İslam dininin kendine özgü prensipleri ve kuralları vardır. Bu kurallar zor, yapılması imkânsız olan hususlar değil; bilakis insanın fıtratına ve aklına uygunluk arz eden, kolay ve tabii durumlardır. Şuan yeryüzünde var olan bütün batıl dinlerle mukayese edildiğinde bunun farkı ortaya çıkacaktır. İslam dininin dışında var olan dinler beşeridir yani insan ürünüdür; Allah’ın yarattığı varlıklardır. Yaratılan varlıklar ile yaratan hiç bir olur mu? Hiçbir akıl bunu kabul etmez tabiki de. O zaman olaylara ve durumlara bu nazarla bakmamız elzem olacaktır. İnsan ile insanı ve tüm kaniatı yaratan Allah bir meselede münakaşa ve zıtlığın içerisinde ise akıl ve fıtrat Allah’ın dediğine uymasının gerekliğini idrak edecektir. Tabi ki akıl ve fıtrat bozulmamış ise bu durum söz konusudur.

Hiç şüphesiz İslam dini pratiği olan ve kıyamete kadar geçerliliğini koruyabilen evrensel bir dindir. Emirleri ve yasakları topluma ve ferde uygunluk sağlamakta ve adaleti inşa etmektedir. Bu yüzdendir şeriatın hâkim olmadığı ülkelerde adaletsizlik, soysuzluk, hırsızlık, güvensizlik ve aklınıza gelmeyen olumsuzluklar devam edecektir. Toplumun refahı ve huzuru Allah’ın dinindedir. İslam dininden başka dinleri tercih edenler dünyaları ve ahiretleri hüsran olmaya mahkûm olacaktır.

“Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.”[1]

Allah (cc) Kur’an’ı Kerimde kullarına ilahi mesajları daha iyi anlamaları için çeşitli darb-ı meselleri örnek verir. Bu örneklerle kullar düşünsünler, tefekkür etsinler bunun neticesinde doğru yolu bulunsunlar. Darb-ı meseller, Kur’an’ın anlatım metodundan sadece bir tanesidir.
 
“Andolsun ki biz, öğüt alsınlar diye, bu Kur'an'da insanlara her türlü misali verdik.”[2]

“Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.”[3]

Kur’an’ı Kerimde darb-ı meseller değişik şekilde tasnif edilmiştir. Bazı yerlerde kör olan ile gören, karanlık ile aydınlık, bilen ile bilmeyenin bir olmadığını misaller vererek anlatmıştır. Okuyanı ya da dinleyeni tefekküre sevk etmiştir.

Bir buğday tanesinin önce yedi başak sonra her yedi başağın bir tanesi yüz başak edip toplamda yediyüze ulaşması şeklindeki darb-ı misal ihlas ile yapılan sadakanın Allah katındaki ecrini müşahede ettirmekte,[4] Âdem’in (as) topraktan yaratılıp, İsa’nın (as) babasız yaratılma[5] misali Allah’ın kainattaki gücünü ortaya koymakta, Allah’tan başkasını dost edinenlerin durumunu kendisine örümcek ağından ev edinene benzeterek kişinin acziyetini göstermekte,[6] yağmurun yağması ile ürünlerin yeşermesine sevinen çiftçilerin, sonradan da sararıp çer çöp olmasını dünya hayatının süsü, eğlencesi, evlat edinmeye benzeterek dünya hayatının önemsizliğine vurgu yapılmakta[7] riya olsun diye malını infak eden kimsenin durumunu sert ve pürüzsüz olan kayanın üzerinde toprağın içerisindeki tohumun sağanak yağmurun etkisiyle yok olmasına benzetmesi[8] vs darb-ı mesel için örnekler verilebilir.

Yukarıda ki darbı-ı meseller anlaşılacağı üzere insanı hep tefekküre, düşünmeye ve olaylardan ibret almaya itmektedir.

Bu ay dergi yazımda darb-ı mesel bir ayeti anlatmaya ve ayet üzerinde tefekkür etmeye çalışacağım inşallah.

