Ebû Hureyre (ra)’tan Rasulullah (sas)’in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: “İnsan öldüğü zaman üçü harici ameli kesilir: Sürüp giden bir sadaka, kendisiyle faydalanılan bir ilim ya da kendisi için dua eden salih bir çocuk.”[1]

Çocuklara onlara fayda verecek Kitab ve Sünnet ilmini öğretmenin onları ıslah edecek ve gerek duaları gerek istiğfarları ile onlardan faydalanmayı sağlayacak en büyük sebeplerden olduğu açıktır. Ölümünden sonra çocukların senin için dua edip bağışlanma dilemeleri cennetteki derecenin yükselmesine sebep olur.

Rasulullah (sas) buyurdu ki: “Allah (ac) sâlih kulun cennetteki derecesini yükseltir de o ‘Rabbim! Bu bana nereden?’ diye sorar. Bunun üzerine Allah ‘Çocuğunun senin için bağışlanma dilemesinden’ buyurur.”[2]

Bu dua ve istiğfar genellikle ancak onlara ilim öğrettikten ve edep verdikten sonra hâsıl olur.

Çocuklara ilim öğretmenin meşakkati ve zorluğu gayet iyi bilinmektedir. Bundan dolayı kişinin bu hususta kendisini sabra zorlaması, çocuklara ilim öğretirken ve edep verirken çektiği meşakkatlere katlanması olmazsa olmazdır.

Kim çocuğuna ilim öğretmeye özen gösterir, ona Kur’ân’ı öğretir ve Kur’ân’a uygun edep verirse Nebî (sas)’in şu hadiste sözünü ettiği en hayırlılığın kapsamına girer:

 “Sizin en hayırlınız Kur’ân’ı öğrenen ve öğreteninizdir.”[3]

Kur’ân’ı çocuğuna öğreten veya kendisi öğretemese bile öğreten bir kişiye ücret verip çocuğunun öğrenmesine vesile olan baba da bu faziletin kapsamına dâhildir.  

Müslümanlar öteden beri çocuklarına Kur’ân öğretmeye rağbet etmiş, onları bunun üzerine yetiştirmiş, kendilerine fayda veya zarar veremeyecek ve ancak babalarının kendilerine öğrettiklerini bilecek birer çocuk oldukları vakitte işe bununla başlamışlardır.

Rasulullah (sas) buyurdu ki: ‘Yanında bir câriye olup da ona güzel bir şekilde ilim öğreten, güzel bir şekilde edep veren, sonra onu azad edip onunla evlenen hiçbir adam yoktur ki ona iki ecir olmasın. Kitap ehlinden hem nebîsine iman eden hem de bana iman eden hiçbir adam yoktur ki ona iki ecir olmasın. Hem efendilerinin hakkını hem de Rabbinin hakkını edâ eden hiçbir köle yoktur ki ona iki ecir olmasın.’[4]

Cariyeye güzel bir şekilde ilim öğreten ve bu hadiste buyurduğu diğer şeyleri yapan kimseye iki ecir varsa çocuğuna güzelce ilim öğreten ve güzelce edep veren kimse çocuğu hususunda güzel bir iş yapmış olur ve ecrinin kat kat fazla verileceği umulur. Allah (ac)’nin buyurduğu gibi:

‘Kimdir Allah’a güzel bir borç verecek, Allah bunu onun için kat kat çoğaltsın?’ (Bakara, 245)

Hadislerde varid olduğuna göre Rasulullah (sas) hevdecinin içindeki bir kadının yanından geçerken ona ‘Bu Rasulullah’tır’ denmiş, bunun üzerine kadın beraberindeki bir çocuğun pazısından tutup ‘Bunun haccı olur mu?’ diye sormuş, Rasulullah (sas) de ‘Evet, sana da bir ecir var’ buyurmuştur.[5]

Bu kadının, çocuğu için hac olan şeyden dolayı ecri hak etmesinin sebebi çocuğunu o hacca getirmesi ve hacda onunla ilgilenmesi dışında bir şey olabilir mi? Çocuğun da o hacdan elde edeceği ancak hayra ve müslümanların duasına şahid olmasının bereketidir.

