“Rahmeti (gereği yağmurun) öncesinde rüzgârları müjde olarak yollayan O’dur. Bu (rüzgârlar) ağır bulutları yüklendiğinde biz (bulutları kuraklıktan) ölmüş bir beldeye sürükleriz. Onunla su indirir ve onunla her türlü üründen çıkarırız. İşte biz ölüleri de (kabirlerinden) böyle çıkarırız. Umulur ki düşünüp öğüt alırsınız.” (7/A'râf 57)
Rüzgâr…
Görünmez, elde tutulmaz, yakalanmaz; ama dokunduğu her şeyi değiştirecek kadar güçlü olan Allah’ın kevni ayetidir. Bazen bir yaprağın kıpırtısında, bazen bir fırtınanın uğultusunda; bazen yağmurun habercisi bir serinlikte, bazen toprağı savuran bir kasırgada karşımıza çıkar. Biz çoğu zaman yalnızca “esiyor” sanırız; oysa Kur’an’ın diliyle rüzgâr, Allah’ın yeryüzüne gönderdiği yağmurun bir habercisidir, bir müjdecisidir, bazen de Allah’ın helak etmek istediği kavmin üzerine helak edici bir rüzgâr olarak eser.
Rüzgâr, Rabbimizin kudretine dair her gün gözlerimizin önünde tekrarlanan ama çoğu kez fark etmediğimiz bir kevnî ayettir. Bulutları taşır, toprağı diriltir, denizleri yürütür, ağaçları dölleyip bereketi çoğaltır. Aynı rüzgâr, iman eden için rahmet, inat eden için azap olur. Çünkü rüzgâr, kendi başına bir güç değil, “Allah’ın emri üzerine hareket eden bir ayettir.”
Kur’an’da Rüzgâr
Kur’ân-ı Kerîm’de rüzgâr kelimesi iki farklı yapıda geçer: çoğul (riyâh) ve tekil (rîh). Bu kullanım farkı, rüzgârın rahmet ve azap yönünü göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
Riyâh (çoğul) genellikle rahmet bağlamında kullanılır. Çünkü çokluk, denge ve uyum ifade eder. Farklı yönlerden esen rüzgârlar bulutları toplar, yağmuru taşır, toprağın su ile dolarak yeryüzüne nice sebze ve meyvelerin çıkmasına sebep olur. Bu yüzden Kur’an, rahmeti ve nimeti taşıyan rüzgârları “riyâh” kelimesiyle anar.
Rîh (tekil) ise çoğu zaman azap bağlamında geçer. Tek yönlü, şiddetli ve dengesiz esen bir rüzgârın yıkıcılığını anlatır. Tarihte bazı kavimlerin helâkında böyle uğultulu ve soğuk bir rüzgâr kullanıldığı bildirilir. Müfessirler, “çoğulun rahmet, tekilin azap” olarak geçişini Kur’an’ın ince bir belagat işareti olarak yorumlamışlardır. Bu farklılık bize şunu öğretir: Rüzgâr tek başına iyi veya kötü değildir; Allah’ın emrine göre ya rahmet taşır ya da uyarı…
Taberî, Râzî ve Kurtubî gibi müfessirler bu farkı şöyle açıklar: “Rüzgârlar (riyâh) çoğul hâlde geldiğinde rahmettir; çünkü biri diğerinin dengesini sağlar. Rüzgâr tek geldiğinde (rîh) azaptır; çünkü dengesiz eserek helake sebep olur.”[1]
İbnü’l-Cevzî der ki: “Kur’an’da ‘rîh’ azap için, ‘riyâh’ rahmet için zikredilmiştir.”[2]
Rüzgârın Bilimsel Açıklaması
Rüzgâr, modern bilimin diliyle yüksek basınçtan alçak basınca doğru ilerleyen bir hava akımıdır; fakat Kur’ân’ın diliyle “ölçüyle gönderilen” bir ilahî düzendir. Yeryüzünün farklı bölgeleri güneşten farklı miktarda ısı alır; bazı bölgeler hızla ısınırken bazıları daha yavaş ısınır. Isınan hava yükselir, soğuyan hava alçalır ve atmosferde bir hareket başlar. İşte bu hareketin bize çarpan yüzüne rüzgâr deriz.
Rüzgârın hızı ve şiddeti basınç farkının büyüklüğüne bağlıdır. Fark arttıkça rüzgâr sertleşir. Ayrıca deniz–kara farkı, dağlar, vadiler ve nem gibi etkenler de rüzgârın nasıl eseceğini belirler. Örneğin gündüz denizden karaya doğru esen serin esinti, gece tam tersi yönde eser.
