Hepimiz sabah evden çıkıp üç beş kuruş kazanmak için işlerimize gideriz. Kazançlı bir ticareti duyduğumuzda ise onu elde etme adına bir cehdin içine gireriz. Eğer bu çaba sonucunda beş değil de yedi kazanıyorsak seviniriz! Bu dünya böyledir.
Peki ya biri size 'Her sabah bana gel, işimi yap, sana gırmızı Ferrari vereceğim' dese…? Ne düşünür ne yapardınız?" İşiteceğiniz hadis ise işte tam da bu konuyla ilgili;
Bir âyet öğrenmenin ne kadar faziletli olduğunu bilir misiniz?
Ukbe b. Amir el-Cühenî (ra)'den; demiştir ki: Biz Suffa'da iken Rasulullah (sav) yanımıza çıkageldi ve;
“Hanginiz sabahleyin Buthan veya Akik vadisine gidip Allah’a karşı günah işlemeden ve akrabalık bağını kesmeden iri hörgüçlü, gösterişli iki deveyi hiçbir bedel ödemeden alıp gelmek ister?”
“Vallahi birinizin her gün sabahleyin mescide gidip Allah’ın Kitabından iki âyet öğrenmesi, onun için iki deveden daha hayırlıdır. Eğer üç âyet öğrenirse onun için üç deveden hayırlıdır. Okunacak, öğrenilecek her âyet, kendi sayısında deveden daha hayırlıdır.” [1]
Şerh:
Buthan ve Akîk: Medine-i Münevvere'de iki vadinin isimleridir. Rasulullah (s.a.v.)'in başka vadileri değil de bu iki vadiyi söz konusu etmesi buraların deve satılan en yakın pazarlar olması sebebiyledir.
Hadisimizle ilgili üç konuya değineceğiz. Birincisi günahtan uzak durma, ikincisi akrabalık bağlarını koparmama, üçüncüsü ise âyet öğrenmenin büyük bir ecir olduğudur.
1) Günahlardan Uzak Durmak
Günahlar, Allah’ın emirlerine riayet etmeme, yasak kıldıklarını işleme veya isyan etmek suretiyle olur. Üçe ayırmak mümkündür.
a) En büyük günah şirk ve küfürdür
Allah’ın varlığını veya âyetlerini inkâr edenlerin sayısı, yaşadığımız coğrafyada azdır. İman etmeyen bir kişinin, şüphesiz cehenneme gideceği aşikardır. Ancak şirk konusunda birçok insanın bilgisi yetersizdir. Şirki sadece inkâr etmek olarak algılarlar. Oysa şirk, Allah’a inanmakla birlikte gerçekleşir. Bir kişi, Allah’ın var olduğunu kabul edip ibadet ederken, aynı zamanda Allah’a özgü nitelikleri canlı ya da cansız varlıklara atfederse işte bu şirktir.
Şüphesiz ki Allah şirki affetmez[2] buyruğu gereği en çok sakınmamız gereken günah şirktir. Çünkü şirk bütün amelleri boşa çıkarır. Örneğin, bir kişi namazıyla milyonlarca sevap kazanabilir. Ancak hayatının son anında bir kez bile puta taparsa, mozalelere çelenk koyarsa, şeriattan bağımsız başkalarının da kanun koyabileceğini söylerse veya başkalarının da egemenlik hakkı olabileceğini iddia ederse, tüm sevapları yok olur ve ahirette hiçbir ödül alamaz. Bu kişi, ebediyen cehenneme layık görülür.
b) Büyük günahlar
Ebu Hureyre (ra)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Helak eden yedi şeyden sakının!” Oradakiler de: "Onlar nelerdir?" diye sordular. Şöyle buyurdu:
“Allah'a şirk koşmak, sihir yapmak, Allah’ın haram kıldığı bir canı haksız yere öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, düşmana hücum sırasında cepheden kaçmak, iffetli, kendi halinde mü’min kadınlara zina iftirasında bulunmak.” [3]
Bir işin büyük günah sayılması için onunla ilişkilendirilen tehdidin şiddetine bakarız. Eğer bir davranış cehennemle veya lanetle ilişkilendiriliyorsa, bu davranış büyük günah olarak kabul edilir. Örneğin, faiz alıp vermenin küçük bir günah olmadığını, Allah ve Resulü’nün faizcilere karşı savaş ilan ettiğini belirten ayetten anlarız.
“Şayet (faiz hakkında söylenenleri) yapmazsanız, Allah ve Resûlü tarafından (faizcilere karşı) açılan savaştan haberiniz olsun.”[4]
Demek ki faiz, Allah ve O’nun Resûlü tarafından, o kişilere ilan edilen bir savaş anlamına geliyor! Bu da faizin büyük günahlar arasında yer aldığının bir göstergesidir. İçki ve kumar da büyük günahlar kategorisindedir; bunlar şeytanın işi olan kirli şeylerdir ve büyük günahlar arasında sayılır.
“Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir.[5]
“Her göz yabancı bir kadına bakarak göz zinası işlemiştir. Bir kadın da güzel kokular sürünerek erkeklerin yanından geçerse o da aynen bakan erkekler gibi zina etmiş gibidir.”[6]
Bu hadisten de anlıyoruz ki, belki kimilerinin basit göreceği koku sürünmeyi, bir kadın yaparsa bu büyük bir günahlardandır. Çünkü zina ile itham edilmiştir.
c) Küçük Günahlar
Usul açısından ise yüce Allah’ın cehennem azabı, lanet gibi büyük bir tehdit ile nitelemediği günahlar, küçük günahlar kategorisindedir.
“Size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin kusurlarınızı örteriz ve sizi 'onurlu-üstün' bir makama iletiriz.”[7]
Öncelikle ilk dikkat etmemiz gereken, Allah’ın âyetlerini öğrenmek için yola çıkmışken küçük büyük, gizli açık fark etmez bütün günahlardan uzak durmamız gerektiğidir. Günahlardan uzak duralım ki, öğrendiklerimizin ve salih amellerimizin tam olarak faydasını, bereketini görebilelim.
Günahın açıkta olanını da, gizli yapılanını da terk edin. Çünkü günahı kazananların, yüklenegeldikleri kötülük dolayısıyla mutlaka cezalandırılmaları kesindir. (İşte bundan korkmak ve korunmak gerekir.)[8]
2) Akrabalık Bağlarını Koparmamak
Akrabaların hukukunu gözetmek ve o bağları koparmaktan sakınmak gerekmektedir. ‘Sıla-i Rahim’ diye geçen kavram; akrabalık bağlarını yaşatmayı, ziyaret etmeyi ve iyi ilişkiler kurmayı ifade eder. ‘Rahim’ ismi, Allah’ın isimlerinden bir isimdir. Allah (cc) kendi isimlerinden bir isimle akrabalık bağını ‘Rahim’ ismiyle isimlendirdi. Bu çok büyük ve önemli bir meseledir.
“Rabbinizden korkup sakının. Ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz Allah'tan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının.”[9]
Denebilir ki, akrabalık bağı, niçin rahim kelimesiyle anlatılmıştır?
Bunun cevabı şudur: Birbirine akraba olan kimseler, bu akrabalığın kaynağını araştırmak, nerede başladığını, kaç nesildir devam ettiğini öğrenmek için eskilere doğru bir yolculuk yapsalar, sonunda akrabalığın bir anada yani bir rahimde son bulduğunu, diğer bir ifadeyle, akrabalığın bu rahimden başlayıp geldiğini görürler. Demek ki akrabalığı sağlayan şey rahimdir.
“Kim akrabalık bağını devam ettirirse Allah da onunla bağını kesmez. Her kim de akrabalık bağlarını keserse Allah da onunla bağını keser.” [10]
Allah (cc) kiminle bağını keserse, Allah’ın düşmanı kovulmuş şeytanla birliktedir. Allah tarafından korunmak, gözetilmek istiyorsak, akrabayı gözetelim. Allah Teâlâ’nın vereceği hey hayra muhtaçsanız, bu hayırları elde etmek için akrabalık bağını gözetin. Bu hayırların size karşı kesilmesini istemiyorsanız akrabalık bağını gözetin.
Kur’an’da en fazla hükmü içinde barındıran âyet hangisidir diye bir soru sorsak? Tam 6 hükmü içinde barındıran bu tek âyetin içinde yine akrabalarla ilgili bir emir var. Rabbimiz şöyle buyurur:
“Şüphesiz ki Allah adâletli davranmayı, iyilik yapmayı ve akrabayı görüp gözetmeyi emreder. Her türlü hayâsızlığı, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar. Düşünüp ders almanız için size böyle öğüt verir.” [11]
Akrabalık bağlarını koparmak münafıklık hasletidir. Bu sebeple Allah’ın âyetlerini öğrenirken akrabalık bağlarını da gözetmemiz gerekmektedir. Değilse Nebi’nin (sav) müjde verdiği ecre nail olamayız.
“Ey münafıklar! Demek fırsatını bulup iş başına geçecek olsanız, yeryüzünde bozgunculuk yapacak ve akrabalık bağlarını keseceksiniz, öyle mi?”[12]
Akraba bağları ile ilgili olarak; kimi çok yakındır/yakınımızdır; hizmetini görür iyilik ederiz. Kimi aynı memlekettedir. Arada bir çayını içeriz yemek yediririz. Kimi uzaktır bir hâl hatır sorarız. Ama görüşmeme yapmayız.