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

"Sizden hiçbiriniz ister mi ki, kendisinin hur­ma­lık ve üzümlüklerden bir bahçesi olsun, altında ır­mak­lar aksın, içinde her türlü ürünü bulunsun da, kendi üze­rine de ihtiyarlık çökmüş ve elleri ermez, güç­leri yetmez küçük zayıf çocukları olsun. Derken ona ateşli bir bora isabet ediversin de o bahçe yanıversin. İşte Allah, âyetle­rini size böylece açıklıyor. Umulur ki, düşünürsünüz."[9]

Bu ayetin tefsirinde Buhari (ra) der ki: Übeyd İbn Umeyr'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Ömer İbn Hattâb bir gün Rasulullah (sav) ashabına: “Biriniz ister mi ki; hurma­lardan ve üzümlerden bir bahçesi olsun...” ayeti kerimesi kimin hak­kında nazil olmuştur biliyor musunuz?” diye sordu. Onlar: “Allah en iyi bilir”, dediler. Ömer (ra) kızdı ve : “Biliyoruz, ya da bilmiyoruz” deyin, dedi. İbn Abbas (ra) şöyle dedi: “Ey mü'minlerin emiri, bende bu konuda bir bilgi var.” Ömer (ra): “Ey kardeşimin oğlu; söyle ve kendini küçük görme” dedi. Bunun üzerine İbn Abbas (ra) şöyle dedi: “Bu ayet bir amel için misal olarak getirildi.” Ömer (ra) sordu: “Hangi amel?” İbn Abbas (ra): “Zengin bir adam vardı; Allah'a itaat üze idi. Sonra Allah ona şeytanı gönder­di de adam günahlar işledi. O kadar ki eski amellerini tümüyle batırdı. İşte bu, o adamın ameli hakkındadır.” diye cevap verdi.

Allah (cc) bu ayette kullarına çok güzel bir darb-ı mesel olayını haber vermektedir. Bahçe sahibinin durumu oldukça manidar ve ilginçtir. Hayatı boyunca çalışmış, mücadele etmiş, artık ihtiyarlığın gelip çattığı ve kendisine bakacak birilerinin olmadığı bir dönemde var olan ürünlerle geçinmeyi düşündüğü bir sırada güzelim bahçeyi ateş yakıp kül etsin. Böyle olmasını kim ister ki?

Allah (cc) bu ayette ki darb-ı meseli ise şudur; Ölüm meleği gelene kadar birçok hayırlı ameli işlemiş, zekât, sadaka, nafile ibadetlerde bulunmuş ama ölüm meleğinin kendisine gelmesine ramak kaldığı bir anda Allah’ın affetmeyeceği şirk ameli işlemiş ve bu hal üzere Allah’ın huzuruna çıkmış bir kimsenin durumu yukarıda bahsi geçen bahçe sahibinin durumu gibidir. Nasıl ki bahçe sahibi tüm sermayesini kaybetmişse, hayatının son anında Allah’a ortak koşan kimse de yapmış olduğu tüm ibadetleri Allah katında yok hükmünde sayılacaktır. Çünkü Allah’a ortak koşan ve bu hal üzere ölen kimsenin tüm ibadetleri boşa çıkacak ve ebediyen cehennem ile cezalandırılacaktır.

“Andolsun ki "Allah, kesinlikle Meryem oğlu Mesîh'tir" diyenler kâfir olmuşlardır. Hâlbuki Mesîh "Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk ediniz. Biliniz ki kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcılar yoktur" demişti.[10]

“And olsun ki sana da, senden önceki peygamberlere de vahyolunmuştur: "And olsun, eğer Allah'a ortak koşarsan işlerin şüphesiz boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun."[11]

Yazımın başlarından İslam dininin bazı prensipleri ve kuralları var demiştim. İşte bu kurallardan bir tanesi Allah’a ibadet edip son anında Allah’a ortak koşan kimsenin durumu ateştir; yaptığı amellerin hiçbir değeri yoktur. Aynı şekilde ömrünü Allah’a ortak koşmuş olarak yaşayan, ama son anında Allah’a tevbe eden kimse daha önceki yaptığı kötü amellerden hesaba çekilmeyip, yeni doğmuş hükmündedir. Bu yüzden muvahhidler, sürekli Allah’a dua etmeli, ayaklarının İslam üzere sebat etmeleri için Allah’ın dinine yardım etmeleri gerekmektedir. Rasuller dışında hiçbir kimsenin garantisi yoktur.

