İnsanın hayatını kuşatan gece ve gündüz, sıradan bir zaman akışı değil; Rabbimizin kudretini, rahmetini ve hikmetini gösteren büyük ayetlerdir. Rabbimiz gece ve gündüzü kimi zaman sükûnet ve huzurun örtüsü, kimi zaman çalışma ve bereketin vesilesi olarak yaratmıştır. Rabbimiz ayetlerinde, gece ve gündüzün yaratılışındaki hikmetleri hatırlatarak bizleri hem tefekküre hem de şükre davet eder. Gece veya gündüz, semaya bakıldığında ilk olarak gözlere çarpan, çarptığında da Allah’ın vahdaniyetine işaret eden iki ayet ve iki delil olarak müşâhede edilirler. Allah (cc) şöyle buyurur:

Sükûnete eresiniz/dinlenesiniz diye geceyi, (işlerinizi göresiniz diye) gündüzü aydınlatıcı kılan O’dur. Şüphesiz ki bunda, işiten bir topluluk için ayetler vardır.” (10/Yûnus 67)

Taberî, bu ayeti tefsir ederken gecenin “insanın fıtratına uygun bir sükûnet vakti” olduğunu, gündüzün ise çalışıp maişet kazanmak için verildiğini belirtir. Modern dönemde Seyyid Kutub da gece-gündüz döngüsünü “insanın biyolojik ve ruhsal dengesi için vazgeçilmez bir ilahî ayet” olarak yorumlar.

Allah (cc) bu ayetlerde geceyi insanların dinlenmeleri için karanlık yarattığını bildiriyor. Gecenin, dinlenme ve sükûnet için yaratıldığının bildirilmesiyle de gündüzün hareket edip çalışmak için yaratıldığı sonucuna varılıyor.

Yine Rabbimiz Nebe Suresi’nde; Geceyi bir örtü kıldık. (78/Nebe 10) buyurmaktadır. Rabbimiz bu ayette geceyi bir “libâs” yani elbise, örtü olarak nitelendirmiştir. Tıpkı elbisenin bedeni sarıp koruması gibi gece de insanı kuşatır, örter ve huzura kavuşturur. Gündüz, hayatın hareket ve koşuşturma zamanıdır; insan yorulur, bedeni ve zihni tükenir. İşte gece, bu yorgunlukları örten bir örtü, kalbi ve bedeni dinlendiren bir şifa vesilesi olur. Karanlıkla birlikte dünya susar, gürültüler diner, insan ruhu iç âlemine yönelir. Uyku, bu örtünün en büyük armağanıdır; zihin dağınıklığı toparlanır, beden yenilenir, insan ertesi günün sorumluluklarına hazırlanır.

Gece sadece dinlenme zamanı değil, aynı zamanda mahremiyetin ve huzurun da zeminidir. Aile hayatı, eşlerin yakınlığı ve kalplerin sükûnu hep bu örtünün içinde gerçekleşir. İnsan, gündüzün kalabalığından ve yabancı bakışlardan gizlenir; gece, bir güven ve sükûnet iklimi sunar.

Bu hikmetlerden dolayı gece ve gündüz, Yüce Rabbimizin erişilmez gücünü gösteren en büyük ayetlerindendir. Onları var etmesi, uzatıp kısaltması, birbirine katması O’nun kudretini gösteren ayetlerdendir. Gecenin karanlığında, gündüzün aydınlığında, karanlık ve aydınlığın birbirine karışmasında, birbirinden ayrışmasında sayısız hikmetler vardır. Dünya, Allah’ın kudretiyle kendi ekseni etrafında dönerken, güneşe bakan yüzünde gündüz, diğer yüzünde gece yaşanır. Böylece insanlar için çalışma ve rızık arama zamanı gündüz; dinlenme, sükûnet ve uyku zamanı gece kılınmıştır. Rabbimiz şöyle buyurur:

Sizin için geceyi bir elbise, uykuyu dinlenme, gündüzü de (rızkınızı aradığınız) bir başlangıç ve yayılma (vakti) kılan O’dur. (25/Furkân 47)

Böylece gecenin ve gündüzün insan hayatında ne kadar önemli olduğuna işaret edilir. Gece ve gündüzün süreleri yeryüzünün birçok bölgesinde farklıdır. Ekvator’da yıl boyunca eşitken, kutuplarda aylarca süren gündüz veya gece vardır. Orta kuşaklarda ise mevsimlere göre değişir. Bu çeşitlilik de Allah’ın yaratışındaki hikmeti gösterir. Kur’an’da Allah, geceyi gündüze, gündüzü geceye katıyor. Güneşi ve ayı da emrine boyun eğdirmiştir.(35/Fâtır 13) buyrularak bu muazzam düzen hatırlatılır.

