Dünya hayatında Allah’a ibadet etmek için yaratılan insan, zaman içerisinde niçin yaratıldığı unutmakta, gaflet içinde yaşamını sürdürmektedir. Kıyametin nasıl ve ne zaman kopacağına meraklanırız, kıyametin alametlerini hesap ederiz, ama hepimizin kıyameti olan ölüme aldırış etmeyiz maalesef. Çok uzak görürüz ölümü. Planlarımızın arasına her şeye ekleriz, ama bildiğimiz halde ölümü hep arkamıza atarız. Allah, ölümü ve hayatı birer imtihan için yaratmıştır. Hayat nasıl ki son değilse ölüm de son değildir. Ölüm, kişinin dünya hayatının tamamlandığını bildiren bir hakikattir. Bu sebepten dolayı korkulması gereken bir hayat varsa dünya hayatıdır. Çünkü kul, dünya hayatında yapacağı amellerle, ahirette Allah’ın huzurunda yargılanacaktır. Ya cennet ya da cehennem kişilerin amellerine göre değer kazanacaktır. Dünya hayatında Allah’tan korkmayanlar, kendisinden istenilen
Tevhid akidesine sahip olamayanların, ölümden ya da mahşerden korkmaları kendilerine bir fayda vermeyecektir.

Gaflete düşmeyenler için her ne kadar ölüm birer üzüntü ve acı verse de aslında ibret ve öğüt veren en büyük nimetlerden bir tanesidir. Ölüm, insana çok şeyi hatırlatır. Sekerâtı, kabir hayatını, sırat köprüsünü, mahşeri, cenneti ve cehennemi… Ölüm insanın başına bir defaya mahsus gelecektir. Mahşerde tekrar dirilme olduktan sonra artık hayat ebedi ve kesintisiz bir şekilde devam edecektir. Kimileri huzur içinde, dünyada gözlerin görmediği, kulakların duymadığı ve aklının hayal edemediği nimetler içerisinde olurken; kimileri de azap üstüne azap, sıkıntı, keder ile baş başa kalacaktır. Ölmek isteseler ya da tekrar dünya hayatına döndürülmek isteseler istekleri kabul görmeyecektir. Rabbimiz bu hakikati şöyle buyurmaktadır:

“Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında: "Rabbim! der, beni geri gönder; "Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım." Hayır! Onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.”[1]

Bu ayeti kerime ile alakalı 3-5 gün önce bir hadise yaşadım. Bu hadise, görmüş olduğum bir rüya ile alakalıydı. Rüyamda kıyamet kopmuş, ben ve herkes mahşer alanında dert ve sıkıntı içinde bir bekleyişin içerisindeydi. Ellerimi dizlerime vurarak “Ah, ah! Keşke dünya hayatında salih ameller işleseydim, günahlarımdan tevbe etseydim, rabbime karşı bağım daha kuvvetli olsaydı” diyerek bir serzeniş içerisinde pişmanlığımı dile getiriyordum. Ve Rabbimin bu ayeti kerimesi aklıma gelerek dünyaya tekrar rücu etmenin de imkânsız olduğunu biliyordum.

Bir grup insan gördüm. Dünya hayatında Allah’ın istemediği bir hayat yaşayan, O’na ortak koşan insanlardı. İşlemiş oldukları günahlarından tevbe ediyor, pişmanlıklarını dile getiriyorlardı. Bu esnada ben “Artık tevbenin faydasının olmadığını, tevbenin dünya hayatında olmasının gerekliliği” ile alakalı sözler sarf ediyordum. derken terler içerinde kalktım. Ve bir rüya olduğunu anladıktan sonra Rabbime hamd ettim ve şükranlarımı dile getirdim.

Evet, rüyada bile bu şekilde korkutan mahşer alanı ve kıyametin kopma esnasının gerçekliğini hayal ederken, düşünürken ne kadar da zor ve meşakkatli olacağını düşünmemek elde değildir. Rabbimden af ve afiyet istiyorum.    

