Günah İşlemesen Bile Allah’tan Af Dile…

Ömür hızla bitiyor ve hatırlayıp yaptıklarımızdan çok, unutup da yapmadıklarımız var.

·                  Hakkıyla ibadet edemiyor, tat alamıyoruz.

·                  Komşumuza bile yıllar geçiyor da tebliğ yapamıyoruz.

·                  Akrabalık sınırlarını gözetemiyoruz.

·                  Sadaka, infak konusunda zayıfız.

·                  Tartışmaya bayılıyoruz ve gücümüzün çoğunu buraya harcıyoruz.

·                  Ümmete katkımız ise yapabileceğimizin çok altında…

İçimizde az bir kesim müstesna birçok hastalığın müptelası olmuş durumdayız.

Peki ne yapmalı?

Hiç günah işlemeyen bir kul olmaktansa, günah işleyip tövbe edip tekrar tekrar Rabbine rücu eden bir kul olmalı. Bu minvalde bazı hadis-i şerifleri okuyacağız.

Egarr İbn Yesâr el-Müzenî’den (ra) rivayet edildiğine ‎göre Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:‎

‎“Ey insanlar! Allah’a tövbe edip ondan af dileyiniz. Zira ben ona günde ‎yüz defa tövbe ederim.”[1]

· Günahlardan korunmuş Nebi (sav) bile günde defalarca Allah’tan bağışlanma diliyorsa bizim gibi günahkarlar da en az onun kadar bağışlanma dilemelidir.

· Tövbe etmek, Allah’tan bağışlanma dilemek faziletli amellerdendir. Velev ki insan bir günah işlemesin… Yine de kulluğu istiğfar üzere olmalıdır.

·  Hadislerde geçen 70 veya 100 sayıları çokluktan kinayedir. Hatta daha fazla tövbe ettiğini belirtmektedir.

· Nebi (sav) ümmetine hayır yollarını öğretmiş ve kendisi de uygulayarak güzel bir örneklik teşkil etmiştir. Siz de ey Müslümanlar! Allah’a tövbe ederek yaklaşın.

Tövbe; rücu etmek, geri dönmek, pişman olmak, yaptığı günahı bırakıp yüce Allah’a yönelmektir. Tövbenin asıl anlamı dönmektir. Gazali “Allah’a isyana giden yoldan, itaate giden yola dönmektir” demiştir. Kurtubi ise “Kulun tövbe etmesi, Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı davranmaktan vazgeçip, bu emir ve yasaklara uygun davranmaktır” demiştir.

Tövbe etmek kulun faziletini arttıran amellerdendir. Tövbe etmek farzdır. Dâvûd (as) iki kişinin mahkemesi ile imtihan edilmişti. Dâvûd (as) bu iki kişiden birini dinlemiş diğerini dinlemeden hüküm vermişti. Yaptığı amelin yanlış olduğunu anlayıp hemen Rabbine tövbe etti ve eski halinden daha yüce bir konuma geldi. Rabbimiz onun bu tövbesi sebebiyle iki şey verdi:

“Davud kendisini imtihan ettiğimizi anladı, derhal Rabbinden mağfiret diledi, eğilip secdeye kapandı ve Allah'a yöneldi. Böylece onu bağışladık. Şüphesiz onun (Davud’un) Bizim katımızda gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir makamı (bulunmaktadır).”[2]

Evet, Dâvûd (as) hatasından sonra tövbe ederek yakınlık ve güzel bir makam elde etmiştir. Bu sebeple tövbe etmeden önceki halinden daha yüce bir konuma gelmiştir. Burada bize de tövbeye teşvik vardır.

Salihlerden biri dedi ki: Çok fazla düşünmeyin! Ama çokça istiğfarda bulunun. Çünkü düşünmekten açılmayan kapıları, Allah’a af dilemek açar!

‎“Kulunun tövbe etmesinden dolayı Allah Teâlâ’nın duyduğu ‎memnuniyet, sizden birinin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğu zamanki ‎sevincinden çok daha fazladır.” [3]

· Bu hadisten yüce Allah’ın kullarına karşı merhametini ve kullarının tövbesinden dolayı memnuniyetini anlıyoruz. Yani kul ne kadar günah işlerse işlesin sonra pişman olup ‘Rabbim! Sana döndüm, bağışla’ diyerek göz yaşı dökerse, yüce Allah kendi şanına yakışacak şekilde sevinir.

