Hiç şüphe yok ki Allah (cc) tüm mahlûkatı yaratmış, yaratmış olduğu mahlûkatlar arasında insana değer vermiş ve onları diğer canlılardan üstün tutmuştur. Hiç yokken insanı var etmesi, şekil vermesi, ona duyacağı kulak, göreceği göz, koku alacağı burun, tat alacağı dil, yürümesi için ayak, tutması için el vermesi ve sayamayacağımız bin bir türlü nimetlerle donatması Allah’ın insanoğluna olan büyük bir lütfudur.
İnsanın, anne karnındaki evreleri ve dünyaya geldikten sonraki şekli oldukça ahenkli ve hayret vericidir. Ama değersiz ve kıymeti olmayan bir sudan yaratılan ve yaratılış gayesi sadece Allah’a ibadet etme ve O’na ortak koşmama olan insan, yaratıcısını unutmakta ve O’na karşı nankör olmaktadır. Aklı başında ve vefalı olan bir kimse dünyalık olarak bile efendisine, sahibine nankör olması düşünülemezken onu yaratan ve ona her türlü nimeti veren Allah’a karşı nankör olması hiç düşünülebilir mi?
Rahmeti ve mağfireti bol olan Rabbimizi her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederiz. Bir kimse anne karnındaki yaratılış evrelerini düşündüğünde kendisinin aciz, yaratıcısını ise güçlü ve her şeye muktedir olduğunu görür. Gelin birlikte o evreleri incelemeye başlayalım:
Ebû Abdurrahman Abdullah bin Mes'ûd (ra) dedi ki: Doğru sözlü ve doğru sözlü olduğu tasdik olunan Rasûlullah (sav) bize şunu anlattı: "Sizden her birinizin hilkati/yaratılışı annesinin karnında kırk gün süre ile nutfe olarak bir araya getirilir. Sonra bunun kadar bir süre alaka (sülük gibi yapışan ve kan emen bir kan pıhtısı) olur. Sonra bunun kadar bir süre mudğa (bir çiğnemlik et) olur. Sonra ona melek gönderilir, melek ona ruh üfler ve şu dört hususu yazmakla emrolunur: Rızkını, ecelini, amelini, bedbaht mı, mutlu mu olacağını. Kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’a yemin olsun ki, hiç şüphesiz sizden herhangi bir kimse Cennet ehlinin ameli ile amel eder, nihayet kendisi ile Cennet arasında ancak bir arşın kalmışken, kitap (da yazılan kader) onun aleyhine ileri geçer ve o da Cehennemliklerin ameli ile amel eder, böylelikle oraya girer. Ve hiç şüphesiz sizden herhangi bir kimse Cehennemliklerin ameli ile amel eder. O kadar ki, kendisi ile Cehennem arasında ancak bir arşınlık mesafe kalır da, kitap onun hakkında ileriye geçer, o da Cennet ehlinin ameli ile amel eder ve Cennet'e girer.”[1]
Allah Rasulü’nün (sav) bu hadisi ve içerisindeki hadiseler tıbba ve vakıaya uyumluluk sağlamaktadır. Zahiren ve aklen imkânsız olan olaylar Allah’ın dilemesi ile gerçekleşmektedir. Düşünsenize zahiren havanın, suyun ve gıdanın olmadığı anne karnında, ceninin yaratılması oldukça imkânsızdır. Ama bu olay Allah’a (cc) kolay ve çok basittir. İnsanın anne karnında yaratılması değersiz ve pis meni ile oluşmaktadır. Her aşaması kırk gün süren bu yaratılış evresi meniden kana, kandan et parçasına, et parçasından da Allah’ın gönderdiği melekle ruh verilerek cenine dönüşmektedir. Sonra da Allah’ın takdir ettiği bir müddet daha orada kalmaya devam eder. O sürede de iç ve dış organlar gelişir ve Allah’ın dilemesi ile dünyaya gözlerini açarak imtihan süreci başlamış olur. Yaklaşık dokuz ay süren bu aşamayı Allah’tan başka kim ve kimler güç yetirebilir? O cenine ruh veren ve o süreçte havayı, yiyeceği ve suyu veren O’ndan başka kimdir?