Allah’ın (cc) tüm canlılar için değişmeyen yasası/sünnetullahı vardır.  O’da ölümdür; herkese uğrayacaktır. Ecelin kendine gelmeyeceği hiçbir canlı yoktur. Rabbimiz bu gerçeği şu şekilde açıklamaktadır:

“Biz, senden önce de hiçbir beşere ebedîlik vermedik. Şimdi sen ölürsen, sanki onlar ebedî mi kalacaklar? Her nefis, ölümü tadar. Bir deneme olarak sizi hayırla da şerle de imtihan ederiz. Ve siz, ancak bize döndürüleceksiniz.”[2]

“Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda Biz’e döneceksiniz.”[3]

Ölüm hak ya da batıl dinlere mensup olanların ya da olmayanların ortak kabul ettikleri bir gerçektir. Herkesin kabul ettiği ölümü hatırlamak ve dünya hayatını, ahiret hayatına değer katacak bir hale getirmek gerekecektir. Dünya hayatında yaşarken isteklerimizi, duygularımızı ve arzularımızı düşünürken ve hayal ederken kıyamet gününde bunlardan hesaba çekileceğimizi unutmama bilinciyle kendimizi muhasebeye çekmemiz elzem olacaktır.

Allah’a ibadet etmek için yaratılan insana ecelin gelmesi bu dünyada ki imtihanın bittiğini gösteren bir hakikattir. Ölüm, sınavın bittiğinin habercisidir. Sınav sonuçlarının durumunu ve neticesini Allah’tan başkası bilemez. Ölüm, uyku gibidir. Nasıl ki uyuyan insanın daha ömrü varsa tekrar uykusundan kalkıyorsa, hakikatte ölen insanlarda tekrar diriliş gününde, sura üfürüldüğünde, hesap vermek için kabirlerinden tekrar diriltilecekler, Allah’ın huzurunda mahşerde toplanacaklardır. Bundan hiçbir insanın kaçışı yoktur. Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:

“İşte böyle; şüphesiz Allah, hakkın kendisidir ve şüphesiz ölüleri diriltir ve gerçekten her şeye güç yetirendir. Gerçek şu ki, kıyamet saati yaklaşarak gelmektedir, onda şüphe yoktur. Gerçekten Allah kabirlerde olanları diriltecektir.”[4]

Allah Rasulü (sav) hadislerinde öldükten sonra dirilme hadisesini bizlere şu şekilde bildirmektedir:

Ebu Bezin el-Ukayli (ra) şu şekilde nakletmektedir:

Bir gün: ‘’Ey Allah’ın Rasulü! Allah Teala, mahlukatı yeniden nasıl diriltir? Bunun dünyada ki misali nedir?’’ diye sordum.

Rasulullah (sav): “-Sen hiç, kavminin yaşadığı vadiden kurak mevsimde geçmedin mi? Sonra bir kere de her tarafın yemyeşil olduğu bahar mevsiminde oraya uğramadın mı?” buyurdu.

Ben: “-Elbette” deyince

Allah Rasulü (sav): “İşte bu, Allah’ın yeniden yaratmasına delildir. Allah, ölüleri de böyle diriltecektir!” buyurdu.[5]

Bizlere müminler olarak dünya hayatında yaptığımız ve yapacağımız amellerin karşılığında mükafatlandırılacağımıza ya da cezalandıracağımıza iman edenler olarak ölüme hazırlıklı olmamız gerekir. Rasulullah (sav) bizlere bu konuda şunları nasihat etmektedir:

"Lezzetleri yok eden ölümü çok anın."[6]

"Ölümü ve öldükten sonra kemiklerin ve cesedin çürümesini hatırlayın. Ahiret hayatını isteyen, dünya hayatının süsünü terk eder."[7]

Ensar’dan bir adam Rasulullah’a (sav): “Müminlerin hangisi en akıllıdır?” diye sordu. Rasulullah (sav) ise: “Ölümü en çok hatırlayan ve ölümden sonrası için en iyi hazırlığı yapanlar; işte bunlar en akıllı kimselerdir.”[8] diye buyurdular.

