Dünyaya imtihan için gönderilen Âdemoğlunun iki hayatı vardır. Dünya hayatı ve ahiret hayatı… İkisi de hayattır, yaşam yeridir. Dünya hayatı ile ahiret hayatı birbirinden çok farklıdır. Çünkü birisi kalıcı diğeri ise geçicidir. Dünya hayatına Kur’an çerçevesinde bakmayanlar farklı amaçlara sürüklenir,  neticesinde ise huzursuz, ne yaptığını bilmeyen bir hayatın içerisinde kala kalır. Ama Dünyaya bakış açılarını Kur’an’a göre düstur edinenler dünyaya niçin geldiklerini bilir, ona göre yaşar, hayat programını ona göre düzenler. Netice olarak maddi anlamda her ne kadar istenilen bir seviye de olmasa da huzurlu olur, dünya hayatını kendisine araç olarak ahiret hayatını ise amaç olarak görür.  

Dünya hayatının içerisinde ki oyun, eğlence, süs, altın, gümüş, kadın insanoğluna çekici kılınmıştır. Ama bunlar ve benzerleri bir mümin için bağlayıcı değil; sadece birer metadır. Kullanır ve atar. Çekici kılınan bu eşyalar ahireti unutturmaz, gaflete düşürtmez, meşru çerçeve dairesinde kullanır, kullanmakta zorundadır.

Bu hakikati Kur’an Kerim şu şekilde ifade etmektedir:

“Kadınlardan, oğullardan, kantar kantar altın ve gümüşten nişanlı atlardan, develerden ve ekinlerden gelen zevklere aşırı düşkünlük; insanlar için süslenip hoş göründü. Bunlar dünya ha­yatının geçimidir. Oysa gidilecek yerin güzel olanı Allah katındadır.”[1]

Dünya hayatında ki var olan süslü ve çekici eşyaların şeriatın izin verdiği kurallar içerisinde kullanılmasında bir beis yoktur. Var olan sıkıntı bu eşyalara tamah edip ahireti unutturması, Allah ile bağlarının kopartılmasıdır. Dünya bir imtihan diyardır. Verilen ömür içerisinde kulun ahirette mutlu ya da şaki olması kendi tercihidir. Allah (cc) vahiyle birlikte düşünebilen akıl mekanizmasını da vermesi kulun mazeretini ortadan kaldırmıştır. Kur’an’a ve sünnete göre hayatını ikame edenler, İslam şeriatını kaim olabilmesi için mücadele edenler, dünya ve içerindeki nimetleri Allah yolunda değerlendirir. Onlar için dünyanın süsü ve eğlencesi fitne olmaz. Dünyada da iyiliklerin istenmesi meşru bir davranıştır. Nitekim Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:

“Onlardan bir kısmı da: Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru! derler.”[2]

Allah (cc) dünya hayatını birer imtihan yeri; ahiret hayatını da mükâfat olarak yaratmıştır.

“O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.”[3]

Dünya hayatının değersiz olduğuyla alakalı şu hadise kulak verelim:

Câbir (ra) şöyle buyurur: Rasulullah (sav) bir gün pazar yerine uğradı. Etrafında ashâbı da vardı. Rasulullah (sav), küçük kulaklı bir oğlak ölüsüne rastladı. Onun kulağından tutarak: “Hanginiz bunu bir dirheme satın almak ister?” buyurdu. Ashâb: “Daha az para ile de olsa biz almayız, onu ne yapalım ki”, dediler! Sonra efendimiz: “Size bedava verilse ister misiniz?” diye sordu. Onlar: “Allah’a yemin ederiz ki, o diri bile olsa, kulaksız olduğu için kusurludur. Ölüsünü ne yapalım?”  diye cevap verdiler. Bunun üzerine Rasulullah (sav): “Allah’a yemin ederim ki, Allah’a göre dünya, önünüzdeki şu ölü oğlaktan daha değersizdir” buyurdu. [4]

