Duḥa Süresi, Mekke döneminde nazil olup Mushaf tertibinde 93. suredir. Lafzen kısa olmakla birlikte mana bakımından son derece derin ve çok yönlü bir içeriğe sahiptir. Müfessirler tarafından, Rasulullah’ın (ṣallallahu aleyhi ve sellem) şahsında ümmete yöneltilen tesellî, hatırlatma ve yönlendirme beyanı olarak değerlendirilmiştir. Özellikle nübüvvetin ilk yıllarında yaşanan inzivâ, tecrit ve îtiraz ortamında gelen bu sure, Nebevî misyonun seyri açısından da son derece mühimdir.
Sure, ismini ilk ayette geçen "وَٱلضُّحَىٰ" kelimesinden alır. “Ḍuḥa” sabah güneşinin ortalığı aydınlattığı, gecenin karanlığından sonra gelen parlak zaman dilimini ifade eder. Bu vaktin Kur’an’da yemin zarfı olarak kullanılmasının birçok mana taşıdığı üzerinde durulmuştur. İbn-i Aşûr, bu yeminle Allah Teâlâ’nın, karanlıkların ardından gelen aydınlığı temsil ettiğini, sembolik bir şekilde Nebî’nin risalet sürecindeki geçici sıkıntılardan sonra zuhur edecek ilâhî fütûhatı haber verdiğini ifade eder.
Surenin nüzulüne dair rivayetlerin başında, vahyin bir müddet kesilmesi (fetretü’l-vaḥy) gelir. Bu süreçte müşrikler, Rasulullah’la (sallallahu aleyhi ve sellem) alay ederek, “Muhammed’in Rabbi onu terk etti” (وَدَّعَهُ رَبُّهُ) dediler. Bu sözler üzerine Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) büyük bir hüzne gark oldu. Kalbini saran mahzûniyet, sükûnetini derinden sarstı. İşte böyle bir hal içinde Duḥa Suresi nazil oldu.
Buhârî ve Müslim’in rivayet ettiği hadislerde Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Cebrâîl’in (aleyhisselam) gecikmesine üzüldüğü ve bu süre zarfında Rabbinden uzak kaldığını düşündüğü rivayet olunur. Ancak bu surede geçen "مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَىٰ" (Rabbin seni ne terk etti ne de darıldı) ayeti, bu vehmin bâtıl olduğunu ve Allah’ın Nebisine olan hitabının kesilmediğini beyan eder.
Duha Suresinden Dersler
1) Müslümanın Allah’tan Başka Bir Şeye Yemin Etmesi Caiz Değildir
Allah Teâlâ, dilediği mahluklarına yemin eder. Ancak bir Müslümanın Rasulullah’a (ṣallallahu aleyhi ve sellem), Allah’ın salih kullarından birine, emanetlere, herhangi bir yaratılmışın (örneğin anne-baba gibi) hayatına, Kâbe’ye, boşanmaya veya şerefe yemin etmesi caiz değildir. Çünkü Allah’tan başka bir şeye yemin etmek haramdır; bu, bir çeşit şirk sayılır.
Müslim’den rivayet edilen bir hadiste Abdullah bin Ömer (radıyallahu anhu) şöyle anlatmaktadır:
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Ömer bin Hattab’ı bir yolculukta babasına yemin ettiğini işitince şöyle buyurdu:
“Şüphesiz Allah, sizlere babalarınıza yemin etmemenizi emreder. Yemin eden kişi ya Allah’a yemin etsin ya da susmayı tercih etsin.”[1]
2) Allah Teâlâ Salih Kullarını Unutmaz ve Her Kötülükten Korur
Allah Teâlâ, salih kullarını asla bırakmaz. Onlar her yerde Allah’ın yardım ve koruması altındadırlar. Onları iyi işler yapmaya muvaffak kılar, her kötülükten korur, dualarını kabul eder, düşmanlarına karşı yardım eder.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Onlar, kendilerine ‘insanlar, size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun’ dedikleri halde imanları artanlar ve ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir’ diyenlerdir. Bundan dolayı, kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan bir bolluk (fazl) ve Allah'tan bir nimetle geri döndüler. Onlar, Allah'ın rızasına uydular. Allah, büyük fazl (ve ihsan) sahibidir.”[2]
Kur’an’da bunun örnekleri çoktur:
a) Nuh’un (aleyhisselam) Boğulmaktan Kurtuluşu:
Allah Teâlâ buyuruyor:
“İnsanlar onlara ‘Düşmanınız olan insanlar size karşı bir ordu topladılar, onlardan korkun’ dediler. Bu, onların imanını artırdı da ‘Allah bize yeter. O ne güzel Vekil'dir’ dediler.
