Zulüm, bireylerin ve toplumların helak edilmesinin habercisidir.
Allah’ın yeryüzündeki değişmeyen kanunlarından biridir ki, zulüm helakın habercisidir, bireylere ve topluluklara... Allah, bir kimseye veya bir topluma ancak işlemiş olduğu zulüm yüzünden azap eder. Bu yüzden En‘am suresinde şöyle buyurur:
“De ki: Görüşünüz nedir? (Söylesenize!) Allah’ın azabı ansızın yahut açıktan geldiğinde, zalimler topluluğundan başkası mı helak olacak?”[1]
Yani helak ancak zulüm sonucu gelir ve zulmün karşılığı mutlaka helaktır.
Zalimlerin cezaları asla gecikmez; bu ceza onları dünyada, ahirette ya da her ikisinde bulur. Tarihte helak edilen tüm toplumların helak olmaları zulümlerine bağlanmıştır; bu toplumlar Kur’an-ı Kerim’de sayısız kez örnek verilmiştir.
Allah A‘raf Suresi’nde şöyle der:
“Helak ettiğimiz nice belde vardır ki gece uyurken veya gündüz uykusunda azabımız onlara gelmiştir. Onlara azabımız gelince ‘Biz gerçekten zalimlerdik’ demekten başka yakarışları olmadı.”[2]
Araplar كَمْ/kem kelimesini çoğul ifade etmek için kullanırlar. Yani çok sayıda köy/kasaba zalimleri yüzünden helak olmuştur. Bu, helak ve azabı gördüklerinde zulümlerini itiraf etmelerinden de anlaşılır.
Başka bir yerde, Enbiyâ Suresinde de şöyle buyrulmuştur:
“Zalim olan nice belde halkını, (sırtlarını doğrultamayacak şekilde) helak ettik. Onlardan sonra başka kavimler inşa ettik.”[3]
Sonra aynı surede helak azabını gördüklerinde şöyle dediklerini bildirir:
“Derler ki: ‘Vay halimize, biz zalimdik’. Bu itirafları devam etti ta ki onları kurumuş, bitmiş bir hasat haline getirdik.”[4]
Yani çok sayıda toplum, zalimleri yüzünden kırıldı, yok edildi ve azap gördü.
Allah (azze ve celle) Nemrud’u yok ettiğinde, onu zayıf olduğu bir anda değil, kibri doruktayken ve halka “Ben diriltirim ve öldürürüm” diye ilan ederken yok etti. Bu, Bakara Suresi’nde şöyle geçer:
“(Nemrud) dedi ki: ‘Ben dirilten ve öldürenim.’”[5]
Ad kavmini yok ettiğinde, sebeplerin değişmesiyle ya da güç dengelerinin bozulmasıyla değil, onlar “Bizden daha güçlü kim olabilir?” derken yok etti. Fussilet suresinde bu durum şöyle anlatılır:
“Ad, haksız yere yeryüzünde kibirlendi ve dedi ki: ‘Bizden daha güçlü kim olabilir?’ Allah’ın, kendilerini yaratanın kendilerinden daha güçlü olduğunu görmediler mi? Ve ayetlerimizi inkâr ediyorlardı. Biz de üzerlerine şiddetli, felaket dolu bir rüzgar gönderdik ki, onları dünya hayatında rezil bir azaba tattıralım. Ahiret azabı ise çok daha kötüdür ve onlar yardım görmezler.”[6]
Semud kavmini yok ettiğinde ise, onlar hâlâ ovalardan saraylar inşa ediyor, dağlardan evler oyuyorlardı.A’raf Suresi’nde şöyle geçer:
“Onları sarsıntı yakaladı, sabahleyin evlerinde ölü olarak bulundular.”[7]
Ve Hud Suresi’nde:
“Rabbin kuvvetli, güçlüdür. Zalimleri ani bir sesle yakaladı, sabahleyin evlerinde ölü olarak bulundular, sanki orada hiç zengin olmamışlar gibiydi. Şüphesiz Semud Rablerine karşı gelmişti, vay Semud’a!”[8]
Zulüm yapanların helak edilmesi ve cezalandırılmasının ilahi bir sünnet olduğu sabittir. Zulüm yapanların, azabın başlangıcını gördüklerinde zulümlerini itiraf etmeleri, aslında onların azap ve helaklarının sadece zulümlerinden kaynaklandığını açıkça gösterir. Buradan çıkan sonuç şudur ki, Allah Teâlâ’nın zulmedenleri azapla cezalandırıp helak etme sünneti devam etmektedir. Kur’an’da bu durumun başka bir ifadesi Hac suresinde şöyle gelir:
“Ne çok toplum vardır ki ben onları uzun süreye kadar yaşattım; o toplumlar zalimdi. Sonra onları helak ettim.”[9]
Buradaki كَاَيِّنْ “ne çok” ifadesi Arapçada sayının çokluğunu belirtir. Bu da Allah’ın helak ettiği toplumların sayısının çokluğunu gösterir.