· Tövbe eden kimse kasıtlı olmadan yüce Allah’a “Ben senin rabbinim” sözünü söylemiştir. Bu küfür sözüdür, lakin çölde devesini bulup aşırı sevinçten ne dediğini bilmediği için mazur görülmüştür. İkrah (zorlama) olmadan küfür veya şirk sözünü sair zamanda söylemek insanı dinden çıkarır. Bir kimse dinle alay etse, onun niyetine bakılmaz. Çünkü dinle, dinin şiarlarıyla alay etmek küfürdür; insanı dinden çıkarır. Bu hadiste istisnai bir durum görülmektedir.

· Tövbe, Allah’ın rahmetine ve mağfiretine ulaşmanın en önemli yoludur.

· Yüce Allah kulundan hemen vazgeçmez. Ona defalarca imkân ve fırsat verir. İnsanın en umutsuz anında bile, tövbe ile yeniden başlama fırsatı vardır. Bu, bize umudun asla kaybedilmemesi gerektiğini ve her zaman daha iyi bir insan olma yolunda ilerleyebileceğimizi hatırlatır. Bu kadar bağışlayıcı bir Rab var iken: “Halâ Allah'a tövbe edip O'ndan bağışlanma dilemiyorlar mı? Allah çok bağışlayıcı ve engin merhamet sahibidir.”[4]

‎“Allah Teâlâ gündüz günah işleyenin tövbesini kabul etmek için ‎geceleyin elini açar. Geceleyin günah işleyenin tövbesini kabul etmek için ‎de gündüz elini açar. Güneş, battığı yerden doğuncaya kadar bu böyle ‎devam edip gider.”[5]

· Her gün insana verilmiş bir imkân ve fırsattır. Kişinin ölümü yahut ‎güneşin batıdan doğması ile bu imkânlar bitecektir. Yüce Allah’ın elini açması, ‎kulunun tövbe etmesinden hoşnutluğunu, kulun tövbesini kabul edeceğini ‎göstermektedir.‎

· ‎Genelde günah işleyen kişi kısmen kendini kaybeder. Yani ne yaptığını ‎bilmez ve o günahı işler. Sonrasında ise aklı başına gelir ve ‘ben ne yaptım!’ ‎diyebilir. Bilsin ki tövbesini bekleyen, ona acıyan bir Rabbi var. Mesela ‎hendekler kazıp içlerinde mü’minleri yakarak azaplandıran bir kesim vardır ki ‎yüce Allah onları bile affedebilecektir. Günahı izledikten sonra ‘biz ne yaptık’, ‎‎‘Allah’a nasıl hesap vereceğiz’ deseler Allah onları bile affedecekti:‎ ‎“Şüphesiz inanmış erkeklerle inanmış kadınlara işkence edip sonra tövbe ‎de etmeyenlere cehennem azabı ve (orada) yanma cezası vardır.”[6]

· Kudsi bir hadiste ise: "Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden ‎veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır. Sonra kul dönüp tekrar ‎günah işler ve "Ey Rabbim beni affeyle!" der. Allah Teala da: "Kulum günah ‎işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle muaheze eden bir ‎Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap, ben seni affettim!"[7]

· ‎Yüce Allah kullarına belirli sayıda 3 defa, 5 defa tövbe sayısı vermemiştir. ‎Tabiri caizse sınırsızdır. Eğer 3 defa tövbe hakkınız var deseydi halimiz perişan ‎olurdu. ‎

· Yüce Allah'ın 'elleri' ifadesi, kimi tarafından kudret, kuvvet, nimet ve ‎destek gibi anlamlara getirilmiştir. Ancak bu yorum, selefin yaklaşımına ‎aykırıdır. Selef, Allah'ın sıfatlarını olduğu gibi kabul etmiş, 'keyfiyetini Allah bilir' ‎diyerek yorumlama yoluna gitmemiştir.‎

‎“Güneş batıdan doğmadan önce kim tövbe ederse Allah onun tövbesini ‎kabul eder.”[8]

‎“Bir kul can çekişmeye başlamadığı sürece, Allah Teâlâ onun tövbesini ‎kabul eder.”[9]

· Güneş batıdan doğduktan sonra eğer kişi daha önce iman etmemiş ise o an iman etmesi geçersizdir. Aynı şekilde asi olanların tövbe etmeleri de kabul olmaz. Çünkü güneşin batıdan doğması büyük bir alamettir ve o an herkes bu olaya şahit olur. Böylece gerçeğin ne olduğu ortaya çıkar ve Allah’a iman konusunda kabul ve tasdik etmeleri gereken boyunlarının borcu olan şeyin ne olduğunu çok iyi anlarlar.

