Ebu Hureyre’den (ra) merfû olarak rivayet olunduğuna göre Nebi (sav) şöyle buyurmuştur: “Üzerine güneş doğan en hayırlı gün cuma günüdür. (Zîra) Âdem o gün yaratılmış, o gün cennete koyulmuş ve o gün cennetten çıkarılmıştır.” [1]
Hamd âlemlerin rabbi olan, biz aciz kullarına merhamet edip kaldıramayacağımız yükü bize yüklemeyen Allah’a (cc), salat ve selam da O’nun Makam-ı Mahmud’u verdiği peygamberi Muhammed’e (sav) ve O’na ihsan üzere tabi olan Müslümanlara olsun.
Her gün namazlarda, her rekâtta tekrarladığımız Rahman ve Rahim isimlerinin sahibi olan Allah’ın (cc) biz kullarına karşı merhametini bilmeyen bir Müslüman olamaz olmamalıdır. Onun merhametinin 100de 1i ile yeryüzündeki merhamet ortaya çıkmış, vahşi hayvanlar bile onunla yavrusuna merhamet etmiştir.
Bu merhametin sahibi Allah (cc) dünya koşuşturması içinde bocalayan, gaflete düşen, ibadetlerinde eksiklikler, hatalar olan biz aciz kullarına bazı fırsatlar ikram etmiştir. Kul çoğu şeyi hakkıyla yerine getiremese de, hataları olsa da bu fırsatlarla ecirler elde edebilir. Günahları bağışlanabilir. Bu fırsatlar çoktur aslında; bazen bize göre çok kolay olabilecek bir zikir;
Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: “Bir kimse her gün yüz defa, lâ ilâhe illallahu vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr; derse, on köle âzâd etmiş kadar sevap kazanır; ona yüz iyilik sevabı yazılır, yüz günahı bağışlanır; bu zikir o gün akşama kadar o kimsenin şeytandan korunmasını sağlar. Bu zikri ondan daha fazla tekrarlayan kimse dışında hiç kimse daha faziletli bir iş yapmamış olur”. Rasulullah (sav) sözüne şöyle devam etti: “Bir kimse günde yüz defa sübhânallâhi ve bi-hamdihî derse, onun günahları deniz köpüğü kadar bile olsa hepsi bağışlanır.”[2]
Bazen yılda bir olan arefe günü ve kadir gecesi;
Ebu Katâde'den (ra) rivayet edildiğine göre Rasulullah’a (sav) arefe günü tutulan orucun fazileti soruldu; O da: "Geçmiş bir yılın ve gelecek bir yılın günahlarına kefaret olur" buyurdu.
Bazen de yılda değil haftada bir olan Cuma günüdür.
Ebu Hureyre’den (ra) merfû olarak rivayet olunduğuna göre Nebi (sav) şöyle buyurmuştur: “Üzerine güneş doğan en hayırlı gün cuma günüdür. (Zîra) Âdem o gün yaratılmış, o gün cennete koyulmuş ve o gün cennetten çıkarılmıştır.” [3]
Değerli okurlarımız bu ayki yazımda bildiğimiz ama kıymetini unuttuğumuz ya da önemsemediğimiz, Rabbimizin bize sunduğu fırsatlardan biri olan, her hafta tekrarlanan bir günden; Cuma gününden bahsedeceğiz. Cuma günü derken de sadece cuma namazından değil cumanın biz Müslümanlar için nasıl bir fırsat olduğundan, faziletinden, sünnetlerinden ve adaplarından bahsetmeye çalışacağız.
Hadisimizde geçtiği üzere Rasulullah’ın (sav) tabiriyle Cuma günü üzerine güneş doğan en hayırlı gündür, Müslümanların bayramıdır. Bu hayırlı günün adlandırıldığı "Cuma" kelimesi Arapça ‘da “toplamak, bir araya getirmek” anlamındaki "cem‘" kökünden gelir. Aslında isminin manasında olduğu gibi bu günü bayram kılan, diğer günlerden üstün hale getiren sebeplerden birisi de bu günün Müslümanların toplanma günü olmasıdır. Müslümanlar bir araya gelerek kardeşlik bağlarını kuvvetlendirirler. Hep birlikte namazlarını eda eder, imamın verdiği hutbeyi dikkatle dinlerler. İmam da bu günün önemine yakışır bir şekilde hutbesini verir.
Bu günün en büyük özelliği tabi ki Cuma namazının kılınmasıdır. Ve bu namaz o kadar önemlidir ki terki hakkında Rasulullah (sav) büyük uyarı ve tehditlerde bulunmuştur.
“Ey iman edenler! Cuma namazına ezan ile çağırıldığınız zaman derhal Allah'ı zikretmeye gidin ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.” [4]
İbn Kayyım (rh) şöyle dedi: “Cuma namazı, İslam’ın en önemli farzlarından olup Müslümanların toplandığı en yüce günüdür. Arefe hariç en kesin bir şekilde farz olan toplanma günüdür. Her kim bu günü hafife alıp cumayı terk ederse, Allah onun kalbini mühürler.” [5]
Abdullah bin Ömer ve Ebu Hureyre Rasulullah’ın (sav) şöyle dediğini işitmişler: “Ya birtakım adamlar Cuma namazlarını terk etmekten vazgeçerler yahut Allah, onların kalplerine muhakkak surette mühür vurur ve onlar gafillerden olurlar!” [6]
Başka bir fazileti ise gene Rasulullah’ın (sav) hadislerinde bize bildirdiği üzere, bu gün günahları affettirebilir. Akledene ne büyük bir lütuf ne büyük bir fırsat…
“Beş vakit namaz ve bir sonraki Cuma’ya kadar Cuma namazı ve bir sonraki ramazana kadar ramazan, büyük günahlar işlenmediği sürece aralarındaki günahlara kefarettir.”[7]
Cuma gününün faziletinden biri de, bu önemli günde öyle bir an vardır ki dualar muhakkak kabul edilir.
