Tercüme: Salih Bağırgan

Allah (cc) yaratmış olduğu kullarını birbirleri arasından kimisini üstün kılmış, derecelerini yüceltmiştir. “Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer.”[1] Bazı günleri ve ayları diğer günlerden ve aylardan; Cuma gününü haftanın diğer günlerinden, kurban/nahr gününü yılın diğer günlerinden, kadir gecesini diğer gecelerden daha faziletli kılmıştır. Allah (cc) İslam ümmetine Cuma gününü seçmiştir. Nitekim Allah Rasulü (sav) şöyle buyurmaktadır;

"Allah (cc) bizden öncekileri cumayı bulma işinde şaşırttı. Bu sebeple cumartesi Yahudilerin, pazar günü de Hristiyanların oldu. Allah (cc) bizi yarattı ve bizlere cuma gününü bulma hususunda hidayet nasib etti: Cumayı da, cumartesiyi de, pazarı da (ibadet günleri) kıldı. Onlar kıyamet günü de bize tabidirler. Biz, dünya ehli arasında sonuncuyuz fakat kıyamet günü birinciler olacağız ve bütün mahlukattan önce hesapları görülüp bitirilecekler olacağız."[2]

Başka bir hadiste şöyle demektedir;

“Biz sondakileriz ve biz öne geçenleriz. Şu kadarı var ki onlara bizden önce kitap verildi, bize de onlardan sonra. Bugün (Cuma) onların hakkında ihtilafa düştükleri gündür. Allah bize o günü gösterdi. İnsanlar bugün itibariyle bize tabidirler. Yahudilerin günü yarındır (Cumartesi), Hristiyanların günü ertesi gündür. (Pazar)”[3]

Cuma günü Müslümanların haftalık bayramıdır ki günlerin efendisi ve Allah katında en faziletli gündür. Üzerine güneş doğan en hayırlı gündür. Allah (cc) Buruc süresinde Cuma gününe yemin etmiştir. Allah (cc) Kur’an’da bir şeylere yemin etmesi o şeylerin büyüklüğünü ifade eder. Nitekim ayette “Şahid olana (görene) ve şahit olunana (görülene).”[4] buyrulmaktadır. Tirmizi’de geçen bir hadiste mev’ud; kıyamet günü, meşhud; arefe günü, şahid gün ise Cuma günüdür.

Cuma gününün faziletlerinden birisi de o günün gecesinde ya da gündüzünde vefat eden (mü’min) kimseyi Allah (cc)’ın kabir fitnesinden korumasıdır.  Cuma günü vefat eden kimsenin güzel ölümle öldüğünün alametlerindendir. Allah Rasulü (sav) şöyle buyurmaktadır;

“Cuma gündüz ya da Cuma gecesi ölen Müslümanı muhakkak ki, Allah kabir fitnesinden korur.”[5]

Cuma günü müslümanların bayramı olduğundan dolayı o günde oruç tutmak caiz değildir. Sebebi ise bayram olması hasebiyle o gün yapılacak ibadetler hakkıyla yerine gelsin. Ancak sürekli bir şekilde bir gün oruç tutup bir gün tutmayan kimse oruç günü Cuma gününe denk geldiyse yada arefe günü ve aşura günü Cuma günlerine denk geldiyse o günde oruç tutmakta bir beis yoktur.[6] Hadislerde Cuma gününden bir gün önce yada bir gün sonra oruca niyetlenmeyip sadece o günü oruç tutmakla alakalı yasaklar gelmiştir. Allah Rasulü (sav) şöyle buyurmaktadır:

"Geceler arasında sadece cuma gecesini ibadete tahsis etmeyin; yine günler arasında oruç tutmak için sadece cuma gününü tahsis etmeyin. Ancak sizden biri âdeti olan bir orucu tutuyorsa bu müstesnadır."[7]

“Sizden hiç kimse cuma günü oruç tutmasın. Ancak bir gün önceden veya sonradan oruç tutuyorsa, bu takdirde cuma günü de oruç tutabilir.”[8]