· Ölüm kişinin kıyametidir. Öldükten sonra ve ölümün son alametleri çöktüğünde artık tövbe yoktur. Firavun’un öleceğini anlayıp “İsrailoğulları’nın inandığından başka ilâh bulunmadığına kesinlikle inandım”[10] demesi örnek verilebilir.

·  Tövbeyi geciktirmek, yaşlılığa bırakmak, ölüme yakın bir zaman tövbe ederim demek gaflettendir.

“Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra hemen tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, ‘İşte ben şimdi tövbe ettim’ diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır.”[11]

· Tövbeyi geciktirmeyin, yaşlılığa bırakmayın. Zaten yaşlılıktaki bir kimse, gençliğinde yaptığı günahlara güç yetiremez. Yanlış anlaşılmasın! Yaşlılıkta yapılan tövbe kabul edilmez demiyoruz ama olması gereken, tavsiye edilen gecikmeden günahları terk edip tövbe etmektir. Ölümün ansızın geldiği unutulmamalıdır.

“Ve onlar bir kötülük yaptıkları ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları da Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Ve onlar, yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.”[12]

‎Ölümün ne zaman geleceği belli olmaz: “Nihayet onlardan birine ‎ölüm gelip çatınca “Rabbim! Beni geri gönder de, geride bıraktığım dünyada ‎iyi işler yapayım” der. Hayır! Onun söylediği bu söz boş laftan ibarettir. ‎Önlerinde, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.”[13]

Dedi ki: "Rabbim! Beni bağışla ve bana, benden sonra kimseye nasip ‎olmayacak bir hükümranlık lütfet. Şüphesiz sen çok ihsan sahibisin."[14]

Süleyman (as) gibi bir peygamber bile yüce Allah’tan bir şey istemezden ‎evvel ‘beni bağışla’ diyerek tövbe ediyor. Günahlarınız dualarınızın kabul ‎edilmesine engel teşkil edebilir. Bu sebeple öncelikle tövbe ve istiğfara ‎sarılın. ‎

Tebük Gazvesine katılmayan Kâb bin Mâlik’i düşünelim. O (ra), doğruluktan ayrılmadı ve Allah’tan bağışlanma diledi. Nihayetinde yüce Allah, Kâb’ı bağışladı.

Bir mü’min günah işlediği zaman üzülmeli, pişmanlık duymalı ve tövbe etmelidir. Bunun aksi durumlarda hayır yoktur. “De ki: “O (musibet) kendinizdendir.”[15]

Yüce Allah, kuluna veya bir topluma işledikleri yüzünden azap edebilir. Bu azabı ise ancak tövbe ortadan kaldırır. Ayrıca günah, küçük görülmemelidir.

“Mümin, günahlarını üzerine düşüverecek bir dağ gibi büyük görür. Fâcir (fütursuzca günah işleyen) kimse ise günahlarını burnu üzerine konan ve kovalayınca kaçacak bir sinek gibi görür.”[16]

Cüheyne kabilesinden zina ederek gebe kalmış bir ‎kadın Peygamberin (sav) huzuruna geldi ve:‎ ‎- Yâ Resûlallah! Cezayı gerektiren bir suç işledim. Cezamı ver, dedi.‎ Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm kadının velisini çağırttı. Ona:‎ ‎“Bu kadına iyi davran! Doğum yapınca bana getir!” buyurdu.‎

Adam Resûl-i Ekrem’in buyurduğu gibi yaparak kadını doğumdan sonra ‎getirdi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kadının üzerine elbisesinin iyice ‎bağlanmasını emretti; sıkı sıkıya bağladılar. Sonra Peygamberin (sav) emri üzerine taşlanarak öldürüldü. Daha sonra Resûl-i Ekrem kadının cenaze ‎namazını kıldı.‎ ‎Ömer: Yâ Resûlallah! Zina etmiş bir kadının namazını mı kılıyorsun? diye ‎sorunca Peygamber şunları söyledi:‎