Çocuğun elde ettiğine yani Kur’ân’ı öğrenmesine gelince bu onun için kalıcı bir ilimdir. Bu daha büyük bir zenginlik, daha büyük bir infaktır. Bu husus, hakkında daha fazla şey aramaya ihtiyaç bırakmayacak kadar açıktır.

Bir adam, yanında oğlunun ilim talep ettiği İbn Sahnûn’a ‘Ben kendi işimi kendim görüyorum, oğlumu işinden alıkoymuyorum’ demiş, İbn Sahnûn da ona ‘Bu yaptığına karşılık elde edeceğin ecrin haccın, ribatın ya da cihadın ecrinden büyük olduğunu biliyor musun?’ diye karşılık vermiştir.”

Çocuğuna Kur’ân öğretmesi hususunda baba için umulacaklar kapsamında sana söylediklerim ancak, babayı; kendisine fayda ya da zarar veremeyecek, kendisi için neyi alıp kendisinden neyi uzaklaştıracağını ayırt edemeyen, babasından başka sığınağı olmayan, yaşamını sürdürmesi için nafakası babasına vacip olan küçük çocuğuna ilim öğretmeye teşvik etme babındandır. Bundan sonra baba bu vacibe ne eklerse çocuğuna fazladan bir iyilik olur. Bu, kişinin yabancılara ya da nafakaları üzerine vacip olmayan kimselere iyilik yapmasına benzer. Bununla birlikte kendisine muhtaç çocuğuna yaptığı iyiliklere karşılık daha çok fazilet elde edeceği umulur. Çünkü çocuk başkasının değil, onundur. Çocuğun kendisini babasının ilgilenmesinden müstağnî kılacak bir çareden medet umması söz konusu olamaz.

Müslümanlara çocuklarına namazı ve namaz için abdesti öğretmeleri, onları namaza alıştırmaları ve namazla edeplendirmeleri emredilmiştir ki namaza sıcaklık duysunlar ve ona kalpleri ısınsın. Böylece kendilerine vacip olduğu zaman onu ağır bulmasınlar. Çocuklarına namazı öğrettiklerinde Kur’an’dan namazda okuyacakları kadarını da öğretmeleri olmazsa olmazdır.

Müslümanlar önceden beri çocuklarına Kur’ân’ı öğretmiş, onları hocalara götürmüş, bu hususta gayretlerini esirgememiştir. Yolunu bulduğu takdirde bir babanın çocuğu için bundan geri durması düşünülemez. Nefsinin cimriliğine boyun eğmesi ayrıdır ki bu geçerli bir mazeret değildir.

Hayra rağbeti olmayan düşüncesiz bir baba dışında hiçbir baba bunu önemsemeyerek ve hafife alarak terk etmez.

Allah Subhânehu kitabında has kullarını şöyle buyurarak nitelemiştir: ‘Rahmân’ın kulları onlardır ki yeryüzünde vakarla yürürler…’ Allah (ac) sonra sözü şuraya getirmiştir: ‘Yine onlar ki kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığında bunlar karşısında sağır ve kör kesilmezler. Yine onlar ki şöyle derler: “Rabbimiz! Eşlerimizden ve zürriyetlerimizden bize gözler aydınlığı bağışla. Bizi takva sahiplerine imam kıl.”’ (Furkân, 74)

Şu hâlde kim Rabbinden zürriyetinden kendisi için gözler aydınlığı kılmasını umarsa çocuğuna Kur’ân öğretme hususunda ona yapacağı harcamaları esirgemez.

Allah Subhânehu şöyle buyurmuştur: ‘İman edip zürriyetleri arkalarından gelen kimseler var ya zürriyetlerini onlara kattık ve amellerinden hiçbirini onlardan elt etmedik.’ (Tûr, 21) Yani amellerinden bir şey eksiltmedik.

Şu hâlde ancak düşüncesiz ya da cimri bir kimse mal harcamaktan çekindiğinden ya da konuyu önemsemediğinden ehline ve çocuklarına hayrı öğretmeye ilgi duymayıp bu şekilde onları hayırdan mahrum eder.
Dinde çocuğun hükmü küçük olduğu sürece babasının hükmünün aynısıdır. Baba küçük oğlunu ona dini öğretmeden bırakabilir mi? Ona Kur’ân’ı öğretmesi din hususundaki bilgisini kuvvetlendirecektir. O Resûl (sas)’in şu buyruğunu duymamış mıdır: ‘Her çocuk mutlaka fıtrat üzere dünyaya getirilir. Sonra ana babası onu yahudileştirir ya da hristiyanlaştırır. Tıpkı develerin uzuvları yerinde yavrular doğurduğu gibi. Hiç uzvu kesik olan birini görüyor musunuz?’ ‘Ey Allah’ın Resûlü! Küçükken ölen hakkında ne dersin?’ diye sordular. ‘Allah ne işleyeceklerini en iyi bilendir’ buyurdu.