Cuma namazı İslam’da en faziletli namazdır. Cuma namazının farziyeti, bilinmesi zaruri konulardan bir tanesidir.  Allah (cc) şöyle buyurmaktadır;

Ey iman edenler! Cuma Günü namaz için (ezan okunup) çağrıda bulunulduğunda, Allah’ı zikretmeye (namaza) koşun ve alışverişi bırakın. Şayet bilirseniz bu, sizin için en hayırlı olandır.”[9]

Cuma namazı müslüman olup buluğ çağına giren akıllı (deli olmayan), hürriyet sahibi, hasta olmayan, mukim (seferi olmayan) erkeklere farzı ayındır. Cuma namazı kadınlara, hastalara, seferi olanlara, çocuklara ve kölelere farz değildir. Kendisinde mazur sebeplerden biri olup Cuma namazının farz olmadığı kimseler kıldıkları takdirde namazları sahih olur. Ayrıca bu kimselerin sadece öğlen namazını kılmaları yeterlidir, Cuma namazının farziyeti onlardan düşmüştür. Cuma namazı yedi yaşına girmiş çocuklara (erkeklere) kılmaları emredilir. 10 yaşına girdikleri halde kılmayanlara şeriatın belirlediği ölçüde dövülür/vurulur. Allah Rasulü (sav) şöyle buyurmaktadır:

“Çocuklarınız yedi yaşlarında iken namaz kılmalarını emredin, onlar on yaşlarına basınca da namaz için vurun, erkek-kız yataklarını da ayırın.”[10]

Cuma ezanını duyan bir kimse ezanı tekrarlar. Mazur değilse namaza gitmemesi caiz değildir. Mazereti olan kimselerin Cuma namazına gitmemesi mübahtır. Cuma namazın farziyeti bu kimselerden düşer. Sadece öğle namazını eda ederler. Mazur olacak sebeplerden biri de kişiyi canını, malını, ehlini ziyan edecek şiddetli yağmurun yağması, havanın çok soğuk olması vs. Cuma namazını mazereti olmadığı halde kılmayan kimse büyük günah işlemiştir. Terk eden kimseye büyük tehditler söz konusudur. O da gafletin olması ve kalbin mühürlenmesi. -Allah korusun- Allah Rasulü (sav) şöyle buyurmaktadır:

“Bazı kimseler cuma namazlarını terk etmekten ya vazgeçerler veya Allah Teâlâ onların kalplerini mühürler de gafillerden olurlar.”[11]

“Her kim önemsemediği için üç Cumayı terk ederse Allah onun kalbini mühürler.”[12]

İmam İbn Abdilber (rh) şöyle der: “Kalbin mühürlenmesi büyük bir tehdittir. Kalbi damgalanan ve mühürlenen kimse iyiliği ve kötülüğü bilemez.”[13]

Ve şöyle der: “Âlimler özürsüz cumaya 3 kere gitmeyen kimselerin fasık olacağı ve şahitliklerinin düşürüleceği hususunda icma etmişlerdir.” [14]

Cuma ezanını duyan kimsenin zaruret haricinde yolculuk yapması, namazı meşgul edecek işlerle uğraşması, oyun oynaması, ticaret yapması caiz değildir. Allah (cc) Cuma namazının kılınması için koşulmasını emretmektedir. Nitekim şöyle buyurmaktadır:

Ey iman edenler! Cuma Günü namaz için (ezan okunup) çağrıda bulunulduğunda, Allah’ı zikretmeye (namaza) koşun ve alışverişi bırakın. Şayet bilirseniz bu, sizin için en hayırlı olandır.”[15]

Cuma namazını meşru sebeplerden dolayı kılamayan kimseler dört rekat öğle namazı olarak kaza ederler. Herhangi bir günah söz konusu olmaz. Sebepsiz yere Cuma namazını kılmayan kimseler büyük günah işlemiş olurlar.  Beş vakit namaza ve Cuma namazına önem gösterenlerin sevap bakımından fazileti çok büyüktür. Bu namazlar günahların bağışlanmasına birer sebeptir. Allah Rasulü (sav) şöyle buyurmaktadır:

“Büyük günahlardan kaçınıldığı sürece, beş vakit namaz ile iki cuma ve iki ramazan, aralarında geçen günahlara kefaret olur.”[16]

Hadiste geçen kefaret küçük günahlardır. Büyük günahların kefareti tevbe ve Allah’ın rahmeti ile mümkün olur. Cuma günü insanların toplandığı gündür ve o gün insanlığın ebedi dönüş yurdu olan ahiret hayatında beraber haşr olacağı o günü hatırlatır.