Dünyalık işlerimizde daha ferah ve zengin olalım diye planlar kurar, okurken kariyer sahibi olalım diye çabalar, emekli olabilmenin hayalini kaç yıl önceden kurar, küçük yaşta ki çocuklarımız için planlar kurarız; ama ölüm için bırakın hazırlıklı olmayı işlerimizin temposundan dolayı ölümü hayal bile edemediğimiz aylarımız, yıllarımız olur. Planladıklarımızın içerisinde bazı işlerimiz günlük, haftalık, aylık ve yıllık olur. Ama garantisi olmayan ne zaman kapımızı çalacağı belli olmayan, amellerimizi sona erdirecek eceli, ölüm meleğini akla bile getiremiyoruz. Aslında ölüm ve hayat birbirinden ayrılmayan ikiz kardeş gibidir; hangisinin hangisine galebe çalacağını Allah’tan başkası bilemez. Ölenlerden ibret alacağımız gibi ölümün kendimize vuku bulacağını düşünerek nefis muhasebesi yapmamız gerekecektir. Ölümü uzaklarda, yaşlılarda, hastalarda aramaktan ziyade kendimizde aramamız ve yakın hissetmemiz uygun olacaktır. Ölüm biz çok yakın, hem de çok!

Evet, ölümü ne kadar yakın hissedersek hazırlığımıza o kadar erkenden başlarız. Nasıl ki arabanın kış bakımını, evin bahar temizliğini, çalıştıracak işçilerimizi daha önceden ayarladığımız gibi, ölüme de daha önceden hazırlık yapmamız gerekecektir.

Ülke seyahatleri yapılırken bizlerden pasaport ya da şehir yolculukları yapılırken otobüs bileti istenir ki gidebileceğimiz yere gidebilelim. Aynı şekilde dünya hayatından ahiret hayatının ilk başlangıcı olan kabir ve sırası ile diğer aşamalarda ve en sonunda Allah’ın rızasına nail olup cennete girebilmek içinde bizlerden sahih iman pasaportu istenmektedir. İman pasaportunu alamayanlar hüsran içinde ebedi azabın ve cezanın içerisinde ebedi kalacaklardır. Dikkat edin ebedi…

“Şüphesiz ayetlerimizi inkâr edenleri, gün gelecek bir ateşe sokacağız; onların derileri pişip acı duymaz hale geldikçe, derilerini başka derilerle değiştiririz ki acıyı duysunlar! Allah daima üstün ve hakîmdir.”[9]

“İnkâr edenlere de cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki ölsünler, cehennem azabı da onlara biraz olsun hafifletilmez. İşte biz, küfürde ileri giden her nankörü böyle cezalandırırız. Onlar orada: Rabbimiz! Bizi çıkar, (önce) yaptığımızın yerine iyi işler yapalım! diye feryat ederler. Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı da gelmedi mi? (Niçin inanmadınız?) Şimdi tadın (azabı)! Zalimlerin yardımcısı yoktur.”[10]

Ahiret hayatına intikal ederken iman pasaportunu alanlara müjdeler olsun. Rabbinin rızaları ve cenneti onlar için ebedi olacaktır. Nu mutlu böylelerine!

“Şüphesiz, Rabbimiz Allah'tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: Korkmayın, üzülmeyin, size vadolunan cennetle sevinin! derler. Biz dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızız. Orada sizin için canlarınızın çektiği her şey var ve istediğiniz her şey orada sizin için hazırdır. Gafur ve rahîm olan Allah'ın ikramı olarak.”[11]

“İnanıp; iyi işler yapanları da içinde ebediyen kalmak üzere girecekleri, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Orada onlar için tertemiz eşler vardır ve onları koyu (tatlı) bir gölgeye koyarız.”[12]

“(Kötülüklerden) sakınanlara: Rabbiniz ne indirdi? denildiğinde, "Hayır (indirdi)" derler. Bu dünyada güzel davrananlara, güzel mükâfat vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu gerçekten güzeldir! (O yurt,) girecekleri, zemininden ırmaklar akan Adn cennetleridir. Onlar için orada kendilerine diledikleri her şey vardır. İşte Allah, takva sahiplerini böyle mükâfatlandırır. (Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir.”[13]

 
 


[1] (23/Mü’minun, 100, 101)

[2] (21/Enbiya, 34, 35)

[3] (29/Ankebut, 57)

[4] (22/Hac, 6,7)

[5] (Ahmed)

[6] Tirmizî)

[7] (Tirmizî)

[8] (Kütüb-i Sitte)

[9] (4/Nisa, 56)

[10] (35/Fatır, 36)

[11] (41/Fussilet, 30-32)

[12] (4/Nisa, 57)

[13] (16/Nahl, 30-32)