Kısaca rüzgâr, sıcaklık ve basınç farklarının, Dünya’nın dönüşünün ve atmosferin yapısının bir araya gelmesiyle oluşan doğal bir hava hareketidir. Bu basit ama güçlü düzen, hem iklimi belirler hem de yeryüzünde canlılık için gerekli döngüleri sağlar.
Bilimin “atmosfer dengesi” dediği şey, Kur’an’ın “ölçü” dediği kevni düzenin modern adından başka bir şey değildir.
Rüzgârın Kudret Delili Olması
Rüzgârın en çarpıcı yönü, görünmez oluşuyla dağları titreten bir kudreti aynı anda taşımasıdır. Bir esinti bazen bir yaprağın kenarında zarifçe kıpırdar, bazen koca bir vadinin yönünü değiştirir. Kur’ân’ın “görmediğiniz ordular” diye nitelediği kudret, (Ahzâb 9) “Allah, Bedir günü melekleriyle ve rüzgârla size yardım etti.”
Rüzgârın sesi, aslında rüzgârın sesi değildir. Duyduğun uğultu: yaprakların, binaların köşelerinin, pencere boşluklarının titreşmesidir. Saf rüzgârın kendisi tamamen sessizdir.
Bu yüzden Kur’an, Ahzâb 9’da geçen “görmediğiniz ordular” ile rüzgârı ilişkilendirir.[3] Tam da bu görünmezlikten doğar: İnsan, göremediği bir gücün etkisiyle şekillenen hadiseleri görünce, kendindeki aczi daha berrak görür.
Rüzgârın tek bir yön değiştirmesiyle yağmurun varacağı toprak değişir, bulutların dağılışı değişir, denizlerin ahengi değişir. Bu küçük gibi görünen değişimler, büyük sonuçlara kapı aralar. Aslında bu tablo insanın kaderindeki dönüşümün de bir işaretidir: Allah dilediğinde bir rüzgâr yön değiştirir ve bir toplumun rotası da değişir. Görünmez bir gücün koca okyanusları kabarttığını, bir damla yağmuru taşıdığını veya bir şehri susturduğunu gören insan, kendi güç iddiasının ne kadar temelsiz olduğunu fark eder.
Rüzgârın her esişi kula şu duyguyu öğretir: Görmediğin bir kudret var; sen o kudretin önünde acizsin.
Bu farkındalık, insanın içine mütevazılık yerleştirir. Çünkü rüzgâr, “Ben varım ama beni göremezsin” der. Kula ise “Sen görmediğini bile anlamayan bir varlıksın” mesajı düşer. Rüzgârın bu görünmezliğiyle taşıdığı kesin hüküm, insanda gerçek bir kulluk bilinci üretir. Yeryüzünde esen hiçbir güç kendi başına değildir; hepsi bir emirle yürür. Bu idrak, kalbi hem huşûya hem de teslimiyete davet eder.
Rüzgârın Çeşitleri
Dünya üzerindeki rüzgârlar birbirinin aynı değildir. Her biri farklı görevler üstlenir, farklı etkiler oluşturur ve farklı bölgelerde farklı amaçlar için eser. Rüzgâr çeşitlerini bilmek, hem atmosferi daha iyi anlamamıza hem de Kur’an’ın işaret ettiği düzeni görmemize yardımcı olur.
1. Sürekli Esen Rüzgârlar
Alizeler[4] gibi yıl boyunca aynı yönde ve düzenli şekilde esen rüzgârlardır.
Dünya atmosferinin temel dolaşımını sağlar, deniz ticaretinden iklim özelliklerine kadar pek çok dengeyi korur.
2. Mevsimlik Rüzgârlar Musonlar[5] gibi yaz ve kış mevsimlerinde yön değiştiren rüzgârlardır.
Bu rüzgârlar bazı ülkelerde yağmur mevsimlerini belirler, tarımı ve yaşamı doğrudan etkiler.
3. Yerel Rüzgârlar
Meltem, lodos, poyraz gibi belirli bölgelerde etkili olan rüzgârlardır.
Bulundukları coğrafyanın iklimini, denizin kokusunu, havanın sıcaklığını bile belirlerler.
4. Ani Rüzgârlar
Fırtına ve bora gibi kısa sürede oluşan, hızlı ve etkili hava hareketleridir.
Bazen bir uyarı, bazen bir temizlik, bazen bir güç gösterisi olarak karşımıza çıkarlar.
Rüzgâr ve Yağmur: Rahmetin Yeryüzüne İnişi
Bilimsel olarak yağmur damlasının oluşumu için rüzgârın yaptığı iş öylesine karmaşıktır ki, müfessirlerin “döllendirici rüzgârlar” dediği hakikatin ne kadar ince bir mucize olduğu yeni yeni anlaşılıyor: Yaklaşık 1 milyon adet toz zerresinin, binlerce küçük su buharı taneciğinin, yüzlerce mikro çarpışmanın rüzgâr tarafından organize edilmesi gerekiyor.