Nebi (as) Cuma gününe önem verirdi. Başka günlerde yapmadığı sadece o güne özel bazı ibadetler yapardı. İnsan ve secde sürelerini o günün sabah namazının ardından okumak, gusül abdesti almak, en güzel elbiseler giymek, koku sürünmek, mescide giderken tekbirde bulunmak, nafile namaz kılmak, imam minbere çıkacağı zamana kadar zikretmek, Kur’an okumak, o günün gecesinde yahut gündüzünde Kehf süresini okumak, duaların makbul edileceği zamanı aramak -ki kul Rabbinden ne isterse onu verir-, Nebi’ye (as) salat ve selam okumak ve bunların dışında sünnette var olan hususları yerine getirmek.

O günde gusül abdesti almak cumhura göre şu hadisten dolayı sünneti müekkededir.  Allah Rasulü (sav) şöyle buyurmaktadır: “Her kim cuma günü abdest alırsa ne iyi eder; hele boy abdesti alırsa, o daha iyidir. ”[17]

Zahirilere göre, İmam Ahmed’den gelen bir rivayete göre ve bazı alimlere göre gusül abdesti almak şu hadisten dolayı vaciptir. Allah Rasulü (sav) şöyle buyurmaktadır:

“Her bâliğ olan kimseye cuma günü boy abdesti almak gereklidir.”[18]

Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye, âlimlerin arasını bularak şu görüşü benimsemiştir: “Cuma günü başkalarına eziyet verecek şekilde vücudu terli, kokan kimseye gusül vaciptir. Aksi takdirde müstahaptır.”[19] Bu, kuvvetli bir görüştür.

Cuma günü için alınacak gusül abdestinin zamanı sabah namazından sonra başlar. Sünnete göre bu vaktin öncesinden alınmaz. En faziletli zaman ise Cuma namazına çıkılacağı zaman alınmasıdır. Cuma namazı ve cenabet için bir niyetle gusledilmesi yeterlidir. Kendisine Cuma namazı farz olmayanlara (mazeretli) erkek-kadın olsun namaz farz değildir. Namaz için guslün gerekli olması cumaya gelecek kişilere kötü kokarak eziyet verilmemesinden dolayıdır.

Cumanın sünnetlerinden ve adaplarından birisi de kişinin, kişisel temizliğini yapması, saçını yağlaması, misvak kullanması, güzel kokular sürünmesi, hutbede imamı dinleyip başka şeylerle meşgul olmamasıdır. Allah Rasulü (sav) şöyle buyurmaktadır:

“Bir kimse cuma günü boy abdesti alarak elinden geldiğince temizlenir, saçını sakalını yağlayıp tarar veya evindeki güzel kokudan süründükten sonra câmiye gider, fakat orada yan yana oturan iki kimsenin arasını açmaz, sonra Allah Teâlâ’nın kendisine takdir ettiği kadar namaz kılar, daha sonra sesini çıkarmadan imamı dinlerse, o cumadan öteki cumaya kadar olan günahları bağışlanır.”[20]

Müstehap amellerden bir tanesi de namaza giderken bir özrü yoksa yürüyerek gitmesidir. Çünkü her adımı her yıl tutulan orucun ve namazın ecri kişiye yazılır. Allah Rasulü (sav) şöyle buyurmaktadır: Kim Cuma günü (elbiselerini) yıkarsa ve yıkanırsa, sonra acele edip evden erken çıkarsa, yürürse ve herhangi bir bineğe binmezse ve imama yaklaşırsa, onu dinlerse ve konuşmazsa, boş sözleri söylemezse evinden camiye kadar attığı her adım için bir yıllık namazın ve orucun sevabını kazanır.”[21]