Kur’an’daki hem “kem” hem de “keeyyin” gibi çoğul anlam taşıyan ifadeler, zalimlerin helak edilmesinin devam eden, kesintisiz bir ilahi sünnet olduğuna işaret eder. Bu durum zulüm görenlerin ümitlenmesi için bir sebeptir; çünkü Allah’ın zalimlerden mutlaka intikam alacağı kesindir. Zulmün, özellikle güçlülerin zayıflara karşı yaptığı zulmün zararının mutlaka zalimlere döneceği muhakkaktır.
Çünkü bu âlemin bir Rabb’i vardır, O hüküm verir, kudretiyle hükmünü uygular ve üstün hikmet sahibi olarak sünnetlerini devam ettirir. Bu bilinçle iman eden kişi asla umutsuzluğa kapılmaz; Kur’an’da anlatılan zalimlerin akıbetlerini okuyup anladıkça daha da sağlam bir imanla bekler.
Ayet aynı zamanda Allah’ın zalimlere karşı kullandığı “ömür verme” sünnetine de işaret eder; yani cezayı geciktirir ki kimse cezanın gelmeyeceğini sanmasın. Asıl helak gelecektir ve şiddetli olacaktır; çünkü zalimlerin aleyhine deliller tamamlanmış, mazaretleri sona ermiştir.
Bu durum Hûd suresinde şöyle açıklanır:
“Rabb’in zalim toplumları helak ettiğinde onların başına gelen şey böyledir; Allah’ın azabı acı ve şiddetlidir.”[10]
Zalimlerin helakinin gecikmesini, zulmün ağırlığı altında ezilen mazlumların anlaması zordur; özellikle bu zulüm dini baskı, Allah’a karşı gelme, kan dökme, ırzlara tecavüz ve yerlerinden sürgün gibi ağır boyutlardaysa... Ancak mazlumun içini rahatlatacak olan, İbrahim Suresi’ndeki şu ayettir:
“Allah’ın zalimlerin yaptıklarından habersiz olduğunu sanma!”[11]
Mazlum, Allah’ın zulmü gördüğünü ve zalimleri mutlaka helak edeceğini anladığında, helakin gecikmesinin O’nun hikmetiyle, mazlumlar için bir fayda ve hayır için olduğunu bilecektir. Bu da Allah’ın mazlumlara olan şefkatinin tam bir göstergesidir.
Sonuç
Hiçbir işgalci işgalini sonsuza dek sürdüremez. Bu, inkâr edilemez sabit bir gerçektir. Bu gerçek, toprakların sahiplerinin inançlarından bağımsızdır. Her işgal sona erer ve sabah olur.
Allah Teâlâ bunu Fecr Suresi’nde şöyle haber vermiştir. Tarih de bunu doğrular; tüm işgalciler sonunda gider. Siyonist işgali de son bulacaktır ister zaman uzun olsun ister kısa. Allah Teâlâ, Mearic suresinde buyurur:
“(Öyleyse) güzel bir sabırla sabret! Şüphesiz ki onlar, azabı uzak görüyorlar. Biz ise yakın görüyoruz.”[12]
Ve Hûd suresinde:
“Onların (zulmedenlerin) vakti sabah vaktidir; sabah vakti yakın değil mi?”[13]
Allah, zalimlere süre tanır, böylece onlar kendilerini güvende hisseder, birbirlerini destekler, azgınlıkları artar; sonra birden onları yıkıma uğratır.
Her zalim, kendi elleriyle helakinin sebeplerini hazırlar, yürüyerek kendi sonuna gider; bu, her şeyi bilen ve kudret sahibi olan Allah’ın takdiridir. Böylece zalim, kötü amellerinin kurbanı olur, pişmanlıkla göz yaşları döker ama artık pişmanlığı fayda vermez. Allah Teâlâ En‘am suresinde buyurur:
“Zalim kavimlerin sonu kesildi; Hamd, alemlerin Rabbine mahsustur.”[14]
Muhammed el-Gazâlî’nin dediği gibi:
“Fecir muhakkak doğacaktır; geceyi mücadeleyle geçirmek, uyuyarak geçirmekten daha şereflidir.”
İşte o zaman yeni bir şafak doğacak, yeni bir hayat başlayacak; gerçekler ortaya çıkacak, zulüm ve zorbalık örtüsü kalkacaktır.
[1] (6/En‘am 47)
[2] (7/A‘raf 4-5)
[3] (21/Enbiyâ 11)
[4] (21/Enbiyâ 14-15)
[5] (2/Bakara 258)
[6] (41/Fussilet 15-16)
[7] (6/A’raf, 78)
[8] (11/Hud 66-68)
[9] (22/Hac 48)
[10] (13/Hûd 102)
[11] (14/İbrahim 42)
[12] (70/Mearic 5-7)
[13] (13/Hûd 81)
[14] (6/En‘am 45)