Kur’an-ı Kerim’in her kelimesi ve ayetler arasında ki bağ sıradan, rastgele oluşmamıştır. Allah’ın (cc) bütün kelamının altında büyük hikmetler yatmaktadır. Bu hikmetlere ve deryalara vakıf olmak çok zor bir iş değildir. Allah (cc) bazı kullarına ayetlerdeki inceliği fehmettirmektedir. Ayetlerdeki hikmetlere muttali olmak kişinin kendisiyle alakalı bir husustur. Avam bir insan Allah’ın kitabını zaman zaman âlimden daha iyi anlayabilir, âlimin düşünemediği birçok nükteyi düşünebilir ve ders çıkartabilir.
Kur’an’ın hikmetlerini ve inceliklerini nasıl idrak edebiliriz? diye soracak olursak bunun cevabı aslında basittir. Bunun yolu ilimle birlikte Kur’anla haşır neşir ve hemhal olmaktan geçer. Sadece Arapça’ya vakıf olmak yetmediği gibi sadece tefekkürde bazen yeterli olmayabilir. Her ikisi olduğu zaman ve Allah’ın da yardımı ile birçok ince meseleler idrak edilir ve yüce Allah ile olan irtibat bir daha kuvvet kazanır.
Allah (cc) kendi kelamının kulları üzerinde etkili ve doğru anlam kazanması için, kullarına birçok şeyi örnek vererek izah etmektedir. Bu Kur’an’ın üslubudur. Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:
“Andolsun ki bu Kuran'da insanlar için her türlü misali vermişizdir. Bununla beraber, eğer sen onlara bir mucize getirmiş olsan, inkâr edenler: "Siz ancak batıl şeyler ortaya atanlarsınız" derler.”[1]
“Andolsun, biz bu Kur'an'da, belki öğüt alıp-düşünürler diye, insanlar için her bir örnekten verdik.”[2]
Allah’ın (cc) ayetlerinde de buyurduğu gibi, örnekleri ve benzetmeleri; insanların anlayabilmesi ve doğru yollara erişebilmeleri içindir. Allah’a teslim olan Müminler imanlarına iman katmaktayken; küfürde ve isyanda aşırıya gidenlerin ise küfrünü artırmıştır. Kur’an ayetleri kimilerine hidayet numunesi olurken, kimilerinin de sapıklıklarını artırmıştır.
“Biz, Kur'an'dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, müminler için şifa ve rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır.”[3]
Ömer İbn-i Hattâb’dan (ra) rivayet edildiğine göre, Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:
“Allah şu Kur’an’la bazı kavimleri yükseltir; bazılarını da alçaltır.”[4]
Nevevi, Riyazü’s-salihinde İmam Müslim’den seçip aldığı bu hadisin baş tarafında şu bilgiye yer verir: Ömer’in (ra) Mekke’ye vali tayin ettiği Nâfi‘ İbn-i Abdülhâris, Mekke taraflarındaki Usfân’da Halîfe Ömer’e rastlar. Halife kendisine:
Bu vadi halkına kimi memur tayin ettin, diye sorar. O da:
– İbni Ebzâ’yı tayin ettim, der. Ömer (ra):
– İbn-i Ebzâ kimdir, diye sorunca, vali:
– Bizim âzatlı kölelerimizden biridir, cevabını verir. Ömer (ra):
– Sen onların üzerine bir âzatlı köleyi mi tayin ettin, deyince, Nâfi‘:
– Fakat o, Allah’ın kitabını iyi okuyan ve bütün farzları da bilen biridir, der.
Bunun üzerine Ömer (ra):
– “Dikkat edin, Rasulullah (sav) şöyle buyurdu…”, diyerek yukarıdaki hadisi nakleder.
Evet ayetler ve hadisler ışığında anlaşılmaktadır ki Kur’an kimilerinin hidayetine vesile ve şifa olurken; kimilerine ise sapıklıklarını artırmaktadır.
