: “Eğer kul kötülüğü yapmazsa ona tam bir iyilik sevabı yazınız. O bundan sadece benim için vazgeçmiştir.” Fakat kul kötülüğü Allah Tealâ’ya duyduğu korkudan değil de kullara karşı duyduğu korkudan yahut riyakârlıktan dolayı terk ederse, sevap yazılmadığı gibi günah kazanabilir.
Bir işe muktedir olup vazgeçmeyi açacak olursak, el-Hattâbî (rh) şu açıklaması bize yeterli gelecektir. “Bir kötülük yapmaya muktedirken kötülüğü isteyip yapmayana bir sevap yazılır, bu yalnızca o fiili terk eden kimsenin bunu işlemeye gücünün olması ve sonrada onu terk etmesi şartına bağlıdır. Çünkü insan bir şeyi ancak yapmaya kudreti varken yapmamışsa terk etmiş sayılır.” Sözgelimi kişi zina etmek üzere bir kadına gitse ve kapıyı kapalı bulup açamasa zinayı terk etmiş sayılmaz.[7]
Evet, bu ve benzeri hadislerle ve ayetlerle, Allah’ın (cc) bize olan rahmetinin genişliğini, bizlere ihsanda bulunduğunu, bizi böyle karşılıklarla nimetlendirdiğini ve bizlerin acizliğinden dolayı yüklerimizi hafiflettiğini anlıyoruz. Yazımızın başında da aktardığımız gibi bizler gaflette olan, yaptığı ameller eksik olan, hatta kötülükleri iyiliklerini geçmiş olan aciz kullarız. Böyle olmamıza rağmen bizlere merhamet eden, ikram eden bir Rabbimiz var. Allah’ım acizliğimizi itiraf ediyor, günahlarımızdan, hatalarımızdan tevbe ediyor ve sana hamd ediyoruz. Bize öyle fırsatlar veriyorsun, öyle bir ticaret sunuyorsun ki, kişinin bu ticaretten zararlı çıkması ancak kendini zorlamasıyla mümkün olur.
“Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.””
“Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): “Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.””[8]
Allahumme amin.
[1] (Muttefekun aleyhi)
[2] Nevevî’nin bu çalışması hemen her devirde büyük kabul görmüş, başta kendisi olmak üzere kırktan fazla âlim tarafından şerhedilmiştir.
[3] (İbni Mace)
[4] (6/Enam 160)
[5] (2/Bakara 261)
[6] (Buhârî)
[7] (Fethu’l-Bârî)
[8] (2/Bakara 285,286)