İnsanlar günün başlangıcı konusunda farklı anlayışlara sahip olmuştur. Roma geleneğine dayanan bugünkü uygulamada gün sabahla başlar, gece yarısında biter. İslam’da ise gün, akşamla başlar ve ertesi akşam sona erer. Cuma gününün Perşembe akşamı başlaması, bayram gecelerinin bu şekilde anılması ve Ramazan’da ilk teravihin oruçtan önceki gece kılınması bunun örnekleridir. Bu da Allah’ın kullarına zamanı farklı yönleriyle değerlendirme fırsatı verdiğinin bir göstergesidir.

Yine Rabbimiz şu iki ayetinde, gece ve gündüzün ne kadar büyük birer nimet olduğunu bizlere hatırlatmaktadır: De ki: ‘Görüşünüz nedir? (Söylesenize!) Allah, Kıyamet Günü’ne kadar geceyi üzerinize sürekli (sabit) kılsa, Allah’tan başka hangi ilah size aydınlık getirebilir? Dinlemez misiniz?’

De ki: ‘Görüşünüz nedir? (Söylesenize!) Allah, Kıyamet Günü’ne kadar gündüzü üzerinize sürekli (sabit) kılsa, Allah’tan başka hangi ilah içinde dinleneceğiniz geceyi size getirebilir? Görmez misiniz?’” (28/Kasas 71-72)

Rasulullah (sas) şöyle buyurmuştur:Allah, geceyi ve gündüzü ardı ardına getirir; gündüzü rızık arama zamanı, geceyi dinlenme zamanı kılar.[1]

Böylece gece insanın bedenine, ruhuna huzur verirken; gündüz, hayatı kazanmanın, çalışmanın ve bereketin vaktidir.

Bilim adamlarının ortaya koyduğu bulgular da bu ilahî nizama şahitlik etmektedir. Gece olduğunda insanda melatonin hormonu salgılanır, beden dinlenir, ruh huzura erer. Gündüz ise ışığın tesiriyle serotonin artar, insan canlı, neşeli ve kuvvetli olur. Eğer gece hiç bitmese, insan bedeni çökerdi; gündüz hiç doğmasa, hayat sönerdi. Bu düzen, Rabbimizin rahmetinin bir eseridir; kullarına lütfettiği en büyük ikramlardandır.

Üstelik gündüz sadece insana değil, bütün mahlûkata rahmettir. Bitkiler gündüz ışığında fotosentez yapar, oksijen üretir; hayvanlar bu oksijenle nefes alır. Güneş ışığı olmazsa yeryüzü hayatı bir anda söner, kâinat harap olurdu.

Aynı şekilde karanlıktan sonra aydınlığın gelmesi sadece kevnî bir mucize değil, aynı zamanda ruhun tesellisidir. Zira nasıl ki her gecenin sonunda gündüz vardır, her sıkıntının ardından da ferahlık vardır. Kur’an-ı Kerim’de bu hakikat; “Şüphesiz zorlukla beraber kolaylık vardır.” (94/İnşirah 6) diye müjdelenmiştir. Her sabah, insana Allah’ın rahmetinin yeni bir işareti, ümidi tazeleyen bir hatırlatmadır.

Böylece geceden sonra gündüzün gelmesi, Rabbimizin kudretinin açık delili, hikmetinin canlı tecellisi, rahmetinin daimî işaretidir. İnsan bundan ibret almalı, her gün doğan güneşi sadece gökte doğan bir ışık değil, gönüllerde parlayan bir iman çağrısı olarak görmeli ve “Karanlığı giderip sabahı doğuran Allah’a hamdolsun” diyerek şükretmelidir.

Bu iki ayet, insanların en fazla yararına olacak bir biçimde düzenlenmiştir. Gece karanlığı, uyku için çok güzel olmasına karşılık, düşmanların faaliyetlerine de en uygun zamandır. Karanlık aynı zamanda bir tehlike işaretidir. Karanlığın gitmesi ve aydınlığın gelmesi, pek çok tehlikenin de ortadan kalktığının işaretidir. Böylece Allah (cc), her gün kullarını bir kez korkutmak, bir kez de ümitlendirmek suretiyle devamlı bir şekilde korku ve ümit hâlini korumalarını hatırlatmış oluyor.

Güney ve kuzey kutuplarında altı ay gece ve altı ay gündüz olması, havanın da son derece soğuk olmasıyla insanların ve canlıların yaşamlarını güçleştirmesi, gece ile gündüzün değerini anlamamıza yardım ediyor.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Gece ve gündüz uyumanız, O’nun lütuf ve ihsanından (rızkınızı) aramanız da O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda, işiten bir topluluk için ayetler vardır. (30/Rûm 23)

Ayet-i kerîmede uyku, rızık aramaktan önce zikredilmiştir; çünkü çalışıp çabalamak için dinlenmeye ihtiyaç vardır.