Allah izin verirse bu ay, tefekkür köşemizde Ankebut suresinin 46. ayetini anlamaya ve bu ayetten dersler çıkarmaya çalışacağız. Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:
“Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, örümceğin durumu gibidir. Örümcek bir yuva edinir; halbuki yuvaların en çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi!”[5]
Allah (cc) bu ayette kendisinden başka her türlü varlıkları veli edinenleri, Allah’ın kanunlarını hiçe sayıp, dost edindiklerinin kanunlarını benimseyenleri örümceğin yuvasına benzeterek bu kimselerin acizliklerini bildirmektedir. İnsanoğluna iki tercih sunulmaktadır. Ya Allah’ın emirlerine, kanunlarına, yasalarına uyarak Allah’ı seçecek, ya da yuvaların en çürüğü olan örümcek yuvasını tercih edecek. Allah’ı seçenler bu dünyada ve ahirette Allah’ın koruması altına girecek; Allah’tan başkasını seçenler örümceğin yuvasını seçecek. Hangisi sahibini korumaya daha layık ve daha güçlüdür?
Allah’ın indinde insan kemiyetinin hiç önemi yoktur. Bütün dünya tercihlerini Allah’tan başkasına kullansa Allah’a karşı galip gelemezler ve her zaman yenilgiye mahkûm olurlar. Allah’ın nazarında bu insanların hepsi örümcek yuvasını seçmiş zavallı kimselerdir. Allah’ın yanında tercih kimliklerini kullananlar, Allah’ın hamiyesinde ve yardıma mazhar olan kimseler olacaktır.
Hayatlarının tüm alanında Allah’ı Tevhid edenler sağlam ve izzetli olurken; Allah’a ortak koşanlar ise zayıf ve zillet içerisindedirler. Allah’a ortak koşan kimselerin örümcek yuvasına benzetilmesi oldukça manidardır. Örümcek yuvasının ne kendisine ne de başkasına bir faydası olmadığı gibi kendisine gelen zararı def etmeye de muktedir değildir. 21. yüzyılda teknolojinin ilerlemesiyle birlikte tüm bilgiler insana bir tuş kadar yakındır. Ruhlar âleminde Allah’a verilen misak, ardından Rasullerin ve kitapların nüzul olması ile birlikte insanoğlunun Allah’ı birlemesi ve ona ortak koşmaması için tüm engeller kalkmıştır. İşte böyle bir dönemde bile Allah’a ortak koşan kimseler ahirette örümcek yuvası gibi zayıf, yapayalnız ve azaba duçar olacak kimselerdir.
Muvahhid müminlerin bu ayeti iyi tefekkür etmeleri gerekmektedir. Küfür ve zulmün hâkim olduğu sistemlerde yaşamak zorunda kalan müminler iyi bilmeliler ki, Allah’ın hâkimiyetini kendilerinde bulundurduklarını iddia edenlere, dik duruşlarını yılmadan göstermeleri gerekmektedir. Çünkü küfür sistemlerinin Allah katında hiç güçleri yoktur. Onların güçleri ve kuvvetleri örümcek ağının edindiği yuvaya benzer.
Örümcek ağının oluşturduğu ev nasıl kuvvetli olabilir ki?
Örümcek ağının oluşturduğu yapı nasıl sağlam olabilir ki?
Örümcek ağının oluşturduğu ev nasıl Allah’ın himayesinden korunaklı olabilir ki?
Güç ve kuvvetin sadece Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın elinde olduğuna iman edenler, pes etmezler, başlarına gelen musibetlere aldırış etmezler.