Yukarıda bahsedilen hadiste Allah Rasulu (sav) dünya hayatının değersiz olmasını ölü oğlaktan daha kötüsü ile mukayese ederek önce sahabesine sonra da kıyamete kadar yaşayacak ümmetine dünya hayatının bir müminde olması gereken değerinin ne konumda olacağını haber vermiştir. Nitekim de sahabe ve onları ihsanla takip edenler hayatlarında ve mücadelelerinde dünyanın fitnesine, eğlencesine kapılmamışlar, olması gerektiği kadarı ile yaşamlarını sürdürmüşlerdi.

Dünya hayatının değersiz olduğuna dair sahabelerden Umeyr bin el-Hammam’ın Bedir savaşında ki ifadesi ve onun ifadesini doğrulayacak ameli örnek olarak verilmesi kâfidir. Allah Rasulü’nün (sav): “Allah yolunda şehit olan kimse için cennet vacip olmuştur” sözünü işittiğinde Umeyr ayağa kalktı ve “Ey Allah’ın Rasulu! Genişliği göklerle yer kadar olan cennet ha!?” dedi. Rasulullah (sav): “Evet” dedi. Umeyr: “Çok iyi, çok iyi” dedi. Rasulullah (sav): “Seni çok iyi demene iten nedir?” buyurdu. Umeyr: “Vallahi ey Allah’ın Rasulu, cennet ehlinden olmayı ümit etmekten başka bir şey değildir” dedi. Rasulullah (sav): “Sen cennet ehlindensin” buyurdu. Bunun üzerine Umeyr, torbasından birkaç hurma çıkardı, yemeye başladı. Sonra: “Ben bu hurmaları yiyinceye kadar yaşarsam, gerçekten bu uzun bir hayat olur” dedi, elindeki hurmaları attı ve öldürülünceye kadar savaştı.[5]

Evet, gerçekten de bu sahabe efendimiz cenneti kazanmak ve Allah’ın razı olduğu kullarından olması için torbasında ki hurmaların bitmesini bile beklememiş, cenneti, değersiz dünyanın önüne alarak dünyada da ahirette de kazananlardan olmuştur. Ve şu ayeti kerimede bahsedilen dünya hayatının süsüne, eğlencesine, malına aldanmamıştır.
                    
“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah'ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.”[6]

Allah (cc) yukarıda ki ayette, dünya hayatını oyun, eğlence, süs, övünme, mal ve evlat sahibi olma olarak tasvir etmektedir. Sayılan maddelerin hepsi geçicidir, bununla birlikte ise aldatıcıdır özelikle yaşamış olduğumuz 21. yüzyılda. Geçici olan hayatın içerisinde olan maddelerin aldatıcı olması, ebedi olan cennet nimetlerinin çekici olmaması gerçektende bir hüsranlıktır. Asıl aldatması, teşvik etmesi gereken hayat varsa ahiret hayatı olması gerekmektedir. Çünkü nimetlerde, azaplarda baki olacaktır. Rasulullah (sav) ve ahsabı ile komşu olmayı arzulayanlar, Allah’ın cemalini görmek isteyenler dünya hayatını bu nimetlere erişebilmesi için birer köprü olarak görürler. Çünkü cennetteki nimetlere talip olmak dünya hayatında ki yaşama göre şekil kazanır.

Evet, yaşamaya çalıştığımız dünya hayatında oyun, mal ve evlat sahibi nimetler insanın tüm hayatının alanında kalıcı değildir. Hayatın bir alanında varken, bazen de yok olur. Fakirken zengin, zenginken fakir, evlat varken yok olması, yokken var olması gibidir dünya hayatı. Kalıcılığı olmayan hayata iki elle bağlı kalmak, Allah’ı unuturcasına hayat sürmek, Allah’ın yarattığı kullara kul olmak akıl tutulmasından başka bir şey değildir. Çünkü dünya hayatında ki yaşam tarzına göre mükâfat yâda ceza söz konusu olacaktır.