Görüldüğü üzere Rasulullah (sas) çocuğun başına ana babasından ona öğrettikleri sebebiyle neler geleceğini bildirmiştir.

Yine Rasulullah (sas) kendisine ilim öğretileceği çağa ulaşmadan ölenin durumunu Allah’ın yaşadıkları takdirde ne işleyecekleri hakkındaki ilmine havale etmiştir.

Kâfirlerin çocuklarına babaları tarafından zarar dokunuyorsa müminlerin çocuklarına da babaları tarafından din hususunda yarar dokunması gerekir.

Müminlerin selefi böylesi bir konuda hüccetler getirme zahmetinin altına girmeye gerek duymamış, Allah’ın kalplerine koyduğu şey yani bu konudaki rağbetleri ile yetinip bunun gereğini yerine getirmiş ve bunu halefin seleften aktardığı bir sünnet olarak bırakmıştır. Bu konuda (seleften) hiçbir baba eleştirilmemiştir. Bunu önemsemediğinden dolayı terk ettiği hiçbir baba da görülmemiştir. Zira bu mümin Müslümanın sıfatından değildir.

Birinin çocuğuna önemsemediğinden dolayı Kur’ân öğretmediği ortaya çıkarsa o mutlaka cahillikle itham edilir, yaptığının çirkin olduğu söylenir, hâli kötüleşir, kanaat ve rıza ehlinin hâlinden aşağısına düşürülür.

Allah Teâlâ “Kendinizi ve ehlinizi öyle bir ateşten koruyun ki…” (Tahrîm, 6) buyurmuştur. Bu âyetin tefsiri hakkında şunlar rivayet edilmiştir:

Alî b. Ebî Tâlib (ra) ayet hakkında “Onlara öğretin ve onları edeplendirin” demiştir.

Hasen el-Basrî (rh) ayet hakkında “Kişi onlara Allah’a itaati emreder ve hayrı öğretir” demiştir.

Rasulullah (sas) buyurdu ki:
“Çocuklarınıza ikramda bulunun ve onlara güzel edep verin.”[6]

 “Hiçbir baba bir çocuğa güzel bir edepten faziletli bir bağışta bulunmamıştır.”[7]

 “Hiçbir baba bir çocuğa güzel bir edepten hayırlı bir miras bırakmamıştır.”[8]

 “Kişinin çocuğunu edeplendirmesi bir sâ’ tasaddukta bulunmasından hayırlıdır.”[9]

Çocuğa ilim öğretmenin ve edep vermenin vakti bunları kaldıracak yaşa ve akıl seviyesine ulaştığı vakittir. Bu kapsamda yapılacaklar kısım kısımdır. Örneğin kişi çocuğunu salih müslümanların ahlâkı üzere yetiştirir ve onu bozguncular arasına karışmaktan korur. Diğer taraftan ona Kur’ân’ı ve Arapçayı öğretir. Sünnetleri ve selefin sözlerini dinletir. Mutlaka bilmesi gereken dînî hükümleri ona öğretir. Diğer taraftan övgüyü hak eden ve ona yeterli geleceği umulan kazanç yollarını ona gösterir. Ve bu şekilde bir baba olarak çocuklarına karşı olan sorumluluğunu yerine getirmiş olur.

Velhamdulillahi Rabbil alemin

 
 


[1] Müslim (4232) rivâyet etmiştir.

[2] [2] Ahmed (2/509) rivâyet etmiştir.

[3] [3] el-Buhârî (5027) rivâyet etmiştir.

[4] [4] Bunu el-Buhârî (5083) rivâyet etmiştir.

[5] [5] Müslim (3232)

[6] [6] İbn Mâce (3671)

[7] [7] Ahmed (3/412)

[8] [8] et-Taberânî, el-Evsat (3658)

[9] [9] et-Tirmizî (1951)