Rüzgâr durursa yağmur oluşmaz. Rüzgâr yavaşlarsa bulut doğmaz. Rüzgâr hızlanırsa yağmur “aşırı yoğun” olup felakete dönüşür. Bu, tek bir damlada olur. Ve gökyüzünde aynı anda milyarlarca damla üretilir.
İşte bu kusursuz düzen, insanın aklını hayrete düşürür. Yalnızca bilimsel olarak değil, manevi açıdan da rüzgârın rolü büyüktür. Peygamber Efendimiz (sas) bu ince dengeyi fark etmiş ve bize rüzgâra karşı nasıl davranacağımızı öğretmiştir: “Rüzgâra sövmeyin! Çünkü o, Allah’ın emriyle gönderilen bir rahmettir…”[6]
Kur’an’da rüzgâr ve yağmur çoğu zaman birlikte anılır; çünkü yağmurun gelişindeki ilk adım rüzgârdır. Rüzgâr bulutları sürer, su buharını taşır, nemi yoğunlaştırır ve rahmetin yeryüzüne ulaşmasına vesile olur. Allah (cc) bu ilahî düzeni şöyle bildirir: “O’dur rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen…”[7]
Bu ayet, tabiatın ardında işleyen ince planı hatırlatır: Rüzgârlar rastgele değil, Allah’ın koyduğu ölçüyle eser. Atmosferdeki su döngüsünün taşıyıcısıdır; bulutların yönünü belirler, yağmurun düşeceği yeri tayin eder. Modern bilim bu düzeni meteorolojik süreçlerle açıklar; Kur’an ise onu “rahmetin sevki” olarak tarif eder.
“Allah bulutları sevk eder, sonra onları birleştirir, sonra üst üste yığar da aralarından yağmur çıkar.”[8]
“Rüzgâr Allah’ın rahmetindendir. Allah dilediğine rahmet, dilediğine azap verir.”[9]
Azap İçin Esen Rüzgâr
Rüzgârın Kur’an’daki ikinci yüzü ise uyarı ve azap yönüdür. Rabbim, rüzgârı çoğu zaman rahmetinin bir taşıyıcısı yapsa da bazı zamanlarda da helak etmek istediği toplumun üzerine azabı gönderdiği bir vasıtadır. Bu, kâinattaki ilahî dengenin bir parçasıdır: Aynı rüzgâr bir topluluğa serinlik olurken, başka bir topluluğa helaki getirebilir.
Tarihte helâk edilen kavimlerden biri olan Âd kavmi, bu hakikatin çok çarpıcı bir örneğidir. Kur’an onların helâkini şöyle anlatır: “Biz, üzerlerine uğultulu ve dondurucu bir rüzgâr gönderdik.”[10]
Bu “rîhun sarsar” adı verilen rüzgâr, yedi gece sekiz gün boyunca kesintisiz esmiş; her şeyi kökünden söküp savurmuştur. Yine “sarsar” kelimesi; “gürültüyle esen, pek soğuk ve dondurucu rüzgâr” anlamına gelir. Âd kavmine yöneltilen bu rüzgâr, son derece şiddetli ve öfkeliydi. Bugün bu tarife en yakın olan rüzgâr tipi, gürültüsü ve yıkıcılığıyla bilinen kasırgadır. Bizzat görmüş ya da televizyonda izlemiş olanlar bilir; kasırga dev bir uğultuyla gelir, üstelik çok soğuktur. Bulutların içinde başlayan şiddetli bir fırtına yere iner, kısa süre bir noktada dönerek bekler, ardından ilerleyerek önüne gelen her şeyi perişan eder. Birkaç dakika içinde geçtiği yerlerde yolların bile söküldüğüne şahit olunur.