Bu yüzden kendilerine bir fenalık dokunmadan, Allah'tan nimet ve bollukla geri döndüler; Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük, bol nimet sahibidir.”[3]
b) Musa (aleyhisselam) ve Kavminin Firavun’dan Kurtuluşu:
Allah Teâlâ buyuruyor:
“And olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik. Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık. Ancak onun soyunu sürekli kıldık. Sonra gelenler içinde ‘Alemlerde, Nuh'a selam olsun’ diye ona iyi bir ün bıraktık. İşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız. Doğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı. Sonra, diğerlerini suda boğduk.”
c) Eyüb’ün (aleyhisselam) Hastalıktan Şifası
Allah söyle buyurmaktadır:
“Eyyûb de ‘Başıma bir bela geldi (Sana sığındım), Sen merhametlilerin merhametlisisin’ diye Rabbine nida etmişti. Biz de onun duasını kabul etmiş ve başına gelenleri kaldırmıştık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hatıra olmak üzere ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik.”[4]
3) Dünyadan Elini Çekmek (Zühd), Dünya ve Kıyamet Günü’nde Mutluluğun Yoludur
Zühd; Allah Teâlâ’nın ahiret sevabı için dünyadaki helal zevklerden ve nimetlerden ölçülü ve az tüketme, onlara aşırı bağlanmama demektir.
Ebu’l-Abbas Sehl İbn-i Sa’d es-Sâidî’nin (radıyallahu anhu) rivayetine Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) bir adam geldi ve:
– Ya Rasulallah! Bana, yaptığım zaman hem Allah’ın hem de insanların beni seveceği bir iş söyle, dedi. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Dünya ve dünyalıklardan yüz çevir, Allah seni sevsin; halkın elinde olandan yüz çevir, insanlar seni sevsin”[5] buyurdu.
Zühdün Faydaları
Zühdün bazı önemli sonuçlarını şöyle özetleyebiliriz:
1. Zühd, Allah’a tam güvenmektir.
2. Zühd, müminin kalbine kanaat (yetinme) duygusunu aşılar.
3. Zühd, mümini geçici zevklere bağlanmaktan alıkoyar, onu ebedi cennet nimetleri için çalışmaya yöneltir.
4. Zühd, mümini nefsin arzularından ve günahlardan korur.
5. Zühd eden mümin Allah tarafından sevilir ve Allah’a yakınlaştırılır.
6. Zühd, dünyada huzur ve ahirette mutluluktur.
7. Zühd eden mümin insanların sevgisini kazanır.
8. Zühd, Rasulullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) ve sahabelerinin hayat tarzını örnek almaktır.
9. Zühd, insanı Allah yolunda harcamaya teşvik eder, dünyaya bağlanmaktan alıkoyar.
10. Zühd, mümini şeytanın, dünya ve nefsin köleliğinden kurtarır.
4) Rasulullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah Katındaki Yüce Makamı
Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah katındaki yüce makamını gösteren bazı önemli hususları şöyle sıralayabiliriz.
a) Allah Teâlâ, Rasulullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) diğer peygamberlerden farklı olarak bazı hususlarla özel kılmıştır.
İki büyük hadis kitabı olan Buhari ve Müslim’de Câbir bin Abdullah’tan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Benden evvel hiç kimseye verilmeyen beş şey bana ihsân edildi: Bir aylık yola kadar (düşmanlarımın kalbine) korku salmakla yardım edildim. Yeryüzü bana namazgâh ve temizlik vâsıtası kılındı. Onun için ümmetimden birine namaz vakti nerede gelirse hemen oracıkta namazını kılıversin! Ganimetler bana helâl kılındı. Hâlbuki benden evvel kimseye helâl edilmemiştir. Bana şefâat verildi. Benden evvel her Nebî, husûsî olarak kendi kavmine gönderilirken ben umûmî olarak bütün insanlığa gönderildim.”[6]
b) Allah Teâlâ, Rasulullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) bütün yeryüzü insanlarına gönderilen son peygamber olarak seçmiştir:
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Muhammed içinizden herhangi bir adamın babası değil, Allah'ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir.”[7]
c) Allah Teâlâ Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) en güzel, en üstün ilahi kitabı indirmiştir:
Allah şöyle buyurur:
“Kuran'ı, önce gelen Kitab'ı tasdik ederek ve ona şahid olarak gerçekle sana indirdik. Allah'ın indirdiği ile aralarında hükmet; gerçek olan sana gelmiş bulunduğuna göre, onların heveslerine uyma!”[8]
İbn-i Abbas (radıyallahu anhuma) şöyle demiştir:
“‘Ve onun üzerinde hâkim kıldık’ ifadesi, kendinden önce gelen kitaplar üzerinde hüküm koyması demektir.”[9]
d) Allah Teâlâ, Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) indirilen Kur’an’ı korumayı taahhüt etmiştir:
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Biz zikri indirdik ve onu muhafaza eden de biziz.”[10]
İmam Beğavî şöyle der:
“Biz zikri indirdik” Burada zikir Kur’an’dır.