Müminler iki hedef doğrultusunda yollarına devam ederler. Ya zafer ya da şahadet…
“De ki: "Siz bizim için iki güzellikten (şehitlik veya zaferden) birinin dışında başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz de Allah'ın ya kendi katından veya bizim elimizle size bir azap dokunduracağını bekliyoruz. Öyleyse siz bekleyedurun, kuşkusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenleriz.”[6]
Bazı İslami çevreler sürekli “dünyanın süper güçlerinin, başta Amerika olmak üzere diğer batı ülkelerinin olduğu, bunlar olduğu müddetçe küçük dahi olsa İslami hareketin olmayacağı, Müslümanların yaptığı tüm işlerde onların bir parmağının olduğunu vs” dile getirmektedirler. İslami hareket, birlikteliği sağlanmaya başladığı zaman, Müslümanların zihinlerine sürekli büyük tağutların ellerinin mutlaka burada olduğu imajı verilmeye çalışılmaktadır.
Müslüman kimse nerede ve nasıl hareket edeceğini nebi’nin (as) yolundan ve menhecinden bilir. Akıllı hareket etmesini ve siyasi hamlelerle Müslümanların maslahatını düşünerek doğru yola kendisini ve etrafını kanalize etmesini bilir. Tüm bunlardan sonra egemenliği ve mutlak idareyi elinde tutan Allah’a teslimiyet ve tevekkülünü yerine getirerek yoluna devam eder. İmtihanlar gereği galipte gelebilir, mağlupta olabilir. Ama işin sonucunda sebat eden müminler galip gelecektir.
“Eğer bir yara aldıysanız, o kavme de benzeri bir yara değmiştir. İşte o günleri biz onları insanlar arasında devrettirip dururuz. Bu, Allah'ın iman edenleri belirtip-ayırması ve sizden şahitler (veya şehitler) edinmesi içindir. Allah, zulmedenleri sevmez. (Yine bu) Allah'ın, iman edenleri arındırması ve inkâr edenleri yok etmesi içindir.”[7]
Ashab-ı Uhdud, iman eden Müslümanlar için ateşten hendek kazdılar. İman edenleri ve imanlarından dönmeyenleri ateşli çukura attılar. Olay Müslümanların öldürülmesi ve yok olmasıyla sonuçlandı. Ama Allah (cc) kazanan kişilerin Müslümanlar olduğunu şu ayette dile getirerek, asıl zafere ve yenilgiye ulaşanların konumunu kullarına öğretmiştir. Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:
“Gerçek şu ki, mü'min erkeklerle mü'min kadınlara işkence (fitne) uygulayanlar, sonra tevbe etmeyenler; işte onlar için, cehennem azabı vardır ve yakıcı azap onlaradır. Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. “[8]
Ayete tekrar dönecek olursak Allah (cc) bu ayeti kerimede Allah’tan başka veli edinenleri neden başka şeylere benzetmemişte örümcek yuvasına benzetmiştir?
Şu şekilde cevap verebiliriz:
Allah’tan başka veli edinenlerin, soğuğu ve sıcağı muhafaza etmeyen, zararı ve faydası olmayan örümcek yuvasına benzetilmesi, onların kötü akıbetini gözler önünü sermektedir. Şiddetli bir şekilde rüzgâr estiğinde örümcek evinin esamesi okunmaz, ortadan kaybolup gider. Allah’a ortak koşanların amelleri de böyle toz zerrecik haline gelecek, kendisine fayda vermeyecektir.
“Onların yaptıkları her bir (iyi) işi ele alırız, onu saçılmış zerreler haline getiririz (değersiz kılarız).”[9]
Şirk taifesinin her zaman güçsüz olduğu gözler önüne serilmektedir. Ne kadar şirk topluluğu varsa hepsinin gücünün zayıf olduğu bildirilmektedir.
Ayetin sonunda ise örümcek yuvasını tercih edenlere şöyle nida edilmektedir:
Keşke bilselerdi…
[1] (30/ Rum 58)
[2] (39/ Zümer 27)
[3] (17/İsra 82)
[4] Müslim
[5] (29/Ankebut 41)
[6] (9/Tevbe 52)
[7] (3/Al-i İmran 140-141)
[8] (85/Buruc 10-11)
[9] (25/Furkan 23)