Aklın ve hayalinin alamayacağı bir sanattır insan. İnsan, yaratıcısını ve ilahını bulması için sadece kendisine bakması, tefekkür etmesi ve incelemesi yeterlidir. Birçok konuda gaflete düşen insan, bu hususta da gaflete düşmekte sanki sıradanmış gibi bir hal almaya devam etmektedir. Bu gafletten uyanmak ve Rabbimizin kullarına vermiş olduğu nimetleri tekrardan gözden geçirmek gerekmektedir.
İnsan, iç ve dış organlarının ne görev yaptığını tefekkür ederse, O’na karşı nankörlüğü o kadarda azalır. Mesela, vücudumuzun iç organlarından biri olan göğüs boşluğunun içerisinde biri sağda biri de solda olan akciğer; her nefes alındığında vücuda giren oksijeni kana yollar ve oradaki karbondioksiti temizler. Kafatasında korunaklı bir şekilde duran beyin, sinir sisteminin merkezidir. Kasları kontrol eder, hafızada eklenen her şeyi saklar, konuşmayı ve düşünceyi sağlar. Vücudun sırt kaslarına karşı üst karın bölgesinde olup ve her iki tarafta yer alan böbrek; vücuda giren zararlı maddeleri idrar yoluyla süzülüp dışarıya atılmasına yardımcı olur. Sol göğüs kafesinin hemen altında yer alan dalak; kan hücrelerinin yapımına, vücuttaki kanın dengeli dağılımına ve vücudu korumaya çalışır. Karın boşluğunun orta alt kısmında bulunan ince bağırsak; vücuda giren besinlerin faydalı olanlarını kana karıştırır. İnce bağırsak ile anüs (makat) arasında olan kalın bağırsak; mide ve ince bağırsakta arta kalan ve sindirilemeyen atıkların dışarıya atılmasına yardımcı olur. Kaslı bir yapıya sahip olan kalp; göğüs boşluğunda iki akciğer arasında olup vücuttaki kanı pompalar ve dolaşımını sağlar. Vücudun sağ kısmının karın boşluğuna denk gelen karaciğer; tüketilen tüm besinleri vücudun kullanmasına hazır hale getirir, yağları yakar ve kanda düzenli bir şeker seviyesine getirir. Karın boşluğunda yer alan mide; karışımın arasındaki yararlı maddeleri seçip almaktadır. Yemeğin her çeşidini ezmekte ve onları kimyasal bölümlerine ayırmaktadır. Geri kalanını yeni proteinlere dönüştürmektedir.
Şimdi de insanın dış uzuvlarından bazılarını incelemeye çalışalım:
İnsanın her iki eli yirmi yedi kemikten ve on yedi kas sisteminden oluşmaktadır. İnsan kulağının (orta kulak) küçük bir kesimi yaklaşık dört bin kadar ince ve karmaşık kıvrımdan meydana gelen, şekil ve hacimden oluşmaktadır. Gözdeki görme duyusunun merkezi, ışığı karşılayan yüz otuz milyon sinir uçlarından meydana gelmiştir. Kirpiklerle beraber göz kapakları onu, gece gündüz korumaktadır. Göz kapağının hareketi refleks halindedir ve gözü topraktan, mikroplardan ve yabancı maddelerden korumaktadır. Kirpikler meydana getirdikleri gölge ile güneş ışınlarının keskinliğini kırmaktadırlar. Göz kapaklarının hareketi, bu korumanın yanında gözün kurumasını da engellemektedir. Gözü kuşatan ve gözyaşı adı verilen salgıya gelince bu göz için en güçlü en etkili temizleyicidir.