“Ve onu muhafaza eden de biziz” demek ise, Şeytanların içine katmak, çıkarmak veya değiştirmek suretiyle Kur’an’a zarar vermesine izin vermemektir.
Allah şöyle buyurur:
“Onun önünden ve arkasından hiçbir batıl gelmez.” [11]
Buradaki “batıl” şeytandır. O, Kur’an’a kendinde olmayan bir şeyi ekleyemez, çıkaramaz ya da değiştiremez.[12]
5) Allah Teâlâ’nın Yetimlere İyi Davranmamızı Emretmesi
Allah (azze ve celle) şöyle buyurmaktadır:
“Sana yetimleri sorarlar, de ki: "Onların işlerini düzeltmek hayırlıdır". Eğer onlarla bir arada yaşarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah düzeltenden bozanı ayırdetmesini bilir. Allah dileseydi sizi zora sokardı. Allah şüphesiz güçlüdür, Hakim'dir.”[13]
“Yetimin malına ergin çağa ulaşana kadar en güzel şeklin dışında yaklaşmayın. Ahdi de yerine getirin, doğrusu verilen ahidde sorumluluk vardır.”[14]
Buhari’de Sehl bin Sa’d el-Sa’di’den rivayetle Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Ben ve yetimlerin velisi cennette böyleyiz” dedi ve işaret parmağı ile orta parmağı arasını açtı.[15]
6) İslam’da Fakirlere İyilik, İnsanları Eğitmek ve İyilik Yapanlara Teşekkür Etmek
a) İslam, Fakirlere İyilik Yapmayı Emreder:
Kur’an-ı Kerim, mallarını hayır işlerinde harcamayı, özellikle fakirlere, yoksullara, yetimlere ve yolculara yardım etmeyi emreder:
“Zekatlar; Allah'tan bir farz olarak yoksullara, düşkünlere, onu toplayan memurlara, kalbleri Müslümanlığa ısındırılacaklara verilir; kölelerin, borçluların, Allah yolunda olanların ve yolda kalanların uğrunda sarfedilir. Allah bilendir, hakimdir.”[16]
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Dul kadın ve yoksula yardım eden kişi, Allah yolunda cihad eden, gece namaz kılan veya gündüz oruç tutan gibidir.”[17]
b) İslam, Alimlerin İnsanlara Din ve Dünya Bilgisi Öğretmesini Emreder
Allah, Peygamberi müminlere göndermiştir ki onlara Kitabı ve hikmeti öğretsin:
“Şüphesiz Allah, müminlere kendi içlerinden bir peygamber göndermiştir. O, ayetlerini onlara okur, onları temizler, Kitap ve hikmeti öğretir.”[18]
Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) hitaben:
“Biz sana zikri indirdik ki, onlara indirilenleri açıklayasın ve düşünsünler.”[19]
Her gruptan bir avuç insan gönderilerek din öğrenmeleri ve sonra kendi toplumlarını uyarmaları emredilmiştir:
“Müminler toptan savaşa çıkmamalıdır. Her topluluktan bir taifenin dini iyi öğrenmek ve milletlerini geri döndüklerinde uyarmak üzere geri kalmaları gerekli olmaz mı? Ki böylece belki yanlış hareketlerden çekinirler.”[20]
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:
“İnsan öldüğünde amel kesilir, ancak üç şey hariç: devam eden sadaka, faydalı ilim ve kendisine dua eden salih evlat.”[21]
c) İyilik Yapanlara Teşekkür Etmek, İslam’ın Güzel Adabındandır.
Allah’a ve anne-babaya şükretmek çok önemlidir, çünkü anne-baba, insanın terbiyesinde büyük bir nimettir:
“Biz insana, ana ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Annesi onu, güçsüzlükten güçsüzlüğe uğrayarak karnında taşımıştı. Çocuğun sütten kesilmesi iki yıl içinde olur. Bana ve ana babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş Bana'dır.”[22]
[1] (Buhari)
[2] (3/Al-i İmran 173-174)
[3] (37/Saffat 75-82)
[4] (21/Enbiya 83-84)
[5] (İbn-i Mâce)
[6] (Buhari, Müslim)
[7] (33/Ahzab 40)
[8] (5/Maide 48)
[9] (İb-n Kesir 3/128)
[10] (15/Hicr 9)
[11] (41/Fussilet 42)
[12] (4/369-370)
[13] (2/Bakara 220)
[14] (17/İsra 34)
[15] (Buhari
[16] (9/Tevbe 60)
[17] (Buhari)
[18] (3/Al-i İmran 164)
[19] (16Nahl 44)
[20] (9/Tevbe 122)
[21] (Müslim)
[22] (31/Lokman 14)