Uyku, kendisine doğru yükselen buhar nemleri nedeniyle beyin sinirlerinin gevşemesi, kendini salıvermesidir. İhtiyaç miktarındaki uyku, Allah’ın insana verdiği büyük bir nimettir. Uyku sayesinde vücut organları dinlenir, yorgunluk gider ve rahatlama olur.

Uyku, yerini başka hiçbir şeyin tutmayacağı bir dinlenme vaktidir. Ayrıca uyku hâli insanın şuurunun ve idrakinin gittiği, âdeta bir ölüm hâlidir. Ancak Allah’ın bir lütfu olarak zihnin faaliyeti uykuda iken de devam eder. Uykunun ne büyük bir nimet olduğunu uykusuz kalanlar bilir. Uyku, insanın hem zihnî hem de fizikî yorgunluğunu giderir. Uyandığı zaman şuur ve idrak daha canlı bir şekilde, sanki hiç gitmemiş gibi geri gelir. Vücut dinlenmiş olduğu için iş yapma ve çalışma azmi insanda yeniden canlanır. Rüya da uyku hâline has bir hususiyet olup pek çok hikmetleri vardır.

Sonuç olarak gece ve gündüzün yaratılışının hikmeti, insanın hayat yolculuğunda hem dünya işlerini hem de âhiret hazırlığını idrak etmesi içindir. Çünkü gece ve gündüzün peş peşe gelmesi, ayların ve yılların birbirini takip etmesi, insana zamanı ölçme ve hesaplama imkânı verir. Bu sayede insan, ömrünün geçiciliğini, hayatın sınırlı olduğunu ve neticede her şeyin bir hesaba bağlı bulunduğunu kavrar. Kur’an’ın işaret ettiği gibi, yılların sayısını ve hesabını bilmek, insanı gafletten uyandırır; zamanı boşa tüketmeyip değerini bilmeye yöneltir. İnsan bu hikmetleri görmeli, hem dünyasını hem de âhiretini imar için gayret etmelidir. Kur’an’ın işaret ettiği hakikat de budur: Zamanı bilmek, hesabı hatırlamak, Allah’ın kudretini kavramak ve hidayet yolunda yürümek.

KUR’AN’DA GECE VE GECE İBADETİNİN ÖNEMİ

İnsan için sıradan gibi görünen gece ve gündüz döngüsü, aslında ilahî bir ölçü ve muhteşem bir düzenin göstergesidir. Türkçe’de “gece” anlamına gelen “leyl” kelimesi, terim olarak gündüzün aydınlığından sonra gelen karanlık vakittir; akşam güneşin batışıyla başlar, sabahın doğuşuna kadar devam eder. Onun zıddı gündüzdür ve güneşin doğuşuyla başlayıp batışıyla sona erer. Bu değişim, Allah’ın koyduğu şaşmaz nizamın bir parçasıdır.

“Leyl” kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 92 defa geçmektedir. Bunun yanında Kur’an farklı isimlerle gece ve onun bazı zaman dilimlerine işaret etmiştir: Beyat, fecr, seher, ğasik, aşiyy, esîl, mağrib gibi kavramlar veya bunların türevleri zikredilmiştir. Kur’an’ın geceyi farklı kavramlarla ifade etmesinin hikmeti; insanı sadece uyku ve dinlenmeye değil, ibadet, tefekkür ve Allah’ı hatırlamaya yönlendirmek, zamanın bereketini fark ettirmek ve ruhsal disiplin kazandırmaktır.

Kur’an’da gece yalnızca dinlenme için değil, aynı zamanda ibadet için de özel bir vakit olarak sunulur. İsrâ Suresi’nde Rasulullah (sav)’e hitaben şöyle buyrulur:

Gecenin bir kısmında da yalnız sana mahsus bir nafile olmak üzere uyan, teheccüd namazı kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama yükseltir. (17/İsrâ 79)

Ayetlerde gece, sadece uyku ve istirahat zamanı olarak değil; aynı zamanda yapılması istenen ibadet ve eylemler açısından da önem arz eden bir vakit olarak vurgulanmıştır. Gece, Yüce Allah’ın kudretinin bir ayeti ve bizler için önemli bir nimeti olarak zikredilir. Zira insanın aklına ilk olarak uyku ve dinlenme gelse de, Kur’an’dan anlaşıldığı üzere gece sadece dinlenme zamanı değildir. Öyle ki Peygamber’e gelen ilk emirlerden biri, gece kalkıp çeşitli ibadet ve amellerde bulunması olmuştur. Kur’an ayrıca gece yapılan ibadet ve eylemlerin insan hayatında etkili ve kalıcı izler bıraktığını vurgular.