‎“O kadın öyle bir tövbe etti ki, şayet onun tövbesi Medine halkından ‎yetmiş kişiye taksim edilseydi, hepsine yeterdi. Sen Allah’ın ‎rızasını kazanmak için can vermekten daha üstün bir şey biliyor musun?”[17]

· Bu hadis ile tövbenin Allah katında önemini ve büyüklüğünü anlıyoruz. Affedilmeyecek bir günah yoktur. Yeter ki tövbe-i nasuh (samimi tövbe) olsun. Bu tövbede günaha dönmemek, içtenlik, samimiyet ve pişmanlık vardır. “Ey iman edenler, Allah'a kesin (nasuh) bir tövbe ile tövbe edin.”[18]

· Canını Allah için vermek en faziletli davranışlardandır. Normalde kadın, kendi halinde/içinde tövbe etse de olurdu ama bunu yapmayıp ahirete hiçbir günah bırakmamak adına bu dünya da cezasını çekmeye razı oldu. Dünya da iken had cezası uygulanmış bir günah, ahirette kişinin karşısına çıkmaz.

· Evli kişinin zinası recm ile ölümdür. Bekar kimsenin cezası 100 sopa ve 1 yıl sürgündür. Bir kimseye zina isnat ederken 4 şahit getiremeyen kimselere ise 80 sopa ceza uygulanır.

“Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüz değnek vurun.”[19]

“Korunan (iffetli) kadınlara (zina suçu) atan, sonra dört şahit getirmeyenlere de seksen değnek vurun ve onların şahitliklerini ebedi olarak kabul etmeyin. Onlar fasık olanlardır.”[20]

‎“İnsanoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, bir vadi daha ister. Onun ‎ağzını topraktan başka bir şey doldurmaz. Ama Allah, tövbe edenin ‎tövbesini kabul eder.”[21]

· Bu hadis, insanoğlunun doymak bilmeyen hırsını ve dünya malına olan zaafını anlatıyor. Ömrünün sonuna kadar yiyemeyeceği malı olsa dahi o, malının çoğalmasını ister. Dünyanın süsünden ve hırsımızdan sakınmalıyız. "Âdemoğlu ihtiyarladıkça onda iki şey gençleşir: Mala karşı hırs ve hayata karşı hırs."[22]

 

· “Onun ağzını topraktan başka bir şey doldurmaz” sözü ile kastedilen insanın doymak bilmeyen hırsını ancak ölüm sona erdirebilir demek olabilir.

 

Abdullah bin Amr (ra) mezarlığa baktı. Sonra hemen bineğinden inip iki rekât namaz kıldı. Kendisine: ‘Bu senin daha önce yapmadığın bir şeydir?’ denildiğinde şöyle cevap verdi:

“Kabirlerdekileri ve onların Allah ile aralarına giren engeli (ölümü) hatırladım da bu iki rekât namazla Allah’a yakınlaşmak istedim.”

· Allah, günah işleyen kullarının tövbelerini kabul etmeye hazırdır. Tövbenin şartları; “pişmanlık, bir daha yapmamaya azmetmek” yerine getirildiği takdirde yüce Allah kuluna tövbeyi zorlaştırmıyor, kabul etmemezlik yapmıyor.

Hasan Basri dedi ki: “Rabbimizin istiğfar eden bir kula azap edeceğini sanmıyorum.”

‘Neden’ diye sorulduğunda “Ona istiğfar etmesini ilham eden kimdir?” dedi. ‘Allah’tır’ denilince. “Nasıl olur da istiğfar edinmeyi ilham ettiği kimseye azap etmeyi murad eder” dedi.

‎“Biri diğerini öldüren ve her ikisi de cennete giren iki kişiden Allah Teâlâ ‎hoşnut olur. Bunlardan biri Allah yolunda savaş ederken diğeri tarafından ‎öldürülür. Katil olan da daha sonra tövbe eder, müslüman olur, o da Allah ‎yolunda savaşırken şehid düşer.”[23]

· Bir-i Maûne faciasında sahabelerden Âmir b. Füheyre (ra) arkasından Cebbâr adlı kişi tarafından mızraklandı. Mızrak Âmir’in sırtından girip göğsünden çıktı. Bu sırada “Kâbe’nin Rabbine Andolsun ki kazandım” dedi! Cebbâr bunu anlayamadı, çünkü kazanan kendisiydi. Öldürülen ise savaşı kaybetmişti. Bu sözlerin üzerine düşündü ve en sonunda Müslüman oldu.