3) Muhakkak ki, o çok aziz/şerefli bir kitaptır.[13]
Allah’ın bir ayetini öğrenmek dahi dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. İnsanlar; ev, araba, altın, para biriktirirken Müslümanlar âyet öğrensinler/biriktirsinler. "Kur'an okuyunuz. Çünkü Kur'an, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçı olarak gelecektir"[14] müjdesine nail olabilelim. Evet bu azmedilmesi gereken önemli işlerdendir.
Osmân İbni Affân (ra)’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” [15]
Burada kastedilen sadece yüzünden okumayla ilgili öğrenme ve öğretme değildir. Okuma ile düşünme, okuma ile de ameller yapılması gerekmektedir. Birçok Kur’an okuyucusu, hatta hafız, ‘âyetler üzerinde düşünmeksizin ve amel etme niyeti olmadan okuma’ yanlışını yapar. Rabbimiz ise ‘neden hafız olmadınız’ diye kınamayacaktır ama Kur’an’ı “Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var?”[16] diye kınayacaktır.
Kur’an bize iniyor gibi okumamız gerekmektedir. Şu anda insanlar bilgi, reddiye ve sadece okumanın ecri olsun diye Kur’an okumaktadırlar. Bu sebeple insanlar arınmıyor, amel etmeksizin okumaya devam ediyorlar. Bu sebeple Kur’an bizi değiştirmiyor/değiştiremiyor.
Öncelikle yapmamız öğrenmemiz gereken imandır, Tevhid’dir. Bir de bunu bozacak şirk kavramını güncel türevleriyle öğrenip ondan sakınmamız elzemdir. Sonra da imanımızı arttıracak/pekiştirecek şekilde Allah’ın Kitabından âyetler öğrenmemiz faydamıza olacaktır.
Nitekim sahabeden Cündüp bin Abdullah (ra) der ki: “Biz ergenlik çağına yaklaşmış bir gurup genç ile beraber Resulullah'ın (sav) huzuruna geldik. Bize Kur'ân'ı öğretmesini istedik. O da bize Kur'ân-ı Kerîm'i öğretmeden önce imanı öğretti.”
Abdullah İbn-i Ömer (r.a) de şöyle der: “Uzun bir ömür sürdüm. Bizim her birimize Kur’an’dan önce iman veriliyordu. Sonra öyle insanlar gördüm ki, onlara imandan önce Kur’ân veriliyor, o da Fatiha’dan sonuna kadar onu okuyor ama ne emrettiğini, neleri yasakladığını ve nelerin bellenmesi gerektiğini bilmiyor.” [17]
Kur’an ile Nasıl Bir Bağ Kurmalıyız?
- İhlaslı ve imanlı olmak
- Tazim etmek, sevmek, maddi ve manevi korumak
- Mümkün mertebe en temiz halimiz ile dokunmak
- Kur’an okumak, amel etmek için okumak, anlamını öğrenmek,
- Emir ve yasaklarına riayet etmek
- İnsanlara duyurmak
Bir kimsenin işini görseniz ve size iki katı ücret verse ‘cömert insan’ dersiniz. Allah Teâlâ kullarına karşı en cömert olandır. Rabbimiz bir iyiliğe bir harfe en az on katı ile karşılık vermektedir.
“Kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır.”[18]
O Allah öyle cömerttir ki, indirdiği Kitabından bir âyet okuyanın hatta bir harf okuyanın bile ecrini kat kat vermektedir.
“Kim Kur’ân-ı Kerîm’den bir harf okursa, onun için bir iyilik sevabı vardır. Her bir iyiliğin karşılığı da on sevaptır. Ben, elif lâm mîm bir harftir demiyorum; bilâkis elif bir harftir, lâm bir harftir, mîm de bir harftir.” [19]
Bu hadisler Kur’an okumaya teşvik etmek içindir. Bir harfin sevabı böylesine büyükse, âyeti okumanın, sureyi okumanın sevabı ne kadar büyük olacaktır; bu da düşünülmelidir. Her birimizin her gün Kur’an’dan mutlaka bir miktar okumamız gerektiği bir kere daha teyid edilmiş olmaktadır.
Sahabelerin Kur’an Karşısındaki Tutumu Nasıldı?
İbn Mes’ud şöyle der; "Rasulullah (sav) onlara Kur'ân-ı Kerim'den on âyeti kerime öğretirdi. Onlar ise bu âyet-i kerimelerde amel ile ilgili hususları öğrenmedikçe bir başka on âyet-i kerimeye geçmezlerdi. Böylelikle Rasulullah, bizlere hem Kur'ân-ı Kerim'i ve hem de onunla amel etmeyi birlikte öğretirdi."