Âd kavmi ise Allah (cc) tarafından böylesi bir rüzgârla her taraftan kuşatma altına alınmıştı. Düşünün ki bir toplum, dört bir yandan dondurucu, uğultulu ve şiddetli bir rüzgârla sarılmış… Fakat bu rüzgâr kasırga gibi hareket etmiyor; tam yedi gece ve sekiz gün boyunca bulundukları yerde dönüyor, onların üzerine çarpıyor ve hiç ara vermeden tazyikle esiyordu. Bu dönüş, evleri, bedenleri, sığındıkları ağaç ve duvarları paramparça eden durmaksızın bir darbeydi. Âd kavmi için kaçacak tek bir yön, soluklanacak tek bir an bile yoktu. Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: “Âd kavmine gelince; onlar da uğultulu, dondurucu, son derece şiddetli bir rüzgârla helâk edildiler. Allah onu yedi gece sekiz gün boyunca kesintisiz olarak onların üzerine musallat etti.”[11]“Bilin ki Allah’ın yakalaması gerçekten çok çetindir.”[12] Allah (cc), onlara dünya hayatında zillet verici bir azap tattırmak için o dondurucu rüzgârı göndermişti. Fakat ayetin devamında bildirildiği üzere: “…Ahiret azabı ise elbette daha rezil edici olacaktır. Onlara yardım da edilmeyecektir.”[13]
Yani dünya azapları ne kadar ağır olursa olsun, ahirette karşılaşacakları azap çok daha şiddetli olacaktır. Rüzgâr dindiğinde ve o azap diyarı terk ettiğinde ise Yüce Allah şöyle buyurur: “(Orada olsaydın) onları, içi boş hurma kütükleri gibi yere serilmiş halde görürdün.”[14]
Âd kavmi uzun boylu, heybetli insanlardı. Bu sebeple onların yere devrilişi, içi boş hurma kütüklerinin devrilmesine benzetilmiştir. Allah (cc) bizi Âd kavmi ve yaşadıkları helâk hakkında bilgilendirmeseydi, onlardan bir iz bile hatırlayamazdık. Bu yüzden Cenâb-ı Hak soruyor: “Şimdi onlardan geriye kalan bir şey görüyor musun?”[15]
İbn Kesîr, Âd kavmine gelen “sarsar rüzgârı” anlatırken şöyle der: “Rüzgârın şiddeti bir bedenin iç organlarını iki saniyede parçalayacak kadar güçlüydü.”
Rivayetlerde: İnsanlar yerden kopmuş gibi havalanıyor, kemikleri ses veriyor, bedenleri içten dışa doğru parçalanıyordu. İbn Kesîr ayrıca ekler: “Azap rüzgârı normal rüzgârın içinden çıkar; fakat onu kimse fark etmez.” Bu ifade müfessirlerin en sarsıcı yorumlarındandır.
Kur’an bu gerçeği bir başka ifadeyle özetler: “Onlara azap rüzgârları gönderdik.”[16]
Rüzgâr ve Denge: Kâinatın Görünmez Terazisi
Rüzgâr, yeryüzündeki hayatın devamı için vazgeçilmez bir denge unsurudur. Kur’ân’da göklerin ve yerin düzeni anlatılırken sık sık rüzgârların yönlendirilmesine dikkat çekilir. Çünkü rüzgâr, Allah’ın koyduğu ölçüyle esen; rahmeti taşıyan, hayatı dengeleyen bir kuvvettir. Kur’an bu gerçeği şöyle ifade eder: “Rüzgârların yönlendirilmesinde aklını kullananlar için ibretler vardır.”[17]
Rüzgâr; bulutları taşır, denizleri hareketlendirir, toprağı canlandırır. Eğer rüzgâr hep aynı yönden ve aynı güçte esseydi, dünyanın iklim dengesi tamamen bozulur; denizlerde ve karada hayat kalmazdı. Bugün “atmosfer dolaşımı” dediğimiz sistemin kalbinde, rüzgârın bu hassas hareketi vardır.
Rüzgârların bu düzen içinde işleyebilmesi, hava basıncı, nem ve ısı farkı gibi fizikî yasalarla yürür. Fakat bu yasaları koyan, sürdüren ve bozulmadan işleten Allah’tır. Kur’ân’ın beyanıyla:
“O, ölçüyü koydu; sakın dengeyi bozmayın.”[18]
Müfessirler, bu ilahî ölçüyü şöyle açıklar: Rüzgâr az eserse kıtlık olur, çok eserse yıkım gelir.
Yani rahmet ile azap arasında duran çizgi, rüzgârın Allah’ın izniyle kurduğu dengedir.
İbn Kayyim bunu şöyle özetler: “Rüzgâr, Allah’ın gücüyle ortaya koyduğu bir ordudur; kimi zaman rahmet, kimi zaman uyarı taşır. Denge, Allah’ın emrine teslimiyettedir.”
[1] Tefsîru’l-Kurtubî, A‘râf 57; Rûm 46
[2] Nüzhetü’l-A’yün, s. 85
[3] Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr
[4] Yeryüzünün tropikal bölgelerindeki denizlerde yıl boyunca düzenli olarak esen birtakım rüzgârların genel adı.
[5] Asya’nın güney kıyılarıyla Hint Denizi’nde esen, mevsime göre yön değiştiren, etki alanı geniş rüzgâr.
[6] Ebû Dâvûd, Edeb 100
[7] 7/A‘râf 57
[8] 24/Nûr 43
[9] Müslim, İstiskâ 11
[10] 41/Fussilet 15–16
[11] 69/Hakka 6,7
[12] 8/Enfal 25
[13] 41/Fussilet 16
[14] 69/Hakka 7
[15] 69/Hakka 8
[16] 46/Ahkâf 24
[17] 45/Câsiye 5
[18] 55/Rahmân 7–8