· Müslüman yüce makamlardan bir makam olan şehitliği hedefler. Allah’ın rızası, cennete gitme arzusu ana gayelerdendir. Buna ulaşan Müslüman Allah’a hamd eder.

· Müslümanın kanı çok değerlidir hatta Kâbe’den daha değerlidir. Onu öldürenin tövbesi kabul edilir. Tövbeden sonra günahın eseri kalmaz.

“Günahlarından samimi olarak tövbe eden kimse hiç günah işlememiş gibidir.”[24]

·  Müslümanların dünyadaki kavgaları, anlaşmazlıkları, dargınlıkları ahirette sona erecektir.

· Tövbe ve kul haklarıyla alakalı bazı örnekler verelim;

Kişi, insanları aldatıyor, yalan söylüyorsa; bu yaptığının tövbesi, aldatmadan, doğru söyleyerek bir hayat yaşamasıdır. Zekât vermeyen biriyse zekâtlarını geçmiş döneme dair ödemek zorundadır.

Birilerini kötüleyip gıybet etmiş ise bu işi bırakmalı, aynı ortamlarda kötülediği kişileri övmelidir. Karşı taraf yapılan gıybeti duymuş ise gidip helallik istemek gerekir. Karşı taraf yapılan gıybeti duymamış ise yanına gidilmez! O gıybeti yapılan şahıs için ‘Allah’tan bağışlanma iste, sohbet meclislerinde onun güzel hasletlerini anlat. Onun için sadaka ver… Çünkü bu sayede aranız bozulmayacaktır. Duysa kalbi kırılacaktır. Hiç şüphesiz iyilikler kötülükleri yok eder.

Kişi hem Allah’a tövbe ettiğini söylüyor hem de farzları yapmamakta ve haramları işlemekte ısrar ediyorsa bu tövbesi makbul değildir. Hatta bu, Allah ile alay etmek gibidir. Allah’a isyan etmekte ısrar ederken tövbesi nasıl kabul olsun ki!?

Rabbimiz şöyle buyurur: “Her kim de O’na salih ameller işlemiş bir mü’min olarak varırsa, işte onlar için en yüksek dereceler, içinden ırmaklar akan, içinde ebediyen kalacakları Adn cennetleri vardır. İşte bu, günahlardan temizlenenlerin mükâfatıdır.”[25]

Son olarak bir dua ile bitirecek olursak; Resûlullah’ın (sav) şu duaları yapmadan önce bir meclisten kalktığı pek ‎az olurdu:‎

Allahım! Bize, günahla aramıza engel olacak kadar korkundan hisse ver. Bizi, cennetine ‎ulaştıracak kadar tâatini nasib eyle. Dünya musibetlerini hafifletecek güçlü iman ver. ‎Allahım! Bizi yaşattığın müddetçe kulaklarımız, gözlerimiz ve kuvvetimizden faydalandır; ‎ölümümüze kadar da onları devamlı kıl. Bize zulmedenlerden öcümüzü sen al. Bize ‎düşmanlık edenlere karşı bize yardım et. Bizi dinimizde musibete uğratma. Dünyayı en ‎büyük düşüncemiz ve gayemiz, ilmimizin sonu kılma. Bize acımayanları üzerimize ‎musallat etme.[26]


[1] (Müslim)

[2] 38/Sâd 24-25

[3] (Buhari ve Müslim)

[4] 5/Mâide 74

[5] (Müslim)

[6] 85/Burûc 10

[7] ‎(Buhari ve Müslim)‎

[8] (Müslim)

[9] (Tirmizi)

[10] Yunus 90

[11] Nisâ 17-18‎

[12] Âl-i İmrân 135‎

[13] Mü’minûn ‎‎99-100‎

[14] Sâd 35

[15] Âl-i İmrân 165‎

[16] (Tirmizi)

[17] (Müslim)

[18] Tahrim 8

[19] 24/Nûr 2

[20] 24/Nûr 4

[21] ‎(Buhari ve Müslim)‎

[22] ‎(Buhari ve Müslim)‎

[23] ‎(Buhari ve Müslim)‎

[24] ‎(ibn Mâce)‎

[25] Tâ-Hâ 75-76

[26] (Tirmizi)