Allah Rasulu’nun (sav) şu hadisi ne kadarda olayı özetlemektedir:

Sehl b. Sad (ra) naklediyor; Rasulullah zamanında bir adam bir savaşa iştirak etmişti. Savaşta Müslümanlara faydası çok dokunmuş, sahabeler çok memnun kalmışlardı. Sahabeler adama fazla ilgi gösterince Rasulullah (sav): “Bu adam cehennemliktir.” buyurdu. Sahabeler bunu duyunca çok şaşırdılar. Rasulullah’ın (sav) safında, Allah yolunda savaşan bir adamın cehennemlik olması herkesi hayrete düşürdü. Fakat bütün sahabeler teslimiyetle şöyle dediler: “Allah ve Rasulu daha iyi bilir.” Savaş devam ediyordu. Adam da ön saflarda var gücüyle çarpışıyordu. Fakat savaşın bir noktasına gelindi ki, adam aldığı darbelerin çok fazla acı vermesi üzerine kendi kılıcını göğsüne sapladı ve intihar etti. Onun bu halini görenler hemen Rasulullah’a (sav) koştular: “Ya Rasulullah, dediklerinin doğruluğunu gözümüzle gördük.” dediler. Rasulullah (sav) onlara cevap verdi: “İnsanların içinde öyleleri vardır ki, cennetlik gibi görünürler, fakat cehennemliktirler.”[12]

Bu adamın cehennemlik olmasını vahiyle Allah, Rasulü’ne bildirmiştir. Bizler ise bir kimsenin ameline göre kesin olarak cennetlik ya da cehennemlik diye hüküm vermemiz doğru olmaz. İnsanın son halini Allah’tan başka kimse bilemez. Allah Rasulü (sav) bir hadisinde “Ameller sonuçlara göredir” buyurarak kişinin cennetlik ya da cehennemlik durumunu ömrünün son haline göre değer kazanacağını bildirmiştir.

Hasan-ı Basrî (ra) şöyle der: “Bu, Allah'a yemin ederim ki insanlar arasından pek az kimsenin akledip anladığı bir misaldir: Yaşlı bir ihtiyar, bedeni zayıf, küçük çocukları pek çok. Bahçeye son derece ihtiyacı var. İşte bu sırada gelen fırtına onu kasıp kavurdu. Allah'a yemin ederim, sizden herhangi bir kimsenin ameline en çok ihtiyacı olduğu vakit, dünyadan ilişkisi kesildiği vakittir.”[13]

Dünyada hayatında çokça ameller işlemiş ama ahirette karşılığını alamayan kimseye yazıklar olsun! Allah (cc) bizleri bundan uzak tutsun. Bizlere avf ve afiyet versin. Rabbimizin şu ayeti kerimeleri ne kadarda özetler mahiyetindir:

“De ki: Size, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi? (Bunlar;) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.”[14]

“Onların yaptıkları her bir (iyi) işi ele alırız, onu saçılmış zerreler haline getiririz.”[15] (değersiz kılarız).
               
 


[1] ( 3 Al-i İmran, 85)

[2] (39 Zümer, 27)

[3] (59/Haşr, 21)

[4] (2/Bakara, 261)

[5] (3/Al-i İmran, 59)

[6] (29/Ankebut, 41)

[7] (57/Hadid, 20)

[8] (2/Bakara, 264)

[9] (2/Bakara, 266)

[10] (5/Maide, 72)

[11] (39/Zümer, 65)

[12] (Buhari, 2898; Müslim, 112)

[13] (Zemahşerî 1/299)

[14] (18/Kehf, 103, 104)

[15] (2/ Furkan, 23)