Amacımız sureyi bir an önce bitirmek olmamalı, ağır ağır/düşüne düşüne okumalıyız. Sorun kendinize; en son ne zaman yavaşça, düşünerek okudunuz?
“Kur'an'ı ağır ağır, tane tane oku.”[20]
Sahabe, on âyet ezberleyip tatbik etmedikçe yeni âyetlere geçmezdi. Bir sure seçip veya beş on âyet belirleyip onların üzerine yoğunlaşabiliriz. Okunan âyetlerden etkilenmeli, sonumuzu düşünmeliyiz. Tefsir okumak suretiyle yüzeysel okumanın ötesine geçmeliyiz.
“Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var?”[21]
Şunu da bilmek gerekir ki, meal okuyarak hüküm verilmez, şu helal bu haram direk denilmez. Bilindik konular elbet başkadır ama bilmeyen dilini tutmalı, susmalıdır. “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla (kendi kafanızdan) şuna helâl, buna haram demeyin. Çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ulaşamayacaklardır.”[22]
Zorlanarak Kur’an okuyor olabiliriz. Psikolojik olarak, yapamayan insan, ‘beceremiyorum’ deyip bırakabilir. Malum çoğumuz küçükken sağlam bir Arapça altyapısı içinde eğitim görmediğimiz, yıllarca da üzerine düşmediğimiz için hakkından gelemiyor olabiliriz. Lakin Rabbimizin rahmeti aklımıza hayalimize sığmayacak kadar büyüktür. Bir hadiste şöyle geçer; "Kur'ân-ı Kerim'i maharetle okuyan bir insan, Kirâmen Kâtibin melekleri seviyesinde olur. Onu o seviyede beceremeyen, fakat halis bir niyet ile okumağa çalışan, okurken de kem küm edip dili dolaşan ve Kur'ân'ı okumak ona zor geldiği halde okuyan insana da iki sevap vardır."[23]
Allah-u ekber! Zorlanarak Kur’an okuyanın sevabı, tam okuyanın sevabının yarısıdır demiyor, dikkatinizi çekerim. Zorlanarak öğrenip okuyanın mükâfatı iki kat verilir, diyor. Rabbimize hamdu senalar olsun.
Amel etmeden olmaz!
Bunun içinde Allah’ın yardımı gereklidir. Değişime açık olan, öğrendikleriyle amel etmek isteyenlere şu zikir tavsiye edilir; Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh…
Bu söz ne anlama gelir?
- Bir konuda değişmek isteyen, bunu ancak Allah’ın yardımı, tevfiki ile olabileceğini bilmelidir.
- Kötü bir hasletinden vazgeçmek isteyen bunu ancak Allah’ın desteği ile başarabileceğini bilmelidir.
- Allah’ın verdiği kuvvet ile, irade ile bir şeyler başarılabilir.
- Bütün bunlar Allah’ın kolay kıldığı kimselere kolaydır, diğerlerine zordur. İnsanlar değişmek isteseler de yıllar gelip geçer ama en ufak bir değişiklik olmaz. O yüzden “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” duasını çok okumamız gerekmektedir.
Hülasa, her türlü günahtan uzak durup, akrabalık bağını kesmeden Allah'ın âyetlerini öğrenirsek mükâfatımız dünyadaki değerlerle ölçülemez. Hadiste geçen deve mükafatı, mükafatı anlayabilmemiz ve teşvik etmek içindir. Hiç ebedi olan bir nimet, fani bir nimet ile mukayese edilir mi!? Efendimizin (sav) şu tavsiyesini üzerimize alarak kulak verelim:
"Ey Ebû Zer! Gidip Allah’ın kitabından bir âyet öğrenmen, senin için yüz rekât namaz kılmaktan daha hayırlıdır. Ve kendisiyle amel edilsin veya edilmesin ilimden bir mesele öğrenmen bin rekât namaz kılmandan daha hayırlıdır."[24]
Allah’ım! Kur'an'ı kalbimin baharı, gönlümün nuru kıl, üzüntümü aydınlatan ve derdimi gideren yap. Âmin.
[1] (Müslim)
[2] 4/Nisâ 48
[3] (Buhari ve Müslim)
[4] 2/Bakara 279
[5] 5/Mâide 90
[6] (Tirmizi)
[7] 4/Nisâ 31
[8] 6/En’âm 120
[9] 4/Nisâ 1
[10] (A. Bin Hanbel)
[11] 16/Nahl 90
[12] 47/Muhammed 22
[13] 41/Fussilet 41
[14] (Müslim)
[15] (Buhari)
[16] 47/Muhammed 25
[17] (Hayatu's-Sahabe)
[18] 6/En’âm 160
[19] (Tirmizi)
[20] 73/Müzzemmil 4
[21] 47/Muhammed 24
[22] 16/Nahl 116
[23] (Buhari ve Müslim)
[24] (İbn Mace)