İnsandaki tat alma cihazı dildir. Dilin bu eylemi içinde epitelyum hücreleri bulunan tat alma hücrelerinin, dilin üzerinde oluşturduğu kaygan dokularla gerçekleşir. Bu dokuların değişik şekilleri vardır. Bunların bir kısmı ipliksi, bir kısmı mantarsı, bir kısmı ise mercimeksidir. Bu dokular, tat alma sinirlerini ve dilin damarlarını beslemektedir. Yeme esnasında tat alma sinirleri etkilenmektedir ve bu etkiyi beyne iletmektedir. Bu cihaz ağzın girişindedir. Böylece insanın zararlı olduğunu hissettiği bir şeyi hemen dışarı atması mümkün olmaktadır. İnsan bu cihazla acı ve tatlıyı, soğuk ve sıcağı, tuzlu ve tuzsuzu, zehirli ve benzeri şeyleri hissetmektedir. Dil, küçük, ince tat alma hücrelerinden dokuz binini ihtiva etmektedir ve bu hücrelerin her biri birkaç sinirle beyine bağlıdır.[2]
İşte Allah (cc)’nin insana vermiş olduğu bazı nimetler… Bu nimetler insanın Allah’a karşı kulluğunu, şükrünü, acziyetini, zayıflığını hatırlatması gerekirken ne yazık ki sahte ilahlara kul olmaya, kibirlenmeye, bilmişlik taslamaya sevk etmektedir. Allah’ın da (cc) buyurduğu gibi:
“Ey insan! Kerim rabbine karşı seni aldatan nedir?”[3]
Ey insan! Seni yokken yaratan ve her türlü nimetleri senin hizmetine sunan rabbine karşı ibadet etmekten alıkoyan nedir?
Ey insan! Seni kerim olan rabbine karşı O’nun vahyinden yüz çevirip, batıl inançlara ve hevaya seni uyduran nedir?
Ey insan! Seni kerim olan rabbine karşı O’na ortak koşmana sebebiyet veren kimdir?
Ey insan! Seni kerim olan rabbine karşı O’nun emirlerini ve yasaklarını değiştiren kimselere itaat etmene ve onları sevmene seni aldatan nedir?
İnfitar 6. Ayetten Çıkan Hikmet Damlaları;
1) Kur’an’ı Kerimde “Ey insan” lafzı 21 yerde tekil, 2 yerde de çoğul olmak üzere 23 defa geçmektedir. Bu ayetlerden 12 ayet Mekke suresinde, 11 ayette Medine surelerinde yer almaktadır.
2) Ayette geçen “Ey insan” buyruğu ile Allah (cc) ölümden sonra dirilişi inkâr edene hitap buyurmuştur. İbn-i Abbas’a (ra) göre buradaki insan, Velid bin Muğire; İkrime’ye (ra) göre ise Ubeyy bin Halef’dir.
3) Ayette geçen insan kelimesi bütün asileri kapsamaktadır. Ayetin nüzul sebebi hususi (belli) olması, insan lafzının geneline kapsamasına engel değildir. Çünkü insan kelimesinin başındaki ‘elif-lam’ takısı umumiyeti (geneli) ifade eder.
4) İnsanın en büyük düşmanı şeytandır. Şeytanın hilesinden, aldatmacasından Allah’a (cc) sığınmak ve ondan yardım istemekle korunabilinir. İnsanların Allah’ın dininden aldanmasının en önemli sebeplerinden birkaç tanesi şeytanın günahları süslü göstermesi, insanın cehalet içerisinde kalması ve Allah’ın dininden yüz çevirmesidir.
5) Ayette Allah (cc) celal lafzını değil de kerim lafzını kullanması da oldukça manidardır. Kıyameti inkâr eden insana bile kerim lafzını kullanması insanlığa rahmet nazarı ile bakmasının bir delili ve işaretidir.
Hamd, Âlemlerin Rabbi Olan Allah’adır.
[1] (Buhari, Müslim)
[2] (Seyyid Kutub, Fi Zilali’l-Kur’an)
[3] (82 İnfitar, 6)