Mescidin içerisinde İmama yakın bir yerde durmak müstehaptır. İmama yakın olmak demek birinci safta olmak demektir ki ecri büyüktür.  Allah Rasulü (sav) şöyle buyurmaktadır: “Erkeklerin en çok sevap kazanacağı saf ilk saf, en az sevap kazanacakları saf son saftır. Kadınların en çok sevap kazanacağı saf son saf, en az sevap kazanacakları saf ise ön saftır.”[22]

Cuma namazından sonra iki rekât ya da dört rekât namaz kılmak şu hadisten dolayı müstehaptır. "Biriniz cumanın farzını kılınca, ardından dört rekât namaz daha kılsın."[23] Başka bir rivayette ise İbn-i Ömer’den (ra) rivayet edildiğine göre Rasulullah (sav) “Cumanın farzından sonra evine gitmedikçe namaz kılmazdı. Sonra evinde iki rekât namaz kılardı.”[24]

İki hadisi âlimler şu şekilde cem etmişlerdir: “Eğer mescitte kılınacaksa dört rekât, evde kılınacaksa iki rekât kılınması evladır.” Bu görüşü İbn Teymiyye (rh) ve öğrenci İbn Kayyım (rh) seçmiştir. [25]

Âlimler ayrıca Cuma günü duaların icabet edileceği zamanı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bu görüşlerden tercihe şayan olanı 2 görüştür. Birincisi; İkindi vaktinin başlamasıyla güneşin batma vakti arası. “Cuma günü duaların kabul edileceği, beklenen saati; ikindiden sonra güneş batıncaya kadarki zaman içerisinde arayın.”[26]

İkincisi; İmamın minbere oturduğu andan namazı kıldıracağı vakit arası.

Ebu Bürde İbn-i Ebu Musa el–Eşari (ra) şöyle dedi: “Bir gün Abdullah İbni Ömer (ra) bana: ‘Cuma günü duaların kabul edildiği zaman hakkında babanın Rasulullah’tan (sav) bir hadis rivayet ettiğini duydun mu?’ diye sordu. Ben de:

Evet, duydum. Babam, Rasulullah’ı (sav) şöyle buyururken işittiğini söyledi:

“O vakit, imamın minbere oturduğu andan namazın kılındığı zamana kadar olan süre içindedir.”[27] 

Mescide doğru yaklaştığında şöyle dua edilir;

"Allah'ım, kalbimde bir nur kıl, dilimde bir nur kıl, kulağımda bir nur kıl, gözümde bir nur kıl, arkamda bir nur kıl, önümde bir nur kıl, üstümde bir nur kıl, altımda bir nur kıl, Allah'ım! Bana bir nur ver."[28]

Mescitten çıkarken şöyle dua eder;

Allah’ın adıyla. Salat ve selam, Rasulullah’ın üzerine olsun. Ey Allah’ım! Kuşkusuz ki ben Senin lütfundan isterim. Ey Allah’ım! Beni, kovulmuş şeytandan koru!”[29]

Velhamdulillahi Rabbil alemin…

   



[1] (28/Kasas 68)

[2] (Müslim)

[3] (Buhari, Müslim)

[4] (85/Buruc 3)

[5] (Tirmizi)

[6] (İbn Kudame “el-Muğni”)

[7] (Buhari, Müslim)

[8] (Müslim)

[9] (62/Cuma 9)

[10] (Ebu Davud)

[11] (Müslim)

[12] (Ebu Davud)

[13] (El-İzhizkar 2/55)

[14] (El-İzhizkar 2/56)

[15] (62/Cuma 9)

[16] (Müslim)

[17] (Ebu Davud)

[18] (Buhari, Müslim)

[19] (el-İhtiyaratu’l-Fıkhıyye 17)

[20] (Buhari)

[21] (Ebu Davud)

[22] (Müslim)

[23] (Müslim)

[24] (Buhari, Müslim)

[25] (İbn Kudame “el-Muğni” 3/248)

[26] (Nesai)

[27] (Müslim)

[28] (Müslim)

[29] (Ebu Davud, İbn-i Mace)