Abdullah b. Amr ve Cabir (ra) merfu olarak rivayet ediyor: ‘’Müslüman, Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir. Esas muhacir de Allah’ın yasakladığı şeyleri terk edendir.’’[1]
Âlemlerin rabbi olan Allah’a (cc) hamd, Rasulüne salat ve selam olsun.
Bu ayki yazımı seçmem ve karar vermemdeki etken, yazmayı azmettiğim şu günlerin muharrem ayı içerisinde olmasıdır. Muharrem ayı Peygamberin (sav) “Allah’ın (cc) ayı” diye isimlendirdiği, büyük, mübarek, kıymetli bir aydır.
"Ramazan'dan sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı Muharrem orucudur. Farz namazlardan sonra en faziletli namaz ise, gece namazıdır."[2]
Muharrem ayı Allah’ın (cc) haram kıldığı haram aylardan bir tanesidir.
"Şüphesiz, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü hükmünde (ve Levh-i Mahfuz'da yazılı olduğu), ayların sayısı on iki ay olup bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru din budur. O halde bunlarda nefislerinize zulmetmeyin. Müşrikler nasıl sizinle topyekûn savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyekûn savaşın ve bilin ki Allah, (desteği ve yardımı ile) takva sahipleriyle beraberdir." [3]
Allah’ın (cc) bu ayette bildirdiği haram ayların ne olduğunu, gene önderimiz ve yol göstericimiz olan Peygamberimiz (sav) bizlere aktarıyor. Ve Buhari’nin (ra) rivayet ettiği bir hadiste buyuruyor ki ; “Üçü birbiri ardınca gelir. Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Cumâdâ ile Şa'ban arasındaki Receb Mudar'dır.”
Biraz önceki aktardığımız Tevbe süresinin 36. ayetinde Allah (cc) bir bölümünde “bunlarda nefislerinize zulmetmeyin” yani bu haram aylarda günah işlemeyin buyuruyor. Peki, bir Müslüman sadece bu aylarda mı günahtan uzak durmalı? Sadece bu ayda mı yanlış yapmaktan sakınmalı? Bu sorulara vereceğimiz cevap hayır olacaktır. Bir Müslüman yaşadığı her an günahlardan kaçınmalı, emirleri yerine getirmelidir. Sadece haram aylarda değil, her ay, her gün uzak durmaya gayret etmelidir. Demek ki bu ayetteki Allah’ın (cc) bu aylara özel olarak yaptığı uyarı haram ayların kıymetini göstermek ve dikkat çekmek içindir. Kur`an tercümanı ibn Abbas (ra) ayetin bu kısmını şöyle tefsir ediyor: "...Yani bu haram ayların hepsinde nefislerinize zulmetmeyin. Sonra Allah Teâlâ (bu ayette on iki aydan) dört ayı ayrı tutmuş, bu ayları haram kılmış, haramlıklarını yüceltmiş, bu aylarda işlenen günahı, salih ameli ve ecri daha büyük saymıştır."
Muharrem ayının değerine değer katan diğer bir özelliği de Müslümanların takvimi olan hicri takvimin ilk ayı, başlangıç noktasıdır. O yüzden muharrem ayı denilince akla ilk gelmesi gereken şey hicret olmadır. Benimde içerisinde bulunduğumuz Muharremin bu günlerinde aklıma gelen şeylerin ilki hicret olduğu için bunu yazıya dökmek istedim.
Bu noktada hicretinin önemini kavramak adına hicri takvimden bahsetmek uygun olacaktır. Hicri takvim Müslümanların Allah’ın (cc) ve Rasulü’nün (sav) bildirdikleriyle hicreti başlangıç noktası olarak kabul ederek oluşturdukları takvimdir.
Aslında hicri takvim Rasulullah’ın (sav) zamanında ya da ilk halifesi Ebu Bekir (ra) zamanında yoktu. Ama Ömer’in (ra) zamanın da İslam’ın genişlemesi, işlerin çoğalmasıyla kayda alınan işlerde arttı ve bunlara bir tarih eklemek gerekti. Bunun yanında kişilerin muamelelerinde de bir takvime ihtiyaç duyuldu. Bu ihtiyacı fark eden Ömer (ra) bir takvim için Müslümanlarla istişarelere koyuldu. Kimileri Pers veya Rumların takvimlerini önerseler de Ömer (ra) kabul etmedi. Müslümanların bir takvimi olsun istediler ve bu takvimin başlangıcının ne olacağını istişare ettiler. Bazıları peygamberin doğumu derken bazıları ölümü ya da vahyin başlaması yapalım dediler. Bazıları da Allah Rasulü’nün ve ashabının hicretini yapalım dediler. Ömer (ra) ve bütün Müslümanların ittifakıyla kabul edilip uygulandı ve 1444 yıldır da uygulanmaya devam ediliyor.