“Muhakkak Cumada öyle bir vakit vardır ki, bir Müslüman o vakte uygun düşürüp onda Allahtan bir hayır dileyecek olursa mutlaka Allah ona o hayrı verir.” “(Ebu Hureyre) dedi ki: o hafif(kısa) bir vakittir.”[8]
Bu dua vaktine değinmişken ne zaman olduğuna dair âlimlerin ihtilafı olsa da ibn Kayyım’ın (rh) bu konudaki görüşünü kısaca aktarmak uygun olacaktır.
İbn Kayyım (rh) şöyle dedi: bu görüşlerin en makbul olanı sabit sahih hadisler içeren iki görüştür. Birincisi: İmamın oturuşundan itibaren başlar, namazın bitimine kadar devam eder. İkincisi: İkindi namazından sonradır, bu görüş iki görüş arasında en tercihli olanıdır.[9]
Kehf suresini okumak;
“ Her kim Cuma gecesinde Kehf suresini okursa, kendisiyle Ka’be arasında ona bir nur parlar”[10]
Cuma gününde Kehf suresi okumanın vaktine gelince; Kehf suresi, Cuma gecesi okunduğu gibi Cuma gününde de okunabilir. Okuma vakti, Perşembe günü güneşin batışından itibaren başlar Cuma günü güneşin batışına kadar devam eder.
Peygambere (sav) çokça salavat getirmek;
"Şüphesiz Cuma günü sizin en faziletli günlerinizdendir. Âdem o günde yaratılmış ve ruhu o günde alınmıştır. İkinci (dirilme için olan) ve birinci (kendisi ile her şeyin öldüğü) sura üflemeler o gündedir.
O günde bana çokça salavat getiriniz. Çünkü sizin salavatınız bana arz olunur."
Ashab; Ya Rasulullah! Senden hiçbir şey kalmadığı halde, -Evs diyor ki, bununla, çürüdüğün halde" demek istiyorlardı,- salavatımız sana nasıl arz olunur? Rasulullah: "Allah nebilerin cesetlerini toprağa haram kıldı, (toprak onları çürütmez)" buyurdu. [11]
Cuma günü mescide erken gelme;
"Cuma günü gelince, mescidin her bir kapısı üzerinde melekler yer alır. İnsanları mertebelerine göre yazarlar. Bu mertebeler önce geliş sırasına göredir. İmam minbere çıktımı defteri kapatırlar, hutbeyi dinlerler. Namaza erken gelen, bir deve tasadduk etmiş gibidir. Ondan sonra gelenler bir sığır tasadduk etmiş gibidir. Onu takiben gelenler bir koyun tasadduk etmiş gibidir. Sonra bir yumurta tasadduk etmiş gibi olur. Şayet imam hutbe için çıkarsa defterleri katlarlar ve hutbeyi dinlerler." [12]
Gusül alma;
“Cuma günü yıkanmak, ergen olan herkese vaciptir. Dişlerini misvaklaması ve eğer varsa koku sürmesi de sünnettir.”[13]
Bu ve benzeri rivayetlerden dolayı bazı âlimler Cuma günü gusletmenin farz olduğunu, âlimlerin çoğu ise başka delillere de dayanarak bunun sünnet olduğunu söylemişlerdir. Ama ibn-i Teymiye bu iki görüşün arasını bularak şöyle demiştir: “Terinden ve kokusundan başkaları rahatsız olacak kimsenin gusül abdesti alması farz; böyle bir sorunu olmayan, temiz olan kimselerin ise gusül abdesti alması sünnettir.”
Misvak kullanmak ve güzel koku sürünmek;
Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: ““Cuma günü yıkanmak, ergen olan herkese vaciptir. Dişlerini misvaklaması ve eğer varsa koku sürmesi de sünnettir.”[14]
Cumanın farzından sonra namaz kılmak;
"Sizden kim, Cuma namazından sonra (nâfile) namaz kılmak isterse, dört rekât kılsın."[15] Başka rivayetlerde iki rekât mescitte iki rekât da evde kılınması da geçmektedir.
Güzel elbiseler giymek;
Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Sizden birisi iki elbise edinse, sonra Cuma günü her gün giydiğinin dışında bir elbise giyse ne olur?”[16]
[1] MÜSLİM
[2] Muttefekun aleyh
[3] (Müslim)
[4] (Cuma/9)
[5] (Zad el Mead)
[6] (Müslim)
[7] (Müslim)
[8] (Müslim)
[9] İbn kayyım (rh) her iki görüşün delillerini de zikretmektedir. Yazıyı uzatmamak biz adına burada zikretmedik.
[10] (Daremi)
[11] (Ebu Davud)
[12] (Muttefekun Aleyh)
[13] (Muttefekun Aleyh)
[14] (Muttefekun Aleyh)
[15] (Müslim)
[16] (Ebu Davud)