Hadid suresinde ki ayette Allah (cc) dünya hayatının geçici durumunu bir misalle şu şekilde örnek vermektedir:

“Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur.”

İşte dünya hayatını durumu böyledir.  Yağmurun yağması ile bitkiler yeşerir, elde edilen mahsullerden dolayı çiftçilerin hoşuna gider. Ama kalıcılığı yoktur. Belirli bir zamanda sonra çiftçilerin ve diğer insanların bitkilerin, otların, meyve ağaçların sararmasını; sonrada çerçöp olduğunu görürler. Daha önce göze hoş gelen, insanları faydalandığı bu nimetler yok olup gider, geriye eser dahi kalmaz. Dünyada ve içerisinde ki akla gelmeyecek nimetlerin hali böyledir. Geçicidir; bakiliği yoktur. Böyle bir hayat uğruna ahireti kaybetmek ne kadar da akıllı bir iştir? Ebedi olanı geçiciye tehir etmek ne kadar sağlıklı bir haldir?

Rasulullah (sav) bir kutsi hadisinde “Allah Teâlâ, ‘Ben sâlih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir insanın hatır ve hayal edemediği nimetler hazırladım’ buyurdu.”[7]

Ebu Hureyre (ra), isterseniz şu ayeti okuyunuz dedi:

“Mü’minlerin yaptıkları ibadet ve iyiliklere karşılık olarak onlara ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez.”[8] 

Böyle bir nimetlere kavuşmayı arzulayan dünyanın süsüne, eğlencesine, malına göz dikmezler. Kendilerine fitne olmayacak kadarı ile yetinirler.

“Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah'ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.”

Dünya hayatında Allah (cc) insanoğluna takdir etmiş olduğu hayat bittiğinde kul iki durumla karşı karşıya kalacaktır.  Başka üçüncü bir durum söz konusu olmamakla birlikte, pişmanlıkta fayda vermeyecektir. Artık ahiret hayatı, dünya hayatında işlenen ameller cinsine göre değer kazanacaktır. Verilen zaman bitmiş ve tekrar geri dönme söz konusu olmayacaktır. Artık mükâfatların ya da cezaların hüküm verileceği vakittir ahiret hayatı. Ya ödül, ya da azap! Dünya hayatının malı ve çekiciliği Allah’ı unutturmuş ise yazıklar olsun o kula! Ne bedbaht bir kul!

Hadid Suresi 20. Ayetten Hikmet Damlaları

1)  Allah (cc) bu ve benzeri ayette dünya hayatının vasfını ve değerini kullarına haber vermesi büyük bir nimettir. Kul, bu ayetler çerçevesinde dünyaya bakış açısının hangi minvalde olacağını bilir, ona göre hareket eder.

2) Allah (cc) “Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden ibarettir.” ayeti ile dünyanın değersiz olduğu, kullarına ahiret hayatına göre yaşam sergilemelerini istemektedir.

3) Allah (cc)  “Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur.” ayetinde dünya hayatını bu örnekle örneklendirmesi kulların daha iyi anlaması içindir. Başka ayetlerde de bu örneğin benzeri verilmektedir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Onlara şunu da misal göster: Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkisi (önce gelişip) birbirine karışmış; arkasından rüzgârın savurduğu çerçöp haline gelmiştir. Allah, her şey üzerinde iktidar sahibidir.”[9]

 
 


[1] (03/Al-i İmran 14)

[2] (2/Bakara 201)

[3] (67/Mülk 2)

[4] (Müslim, Zühd 2)

[5] (Müslim, 13/45)

[6] (57/Hadid, 20)

[7] (Buhârî, Be'üd'l-halk 8) 

[8] (32/Secde 17)

[9] (17/Kehf 45)