Bu mesele aslında bize hicretin önemini ve sahabenin katındaki değerini gösteriyor. Çünkü tarihteki diğer milletlere baktığımız zaman görürüz ki takvimlerini kendi tarihlerinin ya da dünya tarihinin önemli anlarını başlangıç yaparak oluşturmuşlardır. Örnek verecek olursak miladi takvimdeki önceyi ve sonrayı ayıran o milat, İsa’nın (as) doğumu diye başlangıç noktası olarak alınmıştır. Gelelim Mekke toplumuna, her ne kadar bir takvim olmasa da onlarda kendilerinin gördüğü, bildiği en büyük ve önemli olayı temel alarak tarih veriyorlardı. Hani diyorlardı ya “fil hadisesinden şu kadar zaman sonra veya önce” diye. İşte Müslümanların, sahabelerin gözünde de hicret çok önemli ve büyük bir hadiseydi ki hicreti başlangıç noktası olarak aldılar.
Bu bilgilerden sonra Rasulullah’ın (sav) hadisindeki muhacir yani hicret eden kimse tanımına geçmeden önce hicretin ne olduğuna, peygamberin ve onunla birlikte olanların hicretlerine kısaca da olsa bakmak gerekir.
Sözlükte “terk etmek, ayrılmak, ilgisini kesmek” anlamına gelen hecr (hicrân) mastarından isim olan hicret “kişinin herhangi bir şeyden bedenen, lisânen veya kalben ayrılıp uzaklaşması” demektir; ancak kelime daha çok “bir yerin terkedilerek başka bir yere göç edilmesi” anlamında kullanılır.[4]
Aslında hicret; İslam davasının bir dönüm noktası ve İslam devletinin kurulması için atılan ilk adımıdır. Hicret, Allah’ın (cc) rızası için, Rasulüne (sav) tabi olmak için Allah’ın dinini hakkıyla yaşayabilmek için terkedilmesi gerekenleri terk edip bir yola çıkmaktır. Hicret, çıkılan bu yoldaki fedakârlıklar, gösterilen itaat ve teslimiyettir.
Hicret, Allah (cc) emretti diye Peygamberi (sav) buyurdu diye evini, vatanını, toprağını terk etmektir. Hicret, Allah (cc) ve Rasulü’nün (sav) sevgisi ağır bastığı için gerektiğinde sevdiklerinden ayrılmaktır.
Hicret, içinde her an tavaf edebileceğin, yanı başında namaz kılabileceğin Kâbe’nin bulunduğu, Allah’a (cc) en sevgili ve en hayırlı belde olan Mekke’yi gerektiğinde Allah Rasulü’nün (sav) yaptığı gibi terk edebilmektir.
Abdullah b. Adî b. Hamrâ" (ez-Zührî) anlatıyor: Rasulullah’ın (sav) Hazvere denilen mevkide durup şöyle buyurduğunu gördüm: “(Ey Mekke!) Vallahi sen Allah’ın en hayırlı ve Allah’a en sevimli olan beldesisin. Senden (zorla) çıkarılmış olmasaydım, seni asla terk etmezdim.”[5]
Hicret bütün peygamberlerin ortak sünnetidir. İbrahim’i (as) hatırlayın, hani o kavmi tarafından ateşe atılmıştı da Allah’ın yardımıyla ateş onu yakmamıştı. Ama kavminden de kardeşinin oğlu Lut’tan başka kimse iman etmemişti. Bu durumda oda demişti ki:
“Lut, ona iman etti. Ve dedi ki: “Hiç kuşkusuz ben, Rabbime hicret edeceğim. Çünkü O, El-Azîz, El-Hakîm’in ta kendisidir.” [6]
Peygamberler rabbine hicret ettiler, İbrahim’de (as) etti. Onlar kurtulmak için, rahata kavuşmak için hicret etmediler, dünyalık bir ticaret, kazanç için hicret etmediler, onlar vücutlarıyla, etleriyle, kemikleriyle hicret etmeden önce kalpleriyle imanlarıyla hicret ettiler.
Peki, senin hicretin neye veya kime? Sende İbrahim gibi ben rabbime hicret edeceğim diyebiliyor musun ya da diyebilecek misin?
Gerektiğinde Suheyb er-Rumi (ra) gibi bütün malını mülkünü rabbine hicret edebilmek, Rasulüne hicret edebilmek için terk edebilecek misin?
Suheyb er-Rumi (ra) Medine’ye hicret etmek istediğinde Kureyş müşriklerinden bir grup onu geri çevirmek için arkasından yetişirler. Bunun üzerine o da bineğinden inip, çantasındaki okları çıkarttı, yayını eline aldı ve şöyle dedi: “Ey Kureyş topluluğu! Benim, içinizdeki en iyi okçu olduğumu biliyorsunuz. Allah’a andolsun ki, çantamdaki okları atıp bitirinceye kadar bana yaklaşamazsınız. Sonra, kılıcımdan elimde bir parça da olsa kalıncaya dek sizinle savaşırım. Ondan sonra bana istediğinizi yapın.” Suheyb: “İsterseniz Mekke’deki malımın ve kazancımın yerini size söyleyeyim, beni serbest bırakın, olur mu?” der. Müşrikler: “Evet” deyince Suheyb onlara Mekke’deki malının bulunduğu yeri söyler. Medine’ye gelip Rasulullah’ın (sav) huzuruna girdiğinde Allah Rasulu (sav) ona: “Alışverişin kârlı oldu ey Suheyb!” buyurur.