İnsan, günün yarısını gündüz, yarısını ise gece vakitlerinde yaşamaktadır. İşlerini genellikle gündüz vakitlerine göre planlarken, gecelerini çoğunlukla uyku ve dinlenmeye ayırır. Ancak geceyi tamamen uyku ve dinlenmeye ayırmak, hayatın uzun bir döneminin pasif geçmesine yol açar.

Gece, akşam güneşin batmasıyla (mağrib) başlar, sabah namazı vaktine (fecr) kadar devam eder. Bu süre zarfında akşam, yatsı ve sabah namazları gibi farz ibadetler kılınır; bunun dışında vitir ve teheccüd gibi nafile namazlar da kılınır.

Kur’an’da gece kıyamı, ayakta durmayı ifade eden “kıyam” kelimesiyle vurgulanır. Kıyam, hem namazın rüknü hem de geceyi ibadetle ihya etme anlamına gelir; tilavet, tesbih, dua ve zikir gibi ibadetleri de kapsar. Kur’an, gecenin bir kısmını kıyam ile geçirmeyi emreder ve gece kıyamında bulunanları över.

Ayrıca Kur’an, gece ibadetini farklı zaman dilimlerine işaret ederek tavsiye eder. Akşam ve sabah kelimeleriyle gece ibadetinin belirli vakitlerde yapılması teşvik edilir; seher vakti istiğfar edenler, geceyi kıyam ve sücudla geçirenler takdir edilir. Bu yönüyle Kur’an, geceyi hem Allah’a yakınlaşma hem de ibadetle değerlendirme fırsatı olarak sunar.

Gece ibadetleri içinde namazın yeri ayrı bir öneme sahiptir. Beş vakit farz namazın üçü geceye denk gelir; vitir ve nafilelerle bu sayı daha da artar. Namazın bir rüknü olarak secde, kulun Allah’a en yakın olduğu vakitlerden biridir. Geceleyin düzenli olarak secde edenler de övülmüştür.

Kur’an, gece ibadetlerini yalnızca namazla sınırlı tutmaz; Kur’an tilaveti, zikir, tesbih, kıyam ve sücud gibi ibadetler de geceye dâhildir. Bu açıdan geceyi ibadetle değerlendirmek, Allah’ın emir ve teşvik ettiği bir davranıştır.

Kur’an’da infak konusunda da gece özellikle vurgulanır: “Gece-gündüz, gizli-açık infak edenler” ifadesi, infakın yalnızca gündüz değil, geceleyin de yapılabileceğini ve gizli ya da açık her durumda mükâfatın olduğunu gösterir. Önce “gece” ve “gizli” kelimelerinin kullanılması, infakın mümkünse gece ve gizli yapılmasının değerli olabileceğine işaret eder.

Kur’an, özellikle gece Kur’an okumanın önemine de dikkat çeker:

(İçinde dinleneceğin) az bir kısmı hariç geceleyin kalk! Yarısı kadar ya da biraz eksilt veya ona biraz ekle. Kur’an’ı (iyice bellemek ve derin düşünebilmek için) tertil üzere (tane tane, ağır ağır) oku.(73/Müzzemmil 2-4)

...Geceleri ayakta Allah’ın ayetlerini okumakta ve secde hâlindelerdir. (3/Âl-i İmrân 113)

Bu ifadeler, gece Kur’an okumanın önemini ve değerini ortaya koyar. Kadir Gecesi’nde indirilmeye başlanan Kur’an’ın gece okunmasının tavsiye edilmesi, gecenin ibadet için ne kadar ehemmiyetli olduğunu gösterir.

Gece tesbihi de Kur’an’da öne çıkan ibadetlerdendir: Gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün iki ucunda tesbih et ki (Rabbin senden, sen de Rabbinden) razı olasın. (20/Tâhâ 130)

Tesbih, Allah’ın eksiklikten uzak ve kemal sıfatlarla yüceliğini anmaktır. Kur’an tesbihi sadece geceye sınırlandırmaz, ancak özellikle Peygamberimize gecenin uzun bir bölümünde tesbih etmesi tavsiye edilmiştir. Bu emir, onun ümmetine de yöneliktir.

İşte bu noktada gece ve gündüzün ardı ardına gelişi, insana hayatın geçiciliğini ve zamanın değerini hatırlatır. Bu ilahî döngü, hem bedenin hem ruhun ihtiyaçlarını karşılayan eşsiz bir dengedir. Karanlıktan sonra aydınlık geldiği gibi, zorluklardan sonra da kolaylık vardır.

 İnsana düşen, bu hikmetleri fark edip zamanını Rabbine kullukla değerlendirmektir.    



[1] Buhârî, Tefsir 25/2