Gerektiğinde Ebu seleme gibi sevdiklerini, belki de hanımını, çocuğunu ardında bırakabilecek misin?
Ebu Seleme (ra) ailesiyle birlikte bir gece gizlice Mekke’den çıktı. Ancak biraz yol gittikten sonra Muğıre oğullarının adamları peşlerinden yetişti. Onların Mekke’den ayrılmalarına karşı çıktılar. Kucağındaki bebeği Seleme ile annesi Ümmü Seleme’yi yanlarında alıkoyup sadece Ebu Seleme’ye izin verdiler. Ebu seleme’nin akrabaları bu durumu öğrenince çok öfkelendiler ve: “Ey Muğıre oğulları! Siz oğlumuzun elinden hanımını aldınız. Allah’a andolsun ki; Biz de Seleme’yi onun yanında bırakmayız” diyerek çocuğu çekiştirerek aldılar. Baba Medine’de, anne Mekke’de Muğıre oğullarında, çocuk da babasının kabilesinde ayrı ayrı yerlerde bir seneye yakın kaldı. Sonra Muğıre oğulları Ümmü Seleme’ye hicrete izin verince. O da hiç vakit kaybetmeden çocuğuyla birlikte kocasının yanına Medine’ye hicret etti.
Şüphesiz hicretle alakalı daha konuşulacak çok melese, alınacak çok ders var. Ama artık hadisimize geçip Rasulullah’ın (sav) muhacir kimse için yaptığı tanıma bakalım.
“Esas muhacir de Allah’ın yasakladığı şeyleri terk edendir.’’[7]
Allah Rasulü’nün (sav) tanımıyla hicret günahları terk etmektir. Allah (cc) için günahları terk eden herkes muhacirdir. Allah (cc) için haramlardan helallere, sevaplara yönelen herkes muhacirdir. Allah (cc) için Allah’ın ve Rasulü’nün tarafını tutan ve gereklilikleri yapan herkes muhacirdir. Allahtan ve Rasulü’nden yana tavır koyan herkes muhacirdir. Küfrü, şirki terk edip tevhide yönelen, gerekliliklerini yapan herkes muhacirdir.
Değerli okurlarımız, bir düşünelim, bizler muhacir olmaya layık mıyız? Allah için Allah ve Rasulü’nden yana bir tavır koyabiliyor muyuz? Allah için Allah’ın yasakladıklarını terk edebiliyor muyuz? Birçok örnek verebiliriz ama mesela iş yerimizde kadınlar varsa, açık saçıklık varsa veya müzik varsa Allah için, O’nun rızası için rızık Allah’tandır deyip o işyerini terk edebiliyor muyuz?
Bu meseleyle alakalı başka bir hicret daha var ki bazen gerekli olabilir. Oda faillerden hicret etmektir. Çünkü sen her ne kadar haramdan hicret etsen de failleriyle birlikte olursan bu senin muhacir olmana engel olabilir. Bu duruma da bir örnek verecek olursak; birlikte çalıştığınız, gezdiğiniz, yediğiniz içtiğiniz bir arkadaş grubunuz olsa ve bunlar günümüzde çok basite alınan bir harama, gıybete düşseler, senin gıybet etmeyip gıybetten hicret etmen yeterli olmayabilir, bununla birlikte gıybeti yapan faillerden de hicret etmen gerekir.
Özetle muhacir olmak; gerektiğinde Allah’ın ve peygamberinin dışındakileri terk etmekle, malını, mülkünü, servetini, evini barkını, vatanını, sevdiklerini geride bırakmakla olur.
Muhacir olmak Rasulullah’ın tanımıyla Allah’ın haram kıldıklarından yüz çevirmekle, haram kılınanlardan uzaklaşıp helallere yönelmekle, hiçbir haramı hafife almayıp küçükte olsa sakınmakla olur.
Muhacir olmak bazen de seni Allah’ın yasakladıklarına götürebilecek olan kişilerden, arkadaşlardan uzaklaşmakla olur.
Zor sıkıntılı dönemlerde muhacir olmak çok ibadet etmekle, Allah’ın dini için çok çalışmakla olur.
"Fitne günlerinde yapılan ibadet, bana yapılan hicret gibidir." [8]
[1] (Muttefekun aleyh)
[2] (Müslim)
[3] (9/Tevbe 36)
[4] (İslam ansiklopedisi)
[5] (Tirmizi)
[6] (29/Ankebût 26)
[7] (Muttefekun aleyh)
[8] (Müslim)